Şahane Kaşlara Sahip Olmanın Püf Noktaları

Şahane şekillere sahip, kışkırtıcı ve çok özel kaşlara sizlerde sahip olabilirsiniz. Tek yapmanız gereken kaşlarınızı hayal ettiğiniz şekle sokabilmek için aşağıda yer alan teknikleri ve püf noktaları öğrenerek uygulamak olacaktır.

1.Kaşlarınızı uzun süre almayın: istediğiniz kaşlara sahip olmak için şuan kullanmış olduğunuz kaş şekliniz farklı ve ince olabilir. Bu nedenle yepyeni bir kaş modeli için kaşlarınızı almayarak daha kalın ve bambaşka kaşlara sahip olabilirsiniz.

2.Doğru cımbızı seçin: Kaşlarınızı kolayca almanıza olanak sunan ince ve tek hamlede istenilen tüyü almanızı sağlayacak türden kaliteli bir cımbız tercih etmelisiniz. Bu sayede kaşlarınıza istediğiniz şekli kolayca verebilirsiniz.

3.Yüzünüze en yakışan şekli verin: başkalarının kaş modelleri ne şekilde olursa olsun umursamayın. Siz yüzünüze yakışan kaş modelini seçerek yüzünüzde oluşabilecek en güzel görüntüyü kaşlarınızla yakalayın derim

4.Fazlalıkları kesin: Kaşlarınızı biraz kalınlaştırdıktan sonra istediğiniz şeklide verdiyseniz mutlaka yapmanız gereken, fazlalık kaşlarınızın uçlarını kesmek olacaktır. Bu yöntem sayesinde daha belirgin ve düzgün saçlara sahip olabilirsiniz.

5.Kaş aralarını doldurun: kaşlarınız çok seyrek olabilir. Kaş renginizle uyumlu bir kalem kullanarak daha gür ve dolgun görünen kaşlara kolayca sahip olabilirsiniz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Ayak Sorunları ve Alınacak Tedbirler

Bunyon(İltihaplı Ayak Şişliği-Yangı): Ayak baş parmağının altında gelişen bir yumrudur ve diğer parmaklara doğru kaymasını sağlayarak düzensiz bir görünüme ve rahatsızlığa sebep olur. Ayak kemiklerinin hizasını bozar eklemde karakteristik yumru üretimini sağlar, basınçlı ve ağrılıdır. Parmaklarda acılı ve ağrılı mısır oluşumuna neden olur. Ağrı kesiciler ayak yastık destekleri ve geniş rahat ayakkabı giyerek sorun çözülebilir. Yüksek topuklu ayakkabılardan, dar ve sıkı ayakkabılardan kaçınılmalıdır.

Mısır ve Nasır: Sürtünmeyle ve birçok sebeple oluşan mısır ve nasırlar, hassas cilt iyi korunamadığı zamanlarda, kalın, sert ve ölü deriye neden olurlar. Koni biçiminde deriye gömülü olarak çıkar. Genellikle küçük ve sıkışık bölgede meydana gelirler. Hastalığı tetikleyen uygunsuz ayakkabı giyimine devam edildiğinde nasırlar da ilerler. Pamuklu kadiye ayak yastığı ve tabanları işe yarar. Cerrahi müdahale ile de tedavi edilir.

Gut: Bir artrit türüdür, baş parmağın büyük ekleminde genellikle şişlik, ağrı, kızarıklık ve sertlik ile karakterizedir. Gut, ayak, ayak bileği ya da dizde ortaya çıkabilir. Eklemlerde sert kristaller oluşturabilir. Vücutta çok fazla ürik aside sebep olabilir. Son günler ve haftalarda saldırıya geçerse, anti enflamatuar ilaçlar kullanılabilir. Ürik asit düşürücü ilaçlar kullanılır. Bunu yıkmanın bir diğer başarılı yolu ise uygun bir beslenme tarzını benimsemektir. Mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Diğer belli başlı ayak hastalıkları şunlardır:
Plantar siğiller: ayak tabanı üzerinde gelişir, zor ve saldırgandır. Bulaşıcıdır, kırık deri yoluyla içeri girer havuz ve duşlardan virüs yoluyla deriye girer. Lazer tedavis mevcuttur.
Ayak mantarı: yanma, kaşıntı, kızarıklık, peeling kabarma oluşur. Mantar enfeksiyonu, direkt temasla veya bulaşmayla geçer. Ayakkabıda ve hava sirkülasyonunda gelişir. Ilaç tedavisi vardır
Tırnak mantar enfeksiyonu: Renksiz ve kırılganlaşan tırnaklarda vardır.
İçe kıvrık ayak başparmağı, batık ayak tırnakları ve düztabanlık diğer sorunlardır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Doğurganlık Şansını Artıran Sağlıklı Besinler

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Furkan Kayabaşoğlu doğurganlığı artıran besinleri anlattı.

Herkes belli bir yaşa geldiğinde, hayatta belli beklentileri gerçekleşince “çocuk sahibi” olmayı planlar. Kimisi için yakın zamanda, kimisi içinse yıllar sonra ama her kadın için bebeğini kucağına almak vazgeçilmez bir içgüdüdür. Ancak günümüzde kadınlar artık daha geç çocuk sahibi olmak istediklerinden bazen hamile kalmakta zorluk çekebilirler. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Furkan Kayabaşoğlu, hamile kalma sürecini kolaylaştırmak için önerileri sıraladı.

Kayabaşoğlu, geçmişte anneliğin en sık 20 – 25 yaş aralığında görüldüğünü, günümüzde ise kadınların iş hayatında aktif rol oynamalarıyla anne olma yaşının, yumurtlama kapasitesinin azaldığı ileri yaşlara kaydığını belirtiyor.

Özellikle 35 yaş sonrası doğurganlığın hızla düştüğü gerçeği göz önünde bulunduğunda, günümüzün modern kadınının, doğurganlık yıllarını uzatmanın yolunu araması kaçınılmazdır. İşte size Op. Dr. Furkan Kayabaşoğlu’ndan doğurganlığın artırılması için 9 önemli hayat tarzı değişikliği önerisi…

1- Bir beslenme uzmanına görünün

Beslenmeniz hem sağlığınız hem de doğurganlığınız için çok önemlidir. Bu nedenle yaşamınız için bir beslenme uzmanı edinmelisiniz. Beslenme uzmanınızın önereceği tetkikler ile beslenmenizin kalitesini artırabilirsiniz. Vitamin ve mineral eksikliğiniz, size uygun bir beslenme programı hazırlanarak kapatılabilir. Diyetinize düzen kazandırdıktan yaklaşık dört ay sonra etkilerini fark edeceksiniz.

2- Vitamin ve mineral takviyesi yapın

Besinler içerdikleri vitamin ve mineraller sayesinde besleyicidirler. Günümüzde hazır gıdaların içerdiği katkı maddeleri nedeniyle besleyici özellikleri düşüktür. Mevsimine uygun meyve ve sebze tüketilmemesi durumunda beslenmenizi vitamin ve minerallerle takviye etmeniz gerekiyor. Eğer kendinize özel bir beslenme programı edinme şansınız yoksa, size küçük bir tüyo verelim: Günlük 1000 mg keten tohumu ya da yağı, 1000 mg C vitamini ve çinko alabilirsiniz. Basitçe hamileler için tasarlanmış bir multivitamin tablet almanız benzer etkiyi sağlayacaktır.

3- Beslenmenizden zararlı yağları uzaklaştırın

Vücudumuz bazı yağ asitlerine ihtiyaç duymaktadır. Mesela balıklarda ve cevizde bol miktarda bulunan omega3 yağ asidi başta sinir hücreleri olmak üzere birçok hücrenin temel yapı taşıdır. Buna karşın margarinlerde bulunan hidrojenli yağlar ve et – süt ürünlerinde bulunan doymuş yağlardan uzak durmak gerekmektedir.

4- Vücut ağırlığınıza dikkat edin

Kadınların doğurganlığında vücut ağırlığı çok önemlidir. Doğurganlığın azaldığı belli bir vücut ağırlığı yoktur, hesap yapılırken boy da göz önünde tutulmalıdır. Vücut – kitle indeksinin 20 – 25 arasında olması doğurganlık için idealdir. Vücut – kitle indeks hesaplaması vücut ağırlığının boyun karesine bölünmesi ile hesaplanmaktadır. Hem aşırı zayıf olmak hem de kilolu olmak yumurtlamayı olumsuz etkilemektedir.

5- Sigara içmekten vazgeçin

Sigara içmek sadece doğurganlığa değil genel sağlığa zararlıdır. Üreme sağlığı açısından sigara kadınlar için menopoz yaşının daha genç yıllara kaymasına, erkekler içinse sperm hareketliliğinin azalmasına neden olmaktadır. Sigaranın zararlı etkisi sadece nikotin değil içerdiği binlerce kimyasallar nedeniyle olmaktadır. Piyasada “light” şeklinde satışı yapılan sigaraların zararlı etkileri diğerlerine göre daha az değildir. Bu nedenle sigaranın az sayıda tüketilmesi ya da “light” tercih edilmesi doğurganlık üzerine olumsuz etkileri azaltmamaktadır.

6- Alkol ve kahveyi abartmayın

Bilimsel araştırmalarda, doğurganlık üzerine olumsuz etkileyen alkol ve kafein seviyesinin hangi sınırda olduğu üzerine fikir birliği mevcut değildir. Bu nedenle bu maddelerin sosyal hayatta tüketilmelerinin doğurganlığı olumsuz etkilemediği ancak bağımlılık seviyesinde tüketilmesinden uzak durulması önerilmektedir. Özellikle hamilelik planladığınızda alkol ve kahveyi biraz sınırlandırmak yerinde olacaktır.

7- Sık sık tatil yapın

Stres, hem cinsel performansı azaltarak hem de hormonal dengeyi olumsuz etkileyerek doğurganlığı azaltır. Yıl içinde kısa süreli de olsa sık sık tatile çıkarak hayatınızdaki streslerden uzaklaşmaya çalışın.

8- Cinsel ilişki kalitesini artırın

Çok sık cinsel ilişkiye girmek de, çok seyrek ilişki de doğurganlığı azaltacaktır. En uygun olan cinsel performans haftada 2 – 4 arası cinsel ilişkide bulunmaktadır. Bu sıklıkta seks yapmak hem sperm sayısını ve hareketliliğini olumlu etkileyecektir hem de yumurtlama zamanına denk gelerek hamilelik oluşumunu sağlayacaktır.

9- Sabırlı olun, acele etmeyin

Tüm bu beslenme ve hayat tarzınızdaki değişiklik uyguladıktan sonra hamile kalmak için acele etmeyin. Unutmayın ki her kadın ayda sadece bir gün yumurtlar ve sağlıklı çiftler için aylık hamile kalma oranı %20 civarındadır. Hayatınızdaki bu değişiklikler 3 – 4 ay içinde etkilerini göstermeye başlayacaktır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Yüksek Kan Basıncı – Tansiyon

Kalp hastalığı ve ve kalp hastalıklarına bağlı yaşanan sorunlarda bir numaralı risk faktörü olan yüksek kan basıncı veya hipertansiyon, günümüzde dünya genelinde bir milyardan fazla insanı etkiliyor. 2025 yılında 1,5 milyardan fazla kişinin veya 25 yaş üstü her üç yetişkinden birinin yüksek kan basıncı sorunu olacağı tahmin ediliyor.

Türkiye Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği’nin Türkiye’de yaptığı araştırmalar Türkiye’de 18 milyon civarında kişinin hipertansiyon sorunu olduğunu gösteriyor.

Bu kişiler arasında, her 10 kişiden sadece 6’sı bir hipertansiyon sorunu olduğunun farkındaii. 15 milyon kişi ise hayatı boyunca hipertansiyona ilişkin herhangi bir kontrol yaptırmamış ve aynı oranda insan ise hipertansiyondan şikayetçi. Fakat bu kişilerin yalnızca 9 milyonu hipertansiyonu olduğunun farkında.

Türkiye Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre hipertansiyon tespit ve tedavi edilebilirse Türkiye’deki ölümlerin %25’inin önlenmesi mümkün. 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü, hipertansiyonun teşhisi, kontrolü ve önlenmesi konusunda toplumu bilinçlendirme amacını taşıyor.

Kan basıncınızı evde takip ederek tansiyon ölçümünü stressiz ve güvenli bir şekilde kontrol altında tutmak mükün. Gelişen yeni ürünler ve teknolojiler ise evde ölçümü daha da kolaylaştırıyor.

Herkes tansiyonunun kaç olduğunu bilmeli

İsviçre’nin Lozan şehrinde bulunan Üniversite Hastanesi’nin Tıp Fakültesi’nde Klinik Patofizyoloji ve Tıp Eğitimi Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Bernard Weaber konuyla ilgili olarak “Yüksek kan basıncı erken bir aşamada tespit ve tedavi edilirse, birçok kalp hastalığı önlenebilir.

Bu yüzden herkes tansiyonunun kaç olduğunu bilmeli ve düzenli olarak tansiyonunu ölçmeli. Evde kan basıncı takibi, arteryel hipertansiyonun veya yüksek kan basıncının tespit ve tedavisinde giderek daha fazla önem kazanıyor.

Benim tecrübelerime göre insanlar tansiyonlarını evde ölçtüklerinde çok daha az strese giriyor ve günümüzde pek çok tansiyon ölçme aletinin doğru ölçüm sunması da tüketicilere güven veriyor” dedi.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Herpes (Genital Bölge Uçuğu) Nasıl Oluşur?

Üreme organları dışında oluşan uçuk herpes olarak adlandırılmaktadır. Bulaşma yolu ile yani genital bölgesinde uçuk olan bir birey ile temes sonucu vücuda geçmektedir. Genel olarak cinsel temas sonucunda oluşmaktadır. Bu hastalık ile bir kez karşılaşan birey, direnç mekanizması düşeceğinden tekrarını da yaşayabilir. Oldukça ağır seyreder ve tipik lezyonlar görülür. İlk başlarda içi su dolu çıkıntılar ortaya çıkar. Bunlar zamanla yara halini alır.

Doğumdan sonra bebeğin herpes enfeksiyonu kapma ihtimali olduğundan gebelikte son derece önemli bir sorundur. Bu nedenle bu enfeksiyona gebelikte maruz kalan gebelerin sezaryenle doğum yapmaları önerilmektedir.

Belirtileri:
-Cinsel ilişki esnasında ağrı ve yanma,
-Şeffaf akıntı,
-Şiddetli ateş,
-Lenf bezlerinde şişme

Tedavi:
Krem ve ağız yolu ile alınan haplar tedavide kullanılmaktadır. Kremler ağrıyı azaltarak bireyde rahatlık hissi uyandırır. Haplar ise enfeksiyonun hızlı iyileşmesine yardımcı olmaktadır.
Genital bölgesinde herpes oluşan birey beslenmesine dikkat etmeli, cinsel ilişkiye girmemeli ve hijyen kurallarına uygun davranmalıdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Vitiligo Hastalığının Nedenleri ve Tedavi Şekli

Derimizin rengini veren melanin pigmentinin hasar görmesi sonucunda cildin bazı bölgelerinde yama şeklinde beyazlamaların oluşması durumu vitiligo olarak adlandırılmaktadır. Bahsedilen beyazlık süt kadar belirgindir.

Vücutta en çok el, kol,bacaklar ve yüz etkilenmektedir. Her 100 kişiden 1.5 inde görülmektedir. Genetik faktörlerin hastalığın oluşumunda etkili olduğunu söylemek mümkündür.

Vitiligonun Nedenleri:
Vücudumuzda renk veren melanin adında bir pigment bulunmaktadır. Işte bu pigmentin bozulmaya uğraması vitiligonun oluşmasına neden olmaktadır. Bununla birlikte güneş yanması, stres, çarpma gibi faktörler bu hastalığın şiddetinin artmasında önemli etkenlerdir.

Tedavisi:
Vitiligo tedavisinde temel amaç bozulmaya uğrayan melanosit hücrelerinin çalışmasını normale döndürmektir. Bunun gerçekleşmesi için bazı krem ve ilaçların kullanılması gerekmektedir. Bununla birlikte bu hastalık için son zamanlarda kullanılan yaygın tedavi ultraviyole B ışık tedavisidir. Işın tedavisi yalnızca vitiligonun oluştuğu bölgeye uygulanır ve yüzdiğer bölgelerin zarar görmesi engellenir. Bu tedavi için birkaç şans eseri olmayıp seansların düzenli bir şekilde aksatılmadan uygulanması çok önemlidir. Minimum 10 seans sonucunda olumlu cevap alınmaktadır. Haftada iki üç seans uygulanmalıdır
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Fazla Terlemenin Nedenleri Nelerdir? Ne Gibi

-Fazla Kilo: Aşırı kilolu olmanız, vücudumuzun sizi taşımasını zora sokar. Bu durum günlük rutin faaliyetlerinizde dahi aşırı terlemenize neden olur. Bu anlamda kilo vermenizin büyük yararı olacaktır.

-Menopoz: Yaşınızın ilerlemesiyle menopoz dönemine yaklaşmaya başlayınca vücudunuza ateş bastığını ve aşırı şekilde terlediğinizi fark edersiniz. Bu ter nöbeti geceleri de görülebilmektedir.

-Hipertiroidizm: Aşırı terleme sonucu hızlı bir şekilde kilo verme durumudur. Uygun bir şekilde tedavisi sağlandığı takdirde tehlikeli bir durum değildir.

Diğer Nedenler:
-Havanın çok sıcak ve nemli olması
-Bedensel zorlanma
-Kullanılan bazı ilaçların yan etkisi
-Zatürree
-Depresyon ve stres
-Alkol kullanmak
-Ergenlik
-Kalp hastalığı
-Aşırı hareketlilik
-Karaciğer hastalığı

Ne Yapmak Gerekir?
-Naylon, polyester tarzı giysiler giyinmekten kaçının. Ter emen, keten türü bol ve hafif giysiler tercih edin.
-Sigara kullanmayın, alkol kullanıyorsanız azaltın.
-Ter önleyici deodorant kullanın.
-Günde en az bir kez duşa girmeye çalışın. Bu durum terlemenizi engellemede de en azından kötü kokmanızı önler.
-Eğer durumumuz ciddi ise bir doktora görünün.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Doğumda Kaybedilen Bebekler ve Son Durum

Tüm verilere bakıldığında bu güne kadar oldukça fazla oranda bebek doğum esnasında yaşamını yitirdi, şimdi durum ne?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2013 yılı ölüm istatistiklerini açıkladı. Buna göre, 2012 yılında 376 bin kişi yaşamını yitirirken, bu sayı 2013’te 372 bin 94’e geriledi. Ölenlerin yüzde 55’ini erkekler, yüzde 45’ini kadınlardan oluştu.

Kaba ölüm hızı 2012 yılında binde 5 iken, 2013 yılında binde 4,9’a düştü. Diğer bir ifadeyle 2012 yılında bin nüfus başına 5, 2013 yılında bin nüfus başına 4,9 ölüm gerçekleşti.

Geçen yıl kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il binde 9,2 ile Kastamonu oldu. Kastamonu’yu binde 9 ile Sinop, binde 8 ile Çankırı, binde 7,9 ile Çanakkale ve Kırklareli izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu iller ise binde 2,7 ile Hakkari ve Şırnak oldu. Bu illeri binde 3 ile Batman, binde 3,1 ile Mardin ve binde 3,2 ile Şanlıurfa, Muş ve Diyarbakır izledi.

ÖLENLERİN YÜZDE 47,1’İ, 75 VE ÜZERİ YAŞTAKİLER

Ölümler yaş grubuna göre incelendiğinde, en yüksek ölüm oranının 75 ve daha yukarı yaşta olduğu görüldü. 75 ve daha yukarı yaşta ölenlerin oranı 2012 yılında yüzde 46,2 iken, bu oran 2013 yılında yüzde 47,1’e yükseldi. En düşük ölüm oranı ise 2012 yılında yüzde 0,5 ile 10-14 yaş grubunda görülürken, 2013 yılında yüzde 0,5 ile 5-9 ve 10-14 yaş gruplarında izlendi.

Ölümler yaş grubu ve cinsiyete göre incelendiğinde, yaş grupları arasındaki cinsiyet farklılığının belirgin olduğu ve en yaşlı kuşak olan 75 ve daha yukarı yaş grubu dışındaki bütün yaş gruplarında erkek ölüm sayısının, kadın ölüm sayısından daha fazla olduğu tespit edildi.

BEBEK ÖLÜMLERİ

Bebek ölüm sayısı 2012 yılında 14 bin 931 iken bu sayı 2013 yılında 13 bin 900’e düştü. Bebek ölüm hızı, 2012 yılında binde 11,6 iken bu hız 2013 yılında binde 10,8 oldu.

Bebek ölüm hızı illere göre incelendiğinde, 2013 yılında bebek ölüm hızının en yüksek olduğu il binde 25,1 ile Kilis oldu. Kilis’i binde 17,2 ile Batman ve Gaziantep, binde 17,1 ile Van ve binde 16,8 ile Ağrı izledi. Bebek ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 5,3 ile Tunceli oldu. Tunceli’yi binde 5,8 ile Rize, binde 6,3 ile Kırşehir ve binde 6,5 ile Bartın izledi.

Bir ayını doldurmadan ölen bebeklerin oranı 2012 yılında yüzde 65,8 iken bu oran 2013 yılında yüzde 64,7’ye düştü. 2013 yılında ölen bebeklerin yüzde 13,8’inin ilk gün, yüzde 30,6’sının 1-6 günlükken, yüzde 20,3’ünün ise 7-29 günlükken öldüğü görüldü. 1-4 aylıkken ölen bebeklerin oranı ise yüzde 22,8 oldu.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Besin Zehirlenmesi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Ham meyve ve sebzelerde tehlikeli listeriosis salgını geçmiş yıllarda büyük sağlık sorunlarına yol açmıştır.

Bakterili bir çiftlikte yetişen ham kavun gibi meyve ve sebzeler enfeksiyona sebep olur, ateş, kas ağrıları, mide sorunları ve ishale neden olur. İyi temizlenmiş ve buzdolabında soğuk ayarda saklanan ham olmayan besinleri tüketin. Yoğurt, peynir çiğ sütle yapılan süt ürünleri de risklidir. Sadece şoklama ve soğutma ya da kaynatma ile bu ürünlerdeki bakteri ölmez. Yaşlılar, hamileler, zayıflar ve bağışıklığı güçsüz kişiler risktedir. Pastörize ürünleri satın alın.

Kümes hayvanları ve yumurtada da taze ürünleri alın. Domates, biber ve salata yeşilliklerde de dikkatli olun. Çiğ ve az pişmiş besinlerden kaçının. Sıcak ve nemli ortamda yetişen ürünlere dikkat edin. Bebek ve yaşlılarda bu enfeksiyonlar çok ciddi hatta ölümcül olabilir. İyice yıkanan, kurutulan ve buzdolabında saklanan ürünleri tüketin. Çiğ et özellikle kıymadan kaçının. E. Coli bakterisi çiğ ette yaygındır. Özellikle bakteriler kıymada birikir.

Konserve gıdalarda riskli sınıfındadır. Bal, et, fermente ürünler, tuzlu balık konserveleri özellikle bebekler için ölümcül olabilir. Kabuklu deniz ürünleri yosunlu ürünler de gelgitten nasibini alır. Toksin yüksek oranda olabilir. Di ve dudaklarda karıncalanma, nefes darlığı, ve nihai felç görülebilir. Zehirlenme belirtileri 30 dakika içinde gelişir. Deniz yosunu ve orfozda belirtiler, kollarda veya bacaklarda yanma veya ağrılı karıncalanma, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, ishal, halüsinasyonlar ve sıcaklık değişimidir.

Nörolojik belirtilerde doktorunuza başvurun. Yüksek ateş, kanlı dışkı, uzun süreli kusma, 3 günden fazla süren ishal, ağız kuruluğu, baş ağrısı, az idrar zehirlenme belirtileridir. Ellerinizi ve gıdaları iyice yıkayın. Mutfak eşyaları ve tezgahı temizleyin. Akan su altında temizleyip kurutun. Marul ve lahananın dış yapraklarını atın. Et, tavuk ve yumurtayı uygun sıcaklıkta pişirin. Sıcak soğuk değişimie dikkat edin.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Sıcak Çarpması Nasıl Olur Tedavisi Nedir?

Kavurucu sıcakları yaşadığımız günlerdeyiz.

Gündüz güneşin altında çalışanlar ve güneşe maruz kalanlar sıcak ve güneş çarpması riski altındadır. Sevdiklerinizi ve kendinizi güneşin yakıcı etkilerinden korumanız gerekir. Serin ve gölge yerlerde durmanız sağlığınız için iyi olacaktır. Susuz kaldığınızda sıcak çarpması daha tehlikeli olacaktır.

Şapka ve gözlük takmayı unutmayın ve elinizden su şişeniz eksik olmasın. Hastalar, çocuklar, yaşlılar ve hayvanlar için öğlen saatleri çok tehlikelidir. Mümkünse dışarı çıkmayın veya gölge yerleri tercih edin. Isı bitkinliği ve sıcak çarpması hayatı tehdit eden bir sağlık sorunudur.

Çocuk ve yaşlıları daha fazla vurur. Vücut ısıları çabuk yükselir ve geç soğur. Belirtilerinden biri sıcakta terlemenin durmasıdır acil tıbbi yardım isteyin. Açık hava etkinliğine giden çocuklarınızı iyi koruyun bol su içirin. Dışarı çıkmasından önce su içirmeye başlayın ve oyun sırasında da suyunu eksik etmeyin.

20 dakikada bir mola vermesi ve su içmesi iyi olacaktır. Basit adımlarla onları güvende tutun. Sağlıklı yetişkinler dahi açık havada kendine özen göstermelidir. Egzersizi güneş altında yapmaktan kaçının. Ağır hareketlerden kaçının bol su için. Hayvanlarınızı da açık havada çok tutmayın gölgede dinlendirin bol su verin
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kanserle Mücadelede Hücreler Arası Kromozom

İskoçya Dundee Üniversitesi yaşam bilimleri profesörü Karim Labib ve meslektaşları hücre biyolojisi çalışması yapmıştır.

Hayatın önemli bir parçası olan kromozomlar hücreler arası kopyalanabiliyor ve bu buluşla kanserle mücadele edilebiliyor. Bireyin genetik planını taşıyan DNA hücreleri demetler halinde birbirine bağlı. Kromozom kopyalama işlemi yeni hücrelerin büyümesine ve normal fonksiyonlarını yürütmek için mükemmel bir genetik bilgiyi kopyalamak için idealdir ve uzmanlar bunu kullanmıştır.

Hücrelerin anormal davranışlarında ilgili kromozomlar yer değiştirilebilir. Kanser tedavisinde bu özel bir çaredir. Moleküler proteinler DNAnın kalbi olan kromozomların makine gibi işlemesinde yardımcı. Çift sarmallı DNA iplikleri birbirine bağlanabilir ve kopyalanır. Kromozom kopyalama ve sarmal aktarımı yeni bulunan bir buluş ve kanser tedavisinde oldukça etkili. Proteinlerin birbirine yapışmaması gerekiyor. Bağışıklık sisteminin zarar görmemesi de önemli.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kanserden Koruyucu Besinler

Bugün herkesin bildiği üzere kansere nedenlerinin en önde gelenlerinden biri de beslenme ile alakalıdır.

Bu nedenle vücudumuzdaki hücrelerin yapısının bozulmasını önlemek ve kanserden korunmak için sağlık değeri yüksek besinler tüketmek son derece önemlidir. Bu besinlerden önemli olanlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

Limon: Adeta kansere karşı yaratılmış mucizevi bir meyvedir. Kanser hücrelerinin oluşup çoğalmasını önlemede büyük etkisi vardır.

Fıstık: Araştırmalar, E vitamini yönünden zengin olan besinlerle beslenmenin karaciğer, akciğer, kolon kanserlerine karşı koruyucu etkilerinin olduğunu göstermektedir. Fıstık ve fıstık ezmesi bu anlamda en çok önerilen gıdalardandır. Greyfurt: C vitamini bir antioksidandır ve kanseri meydana getiren nitrojen bileşiminkn oluşumunu engellemektedir. C vitamini greyfurt, portakal, mandalina, dolmalık biber gibi birçok sebze ve meyvede kolayca bulunabilmektedir. Yoğun C vitamini içeren besinlerle beslenmek mide, kolon, idrar kesesi, serviks ve göğüs kanserine karşı koruyucu etki üstlenmektedir.

Alabalık: D vitamininin düşük olması özellikle göğüs ve kuram kanserine kapı açmaktadır. Malesef duamız çok d vitamini içeren çok az sayıda besin bulunmaktadır. Bunlardan biri de alabalıktır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Birden Fazla Bebekte Gebelik Komplikasyonları

Çoklu gebelikler tekli gebeliklere göre daha risklidir çünkü anne karnında birden fazla bebek vardır.

Komplikasyon riski de böylece artar. Erken doğum, düşük gibi riskler artar. İkizlerin %60 ı zamanında önce doğuyor. 37 haftayı tamamlamadan 35 haftada doğabilir. Üçüz gebeliklerde 33 hafta daha fazla bebekte 29 ve altına düşebilir. Erken doğumda riskler büyüktür. Bebek tam hazır değilken tam gelişmiyor. Akciğerler, beyin, diğer organlar tam gelişmiyor.

Bağışıklık sistemi hazır olmuyor ve enfeksiyonlarla mücadelede zorlanıyor. Erken doğan bebekler kolay hastalanıyor hatta hayatını kaybetme riski yüksek. Sağlıklı bir kiloya ulaşmakta zorluk çekerler. Büyük ihtimalle normal kiloya ulaşamazlar. Düşük kiloda olduklarından nefes almada güçlük çeker ve solunum cihazına bağlanırlar.

Yenidoğan bakım ünitesinde gelişmeleri için haftalarca beklenebilir. İdrarda yüksek protein ve yüksek tansiyon sorunları görülebilir. Plasentadan gelişmeye başlayan preklamsi sorununda ciddi hayati riskler söz konusudur. İnsülin kandaki şeker seviyeleri düzgün olmayabilir. Doğumdan önce rahim duvarından ayrılan bebeklerde erken doğum, düşük ve büyüme sorunları görülecektir. Tek bebeğe hamilelikte bu sorunlar çok az ihtimaller görülürken birden fazla gebelikte bu sorunlar yaşanabilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kanser Teşhisi Ruh Sağlığını Nasıl Etkiler?

Kanser tanısı üç kişiden birinde ruhsal çöküntülere neden oluyor. Almanya’daki yeni bir araştırmaya göre anksiyete ve depresyon gibi sıkıntılar kanseri öğrendikten sonra başlayabiliyor.

Kanser hastalarının %32’sinde bu sorunlar mevcut. Psikolojik bozukluk ile onkolojik hastalıklar birbiriyle ilişkili. %20 oranında zihinsel bozukluklar da görülebilir. Mide ve pankreas kanseri insanları daha çok yormakta. Kadınlarda rahim ve meme kanseri, erkeklerde prostat pankreas ve akciğer kanseri ön planda ve bu hastalarda ruhsal bozukluklar ortaya çıkabiliyor.

Tedavi edilebilen kanser türleri mesela meme kanserinde hastanın umudu daha fazla kurtulma şansı var. Buna rağmen kadının duygusal dünyası göğsünü kaybettiği andan itibaren boşluğa düşebilir. Kanser tedavisinin yanında psikolojik terapi de önerilir. Endişe ve sosyal uyum sorunları sıkça yaşanıyor. Kadınlar daha hassas ve sorunlarını daha fazla belli edebiliyor. Zayıflıkla başa çıkma adına terapiler şart.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Koah Hastalığı Nasıl Teşhis Edilir?

Koah, pek çok kişinin çok yakından tanıdığı, sigara içenlerin başından geçen, dönüşü olmayan bir hastalık olduğu için erken teşhis çok büyük bir önem arz etmektedir. Koah hastalığı, akciğerin kaybedilmesine neden olmaktadır.


Koah hastalığının teşhisi; sürekli öksürük, balgam ve nefes darlığı gibi belirtilerin var olmasıyla ortaya çıkmaktadır. Bu belirtilerin oluşması sonucu akciğer kapasitesinde azalma gerçekleşmektedir. Hastalık sonucu akciğerin Tamamen veya çok daha ağır bir duruma düşmemesi adına en kısa sürede koah’la ilgili bir hekime başvurarak hastalığın daha fazla ilerlemesine engel olunmalıdır.
Koah hastalığının teşhisi için kişilerde bulunması gereken durumlar;
1. Sigara kullanımı
2. Uzun süreli olarak devam eden balgam, öksürük ve nefes darlığı şikâyetleridir.
Yukarıda bulunan şikâyetlere sahip olan ve sigara kullanan kişiler solunum testi sayesinde kolayca koah testini gerçekleştirebilirler. Çok kolay ve kısa bir uygulama olan işlem sayesinde sadece derin bir nefes alarak ağzınızda bulunan hortuma üfleyerek koah’la ilgili teşhisi gerçekleştirmek mümkündür.
Yapılan test sonucu koah hastalığının dercesine göre uygun bir tedavi şekli uygulanarak, dönüşü olmayan bu hastalığın daha fazla ilerlemesi engellenebilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Erkeklerin Cilt Güzelliği İçin Yapması Gerekenler

• Cildinize özel tıraş ürünlerini tercih edin.
• Günlük cilt bakımınızı yapın.
• BHA içeren salisilik ürünleri tercih edin.
• Güneş Kremi kullanın.

Tıraş için gerekli olan pek çok ürün içerisinde; alkol, sodyum, potasyum, nane, mentol hidroksit ve kâfur gibi cilt üzerinde alerjik reaksiyon oluşturacak maddeler yer almaktadır. Bunların dışında hassas ciltler için özel üretilmiş ürünleri tercih ederek güzel bir cilde sahip olabilirsiniz.
Tıraş sonrası bakım; tıraş esnasında kullandığınız ürünlere dikkat etmek bazen yetersiz gelebilir. Tıraş sonrası uygun bakım güzel ve pürüzsüz bir cilt için gereklidir. Tıraştan sonra sürülen losyonlar cildinizin kabarmasına ve kızarmasına sebep olabilir. Bu duruma meydan vermemek için tıraş sonrası alkolsüz tonikleri tercih edebilirsiniz.
Günlük yapılan tıraş cilt üzerindeki ölü tabakayı temizlediğinden ışıl ışıl ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak kaçınılmaz olacaktır.
Sivilceli veya siyah noktalı bir cilde sahipseniz; BHA içeren salisilik asitli cilt bakım ürünlerini tavsiye edebiliriz. Hassas ciltlere uyum sağlayan bu ürünleri kullanarak cildinizde bulunan sivilce ve siyah noktalardan kolayca kurtulabilirsiniz.
Güneşten korunmak, cilt sağlığı ve güzelliği için önemli bir etkendir. Tıraş sonrası hassaslaşan cilt güneşe maruz kalarak farklı şekillerde renk değişimlerine sebep olabilir. Kesinlikle güneşe çıkılacak durumlarda güneş kremleri tercih edilmelidir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kısırlık Nedir? Nedenleri Nelerdir?

Çiftlerin, herhangi bir doğum kontrol yöntemine başvurmadıkları halde düzenli ilişkilerine devam etmelerine rağmen gebeliğin gerçekleşmemesi durumu, infertilite yani kısırlık olarak ifade edilmektedir. Nedeni, sadece kadından, sadece erkekten ya da her ikisinden de kaynaklanabilir.


Kadınlarda Kısırlık Nedenleri olarak;
• Adet görememe (aminore)
• Yumurtlama (ovulasyon) bozuklukları
• Yumurtalık kanallarının tıkanması
• Rahim içi anomalilikleri
• Tüp (fallop tüpleri) yapısının bozularak spermlerin geçişine izin vermemesi.

Erkeklerde Kısırlık Nedenleri olarak;
Erkeklerde kısırlığın saptanması semen (meni) analizi ile gerçekleşir ki semenden kaynaklanan nedenler şunlardır:
• Semende meni üretiminin olmaması
• Normal bireyler için semende hücre sayısının 20 milyondan gazla olması gerekirken, hücrelerin bu sayıdan az olması
• Spermlerin hareketlilik oranlarında azalma olması
Gibi nedenler de erkeklerde kısırlığın temel nedenleri arasındadır
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Umumi Tuvalette El Yıkamak Önemli

Tokalaşmak, başkasının elinden bir şey yemek ya da tuttuğu şeyleri tutmak ve temas etmek ne kadar riskliyse, umumi tuvalette el yıkamadan çıkmak da o kadar risklidir.

Enfeksiyon ve mikrop kapma riski yüksek olduğu bilinir. Maalesef umumi tuvaletlerden çıkan kişilerin sadece %5’i ellerini yıkıyor. %33 oranda kişi sabun dahi kullanmadan ellerini yıkıyor. %10 oranda kişi hiç ellerini yıkamıyor. Bir üniversitenin tuvaletinde yapılan araştırmada 3700 kişi incelenmiş ve bu sonuçlar bulunmuştur. Doğru el yıkama kurallarına kimsenin uymadığı gibi insanlar el yıkamaya vakit bile ayırmıyor. Diğer bulgular da şöyledir.

Erkekler kadınlara oranla temizliğe ve el yıkamaya daha az önem veriyor. Kadınlar bu konuda daha titiz. Erkeklerin %15i, kadınların %7si hiç ellerini yıkamadan çıkıyor. Erkeklerin %50si, kadınların %78i sabun kullanıyor. Lavabo kirli ise insanlar ellerini yıkamaktan kaçınıyor. Günün ilk sabah saatlerinde eller daha sık yıkanıyor akşama doğru üşeniliyor. Akşam yemeğine çıkan insanlar diğer zamanlara oranla daha az el yıkıyor.

Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını azaltmak için el temizliğine maksimum önem verilmelidir. Tek ve en etkili yapılacak şey elleri sabunla iyice yıkamaktır. Gıda kaynaklı hastalık salgınları en iyi böyle önlenebilir. Yüzde 50 oranda azalma görülür. Mikropları öldürmek için su ve sabunla 15-20 saniye kadar eller yıkanmalıdır. Restoran ve otel sahipleri ile de inceleme yapılmıştır. İşini kaybetmek istemeyen itibarlı mekanlar temizliğe önem vermektedir. Çalışanlar el temizliğine önem vermektedir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kedi Dışkısı Sağlığı Riske Atıyor

Kedi pisliğindeki parazitler potansiyel bir halk sağlığı sorunudur.

Kediler yılda ortalama 1.2 milyon ton dışkı bırakıyor. Bu atık hamileleri, bağışıklık sistemi zayıf olanı, sağlıklı kişilerde bile toksoplazmozis salgınına yol açıyor. Bulaşıcı zehirli bir parazit içeriyor. Gebeliğin ilk dönemlerinde enfekte olunabiliyor, göz ve sinir sistemlerini ağır sonuçlarla etkiliyor, doğmamış bebeklerde bu hasarlara yol açıyor.

Toksoplazma enfeksiyonuna neden oluyor. Gebeler ve bebeklerin iyi korunması uzak durması önemlidir. Şizofreni, obsesif kompulsif bozukluk, romatiod artrit ve beyin kanseri bebeklik çapında dışkıdan etkilenen çocuklarda okul çağında ortaya çıkmaktadır. Kedi dışkısına bulaşan şeylere temas uzun süreli hastalıkların nedeni.

Bahçe ve açık alanlarda çocukları yalnız bırakmayın ve temiz yerlerde oynamalarını sağlayın. Metre kare başına 400den fazla kedi pisliği olabilir. Tek bir olgunlaşmamış dişi hücresi dahi enfeksiyona neden olmaktadır. Enfekte olan kuş, fare ve küçük hayvanları yiyen kediler veya bu hayvanlar ile de temas edilmemelidir.

Açıktaki kediler bu risktedir, ev kedilerinde risk yoktur. Kediniz ya da komşunun kedisi dışarıda kalırsa çöp kutularını ve kum havuzunu kapalı tutun. Bahçede eldiven giyin. Küçük çocukları koruyun. Hamileler mecburen temas ederse mutlaka test yaptırsınlar. Antikor testi için pozitif veya negatif sonuç veren testler uygundur.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Genç Erkeklerde Prostat Kanseri: Ne Bilmelisiniz?

Troy Sukkarieh robotik ve ileri laparoskopik cerrahi konusunda uzmanlaşmış kurul sertifikalı üroloji cerrahıdır.

Freehold CentraState Tıp Merkezi’nde görev alan uzmana göre prostat kanseri genç erkeklerde de görülebiliyor. Peki neleri bilmeliyiz? Son 20 yılda gençlerde bu kanseri görülme oranı 6 kat artmış. Hayatı tehdit etme konusunda genç erkekler daha fazla risk altındadır.

Yani prostat kanseri gençlerde daha ölümcül ve riskli. Yaşlılarda daha sık görülse de durum bu. Geç teşhis de tedaviyi zorlar ve belirti vermediği durumlar da vardır. Prostat kanserinde aile öyküsü önemlidir. Baba erkek kardeş amca veya dedede varsa risk artar. Bu da riski 2-3 kat artırır.

Beslenmeyle de ilgilidir, kırmızı etin fazla tüketilmesi bu riski artırıyor. Ayrıca kızarmış ve işlenmiş gıdalar, doymuş hayvansal yağlar ve süt aşırı tüketimleri prostat riskini artırır. Erken teşhis kontrol tedavi önemlidir. Bir yaştan sonra yıllık taramalara gidilmelidir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Loğusalıkta Süt Üretiminiz Az mı?

Birçok yeni annenin aklına takılan sorunların başında acaba sütüm yeterli mi sorunu vardır.

Bu da bebeği sürekli emzirmenize yol açar ki bu hatalıdır. İyi haber birçok annenin fazlasıyla süt üretebilmesidir. Böylece siz fazla kilolarınızdan kurtulursunuz bebeğiniz normal gelişimini tamamlar. İlk birkaç günde fazlalıkların %5 ila %10 u gider. İlk haftadan sonra bebeğinizin normal gelişimini sürdürdüğünü göreceksiniz. Bebeğin yeterli derecede süt aldığını nasıl anlayacaksınız?

Gün içinde en az 5-6 kez uykuya dalıyorsa ve sorunsuz oluyorsa, sağlıklı görünüyorsa, keyfi yerindeyse, dışkı rengi  sarıya dönük açıksa bunlar iyiye işarettir. Fakat her zamankinden daha az süt emmeye başladıysa göğsünüzden daha az süt geliyorsa bebeğiniz zayıflıyorsa daha kısa sürede doyuyorsa bunlar da kötüye işarettir. Göğüslerin zarar görmemesi, 6 aydan önce sütten başka bir şey verilmemesi, sıkça bebeğin beslenmemesi, sizin de sağlıklı olmanız gerekiyor.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Dikkat Bu Mantar Çok Tehlikeli!

Candida Albicans isimli bir mantar sinsi bir virüs gibi ilerliyor. Hastalıklara ve ölümlere sebep.

Konuyla ilgili bilgi veren Dr. Sinan Akkurt, bir numaralı tetikleyicisinin aşırı antibiyotik kullanımı olduğuna dikkat çektiği Candida Albicans mantarının insan bedenindeki sinsi bir ajan olduğuna dikkat çekti.

Normal koşullarda bağırsaklarda vitamin üreten bakterilerle dengede bulunan bir mantar çeşidi olan Candida Albicans mantarı, bağırsak duvarına yapışarak orada yaşıyor. Aşırı çoğalması ve yer değiştirmesi durumunda ise başta enfeksiyon oluştururken, ardından birçok hastalığın tetikleyicisi olabiliyor. Konuyla ilgili bilgi veren Biorezonans Uzmanı Dr. Sinan Akkurt, Candida Albicans mantarının çoğalmasında aşırı antibiyotik kullanımının önemli bir etken olduğuna dikkat çekti. Gereksiz yere kullanılan antibiyotiklerin yanı sıra rafine un ve şekerin fazla tüketimi, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve beslenme eksikliklerinin de bu mantar türünü çoğaltan etkenler olduğunu belirtti.

Candida Albicans mantarı ile doğrudan bağlantılı rahatsızlıklar arasında ağızda beyaz pamukçuk, aft, şişkinlik, bağırsak krampları, anüste kaşıntı, vajinal mantar, sık mesane iltihapları, adet sendromları, halsizlik, enerji kaybı, düşük libido, depresyon, konsantre olamama ve alerjileri sıralayan Dr. Akkurt, tedavi için öncelikle beslenme planının değişmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle rafine un ve şekerden uzak durulması, kefir, turşu, yoğurt, ayran, lor peyniri, sarımsak, üzüm çekirdeği, keten tohumu  gibi bağırsak florasını destekleyici gıdalar alınmasını öneren Dr. Sinan Akkurt, biorezonans metoduyla iki seansta tedavinin tamamlanabildiğini kaydetti.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Sabah Bulantısını Önlemenin Etkili Yolları

1.       Akupunkturu deneyin. Birçok kadının sorunu olan sabah bulantılarına akupunktur çare olabilir. Küçük iğneler yerleştirilir ve rahatsız eden şeylerden uzaklaşırsınız.

2.       Zencefil yiyin. Kötü kokularla savaşır ve kokudan dolayı yaşanan bulantıyı önler. Her yemekte, tatlıda ve çayda tüketilebilir.

3.       Düzenli beslenin. Aşırı yağlı ve hazır gıdalar yerine sağlıklı beslenin. Öğünlerinizi atlamadan aralarda hafif beslenin.

4.       Sıkıcı beslenme tarzına geçin. Yani sağlıksız hiçbir şeyi yemeyin, bulantı yapabilir.

5.       Sırt üstü yatın. Kokuları daha az alglar ve bulantıyı geri tepersiniz.

6.       İçeceğinizin sıcaklığını değiştirin. Sıcak içtiyseniz ve kötüyseniz soğuk bir şeyler için. Soğukken kötüyseniz tersine sıcak bir çay için.

7.       Çalışırken konular üzerinde çok kafa yormayın, sakince çalışın.

8.       Aldığınız ilaçlar mide bulantısı yapabilir yan etkilerine dikkat edin.

9.       Nane şekeri ve benzeri bulantı giderici ilaç ve besinleri çantanızda bulundurun.

10.   Limon emilebilir ve son olarak bileklere masaj yapmak iyi gelir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Karda Buzda Dikkatli Yürüyün

Ortopedi ve travmatoloji uzmanı Opr. Dr. Gök Tuğrul Berkel, buzlu ve donlu günlerde dikkatli yürümeyi öneriyor.

Buzlu yolda ve kaldırımda kayarak düşmeler ciddi yaralanmalara yol açabilir. Central Hospital’dan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Gök Tuğrul Berkel, karlı ve soğuk havalarda dikkat edilmesi gerekenleri açıklıyor.
 
Yaşanan kar yağışı ve aşırı buzlanma sonucunda kaldırımlar ve üst geçitler büyük tehlike oluşturuyor. Central Hospital’dan Opr. Dr. Gök Tuğrul Berkel, kışın buzlu yollarda yaşanabilecek kaymalarla ilgili uyarıyor: “Bu aylarda sokakta yürürken çok dikkatli olunması gerekiyor. Aşırı buzlanmanın ve karın sebep olduğu kazalar, ölümcül sonuçlar doğurabilir. Özellikle gençlerde burkulma ve yumuşak doku travmasına sebep olan bu kazalar, yaşlılarda ise ciddi kırıklara yol açabiliyor.” Opr. Dr. Gök Tuğrul Berkel, yaşlıların ise karlı havalarda mecbur kalmadıkça dışarı çıkmaması gerektiğinin de altını çiziyor.
 
Kayarak düşmelerde en çok kol açıkken, el üzerine düşme şeklinin görüldüğünü ifade eden Opr. Dr. Berkel, ciddi travmaların yaşandığı kazalarla ilgili şunlara dikkat çekiyor:  “Bu düşme şekli sonrasında parmak eklemlerinde, el bileğinde, dirseklerde ve omuzda yumuşak doku ezilmeleri, kırıklar ve çıkıklar sıkça görülür. Boyuna ve başa alınan darbe sonucunda ciddi travmalara yol açan kazalarda kişi bekletilmeden en yakın sağlık kuruluşuna götürülmeli.”
 
Opr. Dr. Gök Tuğrul Berkel kayarak düşmelere karşı şu önlemleri almak gerektiğini vurguluyor:
 
1- Kaymayan ayakkabılar ve yumuşak giysiler giyilmeli.
2- Eller cepte yürünmemeli.
3- Küçük ve yavaş adımlarla yürünmeli, merdiven inip çıkarken ayakların basamaklara tam olarak temas ettiğinden emin olunmalı.  
4- Merdivenlerden inerken veya çıkarken korkuluklardan destek alınmalı.  
5- Buzlanma olan alanlardan uzak durulmalı.  
6-Kaygan zeminlerde yürürken şemsiye ya da bastonlardan destek alınmalı.  
7- Yumuşayan karın altında buz tabakalarının olabileceği unutulmamalı.  
8- Olası bir düşme durumunda avuç içlerinin yere bakması sağlanmalı. Böylelikle kalçalara binen yük azalmaktadır.  
9- Leğen kemiği, sırt, bel ve boyun travmalarında, kazaya uğrayan kişi hareket ettirilmeden hastaneye götürülmeli.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Göğüslerinizin Sağlıklı Olması İçin Tavsiyeler

Kendinizi çok iyi korumanız gerekiyor. Bazı kadınlar doğuştan şanssızdır meme kanseri aile öyküsü genetik olarak onları da bulur.

İyi bir bakımla korunarak meme kanserinden uzak durmak mümkün olabilir. Çok geç kalmadan her kadın erken yaşlarda şu önerilere uymalıdır.

Sağlıklı kilonuzda kalın. Hastalığa yakalanma ve hayatta kalamama riskleri için kilolu olmak tehlikelidir. Normal ideal kilonuzu koruyun.

Haftada birkaç gün 45 dakikalık egzersizler yapın. Yürüyüş, bisiklet, yüzme ya da aerobik fark etmez. Ter ve toksin atın. Aktif kalın. Düzenli spor ve egzersiz, bağışıklık fonksiyonunu artırır, obeziteyi önler, östrojen ve insülin seviyelerini düşürerek hastalığı önlemeye yardımcı olabilir.

Az alkol tüketin veya tüketmeyin. %21 oranında meme kanseri riskini artırır.

Sebze tüketin. Az yağlı ve sağlıklı pişen sebzeler sizi kanserden korur.

Gerekli sağlık tarama ve kontrollerine düzenli olarak gidin. Genetik ve aile testlerinizi yaptırın.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Sütyen Kullanmak Meme Kanseri Riskini Artırmaz

Meme büyüklüğü, doğum kontrol hapları, antiperspiranlar bazı ürünler meme kanseri riskinde etkili olabilir.

Genetik çok büyük bir etkendir. Beslenme bozukluğu, stres, düzensiz yaşam kanser sebepleridir. Peki sütyen kullanmak risk midir, hayır. Araştırmalara göre sütyen giymek kesinlikle meme kanseri nedeni değildir. Bu bağlantı yıllardır araştırılmakta ve son noktayı yine uzmanlar koymuş. Meme kanserinde sutyenin hiçbir etkisi olamaz.

Bu haber yıllardır medyada insanların aklını karıştırıyordu ve kadınların son olarak içi rahatladı. Çok sıkı ve sağlıksız olmadığı sürece sutyen takmak kansere neden olmaz. Sutyen lenf nodu drenajını engellemez ve tümöre sebep olamaz. 4 sene boyunca 5000 e yakın kadın üzerinde yapılan araştırmalar bunu doğrular. Günlük kullanımlı olan balonlu hava alan kumaşı rahat ve sağlıklı hiçbir sutyen tümör üretimi yapmaz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Göz Sağlığı İçin Bilgisayarı Normal Kullanın

Ofis tipi hastalıkların bir diğeri de tıpkı omurga bozukluğu gibi göz bozukluğu. Gözlerimiz için bilgisayarda mola verelim.

Türkiye Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği doktorlarından Doç. Dr. Hanefi Çakır bilgisayar kullananların ana şikayetlerinin gözlerinden kaynaklandığını vurguladı.

Göz ile ilgili şikayetleri sıralayan Çakır gözde yorgunluk, ağrı, yanma, gerilme kızarıklık, bulanık görme, uzak yakın görme odaklanmasında gecikme gibi vakalarla karşılaştıklarını söyledi.

Çakır, ayrıca bilgisayar başında kalarak bu belirtilerle kendilerine gelen hastaların %80’inde Bilgisayara Bakma Sendromu (Computer Vision Syndromu) görüldüğünü belirtti.

Bilgisayara bakma sendromunun temel nedeninin gözlerdeki kuruma olduğunu ifade eden Çakır, “Bir insan normal olarak dakikada 18 kere gözünü kırpar. Fakat bilgisayarla çalışıldığı anlarda tüm dikkat bilgisayara verildiği için bu sayı fark edilmeden azalmaya başlar. Bilinmesi gerekir ki göz kırpma hareketi gözyaşının göz yüzeyinde dağılmasını sağlayan bir harekettir” dedi.

Göz kırpma sayısının azalmasıyla gözde kuru noktalar oluştuğunun altını çizen Çakır, bunun sonucunda gözde yanma, batma, kızarma, yorgunluk, bulanık görme gibi şikayetlerin oluştuğunu söyledi.

Göz kuruluğunun suni gözyaşı damlaları ile tedavi edilebileceğini ifade eden Çakır, tedavinin yapılmaması halinde ilerleyen evrelerde kornea üzerinde kalıcı hasarlar bırakabileceğini söyledi.

Bilgisayara bakma sendromundan korunmak için kişilerin kendi önlemlerini de alması gerektiğini söyleyen Çakır bu önlemleri şöyle sıraladı :

“-Ekrana çok uzak ya da çok yakın bakmayın. 40-50 cm’lik mesafe yeterli olacaktır.

– İş yerinizdeki aydınlatmaya çok dikkat ediniz. Aydınlatma çok aşırı düzeyde olursa ekranda parlamalar olur ve bu da gözü yoran bir faktördür. LCD ve LED monitörler kullanılmalıdır.

– Bilgisayar ekranını yükseğe koymayınız. Göz hizasının biraz altı uygun olacaktır.

– Fotokopi makineleri ve lazer yazıcılar ile aynı ortamda çalışıyorsanız bu aletlerden çıkan kimyasal tozlar gözde şikayete yol açabilir. Bu aletleri başka bir odaya yerleştirmelisiniz.

– Bilgisayar ekranına sürekli bakmayınız. Uzun süreli çalışma sürelerinde zaman zaman uzaklara bakarak gözde cilier spazm oluşmasını engelleyebilirsiniz. Böyle gözleriniz dinlenecektir”.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kahve İçmek Görme Yeteneğini Korur ve Geliştirir

Kahvenin son sağlık yararları Cornell Üniversitesi araştırmacıları tarafından irdelenmiştir.

Kahve tüketimi tip 2 diyabet riskini azaltabilir. Ayrıca görme sorunları ve körlüğe karşı koruyucudur. Uyarıcı madde kafeini de içerdiğinden tüketim miktarına dikkat edilmelidir. Çiğ kahve çekirdeğini de çiğneyebilirsiniz hem toplamda %1 oranında kafein içeriyor. Yeşil kahve son zamanlarda ortaya çıktı ve o da çok yararlı.

Kilo kaybı, tansiyonu düşürme gibi pek çok da faydası var. Antioksidan içeriyor çiğ kahve çekirdeğinde özel yararlı asitler var. Nörokoruyucu bileşikler içeren kahve, beyni koruyor olası sağlık sorunlarını engelliyor. Gözün arkasında yer alan sinir hücrelerini dış tehditlerden koruyor. Göz retinası ve çevre dokularını aktif olarak koruyor.

Yaşa bağlı maküler dejenerasyon gibi göz hastalıklarında da oldukça etkili. Diyabetik retinopati ve glokom da buna dahil, hatta körlük bile. Retinal hücre ölümü ile göz duyarlılığı gitgide kaybolurken ve görüş alanı daralırken kahve tüketiminin bunları önlemesi bir mucize gibi. Nitrik osit içeriği en büyük destekçisi. Karaciğer sirozu ve prostat kanserine karşı da koruyucu.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kolay Doğumun Çözümü Misafir Anne

Yoğun kar yağışı olan ve ulaşımı zorlayan yerlerde sağlık ekipleri insanlara ulaşamıyor. Doğumlarda sıkıntı yaşandığından doğumdan bir süre önce annelerin hastaneye gelmeleri çözüm olacak.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, sağlıkçıları en çok zorlayan ulaşılması güç yerlerdeki doğumların kent merkezlerindeki hastanelerde yapılması için başlatılan “misafir anne” uygulamasına özellikle aile büyüklerinden destek istedi. Kış şartlarının ağır geçtiği bölgelerde sağlık personelinin hastalara ulaşmak için karşılaştığı zorluklar, Sağlık Bakanı Akdağ başta olmak üzere bakanlık yetkililerini endişelendiriyor.

Akdağ, Muş’ta durumu ağır bir hastaya ulaşmak için yola çıkan iki sağlık personelinin 19 saat karda mahsur kalması sürecinde duyduğu endişeyi dile getirdi. Sağlık personelinin kurtarılmasından mutluluk duyduğunu ifade eden Akdağ, “Aslında Türkiye’de bu mevsimde buna benzer büyük fedakarlıklarla karşılaşıyoruz” dedi.

Bakanlığının araç parkında çok sayıda kar paletli ambulansı bulunduğunu, helikopter ambulansların da kış şartları nedeniyle ulaşılamayan yerlerde hizmet verdiğini vurgulayan Akdağ, “Alınabilecek tedbirlerin hepsini almış durumdayız ama bazen o kadar ağır kış şartları oluyor ki çok büyük iş makineleri bile o yolu aşmak için çaresiz kalıyor. Bu çalışmaları yapanlara şükran borcumuz var. Özelikle Doğu Anadolu’da ve kışın ağır geçtiği yerlerdekiler çok büyük insanlık dersi veriyor herkese” diye konuştu.

"MİSAFİR ANNE"
“Doğumların sağlıkçıları çok zorladığı” anımsatılarak “Misafir anne” uygulamasına rağmen niçin bu tür durumlarla karşılaşıldığı sorusu üzerine Akdağ, projeyle kışın ulaşmada güçlük çekilen yerlerdeki hamilelerin doğumdan belirli bir süre önce il ya da ilçe merkezinde misafir edildiğini söyledi.

Bunu büyük çoğunluğun kabul etmediğini belirten Akdağ, şunları kaydetti:
“Kültürümüzde yok. Aileler belki kabul etmiyor. Bu sefer doğum zamanı geldiğinde ulaşmak için büyük gayret gösteriyoruz. Ben Erzurumluyum bilirim, dağ köylerinde 2 metre kar kalınlığı oluyor. Ulaşın bakalım neyle ulaşacaksınız? Bir de üstelik sadece kar değil inanılmaz tipi, bazen sis dolayısıyla hiç bir araçla ulaşılamıyor. Dolayısıyla benim ailelerden, Doğu Anadolu’da, köylerde yaşayan kardeşlerimden, aile büyüklerinden istirhamım, doğum yapacak annelere teklif götürüldüğünde misafir anne projesine itibar etsinler. Biz onları en güzel şekilde ağırlıyoruz. Böylece herkesin işi kolaylaşsın. Hem annenin hem bebeğin hayatı riske girmesin hem de sağlık çalışanlarının hayatı riske girmesin.”

"ORAYA GÖNDERDİKLERİMİZ DE ÇOCUKLARIMIZ"
Sağlık bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Ali Coşkun da Türkiye’de birçok bölgede kış şartlarının ağır geçtiğini, 112 birimlerine kış gelmeden hazırlık yapmaları uyarısında bulunduklarını söyledi.
Bakanlık araç parkında kışa özel ambulans çeşitliliği olduğunu dile getiren Coşkun, 224 kar paletli, 20 de karı küreyen “Snowtrack” denilen ambulans bulunduğunu söyledi.
Coşkun, “Kış şartlarının yoğun olduğu yerlere tahsis ettiğimiz bu ambulanslarla güç şartlardaki hastalarımıza ulaşmaya çalışıyoruz” dedi.

Muş’ta 112 çalışanlarının karda mahsur kalmasına benzer bir olay yaşanmaması için halktan destek ve uzattıkları eli boş çevirmemelerini beklediklerini ifade eden Coşkun, en fazla zorlandıkları vakaların kronik hastalar ile hamileler olduğunu bildirdi.

Geçen yıl 33 bin gebe takibi yaptıklarını, bunlardan doğumu kış aylarına denk geleceklere hastane ya da misafirhanelerde ağırlama teklifi götürdüklerini anlatan Coşkun, bu talebe gebelerin üçte birinin karşılık verdiğini, bu sözlerini tutanların oranının da üçte bir olduğunu söyledi.Kışın en zor geçtiği yerlerden biri olan Bitlis’ten örnek veren Coşkun, bu ilde ulaşımı zor köylerde 30 vaka bulunduğunu, bunlardan 10’unun gebelik olduğunu bildirdi.
Coşkun, şöyle devam etti:

“Bunlar önceden tedbir alınabilir vakalar. Tedbirleri zamanında alır, şartları uygun yerde ikamet ettirirsek hem kendileri hem de sağlıkçılarımız riske girmez. Lütfen halkımız bu konuda bize destek olsun. Oraya gönderdiklerimiz de çocuklarımız. Geceleri uykusuz geçirmeyelim, gönderdiğimiz çocukların arkasından endişe ve heyecan duymayalım. Tabii hastalarımız için de bu üzüntüyü yaşamayalım. Her iki taraf için, mutlu sona ulaşmak için lütfen özellikle öngörülebilir rahatsızlıklar için hassasiyet gösterelim.”
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Anne Oteli Projesi Hizmete Girecek

Türkiye’de ilk kez uygulanacak olan bu yöntem sayesinde, doğum sonrası bebekler annelerinden ayrılmayacak..

Türkiye’de ilk kez Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yenidoğan yoğun bakım ünitesinde ‘anne oteli’ oluşturuldu.

Uygulama sayesinde doğum sonrasında yoğun bakıma alınan bebekler, annelerinden ayrılmıyor. 5 yıldızlı otel konforuna sahip odalarda ağırlanan annelerin çocuklarını emzirmeleri sağlanıyor. Anneler tedavi sürecinde bebeklerini tablet bilgisayarlardan 24 saat boyunca izleyebiliyor.

Türkiye’nin ilk anne otelinin açılışında konuşan Sağlık Bakan Yardımcısı Agah Kafkas, yoğun bakıma alınan bebeklerin anne sütünden mahrum kalması nedeniyle büyük sıkıntıların yaşandığını söyledi. ‘Anne oteli’ uygulamasıyla bebeğin anne sütünden mahrum kalmayacağını kaydeden Kafkas, "Yoğun bakımda anne ve çocukları koparıyorduk. Başlangıçta koparıyorduk. Bu anne sütünün engellenmesi nedeniyle büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Bu nedenle ‘anne oteli’ dediğimiz bu uygulama bundan sonra yapılacak sağlık komplekslerinde olacak." dedi.

Kafkas, özellikle kırsal bölgelerde anneleri doğumdan bir hafta önce kent merkezine getirip otele yerleştirdiklerini, doğumdan sonra da evlerine dönmelerini sağladıklarını ifade etti. Yenidoğan uzmanı Taner Hafızoğlu ise anne otelinin önemli bir boşluğu dolduracağını söyledi. Bir anne için en zor durumun bebeğinden ayrılması olduğunu dile getiren Hafızoğlu, şunları ifade etti:

"Bebek yoğun bakımdayken annesinden ayrı kalıyordu. Bu durum hem anne hem de bebeğin sağlığını etkileyebiliyor. Annede depresyon oluşuyor. Süt salgısında azalma meydana geliyor. Bu direkt bebeğin sağlığını ve bakımını etkiliyor." Yenidoğan yoğun bakımda, anne ve bebeği evde tutmuş gibi ‘hastane ortamında otelcilik hizmeti’yle anne ve bebek sağlığının en üst seviyede sağlanabileceği bir sistem kurulduğunu anlatan Hafızoğlu, uygulama hakkında şu bilgileri verdi:

"En üst seviyede bir hizmet veriyoruz. 6 odamız var. Odalarda anne ve bebekler için her şey mevcut. Yoğum bakım tedavisi gören ve emebilecek düzeyde olan bebekler, emzirme zamanlarında annesinin yanına götürülüyor. Tedavi sürecinde anne odasından tablet bilgisayarla bebeğini izleyebiliyor. Anne bebeğiyle baş başa olduğunda acil bir durumda acil butonuna basarak personeli çağırabiliyor. Uygulamayla anne ve bebeği yoğun bakım şartlarında yakınlaştırmış oluyoruz. Bu uygulama Türkiye’de ilk."

Anne otelinde misafir edilen Ayşegül Kargün ise uygulamanın memnuniyet verici olduğunu söyledi. Bebeğinden ayrılmanın kendisi için çok zor olduğunu belirten Kargün, şöyle konuştu: "Bebeğim 20 günlük. Kontrol için getirdim. Tedavi için yoğun bakıma yatırdılar. Evden gelip gitmek zor oluyor. Göremeyince bir anne olarak üzülüyor insan. Ancak çocuğumun yanında kalmak çok güzel. Emzirmek için buradayım. İlaç için alıp götürüyorlar."
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Doğum İznine Yeni Düzenleme

Kadın istihdamının azalmasıyla ilgili konuşan bakan, doğum izniyle ilgili yapılacak düzenlemelerden bahsetti..

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, doğum izninin artırılması konusunda çalışma tarafının “kadın istihdamını azaltacağı” endişesinin olduğunu söyledi.

Akdağ, yaptığı açıklamada, doğum izninin artırılmasıyla ilgili çalışmaların Bakanlar Kurulu’nda ele alındığını belirterek, “Bakanlar Kurulu’nda süreler konuşuldu. Ama karara bağlanmadı” dedi.

Doğum izninin artırılması konusunda “çalışma tarafının” kadın istihdamını azaltacağı endişesini ifade ettiğini anlatan Akdağ, bunun dengesini iyi kurmak gerektiğini söyledi. Akdağ, “6 aya karar verilmedi. Sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı değil, çalışma tarafı ‘bu çok iyi düşünülmeli, kadın ve çocuk için bunu yapacağız, ama kadın istihdamına olumsuz etki etmesin’ dedi. Konu üzerinde çalışmalar sürecek” diye konuştu.

Akdağ, doğum izninin kendi iktidarları döneminde artırıldığını ifade ederek, “Şu anda 4 ayı buluyor. Süreleri biz artırdık zaten. Süt izinlerini artırdık, süt izinlerine verilen süreyi artırdık” diye konuştu.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Akraba Evliliklerinin Zararları Nelerdir?

Genetik hastalıkların yaygınlığını etkileyen en önemli unsurlardan biri de akraba evliliğidir. Akraba evliliği ülkemizde sıkça rastlanan bir durumdur. En büyük zararı çocukların özürlü doğma oranının diğer durumlara göre yüzde 20 daha fazla olmasıdır.

İnsanlar, anne ve babadan gelen birçok kalıtsal hastalığın genlerini taşırlar ve anne ve babanın özellikleri bu genler aracılığı ile çocuklarına geçer. Genetik hastalık taşıma oranı, akraba evliliklerinde, anne ve babanın aynı soydan gelmesine bağlı olarak çok daha yüksektir.
Akraba Evliliğinin Doğacak Çocuk Üzerindeki Etkileri:
-Dünyaya gelen çocuğun anne ve babasının her ikisi de bozuk gen taşıyorsa ve çocuk sadece sağlam gen almışsa sağlıklı olur.
-Anneden veya babadan yani yalnızca birinden hastalıklı bir gen almışsa çocuk taşıyıcı olur. Yani kendisinde bir hastalık durumu gelişmese dahi bu hastalıklı geni kuşaktan kuşağa aktarır.
-Çocuk anne ve babanın her ikisinden de hastalıklı bir gen almışsa kendisi de hasta olur. Yani bir sağlık problemi ile dünyaya gelmesi kesindir
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Gebelikte Yaşanan Uçuk Tehlikeli mi?

Hamilelikte görülen herpes denilen uçuk bir tür enfeksiyondur ve virüs aktifse doğum esnasında bebeğe de geçebilir. Herpes olan gebeler ne yapmalı?

Herpes (uçuk), virüs aktif olduğunda yayılan bir enfeksiyondur. Dolayısıyla bebeğinize herpes virüsü ancak doğumu esnasında virüs aktif ise geçebilir.

Yenidoğan herpesi, bebeğe doğum esnasında geçen virüs sonucu görülebilir. Annedeki herpes pasif durumdaysa bebeğe geçmez.

Herpes virüsünün sebep olduğu uçuklar hamileliğin son 3 aylık evresinde veya doğum sırasında görülebiliyorsa sezaryen tercih edilebilir. Doğumdan önce bebeğin etrafındaki zar bir koruma kalkanı gibi bebeği korur. Ancak doğum esnasında bu zarın yırtılması sonucu bebek korunmasız kaldığında vajina kenarında aktif bir herpes uçuğu varsa sezaryen doğum gerçekleştirilmektedir.

Genital herpes problemi olan hamilelerde doktorlar antiviral ilaçlar önermektedir.

Rahim içindeki bir uçuk fetüse geçebilir mi?

Evet, geçebilir. Bu durumda uçuk doğum öncesinde bebeğe zarar verebilir. Bu sendroma congenital herpes adı verilir ve çok nadir görülür. Bazı doktorlar erken gebelik döneminde görülen herpesin enfeksiyona sebep olabileceğine inanmaktadır. Ancak hamileliğin ikinci 3 aylık döneminde görülen herpes genellikle bebeğe zarar vermez.

Congenital herpesi engellemek için yapılabilecek belirli bir şey yoktur. Ancak risk oldukça düşüktür. Herpes enfeksiyonu olan kadınların çoğu normal ve sağlıklı bebekler dünyaya getirmektedir.

Herpesin bebeğe geçmesi nasıl önlenebilir?

Herpesin bebeğe geçmesini önlemek için konudan doktorunuza mutlaka bahsetmeniz gerekmektedir. Doğum sırasında doktor genital bölgeyi ayrıntılı bir şekilde inceler ve eğer herpes belirtisi varsa sezaryen doğumu tercih edebilir.

Genital herpes ihtimali varsa doktorunuz hamilelik süresince antiviral bir ilaç kullanmanızı önerebilir. Hamileliğin son 2-3 haftasında yapılacak rutin kontroller de çok önemlidir. Olağandışı bir şer fark ettiğinizde doktoru hemen bilgilendirmeniz gerekmektedir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hamilelikte Yaşanan Bazı Sorunlar

Isıya karşı hassasiyetin arttığı hamilelik döneminde, nefes darlığı, bayılma, şişkinlik görülebilir. Bu durumlarda ne yapılmalı?

Hamilelik döneminde ısıya karşı hassasiyet artar. Özellikle son 3 aylık dönemde nefes darlığı ve bayılma görülebilir. Bunun sebebi rahmin genişlemiş ve baskı uyguluyor olmasıdır. Serin yerlerde durmaya ve çok sıvı tüketmeye dikkat etmeniz önerilmektedir.

Hamilelikte salgılanan hormonlar da ateş basmasına neden olabilir. Ayaklarınızın şişmesi sıcak ve fazla hareketten kaynaklanır. Şişkinlik çok uzun sürüyor ve dinlenseniz de geçmiyorsa mutlaka doktorunuza başvurun. Şişkinlik pre-eklampsi belirtileri arasındadır. Bu nedenle tansiyonunuz ölçülmeli ve idrar testi uygulanmalıdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hamilelikte Yaşanan Duygu Değişimleri

Eşinin değişen fiziğini artık beğenmeyeceğini ve bazı sorunlar yaşayacağını düşünen hamileler bunalıma girebiliyor..

Memorial Hizmet Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uz. Psikolog Sevda Sevimli Yurtseven, hamilelik döneminde görülen psikolojik kaygılar ve bununla başa çıkabilme yolları hakkında bilgi verdi.

Hamilelikle birlikte psikolojik kaygılar ortaya çıkıyor
Çocuk sahibi olmaya karar vermek, ikili ilişkiden üçlü bir ilişkiye geçişi ve aile sisteminin yeniden düzenlenişi demektir. Gerçekte var olan sistem, artık işlevselliğini yitirecek ve yerine farklı bir sistem kurulacaktır. Yapılan planlar ile gerçekler uyuşmayabilir. Ne kadar çok kesin kalıplı plan yapılırsa gerçekleşmediğinde hayal kırıklığı o kadar fazla olmaktadır. Hamilelik döneminde kadınlar hormonal değişimlerle beraber bebeği korumak ve kollamak için doğal olarak bebeğe yönelirler, merkez artık bebektir ve bebeğin sağlığı annenin sağlığı ile orantılı gelişmektedir. Özellikle beslenmeye dikkat etmek bu dönemde çok önemlidir. Hamilelik döneminde bulantı, iştahsızlık, yorgunluk ve uyku değişiklikleri görülebilir. Bu dönemde karmaşık duygular, kararsızlık, bebeğin sağlığı hakkında yoğun endişe hissedilebilir. Anne adayları sık sık “nasıl bir anne olacağım, eşimle ilişkim eskisi gibi mi olacak” sorularını kendisine yöneltmektedir.

Anne adayları kilo kaygısıyla gereksiz diyet yapmamalı
Hamilelik döneminde anne adayının özellikle kendi bedeni ile ilgili endişeleri ve takıntıları ön plana çıkmaktadır. Eşinin kendisini beğenip beğenmeyeceği ve eskisi gibi çekici olmadığı endişeleriyle gereksiz rejimler yapılır. Oysa bu dönemde asıl önemli olan, bebeğin sağlık durumudur. Bebeğin sağlığı için yeterli besinin alınması çok önemlidir. Anne adayının kilo alımı ve beden değişikliği, hamilelik döneminden sonra sona ermektedir. Bu bilinçle yaklaşıldığında, ne gereğinden fazla,  ne de az beslenmelidir

Plansız gebeliklerde hamilelik depresyonu sık görülüyor
Anneliğe hazır olmak; bebeği taşımak, korumak, geliştirmek gibi kavramlara sahip olmayı ve bir canlının sorumluluğunu alabilme olgunluğunu gerektirmektedir. Özellikle plansız gebeliklerde bu olgunluk gelişmediğinden bebekten çok anne adayının kendi ile ilgili kaygıları ön plana çıkmaktadır. Eğer anne adayında yorgunluk, isteksizlik hiçbir şeyden zevk alamama, alınganlık, sürekli ağlama hali, konsantrasyon güçlükleri ve aşırı öfke görülüyor ise “hamilelik depresyonu” yaşıyor olabilir.

Eşler hamilelik döneminde birbirlerine destek olmalı
İyi iletişimin olduğu bir ilişkide, anne adaylarının eşleri ile olan ilişkileri gelişir ve derinleşir. Hamilelik döneminde baba adaylarına da önemli görevler düşmektedir. Eşinin hamileliği sürecinde; kontrollere beraber gitmek, bebek ile ilgili alışverişlerde birlikte olmak, eşinin endişelerini önemsemek ve doğru şekilde iletişim kurabilmek önemlidir. Anne adayı bu dönemde hassas ve alıngan olur. Bu nedenle anne adayının bedenindeki değişimle alay etmemek ve olumlu sözlerle bu özel süreci birlikte geçirmek çok değerlidir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hamilelikten Önce ve Sonra

Bir kadının belki de en büyük değişim gördüğü farklı duygular hissettiği en farklı ve özel dönemidir hamilelik. Peki bu dönemde neler yaşanır?

İnsan tecrübe kazandıkça geriye dönüp bakıyor ve hatalarından ders çıkarıyor. Annelik, zaten tükürdüğünü yalama sanatı, o ayrı bir yazı konusu olur. Henüz hamile değilken konuştuklarımız, ideallerimiz, yapmayı planladıklarımız itinayla çöpe gidiyor çoğunlukla. Çocuklu hayat daha önceki hiçbir yaşantıya benzemiyor. Keyfi, sevgisi ayrı; yorgunluğu, zorlukları ayrı. Şimdi ikinci bebeğini bekleyen bir anne olarak şimdiki aklım olsaydı ilk bebeğimde neler yapardım diye düşünmeye başladım. Öncelikle hayatı daha basitleştirirdim, daha kolaylaştırırdım kendime. Sonra da…

Hamileyken daha çok fotoğraf çektiririm. Nedense bir gıcıklık(!) vardı üstümde ve hamile halimle fotoğraf karelerine girmek istemiyordum. Nedenini sormayın bilmiyorum. Kendimi iyi hissetmiyordum. Hayır, her şey yolundaydı ama benim aklım nerelerdeydi kim bilir.

Emzirme eğitimine giderdim. Ne eğitimi canım demeyelim. Anneliğin eğitimi de olur, emzirmenin de. Çoğumuz doğumdan sonra doğal olarak ve yakın çevremizin yardımlarıyla emzirmeye başlamışızdır. Şanslı olanlarımız konuya hemen adapte olup bu işi başarıyla sürdürmüşlerdir ama sanırım çoğu acemi anne emzirme ile ilgili sorunlar yaşıyordur. Ben acıdan ve ağrıdan ağlayarak emzirdim. 15-20 gün canım yandı, sonra geçti ama ben 9 ay boyunca sevmeden emzirdim. Belki diyorum biraz daha bilgili olsaydım, emzirmeyi doğru pozisyonlarda önceden başlasaydım benim için bu kadar travmatik olmazdı.

Yanıma yatırmazdım. Gece uykularım ağır basınca tembellik yapıp işin kolayına kaçmaz, emzirip gazını çıkarıp rahatlattığım bebeğimi kendi yatağına yatırıp, yanında uyumasını beklerdim.

Her bulduğum vakitte uyurdum. Yeni bebekle kalakalıyor ya insan. Bir daha hiç nefes alamayacakmış geliyor önceleri. O her uyuduğunda da fırsat yaratıp kendine bakmaya çalışıyorsun. Oysa şimdiki aklım olsa kahve içeyim, telefonla konuşayım, kendime vakit ayırayım diye sızlanacağıma gider yatağa yarım saat de olsa uyumaya çalışırdım.

Her gelen yardım teklifini kabul ederdim. Acemi annelik hevesiyle bebekle ilgili her işin altından kalkacağımız sandım. Ne var canım gece uyanmakta ukalalığını da yaptım, ‘yok siz ellemeyin ben hallederim’ saçmalığını da… Neyi hallediyorsun o uykusuz halinle. En azından çoğu lohusanın yanında birileri vardır. Annesi, kayınvalidesi, kardeşi, bir şeyi. Gelen yardımı asla geri çevirmemeli gurur yapıp. Beceremiyor denecek zannnedip her işe atlamamalı. Yorgunsan dinlenmelisin.

Gereksiz bebek alışverişleri yapmazdım. İlk bebekte herkes kesenin ağzını açıyor ve gördüğünü beğendiğini almak istiyor ve hatta alıyor. Sonra o alınanların neredeyse yarısı boşa gidiyor. Ya bir iki kullanımda kaldırılıyor ya da henüz ilk kullanımda mamnun kalınmayıp bir başkasına veriliyor. Ben mesela ne almazdım? 1) Dev mama sandalyesi almazdım. O kocaman ayaklarıyla bebeğin dengeli bir şekilde durmasını sağlıyor belki ama o ayaklara takılıp kaç kere düşme tehlikesi geçirdiğimi bilmiyorum bile. Mutfağın yarısını da kaplıyor. Onun yerine ev tipi ana kucaklarında katı gıdaya geçiş dönemini atlatır sonra da herhangi bir sandalyenin üstüne takılan booster – yükseltici mama koltuklarından kullanırdım. Ham daha ucuz hem de daha pratik. Üstelik o mama koltuklarını istediğiniz yere de taşıyabiliyorsunuz. 2) Sadece ilk 6-7 ay kullanılan o kocaman pusetlerden almazdım. Hafif, pratik, sağlam bir baston puseti 3 yaşına kadar rahatlıkla kullanıyorsunuz. İlk zamanlar sling ve anakucağı ile gayet güzel idare ediliyor zaten. O kocaman tekerlekli, ağır, katlandığında arabanın bagajının yarısını kaplayanlar her ne kadar göz alıcı olsa da çok seyahat eden, gezen bir aile için faciaya sebep olabiliyor. En basitinden karı-koca birbirinize girebiliyorsunuz ağırlığı ve boyutları yüzünden.

Yuvaya daha erken gönderirdim. Koray yuvaya başladığında 3 yaşına yaklaşıyordu. Ondan önce saatli oyun gruplarına götürüyordum. Sonra yuvaya iki günde adapte olduğunu görünce fark ettim ki o buna çoktan hazırmış. Kendi yaşındakilerle birarada olmak müthiş bir kendine güven veriyor çocuğa. Hem mutlu oluyor hem de sosyalleşiyor. 2 yaşında bir çocuğun yarım gün de olsa kendi yaşıtlarıyla birlikte olması harika bir şey.

Bir aksilik çıkmazsa ikinci bebekte yukarıdaki pişmanlıklarımın üstesinden gelip kendimce daha doğru olanı yapacağım.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hamile Yogası ile Doğuma Hazırlanın

Sağlıklı bir hamilelik geçirmek ve doğuma hazır gitmek istiyorsanız hamile yogasını deneyin.

Hamile Yogası; anne adayına bebekle doğum öncesi iletişim kurmayı öğretirken, kadını ruhen ve bedenen doğuma hazırlayarak ebeveyn olma stresinin azalmasında da etkili oluyor.

Hamile Yogası Eğitmeni Zeynep Gözübüyük hamile yogasının kan dolaşımını artırdığını, bebeğin daha iyi beslenmesini ve gelişmesini sağladığını söylüyor. Gözübüyük, “Büyüyen karınla değişen vücuda esneklik kazandıran hamile yogası, annenin daha az ağrılı ve krampsız bir hamilelik dönemi geçirmesine yardımcı oluyor. Yoga ve nefes egzersizleri ile derin gevşemeyi öğrenen anne adayı daha rahat bir doğum geçiriyor’’ diyor.

İstanbul’un çeşitli noktalarında ücretsiz hamile yogası seansları düzenlediğini belirten Zeynep Gözübüyük, ister normal, ister sezaryen doğum planlansın, sağlıklı ve keyifli bir hamilelik süreci geçirmek için üçüncü aydan sonra haftada en az 2 kez hamile yogası öneriyor.

POZİTİF MOTİVASYON SAĞLIYOR
Doğum öncesi yoga derslerinde hamile bir topluluğun parçası olmanın, başkalarıyla aynı duyguları paylaşmanın ve olumlu, destekleyici bir ortamda bulunmanın motivasyonu artırdığını vurgulayan Zeynep Gözübüyük, bu stresli, hassas ve heyecanlı dönemi mümkün olduğunca sakin, ağrısız ve nefes farkındalığıyla bol oksijenli geçirmenin önemli olduğunu belirtiyor.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...