Grip Salgını Onları da Vurdu

ABD’de yoğun bir şekilde yaşanan grip salgını neredeyse tüm ülkeyi sardı. Birçok kişi hastanede çocuklar ölüyor..

ABD’de 41 eyalette etkili olan grip salgınında 18 çocuk öldü, 2 bin 200 kişi hastaneye kaldırıldı. ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü (NIAID) direktörü Dr Anthony Fauci, ülkede son 10 yılın en ağır grip salgınının yaşandığını açıkladı.

Fauci, genelde Ocak ortalarında başlayan grip sezonunun bu yıl Kasım ayında başladığını ve şimdiden birçok insanı etkilediğini dile getirdi.

Grip salgınının normal şartlarda Şubat ortasında zirve yaptığını dile getiren Fauci, vakaların sayısının bu kadar yüksek olmasını endişe verici olarak değerlendirdi. Fauci, grip aşısının yüzde 60 ila 65 arasında koruma sağladığını ifade ederken "Henüz aşı yaptırmak için geç değil" ifadesini kullandı.
Kaynak.7gunsaglik

Çok Parmaklılık İyi mi Kötü mü?

El veya ayak parmakları 6, 7 hatta 8 parmaklı olabilir. Bu durum el ve ayakta zamanla fonksiyon bozukluğuna sebep olabiliyor.

Çarşamba’da bir lisede okuyan 18 yaşındaki Ahmet Gazanfer’in el ve ayaklarında 5 yerine 6 parmak var. Giresun’un Keşap ilçesinden olan Ahmet Gazanfer’in bu özelliği görenlerin dikkatini çekiyor. 6 parmaklı olmasından şikayetçi olmayan Gazanfer, bu durumu “Güzel bir şey” şeklinde değerlendiriyor.

Ailesinde kendisi gibi kimsenin bulunmadığını, 6 parmak olarak yaşamaya alıştığını ve hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadığını belirten Gazanfer, “El ve ayaklarımda 6’şar parmak var. Yani toplam 24 parmağım var. Bence güzel bir şey. Bir zararı olmuyor. Garip ama güzel bir durum. Kendimi farklı hissediyorum. Doktor, fazla bir zararının olmayacağını söyledi. ‘Sorun olursa alınabilir’ dedi. Görenler şaşırıyorlar” dedi.

Okul arkadaşları ise Ahmet ile aynı okulda 4 senedir olduklarını ve onun durumunun çok sonra farkına vardıklarını söyleyerek, “Biz Ahmet ile çok iyi arkadaşız. Tanıştıktan bir süre sonra tokalaşırken farkına vardık. İlk başlarda garip geliyordu ama sonradan alıştık” dediler.

Çok parmaklılık durumunun görülme sıklığının 50 binde 1 olduğunu söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Nedim Karaismailoğlu, "Çok parmaklılık sık görünmeyen bir durumdur. Kişinin elinde 6’dan fazla da parmak olabilir. Bir elde mesela 7 ya da 8 parmak da olabilir. Polidaktili (çok parmaklılık) durumu el ve ayakların zamanla fonksiyonunu bozabilir. Görünümü hakkında çevresinden baskı görebileceği durumlarda bir sorun haline gelebilir. Bu nedenle ellerin kullanılması konusunda bir sıkıntı olmaması için ya da ayaklar için uygun ayakkabı alırken probleme neden olursa fazla parmağı aldırmak en iyi çözüm olabilir" dedi.
Kaynak.7gunsaglik

Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları Kapıda

Araştırmalara göre dünyada da en fazla yayılan ve görülen enfeksiyon hastalıkları üst solunum yolu hastalıkları. Nasıl korunabiliriz uzmanlar anlatıyor..

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Erkan, üst solunum yolu enfeksiyonunun, dünyada en çok görülen ve en çok iş gücü kaybına neden olan hastalık olduğunu belirtti.

Erkan, yaptığı açıklamada, üst solunum yolu enfeksiyonuna en çok neden olan faktörlerin virüsler olduğunu, virüslerin zayıf düşürdüğü bünyelerde, diğer bakteriyel enfeksiyonların da görülebildiğini söyledi.

Üst solunum yolu enfeksiyonunun dünyada en çok görülen ve en çok iş gücü kaybına neden olan bir hastalık olduğunu vurgulayan Erkan, ”Özellikle kış aylarında kapalı mekanlarda bulunulması, herkesin bir arada bulunması, enfeksiyonu olan bir kişinin diğerlerine de bulaştırmasına neden olmakta ve üst solunum yolu enfeksiyonu sıklığı artmaktadır. Bu nedenle hastaların asgari bir hafta istirahat etmesi gerekmekte, bu da iş gücü kaybına neden olmaktadır” dedi.

Erkan, en çok bilinen üst solunum yolu enfeksiyonlarının nezle ve grip olduğunu ifade ederek, bunların sinüzit, tonsilit (bademcik iltihabı), orta kulak iltihabı ve larenjite neden olabileceğini anlattı.

Alerjik bünyeye sahip olma, burun kemiği eğriliği veya konka büyüklüğü gibi anatomik sorunlar nedeniyle ağızdan nefes alıp verme, sigara içme, düzensiz beslenme gibi faktörlerin de üst solunum yolu enfeksiyonuna yatkınlığı artırdığını bildiren Erkan, ”Üst solunum yolu enfeksiyonunun rinit (nezle, soğuk algınlığı), akut tonsillofarenjit, akut rinosinüzit ve akut otitis media gibi alt grupları bulunur. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının tanısında viral-bakteriyel enfeksiyon ayrımının yapılmaması gereksiz antibiyotik kullanımını artırmaktadır” diye konuştu.

RİNİT
Nezle, soğuk algınlığı gibi isimlerle de adlandırılan rinitin, üst solunum yolunun viral enfeksiyonu olduğunu dile getiren Erkan, şunları kaydetti:

”Çocuklar yılda 4-8, erişkinler 2-5 defa soğuk algınlığı geçirebilir. Enfeksiyon, genellikle sonbahar ve kış aylarında görülür. Boğaz ağrısı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, boğazda yanma ve öksürük en sık görülen belirtilerdir. Ateş nadirdir. Hastalık genellikle bir hafta sürer, nadiren iki haftaya kadar uzayabilir. Nezle, en sık grip ile karıştırılmaktadır. Grip, genellikle yılda bir defa geçirilir ve nezleye göre ağır seyirlidir. Gripte, nezlede görülen semptomlara ek olarak kas ağrısı, baş ağrısı, ateş ve belirgin halsizlik olur. Antibiyotiklerin kullanılmasına gerek yoktur.”

AKUT TONSİLLOFARENJİT
Akut tonsillofarenjitin de çocukluk çağında en sık görülen enfeksiyonlardan biri olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Erkan, en sık 5-15 yaş arası çocuklarda görülen tonsillofarenjitin, sıklıkla ani başladığını, ateş, boğaz ağrısı, bulantı, kusma, baş ağrısı gibi belirtileri olduğunu ifade etti.

AKUT RİNOSİNÜZİT VE OTİTİS MEDİA
Akut rinosinüzitin buruna yakın olan sinüslerin enfeksiyonu olduğunu dile getiren Erkan, şu bilgileri verdi:

”Sinüzitin sıklıkla rinitle birlikte olması nedeniyle rinosinüzit olarak da isimlendirilir. Sinüzite sıklıkla virüsler neden olur. Viral üst solunum yolu enfeksiyonları genellikle 7-10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşir.

Otitis media ise (orta kulak iltihabı) sıklıkla 3 yaş altındaki çocuklarda ve kardeşinde aynı hastalık hikayesi olan erkek çocuklarda daha sık görülür. Biberonla beslenme, pasif sigara içimi, kreşe gitme enfeksiyona yatkınlık oluşturur. Çocuklarda gelişen işitme kaybı öğrenme yeteneğinde azalmaya neden olabilir. Kulak ağrısı ve ateş sık rastlanan belirtilerdir.”

HASTALIKTAN KORUNMA YOLLARI
Üst solunum yolu enfeksiyonundan korunmak için enfeksiyon riski yüksek ortamlarda göz, burun ve ağza el ile dokunmaktan kaçınılması, aktif-pasif sigara içiminin önüne geçilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Erkan, özellikle üst solunum yolu enfeksiyonuna yatkınlığı olan çocukların kreş ve anaokulu gibi kalabalık ortamlardan uzak tutulması ve sonbahar mevsimi başlangıcında grip aşısıve pnömokok aşılarının yapılması gerektiğini belirtti.

Erkan, hastalık durumunda sıvı gıda ve C vitamini içeren taze sebze ve meyve tüketiminin artırılmasının halsizlik, iştahsızlık, bulantı gibi genel belirtileri azaltacağını ve vücut direncini artıracağını kaydederek, bulaşmada temas önemli olduğu için ellerin sık sık yıkanmasının korunmada alınacak en iyi önlem olduğunu sözlerine ekledi.
Kaynak.7gunsaglik

Antibakteriyel El Sabunundan Bakteri Çıktı

İnsanlar hangi temizlik ürününü kullanacağını şaşırdı, şimdi de kanserojen içeren bakteriler antibakteriyel el sabunundan çıktı. Kanada’da yaşanan olayın ayrıntıları.

bu

Günlük hayatta el temizliği için tercih edilen ürünlerin başında gelen antibakteriyel sabundan bakteri çıktı. Antibakteriyel sabunlar üzerindeki kuşkuları güçlendiren bulgu Kanada Federal Sağlık Bakanlığı’nın incelemesi sonucu belirlendi.

Kanada Federal Sağlık Bakanlığı, ”Avmor Ltd” isimli firma tarafından üretilen antibakteriyel sıvı el sabunlarını, içinde ”pseudomonas aeruginosa” bakterisi saptanması üzerine piyasadan toplattı.

Bakanlığın sitesinden yapılan açıklamada, bulunan bakterinin insan sağlığı üzerinde ciddi risk oluşturduğu, immün sistemi sorunu olanlarda ise bu riskin daha da yüksek olduğu kaydedildi.

Saptanan bakterinin, sistik fibroz, HIV/AIDS, kanser, yanık, şeker hastası, karaciğer ve akciğer hastası olanları olumsuz etkileyeceği belirtilen açıklamada, immün sistemi zayıf ya da sorunlu olanlarda da zatürre, kemik, idrar yolu, mide-bağırsak ve kan enfeksiyonları ile menenjite neden olabileceğine dikkat çekildi.

Penisilin ve beta laktam grubu antibiyotiklere karşı dirençli olan ”pseudomonas aeruginosa” bakterisi, özel antibiyotiklerle tedavi edilebiliyor.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Baş Dönmesi Sonucu Meydana Gelen Denge Bozukluğu

Günlük hayatımızda yaşadığımız stres yada yoğun heyecan sonucu baş dönmesi ve buna bağlı olarak dengesizlik sorunu yaşayabiliriz.

Baş dönmesi deyince hastanın dengesini sağlamadaki her türlü problem anlaşılır. Bu durum hastayı yatağa düşürüp gözlerini dahi açamayacağı şiddetten, sadece zaman zaman bir kayma hissine kadar değişebilir. Hatta sadece bir göz kararması şeklinde ortaya çıkabilir. Tıp dilinde genel olarak vertigo adı verilir.
Denge Nasıl Sağlanır:

Dengenin sağlanması hala tam olarak çözülememiş çok karmaşık ve çok fazla organın rol oynadığı bir durumdur. Bu konuda rol oynayan organ ve sistemler arasında beyin, omurilik, iç kulak (labirent), gözler, eklem ve kaslar sayılabilir. Bu organları etkileyen herhangi bir hastalık baş dönmesi ile birlikte o organa ait diğer belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu kadar çok organın rol oynadığı bir belirti olan baş dönmesi doğal olarak sadece bir branş uzmanı tarafından değerlendirilemez. Genellikle başlangıçta KBB ve Nöroloji doktorları muayene etse de göz, dahiliye veya fizik tedavi branşlarında da muayene olmak gerekebilir.
Ne Gibi Şikayetler Hissedilir: Baş dönmesi her hasta tarafından farklı anlatılır. Her taraf dönüyor, yer ayağımın altından kayıyor, bir yana doğru kayıyorum, kafamın içi boşalıyor, gözlerim kararıyor şeklinde açıklamalar sık duyulur. Bunkarın hepsine birden baş dönmesi denir. Baş dönmesi olan hastalarda, sebebin ne olduğuna göre başka belirtilerde olur. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinde beraberinde kulak çınlaması, işitme azlığı, kulakta basınç hissi, bulantı-kusma, kulak akıntısı ve gözlerde anormal hareketler ( nistagmus ) saptanabilir. Nörolojik hastalıklara bağlı baş dönmelerinde ise baş ağrısı, uyuşmalar, felçler, göz hareketlerinde anormallikler olabilir. Baş dönmesi ile bulunabilecek diğer şikayetler çok değişken olabilir. Ancak birçok hastada da sadece baş dönmesi mevcuttur.
Sebepleri Ne Olabilir: Yukarıda anlatıldığı gibi baş dönmesi birçok organa bağlı olabilir. Ancak burada daha çok iç kulaktaki baş dönmesi yapan hastalıklardan bahsedilecektir. İç kulaktaki herhangi bir hastalık diğer kulak şikayetleri ile beraber baş dönmesi yapabilir. Ancak sadece baş dönmesi de oluşabilir. Baş dönmesi yapan kulak hastalıkları arasında şunlar sayılabilir:
-ÜSYE (üst solunum yolu enfeksiyonları) sonrası iç kulak tutulumu
-Pozisyona bağlı baş dönmesi (BPPV olarak kısaltılır ve iç kulakta dengemizi sağlayan toza benzer bazı maddelerin fizyolojisinin bozulması)
-Meniere Hastalığı (İç kulaktaki sıvıların kimyasal durumlarının değişerek basınç artışı yapması)
-Vestibüler Nörinit (İç kulaktaki denge ile ilgili sinyalleri beyine ulaştıran sinirin iltihaplanması)
-Kronik orta kulak iltihaplarının iç kulağa yayılması (labirentit)
-Menenjit veya diğer ateşli hastalıkların içkulağı etkilemesi
-İç kulakta veya iç kulak sinirindeki tümör al hastalıklar
Yukarıda belirtilen iç kulak hastalıkları hakkında kendi bölümlerinde daha ayrıntılı bilgi verilecektir.
Muayenede Ne Görülür: Baş dönmesi eğer iç kulaktaki bir hastalığa bağlı ise genellikle kulak muayenesinde bir problem görülmez. Sadece orta kulak iltihaplarının iç kulağı etkilemesine bağlı baş dönmesi varsa kulak zarında delik ve orta kulakta iltihaplanma görülür. Hastada anormal göz hareketleri saptanabilir. Bu göz hareketlerinin yönü hangi kulağın hasta olduğuna dair bazı bilgiler verebilir. Baş dönmesi gözle görülen bir problem olmadığı için mümkün olduğunca çok bilgi edinilmelidir. Bu amaçla doktorunuz ayakta yada yatarken hatta yürürken bazı testlere tabi tutacaktır.
Ne Gibi Tetkikler Yapılır: Baş dönmesi için ne gibi tetkiklerin yapılacağı muayene sonunda elde edilen bilgilere göre yapılır. Eğer muayene sonucunda kulakla ilgili bir hastalık olmadığı kararına varılırsa doktorunuz sizi diğer branşlara sevk edecektir. Ancak buna karar verirken muayene sonrası bazı tetkikler genellikle yapılır. Bu tetkikler arasında en sık başvurulan odiometri adı verilen ve hem işitme hem de iç kulak fonksiyonları hakkında bize bilgi veren test uygulanır. Ayrıca yine kulakla ilgili normal filmler, bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans (MR) tetkiki yapılabilir. Bu testlere bazı kan tahlilleri de eklenebilir. Ancak birçok kulak hastalığında dahi odiometri, bilgisayarlı tomografi ya da MR’ ile bile birşey görülmemektedir. Bu gibi testler genellikle tümör gibi daha ciddi problemleri ekarte etmek için uygulanır.
Nasıl Tedavi Edilir: Baş dönmesi kendisi bir hastalık olmayıp başka hastalığın belirtisi olduğu için öncelikle asıl sebebin tedavisi gerekir. Ancak birçok başdönmesi hastasında ortaya net bir sebep konamamaktadır. Bu nedenle asıl amaç baş dönmesini ortadan kaldırmak haline dönmektedir. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmeleri (tümörler hariç) genellikle kısa ya da uzun zamanda kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Çünkü diğer kulak zaman içinde hasta kulağın problemini kompanse etmektedir. Bu bazen 6 ay ya da 1 yıla kadar uzayabilir. Baş dönmesi eğer pozisyonel baş dönmesi (BPPV) ise bunun tedavis Epley manevrası denen ve doktorunuzun size muayene masasında uygulayacağı bazı hareketlerle olmaktadır. Bu hareketler iç kulaktaki bazı partiküllerin yerine oturmasını sağlamaktadır. Diğer sebeplerde ilaç tedavisi kullanmak gerekir. Bu amaçla değişik ilaçlar kullanılsa da hemen hemen hepsi belli oranda baş dönmesini azaltırlar. Baş dönmesi şiddetli olan hastalar bazen serum takılıp hastaneye yatırmak gerekebilir. Tümörlere bağlı baş dönmelerinin tedavisi tümörün çıkarılmasıdır yani ameliyattır. İlaç tedavisine cevap vermeyen Meniere hastalığında da bazen ameliyat yapılır.
Nelere Dikkat Etmeliyim: Baş dönmesi olan hastaların, bu durumu azaltmak için evde uygulayabileceği bazı hareketler vardır. Bunları ya doktorunuz size tarif edecektir ya da verilecek broşürlerle size bilgi verilecektir.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Zayıflatıcı Dudak Kremleri Nasıl Kullanılır ?

İşte bu kremin sırrı…Kadınların çikolata, şeker gibi kilo yapan yiyecekleri canlarının çekmesini önlediği öne sürülen dudak kremi İngiltere’de satışa çıktı.

Kilo yapıcı yiyeceklere duyulan arzuyu engellediği için ’yağ yakan’ krem diye lanse edilen ürün, katkısız soya yağı, kafein ve yeşil çay özleri içeriyor. Bunların yanı sıra iştah kesici özellik taşıyan ve bir kaktüs çeşidi olan hoodia içeriyor.

İngiltere’de 4,95 sterline (8 dolara) satılan ürünün, beş tat seçeneği var: Nar, vanilya, çilek, nane ve acai çileği.

Üretici firma kremin, kadınların iştahını bastırıp enerjilerini artırarak kilo yapıcı tatlılardan uzak durmasını sağlayabiyeceğini öne sürüyor.

Firmanın internet sitesine göre, krem, günde 6 defaya kadar uygulanabilir. Ancak üreticiler gece bununla uyunmamasını, zira içindeki kafeinin uyku sorunu yaratabileceğini belirtiyor.

İnternet sitesinde, "Yorgun hissediyorsanız, Burner Balm’ı uygulayın… Öğün arasındaysanız ve atıştıracak bir şeyler bakınıyorsanız, Burner Balm’ı uygulayın…" deniliyor.

Kremin, rujun altına ya da sade bir şekilde dudaklara sürülmesi tavsiye ediliyor.

Ancak krem tartışma yarattı. Bazı sağlık ve yeme bozuklukları kuruluşları, firmayı kadınların kilo alma korkusunu sömürmekle suçladı. Kuruluşlar, bunun sadece bir reklamdan ibaret olduğunu ve kremin zayıflatıcı bir etkisinin olacağından şüphe duyulduğunu kaydetti.

ABD’de altı aydır satışta olan Burner Balm, şimdi İngiltere’de Hqhair.com. adlı siteden satışta.

Belirtmekte fayda var: Daily Mail muhabiri Hillary Freeman, tartışma yaratan kremi denemiş. Bir hafta boyunca kremi günde altı kez kullandığını, sonuç olarak dudaklarının gayet güzel nem kazandığını, ama banyosundaki tartısının ibresinde milimetrelik bir oynama dahi olmadığını yazmış. Bu arada iştahının kesilmediğini de belirtiyor.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Romatizma Hakkında Bilmeniz Gereken Herşey

 Romatizma ağrılarınız ne zaman artıyor? Romatizma neden oluşur belirtileri sebepleri ve tedavi şekli..

Romatizma denildiğinde birçok kişinin aklına hafif bir eklem ağrısı geliyor. Yağmur yağmadan önce yaşanan ve aslında hayatı çok da etkilemeyen tatlı bir ağrı… Halbuki yüzlerce çeşidi olan romatizma, doğru tanı konulmadığı takdirde yürümeye bile engel olabiliyor.

1- Ailenizde romatizma hastalığı olan varsa dikkat edin: Genetik yatkınlık birçok romatizma türünün oluşumunda önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle ailesinde romatizma sorunu olanların yaşam şekillerine mutlaka özen göstermeleri ve belirtilere karşı tetikte olmaları gerekiyor.

2- Fazla kilolarınızdan kurtulun: Fazla kilolar bel ve bacaklara binen yükü artırıyor ve eklem harabiyetine neden oluyor. Dolayısıyla romatizma oluşma ihtimali de gündeme geliyor. Bu nedenle fazla kilolarınızdan kurtulmanız gerekiyor.

3- Beslenme düzeninize balık, ısırgan otu, yumurta gibi yiyecekleri ekleyin: Vücudun asit yükünü artıran yiyeceklerden uzak durmanız gerekiyor. Ayrıca her hastalıkta olduğu gibi romatizmada da şeker ve rafineri şekere dönen yiyeceklerin dikkatli tüketilmesi şart.

Omega 3-omega 6 dengesi romatizmal hastalıklar için çok önemli. Bu nedenle Omega 3 içeren balık, yumurta, ceviz, keten tohumu, ve semizotunun yanı sıra zeytinyağı ,kalsiyum ve C vitamini içeren besinlerle ısırgan otu bu hastalar için ideal.

4- Günde 2 litre su için: Romatizmal hastalıklarda sağlıklı bir bağırsak florası çok önemli. Karında gaz, şişkinlik, kabızlık gibi şikayetleri olan kişilerin bağırsak florasında bozukluk olma ihtimali yükseliyor. Bu nedenle günde en az 2 litre su için ve probiyotik kullanın.

5- 6 ayda bir dişlerinizi kontrol ettirin: Diş ve dişeti ile ilgili sorunlar romatizmada tetikleyici rol oynuyor. Bulgu vermeyen diş problemleri, gözden kaçan çürükler, dişetlerinde kanamalar da bağışıklık sistemini bozarak romatizmayı tetikleyebiliyor. Bu nedenle 6 ayda bir diş hekimine görünün.

Referans.7gunsaglik.com.tr

Yüksek Lif İçeren Besin Grupları

1) Meyveler
Lifli İçeren Meyveler: Ahududu, 1 su bardağı içerisinde 8 gram lif içererek en çok life sahip olan meyvedir. Diğer yoğun lif oranına sahip olab meyveler ise armut, böğürtlen, elma ve kuru eriktir. 1 adet armut içerisinde 5 gram, elmada ise 4.5 gram lif yer almaktadır. İncir, yaban mersini, çilek ve muz da yine  lif yönünden zengin meyvelerdendir.

Tüm bunkarın yanı sıra meyveleri yerken kabuklarını soymak ve çekirdeklerini çıkarmak alınabilecek lif miktarını büyük bir ölçüde azaltmaktadır.

2)Sebzeler
Orta büyüklüğe sahip bir enginar yaklaşık 10.3 gram lif içeriğine sahiptir. 1 bardak nohutta ise yaklaşık 8.8 gram lif yer almaktadır. Brokoli, yeşil turp ve kış kabağı da 1 bardağında ortalama 5 gram lif içermektedir. Mısır, patates ve brüksel lahanası ise içeriklerinde daha az lif bulundururlar ancak yine de yüksek oranlı liften oluşan besin kaynakları arasında yer almaktadır.

3)Tahılgiller
Bir su bardağı tam buğdaydan yapılmış bir spagetti orortalama olara.3 gram lif içermektedir. Buğday kepeği ve yulaf kepeği ise daha fazla miktarda lif içeriğine sahiptir. Yarm su bardağı yulaf kepeği 8.8 gram lif içermektedir. 1 su bardağı patlamış mısır ise bir dilim tam buğday ekmeğinden daha çok lif içermektedir.
Kaynak.7gunsaglik

Tarçının Diyabet Hastalarına Faydası

Türkiye’de milyonlarca kişide insülin direnci olduğunu ifade eden Dr. Ömer Coşkun, “Her öğünden sonra pankreastan salınan insülinin görevi, glukozu enerji üretimi için hücrelere taşımaktır. Özellikle kas ve yağ dokularının insülinin etkilerine karşı yanıt vermeleri azaldığında insüline direnç söz konusudur. Bu da sağlığı olumsuz yönde etkilemekte, kan şekerinde anormalliğe neden olmaktadır” dedi.


Zamanla bu sürecin vücutta sağlıksız bir dalgalanma etkisine ve diyabete neden olduğuna dikkat çeken Dr. Ömer Coşkun, insülin direncine karşı tarçını önerdi. Coşkun, çeşitli yiyecek ve içecekler ile birlikte kullanılacak tarçına en az üç ay devam edilmesi durumunda insülin direncinin kırılacağını kaydetti.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Obezite ve Zayıflama Hakkında Bilgiler

Uzmanlar zayıflama ve obezite hakkında merak edilen konular hakkında bilgi veriyor.

Obezite ile Mücadele Derneği Başkanı Halil Kargulu, obezitenin sadece vücutta yağ birikmesi olmadığını belirterek "Bu işin bir psikoloji, ruhi ve manevi açlık boyutu var. Bir bütün olarak ele alınması gerekiyor.” dedi.

Kargulu, katıldığı bir radyo programında Türkiye’de obezite oranlarının neden arttığını, diyetisyen ve zayıflama uzmanlarının yaptığı hataları ve zayıflamak isteyenlerin yapması gerekenleri anlattı.

Obezitenin sadece vücutta yağ birikmesi olmadığını vurgulayan dernek başkanı, "Bu işin bir psikoloji, ruhi ve manevi açlık boyutu var. Manevi doyum olmadan kişinin fiziki doyuma ulaşması imkânsızdır. İnsan makine değildir. Her türlü varlığıyla mükemmel yaratılmıştır." dedi.

Kargulu, zayıflamada yaşanan en büyük sıkıntıyı, "İnsanlar küçücük parçalara ayrılarak bu konuyu ele alınıyor. Zihinleri yeterince çok özgür olmadığı, bilinçleri farklı yönlendirmelere maruz kaldığı için ruhsal doyumu nasıl gideceklerini bilmiyorlar. Onun için hep bir tüketimle, sağlıklı ve dengeli beslenmeyle ile bu sorunu çözmeye çalışıyorlar. Sağlıklı ve dengeli beslenme zayıflama bütününün sadece yüzde 2,5′unu oluşturur. Sağlıklı ve dengeli düşünmeden sağlıklı ve dengeli beslenemeyiz. Burada geri kalan yüzde 97,5′u içine alan manevi ve ruhsal doyum, hayatın farklı renklerini yaşayıp üretim sağlamak gibi konuları biz sağlayamazsak yüzde 2,5′un içinde kayboluruz. Gerçekleri göz ardı edebiliriz. Ve kısır döngü içinde kalırız." şeklinde açıkladı.

"Biz insanları makine gibi görmemeliyiz. Manevi ihtiyaçlarını da bilmeliyiz." diye konuşan Kargulu, "Açlık sadece fiziksel ihtiyaçlarından kaynaklanmıyor. Ruhsal anlamdaki tatmini yaşayamaz ve yaşatamazsak farklı boyutlardaki açlıkları biz fiziksel açlık olarak algılayıp yine tüketimle doyurmaya çalışabiliriz." uyarısında bulundu. Kargulu, açıklamalarına şöyle devam etti:

"4,5 yaşında 34 kilo ağırlığındaki bir çocuk için özel bir hastanede uzman bir doktor tahliller yapıldığında bir sıkıntı görmediğini söyleyebiliyor.

Diyor ki; hastanın kilo sorunu vardır; obezite bakımsızlık değil, çok iyi bakım göstergesidir. Kilolu olmayı insanların sadece fiziksel özelliklerine bakarak, yaşayabileceği psikolojik etkileri görmeden, ruhsal dünyanın ağırlığını bilmeden ele alıyor. Çocuklara ve diğer insanlara yaklaşımınız sadece makine gibi olursa onlarda biraz dışlanarak kendilerini tatmin etmek için abur cuburla doyumunu sağlayacaktır."

"Neden dünya hızlı şişmanlıyor ve çocuklar neden böyle obez oluyor?" sorusuna Kargulu, şöyle karşılık verdi:

"Sadece gıdaların sağlıklı mı, değil mi kısmına bakıyoruz. Elbette buna dikkat edeceğiz. GDO var mı, katkı maddesi var mı, nişasta var mı gibi konular çok önemli. Özellikle katkı maddelerinin doyma mekanizmasını kapatarak yiyeceğe lezzet katması gibi ciddi konular var. Ama çözümü bugün dayatılan kısmın dışındaki bölümlerde aramak yeni çözümler sunacaktır. Biz bunun için uğraşıyoruz. Çünkü diyet ayrı bir sektör haline gelmiş. Bu sektörde o kadar çok insanların kafasını karıştıran kişiler ve zayıflatıcı ürünler var ki! Biz bunların hepsini kaldırın atın demiyoruz. İşe yaramaz demiyoruz. Sadece dünyada en mükemmel ilaç olsa bile bütünün yüzde birini teşkil eder. Bütün oluşturmadan, insanların zihinlerini özgürleştirmeden başarı sağlayamazsınız. Önce bireyi alıp geçmişin bütün önyargı ve kaygılarından arındırarak sorunu çözmemiz gerekiyor. Varsa bir takım geçmiş bilgileri varsa onları silip yeni bilgileri öğretmeye çalışıyoruz. Konunun psikolojik, sosyoloji, manevi ve ruhi boyutuna bakarak bir bütün içinde çözüm üretiyoruz. Yoksa sadece düzenli ve sağlıklı beslenme üzerinden yapılan çalışmalar bir süren sonra yeniden patlak verebiliyor."

Referans.7gunsaglik.com.tr

Kabızlık Hakkında Efsane ve Gerçekler

Efsane: Her gün bağırsak hareketleri yaşanır. Bu durum kişiden kişiye değişir.

Bazı insanlar günde üç kez bazıları haftada üç kez tuvalete gidebilir. Ortak sorun bağırsak hareketleridir ve kabızlık haftada 3 ve daha az tuvalete gitmektir. Haftada bir ve az hareket varsa ciddi sorununuz var demektir. Tıbbi yardım istenmelidir.

Efsane: Kabızlık toksinlerle ilgilidir sağlık sorunlarına yol açar. Kabızlıkta dışkıda zehirli maddeler vücut tarafından emilir. Artrit, astım, kolon kanserine bağlı oluşabilir. Kolon temizliği, laksatifler toksinler ve diğer maddeler temizlenmelidir.

Efsane: Kabızlık için sadece daha fazla life ihtiyaç duyulur. Beslenmede lifli yiyeceklerin artırılması kabızlığa yardımcı olur. Ama kronik kabızlığı geçirmez. Tiroid bezi veya şeker hastalığı olabilir. Parkinson, inme ilaçların yan etkileri olabilir. Nadir durumlarda kolorektal kanser ve otoimmün hastalıkların habercisi olabilir. Dışkıda kan, bağırsak hareketleri, nedensiz kilo kaybı ve şiddetli ağrı varsa doktora görünün.

Gerçek: Süt kabızlığa neden olabilir. Laktoz intoleransı olan süt kabızlık nedenidir. Doktora danışın.
Gerçek: Sakız yutmak kabızlık nedenidir. Nadir durumlarda çocuklar sakız yuttuklarına gelişebilir. Sindirilemeyen maddeler sistemi bloke eder.

Efsane: Ruh haliniz tuvalet düzeninizi etkiler. Depresyon kabızlığı etkiler daha da kötüleştirebilir. Meditasyon ve yoga iyi gelir. Stresi azaltın ve rahatlayın. Karın masajı özellikle iyi gelir.
Gerçek: İlaçlar kabızlık sebebi olabilir. Ağrı, depresyon, yüksek tansiyon, ve Parkinson hastalığı gibi bazı ilaçlar kabızlık ile ilişkilidir. Çok fazla kalsiyum ve demir de kabızlığa yol açabilir.

Gerçek: Su yardımcıdır. Bol su içmek kabızlık için bire birdir. Sıvılar kabızlığı hafifletir ve önler. Dışkıyı yumuşatır. Kafeinli ve alkollü içeceklerden uzak durun.
Gerçek: Egzersiz yardımcıdır. Fiziksel aktivite eksikliği kabızlık nedenidir. Bağırsak hareketlerini aktif tutun. Yemeklerden sonra bir saat bekleyip yürüyün. 15 dakika yürüyün, yoga ve esneme hareketleri yapın.

Efsane: Kahve kabızlığı geçirir. Sindirim sistemindeki kasları teşvik eder. İdrar söktürücüdür dışkıya sıvı çeker ama kabızlığa iyi gelmez. Kahve, çay, kola ve alkol iyi gelmez.
Kan görürseniz ciddi bir durum olabilir de olmayabilir de. Mutlaka doktorunuza görünün. Hemoroid kanaması olabilir. Kabızlık ve ıkınmadan oluşabilir. Bordo ve siyah kanama gastrointestinal bölgeden kaynaklanır. Ciddi anlam taşıyabilir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

En Sık Yaptırılan Estetik Karın Germe

Op. Dr. Serkan Dinar ülkemizde her estetiğin talep gördüğünü ancak karın germenin birinci olduğunu bildirdi.

Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar “Ülkemizde estetik ihtiyaçlarını beslenme şekilleri, genetik problemler, güneşin cildi tahrip edici, inceltici, kılcal damar ve lekeleri arttırıcı etkilerinin belirdiğini’’ söylüyor. Peki, hangi bölge de hangi estetik operasyonlar yapılıyor?

Türkiye’nin estetik haritasını çıkaran Op. Dr. Serkan Dinar, Karadeniz bölgesinde burun estetiğinin, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da karın germe, yağ alma ve meme küçültme ameliyatlarının yaygın olduğunu belirtiyor. Ege’de göğüs büyütme ve liposuction, Akdeniz’de ise güneşin yoğun etkileri nedeni ile cilt lekelerinin tedavisine yönelik hücre spreyi tedavisine yoğun talep görülüyor. Marmara Bölgesi’nde ise tüm estetik operasyonlar yoğun olarak ilgi görüyor. Ayrıca Marmara Bölgesi’nde kadınlar kadar erkekler de estetik operasyon, özellikle saç ekimi yaptırıyor.

Op. Dr. Serkan Dinar, Karadeniz Bölgesi’ndeki burun estetiği yoğunluğunu genetik geçişe bağlarken, Anadolu’da görülen karın germe, yağ aldırma ve meme küçültme operasyonu yaygınlığının hayvansal gıdadan zengin beslenmeye, fazla çocuk doğurmaya ve emzirmeye bağlı olduğunu aktarıyor.

Türkiye’nin batısında ise estetik operasyonları daha çok dış görünüşe bağlı olarak tercih ediliyor. Ege Bölgesi’ndeki deniz ve güneşle iç içe geçen yaşam tarzı Egelileri meme büyütme ve estetik amaçlı liposuction ameliyatlarına yönlendiriyor.

Akdeniz Bölgesi’nde güneşin tahrip edici etkisi nedeniyle ciltte lekelenme, Hatay Tarsus Adana bölgesinde vitiligo gibi cilt hastalıklarında yaygınlık nedeniyle hücre spreyi ameliyatları lazer tedavileri ve yine deniz kıyı şeridi olması nedeniyle meme dikleştirme ve meme büyütme ameliyatları yaygın olarak talep görüyor.

Marmara Bölgesi Türkiye’nin estetik merkezi

Marmara Bölgesi’nde en sık yapılan ameliyatlar burun estetiği, meme büyütme, meme dikleştirme, liposuction olarak dağılım gösteriyor. Ayrıca kadınların ekonomik bağımsızlığının daha yüksek olduğu bu bölge de yüz estetiği ile ilgili yüz germe, botox, dudak dolgusu gibi işlemler yaygın olarak uygulanıyor. Marmara Bölgesi’ni diğer bölgelerden ayıran bir başka unsur ise erkelerin de estetik operasyonlara sıcak baktığı bir bölge olması. Özellikle saç ekiminin yaygın olarak yapıldığı Marmara Bölgesi’nde erkeklerin kadınlar kadar talep gösterdiği bir diğer uygulama ise liposuction.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Karaciğer Hastalıklarına Yakalanma Nedenleri Nelerdir?

Vücudumuzda yer alan her organın bir işlevi bir görevi vardır, hepsi kusursuz olarak birbirini takip eder ve de hepsi oldukça önemlidir.
Ancak bazı organlar diğerlerine göre daha büyük görevler yaparlar. Bunlardan bir tanesi de ciğerlerimiz.
Ciğerlerimiz hepimizin de bildiği üzere; karaciğer ve de akciğer olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar.
Bugünkü yazımızda bahsedeceğimiz ciğer hastalıkları karaciğerlerimiz ile ilgili.
Peki, bilmeyenler ve tam görevini duymayanlar için şöyle anlatalım. Nedir bu karaciğer? Ne işe yarar? Vücutta nerede bulunur?
Karaciğerlerimiz; diyafram olarak adlandırılan yapının hemen alt kısmında, vücudumuzun sağ tarafında, her yetişkin ve sağlıklı bireyde ortalama olarak 2 kilo civarında adından da belli olduğu gibi koyu renkte koyu kırmızı yapıda bir organdır.
Karaciğerlerimizin görevi ise; günde ortalama 1 litre kadar ( yani 1 litre ortalama 4 su bardağına tekabül eder ) , safra denilen salgıyı üretir. Vücutta yer alan yağ ve şeker dengesini düzenler,  vücut ısısını dengede tutar, hormonların düzgün çalışmasında rol oynar ve kan dengesini sağlar.
İşte karaciğerlerimiz tüm bunları yaparak yaşam için birçok rol oynayarak vücudun ayarlayıcı noktası diyebiliriz.
Karaciğerinde sorun olanların ortak şikâyetleri ise şöyledir;

·        Bağırsakta gaz,

·        Sağ boşlukta ağrı
Kaynak.7gunsaglik

Grip Aşısının Yararlarının Yanında Zararları da Olabilir

Malum hastalık mevsimine doğru geliyoruz. İnsanlar soğuk algınlığı ile başlayıp ağır griplere kadar bulaşıcı hastalıkların etkisinde kalabiliyor. Grip aşısı olmalı mıyız?

grip

Kışın yaklaşmasıyla birlikte grip mevsimi de geldi. Gripten korunmanın en etkili yollarından biri ise aşı olmak. Grip aşısı, erken dönemde yaptırıldığı takdirde bağışıklık sistemini daha da güçlendirerek hastalıklara karşı koruma sağlıyor.

Uz. Dr. Mustafa Nafiz Karagözoğlu grip ve grip aşısı hakkında bilgi verdi. Grip aşısı olmak için geç kalınmaması gerektiğini belirten Karagözoğlu, grip hakkında şu bilgileri verdi:

"Grip, çoğunlukla sonbahar ve kış aylarında görülür. Hastalığı taşıyan kişilerin öksürmesi ya da hapşırması ile havaya yayılan damlacıklarla ve doğrudan temasla bulaşmaktadır. Kapı kolları, bilgisayar klavyeleri, telefonlar gibi ortak kullanılabilecek eşyalar bulaşmaya neden olabilir. Belirtileri arasında ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırık, öksürük, baş ağrısı, kaslarda ve eklemlerde ağrı ve halsizlik yer almaktadır. Genellikle 1–2 hafta içinde iyileşme görülür. Ancak yaşlılarda, diyabetlilerde, altta yatan böbreğe, kalbe ya da solunum sistemine ait kronik hastalığı olan kişilerde daha ağır seyredebilir. Bunun yanında zatürree gibi hastalıklara da zemin hazırlayabilir."

Gribin bir virüs hastalığı olduğunu vurgulayan Karagözoğlu, aşının gribe karşı koruma sağladığını ifade etti. Karagözoğlu, "Antibiyotik tedavisine yanıt vermez. Hastalara bol sıvı almaları, yatak istirahati ve belirtilere yönelik ilaçlar önerilir. Virüse yönelik ilaçlar erken dönemde faydalıdır. Gripten korunmak için gripli kişilerle temastan kaçınılması, ellerin sık sık yıkanması, kapalı, kalabalık ortamlardan kaçınılması ve grip aşısı önerilir. Grip virüsü sürekli tip değiştiren bir virüs olduğundan Dünya Sağlık Örgütü her yıl o sene sık görülen virüs tiplerini belirler ve aşı buna göre hazırlanır.

Aşı, 3 tip ölü virüs içerir. Uygulandıktan sonra etkisinin ortaya çıkması 10-15 gün kadar bir süre alır. Bu nedenle sonbahar başlarında yapılması önerilir. Tüm kış boyunca yapılmasının bir sakıncası yoktur, erken yapılmasının nedeni, bağışıklığın bir an önce başlamasının sağlanmasıdır. Bu arada, çoğunlukla koruyucu olsa da grip aşısı yapılması, kişinin o yıl asla grip olmayacağı anlamına gelmez. Aşının koruyuculuğu, yüzde 60-80 arasında değişmektedir. " bilgisini verdi.

GRİP AŞISI YAPTIRMASI GEREKEN RİSK GRUPLARI
Uz. Dr. Mustafa Nafiz Karagözoğlu, grip aşısı yaptırması gereken risk gruplarını da şöyle sıraladı:

65 yaşın üzerindekiler, bazı akciğer hastalığı olanlar (astım, kronik bronşit gibi), kronik kalp ve damar hastaları, şeker hastaları, han hastalığı olanlar, bağışıklığı baskılanmış kişiler (uzun süreli kortizon kullanımı, AIDS, kanser tedavisi görenler gibi), bakım/huzur evlerinde kalanlar ve burada çalışan personel, sağlık personeli, hamileler kendi doktorları önerirse gebeliğin 2. veya 3. haftası yaptırabilir.

GRİP AŞISININ YAN ETKİLERİ
"Grip aşısı canlı olmayan virüs içerdiğinden aşıya bağlı olarak grip geçirmek mümkün değildir." Diyen Karagözoğlu, "Aşı yapılan bölgede ağrı, kızarıklık ya da şişme, kas ağrıları, kırgınlık hissi, hafif ateş yan etkileri arasında sayılabilir." ifadelerini kullandı.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Lenf Kanseri Belirti Verir mi?

Gece yükselen ateş ve terleme varsa, ani şişme ve morarmalar meydana geliyorsa dikkat! Lenf kanseri riskini olabilir. Lenf kanseri belirtileri..


Vücudunuzda şişlik ve morarmalar oluyorsa, gece yükselip sabaha karşı düşen ateşiniz ve çamaşır değiştirtecek kadar yoğun terlemeniz varsa, son 6 ay içinde vücut ağırlığınızın yüzde 10′unu kaybettiyseniz lenf kanseri riskiyle karşı karşıya olabilirsiniz.

Lenfoma, lenf dokusunun kanseri olarak tanımlanıyor. ‘Kanser’ kelimesi günümüzde ürkütücülüğünü sürdürse de bu tedaviyi yöneten hematologlar tarafından tedavi edilebilir bir hastalık olarak tanımlanıyor. Tedavi sonuçlarının yüz güldürücülüğü, tedavinin her hastanın hastalık tipine özel planlanmasından kaynaklanıyor. İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Ural, lenfomanın gözden kaçırılmaması gereken belirtilerini, tanı yöntemlerini ve tedavi seçeneklerini anlatıyor.

İKİ TİPİ VAR
Lenfoma için ‘lenfatik sistemin kanseri’ deniyor ve bu kavramı anlayabilmek için önce lenfatik sistemi tanımak gerekiyor. Lenfatik sistem, kemik iliği içinde bulunan bazı beyaz hücre grupları, karaciğer, dalak ve lenf bezlerinden oluşuyor. Bu sistemde bulunan organlar akyuvarların varlığı nedeniyle vücudun en önemli savunma sistemini oluşturuyor. Lenfoma, soruna neden olan hücre gruplarının birbirinden farklı olması nedeniyle; Hodgkin ve Hodgkin dışı olarak iki tipe ayrılıyor.

YÜZ GÜLDÜREN KANSER TÜRÜ
Bu sorun, tıp dilinde lenfoma, halk arasında ise lenf kanseri olarak ifade ediliyor. Kanser kelimesi kulağa çok korkutucu gelse de bu kanser türü tedavi sonuçları açısından hematologların yüzünü en çok güldüren hastalıklardan biri olarak görülüyor. Bu sorunun varlığında; hastalığın tedavisi, vücuttan atılabilmesi ve hastanın normal ömrünü sürdürmesi mümkün hale geliyor. Lenfomanın nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte sonradan kazanıldığı ve bulaşıcı olmadığı biliniyor. Bazı tip lenfomalarda hastalığın oluşumunu kolaylaştıran risk faktörleri bulunuyor.

HTLV-1, HIV gibi bağışıklık sistemini etkileyen virüslerin de hastalıkta etkili olabildiği düşünülüyor. Başka bir kanser tipi nedeniyle tedavi gören hastalarda, tedavinin bağışıklık sistemini zayıflatması da lenfoma açısından bir risk faktörü olabiliyor.

EN ÖNEMLİ BELİRTİ ŞİŞLİK
Lenfomanın hastayı doktora sürükleyen en önemli belirtisi vücudun çeşitli yerlerinde çıkan lenf bezi büyümeleri yani şişlikler oluyor. Yapılan araştırmalar, lenf bezi büyümelerinin en sık boyun çevresinde olduğunu gösteriyor. Bunun dışında koltuk altı, kasıklar, kalp civarı, karın ve göğüs boşluğunda da görülebiliyor. Ancak lenf bezi büyümelerinin hepsi lenfomaya işaret etmiyor. Bazı kanser tiplerinin metastazları, yani lenf bezlerine yayılması da lenf bezi büyümesi olarak görülüyor. Ek olarak, bahsedilen organların enfeksiyona karşı koymaları nedeniyle bu bölgelerde boğaz ya da diş enfeksiyonuna bağlı büyümeler görülebiliyor. Enfeksiyon ihtimali tetkiklerle ortadan kaldırıldığında akla lenfoma geliyor" diyen Prof. Dr. Ural, bu lenf bezi büyüklüklerinin gelip geçici olmadıklarını ve tedavi edilmedikleri sürece büyümeye devam ettiklerini söylüyor.

PORTAKAL BÜYÜKLÜĞÜNDE OLANLAR VAR
Lenf bezi büyüklükleri önce fındık, sonra sırasıyla ceviz, mandalina hatta bazı hastalarda portakal büyüklüğüne ulaşabiliyor. Lenf bezinin konumu nedeniyle fark edilmediği durumlarda; nefes darlığı ve karın ağrısı gibi belirtileri de olabiliyor. Bunların yanı sıra geceleri yükselip sabaha karşı düşen ve hastanın çamaşır değiştirmesini gerektirecek kadar terlemesine neden olan ateş yüksekliği ile hastanın son 6 ay içinde ki ağırlığının yüzde 10′undan fazlasını kaybetmesi de lenfomayı düşündürüyor. Hodgkin tipi lenfomada büyümüş lenf nodlarının alkol alımıyla birlikte ağrıması da dikkat çekici bir belirti olarak görülüyor. Yine lenf nodlarının büyümesi ve bunlardan salgılanan birtakım maddeler, vücutta ilaçlara yanıt vermeyen yaygın bir kaşıntı oluşumuna neden olabiliyor.

DİŞ ETİNDE KANAMA VE MORARMALARA DİKKAT!
İleri dönem vakalarda ise eğer lenfatik sistem haricinde kemik iliği tutulumu varsa Hodgkin veya Hodgkin dışı lenfomalarda hasta kemik iliği tutulumuyla ilgili; halsizlik, güçsüzlük, çarpıntı ve çabuk yorulma gibi şikayetler yaşayabiliyor. Lenf bezlerinde herhangi bir belirti olmaması durumunda, kansızlık da bazen tek başına lenfoma işareti olabiliyor. Trombosit düşüklüğü, diş etinde kanama ve morarmalar, kadınlarda adetin uzun sürmesi şeklinde bulgular da bu konuda uyarıcı oluyor.

HASTALAR YANLIŞ TEDAVİYLE ZAMAN KAYBEDİYOR
"Lenfatik sistem hematolojinin alanına giriyor" diyen ve " Diğer klinisyenler lenf bezleri büyüklüğü ile karşılaştıklarında önce enfeksiyon ile ilgili olup olmadığını inceleyip enfeksiyon odağı bulunamadığında hastayı bize yönlendiriyorlar" diye devam eden Ural, bu konuda yapılan önemli bir yanlışa dikkat çekerek, " Bazen enfeksiyon odağı bulunamadığı halde, enfeksiyon olasılığı düşünülerek kimi zaman 15 gün, kimi zaman ise bir ay kadar antibiyotik kullanımı öneriliyor. Bunun sonucunda hastanın doğru tedavi alabileceği süre boş yere harcanmış oluyor" diyor.

AĞRI OLMAMASI ŞÜPHEYİ ARTIRIR
Enfeksiyona bağlı büyüyen lenf bezleri, büyüklüğü ne olursa olsun çoğunlukla ağrılı oluyor. Ağrısız olması ise lenfomayı düşündürüyor. Lenfomayı düşündüren bir diğer özelliğin ise büyüme hızı olduğu belirtiliyor. Bir hafta içinde hızlı bir büyümegerçekleşmesi ve şişliğin çapının 1.5- 2 cm’den çok olması akla lenfomayı getiriyor. Enfeksiyona ait lenf bezleri muayenede kolaylıkla yerinden oynarken, lenfomaya bağlı olanlar sert ve alttaki dokulara yapışık oluyor. Bunun dışında yine enfeksiyona bağlı lenf bezlerinde büyüme genellikle tek odaklı iken lenfomaya bağlı büyümelerde kitlelerin birleşerek büyümesine rastlanıyor.

HASTALIĞIN EVRELERİ
"Lenfoma tanısının hematologlar tarafından konulmadığı belirtiliyor. Kesin tanı koyabilmek için lenf bezinin patoloji örneği ve patolojik değerlendirmesi gerekiyor. Patoloğun lenf bezinin tamamını görmesi gerektiği için cerrahi olarak çıkarılması öneriliyor. Hastalık, vücutta lenf bezlerinin tutmuş olduğu bölgelere göre evrelendiriliyor. Tanı konulduktan sonra vücudun başka bölgelerinde lenf bezleri olup olmadığını değerlendirmek için görüntüleme sistemlerinden yararlanılıyor. Sıklıkla PET-CT taraması ile tutulumun nerelerde olduğu belirleniyor. Sadece bir lenf bezi yöresinde tutulum varsa bu, Evre I olarak tanımlanıyor. Buna karşın hem koltuk altında hem de boyun yöresinde lenf bezi büyümesi Evre II, diyafram zarının her iki tarafında bulunması ise Evre III anlamına geliyor. Tek başına karaciğer ya da tek başına kemik iliği tutulması olması hastalığın Evre IV olduğunu gösteriyor. Ayrıca lenfatik sistem dışında bir organın yaygın tutulumu da Evre IV’e giriyor.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Saman Nezlesi Hastalığı ve Tedavisi

Saman nezlesi normal gribal enfeksiyondan farklı olarak çok daha ağır ve şiddetli geçer.Hastaların dikkat etmesi gereken kurallardan biride hastanın mutlaka hafif nemli yerde

zamanını geçirmesi ve kesinlikle burun damlası kullanılmaması.

Saman Nezlesi, Özellikle gözleri ve burnu etkileyen alerjik bir nezledir ve astım bronşit ile birlikte de bulunabilir. Alerjiye eğilim kalıtsal olabilir, ancak hastalığın özel biçimi kalıtsal değildir. Saman nezlesi, nedeni genellikle bitki polenleri olduğundan, her yıl belirli zamanlarda görülen bir mevsim hastalığı olarak da nitelendirilebilir.

saman-nezlesi
Saman Nezlesi Belirtileri: Genel olarak virüs etkenli nezlenin belirtilerini verir. Burun akar. Burun akıntısı önceleri sulu, sonraları koyu ve sarı renklidir. Burun akıntısına öksürük de eklenebilir.

Saman Nezlesinin Tedavisi: Tedavi edilmediği takdirde astım bronşite neden olabilir. Saman nezlesi sırasında özellikle sinüzit olasılığının ortadan kaldırılması gereklidir. Nezlenin ilk günlerinde efedrinli burun damlalarından kaçınmalıdır. Burun akıntısının sarıya dönüşmesinden sonra sinüslerin boşalabilmesi için efendrinli damlalar kullanılabilir. Genellikle, antihistaminik ilaçlar etkindir.

Saman Nezlesinden Korunma: Genel olarak kesin bir korunma yöntemi henüz bulunmamıştır. Ancak, alerjinin nedeninin bulunup ortadan kaldırılması olumlu sonuçlar vermektedir. Çoğu kez, alerji nedeni bulunduktan sonra hazırlanabilecek aşılarla korunma yoluna gidilebilir. Saman nezlesi vakalarında nemli bir ortam yeğlenmelidir.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Egzersiz Yaparak Depresyona Veda Edin

 Günümüz araştırmaları, yapılan egzersiz hareketleri ile zihnin depresyona karşı korunabileceğini, egzersizin, stresi azaltarak depresyonun önüne geçtiğini ortaya koymuştur.

Aslında bu bilinen bir gerçekti ancak uzmanlar tarafından gerçekleştirilen son araştırmalar ile bu durum, yeni ayrıntılar ile kanıtlanmış durumda.

Egzersizler PCG-alpha Enzimini Arttırıyor

Kaslarda yer alan ve PGC-alpha olarak adlandırılan enzimin üretimi, yapılan egzersizlerle birlikte artmakta ve bu sayede beyin depresyona karşı büyük ölçüde korunmaktadır. Aynı zamanda yaptığınız egzersizin sonrasında, uyuduğunuz zaman bile bu enzim kaslarınızda üretilmeye ve böylece beyninizi korumaya devam etmektedir.
Araştırmaların gösterdiği ve göze çarpan egzersizlerin bizlere sağladığı bir diğer olumlu etki ise, yapılan egzersizin, devam eden bir depresyon halinde dahi önemli ölçüde işe yarıyor olmasıdır. Depresyon halinde bulunan bir birey, düzenli aralıklarla egzersiz yapıp bunun alışkanlık haline getirdiğind salgılanan PCG-alpha enzimi, depresyonun vücuttaki etkisini ciddi bir oranda yitirmesini sağlayacaktır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Enerji Veren ve Kilo Verdiren Besinler

Fasulye. Siyah, beyaz, mercimek gibi baklagiller dirençli nişasta içerir. Uzun süre tok tutar lif içerir enerji verir.

Prebiyotikler ile sağlıklı bağırsak bakterilerini destekler. Demir emilimini artırır kilo vermeyi sağlar.

Yulaf. Rafine tahıllardan yulaf sağlık deposudur enerjiyi artırır. Kolesterolü emer bağışıklığı güçlendirir halsizliğe iyi gelir çözünür lif içerir. Enerji ve kan akışı ile kan şekerini dengeler.

Lahana ailesi sebzeleri. Turpgillerden brokoli, Brüksel lahanası, lahana gibi sebzeler kilo kaybını teşvik eder. Potansiyel kanserojen hücrelerden korur. Kalorisi az lifi ve su içeriği yüksektir. Selenyum ve kükürt bakımından zengindirler. Karaciğeri temizler, enerjiyi artırır, cilt ve saç sağlığı için harikadır.

Avokado. Vitamin mineral emilimini teşvik eder. Tekli doymamış yağlarla kalbi korur. Kilo verdirir besinlerden maksimum verim almayı sağlar.

Çay. Metabolizma için faydalı onlarca bileşik içerir. Sinire iyi gelir bitki çayları enerji verir.

Su. Açlık için iyidir sistemi hızlandırır kalori yaktırır. Optimal organ işlevleri için ve enerji için gereklidir. Karaciğer ve böbreği korur.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kanser Hastalarının Dikkat Etmesi Gerekenler

Kanser hastalarının tedavi edilmesinde en büyük etkenlerden bir tanesi ve ilk sırada yer alanı tabii ki de psikoloji. Yani düzgün ve yüksek bir moral. Sonrasında kemoterapi, radyoterapi, ilaç tedavisi, bir takım kurallar ve benzeri unsurlar ile kanserin dahi üstesinden gelmek mümkün.

Yeter ki doğru teşhis zamanında konulsun ve doğru tedavi harfi harfine uygulansın. Kanser hastalarının tedavi edilmesinde bir yardımcı etken de kanser hastalarına, doktorlarının gözetimi altında verilen diyet yani rejim programları. Eğer bu programlara düzgünce uyulur ve riayet edilirse elbette üstesinden gelinir.
Peki, nedir bu diyet listesi. İşte kanser hastalarına özel diyet listesi şu şekildedir;
·         Kanser teşhisi konulmuş ve rejim uygun görülmüş hastanın bir günlük alacağı besin miktarının % 60 gibi bir oranının buğday ve ürünleri olması gerekir.
·         % 25 ila % 30 gibi bir oranının da hayvan gübresi ile yetişmiş, doğal natural organik ürünler, sebzeler tüketmesi gerekir,
·        % 5 oranında tahıl ve tahıl grubu tüketebilir iken ;
% 15 gibi bir oranda da deniz ürünleri yani balık gibi ürünler tüketmesi gerekmektedir.
Bunların yanı sıra bir de yasaklı yiyecekler var tabi bunlar;
·         Alkollü içeceklerin tümü,
·         Şekerli meyve suları,
·         Donmuş hazır yiyecekler,
·         Konserveler,
·         Yumurta,
·         Peynir,
·         Mantar,
·         Çikolata ve benzeri ürünlerdir.
Kaynak.7gunsaglik

Karın Ağrısı ve Nedenleri

Aslında birçoğumuzun hastalık olarak dahi görmediği, çevremizde sık sık duymaya alışkın olduğumuz, hatta zaman zaman kendimizin de yaşadığı belki de en yaygın hastalık veya rahatsızlık çeşitlerinden bir tanesi de ‘’ karın ağrısı rahatsızlığı. ‘’

Karın ağrısının sebepleri çok basit gaz sancıları veya da çok yemek yemekten meydana gelen şişkinliklerden dolayı basit nedenlerden olabileceği gibi, aynı zaman da da bir çok çeşitli farklı hastalığın da habercisi, belirtisi olabilir.
İşte karın ağrısının olası nedenlerini sayacak olursak şu şekilde sıralayabiliriz ;

·        Mideden kaynaklanan bazı sorunlar,
·        Karaciğer hastalıkları,
·        Safra kesesi sorunları,
·        Dalak problemleri,
·        İdrar torbasında meydana gelen rahatsızlık ya da iltihaplanmalar,
·        Kadınların özel zamanları ( regli ) dönemi ağrıları,
·        Rahim hastalıkları,
·        Yumurtalıklarda meydana gelen sorunlardan kaynaklı ağrılar,
·        Böbrekler ile ilgili rahatsızlıklar,
·        Pankreas ile ilgili sorunlar da karın ağrısına neden olabilen unsurlar arasında yer alırlar.
Karın ağrıları bazen yavaş yavaş ve hafif iken bazen çok şiddetli aniden başlayabilir. Bu gibi durumlarda geçmeyen karın ağrılarınızın yanı sıra mide bulantısı ve kusma gibi şikayetleriniz de var ise doktora danışınız ve acilen yardım alınız.
Kaynak.7gunsaglik

Kalp Romatizmasının Belirtileri ve Tedavisi

Akut romatizmal ateş hastalığı çocuklarda da erişkinlerde de görülebiliyor. Kalp romatizması denilen bu hastalığın belirtileri, nedenleri ve tedavi yöntemleri..

Halk arasında kalp romatizması olarak adlandırılan akut romatizmal ateş hastalığının tüm dünyada çocukluk ve erişkinlik döneminde görülen edinsel kalp hastalıklarının en sık sebebi olduğunu belirten Doç. Dr. Aziz Karabulut, tedavi edilmemiş boğaz enfeksiyonlarının yaklaşık 3 hafta sonra akut romatizmal ateş tablosu ile geliştiğini kaydetti.

Toplu halde yaşanan okul, yurt, askeri birlik gibi yerlerde bu enfeksiyonun yaygın ve çok ağır şekilde seyrettiğinden, bu yerlerdeki yetersiz tedavi akut romatizmal ateşin gelişmesi ihtimalini artırabileceğini söyleyen Memorial Diyarbakır Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Uzmanı Doç. Dr. Aziz Karabulut, akut romatizmal ateş hakkında uyarılarda bulundu.

"BOĞAZ ENFEKSİYONLARI HASTALIĞI HIZLANDIRIR"
Endüstrileşmiş ülkelerdeki erken tanı ve yeterli tedaviler sayesinde akut romatizmal ateşin gelişme olasılığı ve buna bağlı kalp kapak hastalıkları eskiye oranla oldukça azalmış durumda olduğunu söyleyen Doç. Dr. Karabulut, gelişmekte olan ülkelerde bu durumun halen önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ettiğini dile getirdi. Akut romatizmal ateş tablosunun en sık görülen bulgusunun büyük eklemlerdeki ağrı, şişlik ve kızarıklıktan oluşan artrit tablosu olduğuna dikkat çeken Karabulut, oldukça ağrılı seyreden bu eklem tutulması tablosunun genellikle hastalık kalıntısı bırakmadan iyileştiğini söyledi.

Karabulut, daha az görülen diğer bulguların ise kalbin etkilendiği göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı gibi şikayetler ile kendini gösteren kardit tablosu, geç dönemde görülen beyin ve santral sinir sisteminin etkilenmesi ile oluşan (korea) tablolar ve bazı cilt bulguları tabloları olduğunu kaydetti. Karabulut, her ne kadar eklemlerin etkilenmesi ile oluşan artrit vücutta hasar bırakmadan iyileşiyor olsa bile, kalp ve beyin tutulması sonrası kalıcı hasar görülebileceğini söyledi.

Kalp tutulumu tüm akut romatizmal ateş geçiren hastaların yüzde 50 kadarında görüldüğünü belirten Karabulut, kalp tutulumu gelişen hastaların da yaklaşık olarak yüzde 70’inde ileriki yıllarda daha belirginleşerek kalp kapak hasarlarının ortaya çıkacağını dile getirdi. Karabulut, "Enfeksiyonun görülme yaşları genellikle çocukluk dönemidir. Erken dönemdeki sıkıntılar geçtikten sonra hastaların uzun bir süre herhangi bir şikayeti olmaz. Kapak harabiyetine bağlı nefes darlığı, çabuk yorulma çarpıntı gibi şikayetler orta yaşlarda ortaya çıkmaya başlar. Buradan da anlaşılacağı gibi bu hastalık oldukça yavaş ilerleyen bir karaktere sahiptir.

Ancak sık tekrarlayan boğaz enfeksiyonu atakları hastalığın seyrini hızlandırıp daha erken yaşlarda şikayetlerin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Bu önemli nokta hastaları, sık hastalanmadan korumanın gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu amaçla tüm dünyada uygulanan en önemli korunma yöntemi 28 günde bir uygulanan koruyucu iğnelerdir. Bu, tedavinin şekli, dozu ve uygulanma süresi ise pek çok faktörün birlikte değerlendirilmesi sonrası hekim tarafından kararlaştırılan bir durumdur. Çocukluk çağlarındaki boğaz enfeksiyonlarının erken tanı ve yeterli tedavisi, toplu yaşanan yerlerde yeterli korunma önlemlerinin alınması, akut romatizmal ateşin gelişme ihtimalini azaltacaktır. Akut romatizmal ateşe yakalanan hastalarda erken tanı ve tedavi, uygun süre ve dozda yapılacak olan koruyucu tedaviler, ileride gelişebilecek olan kapak harabiyetinin gelişme oranını ve erkenden kapak hasarına bağlı müdahale gereksinimini azaltacaktır" dedi.
Kaynak.7gunsaglik

Hangi Aşılar Kesinlikle Yaptırılmalı?

İshale karşı tedavi amaçlı olarak geliştirilen rotavirüs aşısı ile rahim kanserine karşı savaşan aşılar kesinlikle yaptırılması gerekenlerden..

Rotavirüse bağlı enfeksiyonlar dünyada çok sık görülen ve ölüme neden olan enfeksiyonlar. Rotavirüs, çocuk ishallerinin yüzde 40’ına neden olarak, 5 yaş altı ölüm nedenlerinin yüzde 5’ini oluşturuyor. Konuyla ilgili İHA’ya konuşan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Arvas, "0-1 yaş arası süt çocuğu ne kadar küçükse, enfeksiyon daha ağır ve ölümcül oluyor.

Özellikle ilk rotavirüs enfeksiyonu ağır geçiyor. Dünya Sağlık Örgütü, bir ülkede ishale bağlı ölüm yüzde 10’un üzerinde ise, rotavirüsün ulusal takvime girmesi gerektiğini belirtiyor. Rotavirüs aşısıyla ilgili bilinmesi gereken 2 gerçek var. Biri şiddetli ishali önlediği, biri de ishale bağlı hastane yatışlarını önemli ölçüde azalttığı. Ülkemizde rotavirüs kaynaklı ishallerden ölen çocuk sayısı az olsa da, hastaneye yatış, ailenin bozulan psikolojisi ve bu çocukların bakım masrafları göz önüne alındığında, aşının ne kadar önemli olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de de aşı takvimine eklenmesinin faydalı olacağını düşünüyorum" diye konuştu.

Rotavirüs aşılarının birinci dozunun bebeğin 15. haftadan gün almaması, son dozunun da 8. aydan gün almaması kaydı ile yapılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Arvas, "Her yaşta çocukta ishal sorunu ile karşılaşıldığı için ilerde yaş sınırı genişletilebilir. Aşının önemli ölçüde ölümleri azalttığını unutmayalım. Şu an 42 ülkede rotavirüs aşısı, aşı takvimine girmiş durumdadır" dedi.

ERKEN EVLENENDE RİSK ARTIYOR
Türkiye’de ulusal aşı takvimine alınması gereken bir diğer aşının da rahim ağzı kanserine neden olan HPV (Human papillomavirus) virüsü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Arvas, "HPV, rahim ağzı kanserinin yüzde 99.9 sebebidir. Ayrıca hem kadın, hem de erkeklerde genital bölge ve baş boyun kanserlerine de neden olabilmektedir. Bunun dışında genital siğillerin de yüzde 60-90 nedenidir. Dünyada en çok öldüren kanser sıralamasında 2. sırada olan rahim ağzı kanseri, ülkemizde de her geçen gün artıyor. 15-25 yaş arası, HPV enfeksiyonu için en hassas yaş grubudur. Erken yaşta (ergen dönemde) evlenmenin, çoklu cinsel birlikteliklerin HPV enfeksiyonuna yakalanma riskini artırdığı bilinmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl 490 bin kadına serviks kanseri tanısı konmakta ve her gün 685 kadın, her yıl ise 240 bin kadın serviks kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Bu hastaların yüzde 85’i gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir. Genellikle 40 yaş ve sonrasının hastalığı olarak kabul edilmesine karşın daha erken yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Kanser ve siğillere neden olan HPV aşısının da aşı takvimimize alınması doğru olacaktır" diye konuştu.
Kaynak.7gunsaglik

Kanser Bebek Sahibi Olmaya Engel mi?

Kanser tedavisi gören bir kadın bebek sahibi olamaz mı? Günümüz tıp şartlarında bu durumda gebelik şansımız nedir?

Hormon tedavisinden yumurtalık dondurmaya, laparoskopik cerrahi uygulamalardan embriyo saklamaya kadar farklı tedaviler, kanser hastası kadınların bebek sahibi olmasını sağlıyor.

Kanser tedavisi gören ve anne olma hayali kuran kadınlar tedavi sonrası "Acaba anne olabilecek miyim?" sorusuna yanıt arıyor. Bu soruyu bilimsel olarak tartışmak için Acıbadem Üniversitesi tarafından "Kanserde Doğurganlığın Korunması" sempozyumu düzenlendi. Sempozyuma; Kadın Hastalıkları-Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör ile Kadın Hastalıkları Doğum ve İnfertilite Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük başkanlık yaptı. Çok sayıda öğretim görevlisinin yanı sıra Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin’in de konuşmacı olarak katıldığı sempozyumda kanser olan kadınlarda anne olma şansını arttıran yöntemler masaya yatırıldı.

ANNE OLMAYI ERTELEYEN KADINLARDA ENDİŞE ARTIYOR!
Jinekolojik kanserlerin sıklıkla menopoz sonrasında meydana geldiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör ancak kanserlerin bir kısmının da genç ve doğurganlık çağında görüldüğünü belirtti. Prof. Güngör, "Bu durumda anne olabilmek de önemli bir konu haline geliyor. Son yıllarda kadınların büyük bir kısmı gebeliklerini çeşitli nedenlerle geciktiriyor. Sonuçta da hiç de azımsanmayacak sayıda kadın henüz çocuk sahibi olmadan jinekolojik kanser tanısı alıyor. Bu kanserlerin çoğunda standart tedavi, kalıcı kısırlıkla sonuçlanıyor. Ancak günümüzde doğurganlık kapasitesini, yumurtalık fonksiyonlarını ve hormon üretimini korumak isteyen genç kadınlarda doğurganlığı koruyucu tedavi seçenekleri uygulanıyor" dedi.

Prof. Dr. Mete Güngör bu gibi durumlarda yapılacak tedavi yöntemlerini şu şekilde sıraladı:
– Pelvik radyasyon tedavisi alacak olan kanserli hastalarda laparoskopik olarak yumurtalıkların yeri değiştirilip radyasyonun etkilerinden korunması sağlanabiliyor.
– Erken evre rahim ağzı kanserinde sadece rahim ağzı çıkartılıp rahim ve yumurtalıklar korunabiliyor.
– Erken evre yumurtalık kanserlerinde ise tümörlü yumurtalık alınıp diğer yumurtalık ve rahim korunabiliyor.
– Rahim kanserlerinde eğer erken evre ise sadece hormonal tedavi uygulanabiliyor.
– Jinekolojik olmayan kanserlere yakalanma durumunda ise hasta kemoterapi ve radyasyon tedavisi alacaksa yumurta ve yumurtalık dokusu dondurma işlemi yapılabiliyor. Tüm bu hastaların mutlaka multidisipliner yaklaşım ile koordineli olarak takip edilmesi gerekiyor.

DOĞURGANLIĞI ETKİLEYEN HASTALIKLAR
Kanser başta olmak üzere birçok hastalığın üreme sağlığı üzerinde büyük bir etkisi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tansu Küçük de bu sorunları 3 başlıkta topladı:

1- Erişkin Çağ Kanserleri: Cerrahi olarak üreme dokularının alınması, kemoterapi, karın alt bölgesine radyoterapi uygulanması ve kombine tedavi gerektiren kanserlerde üreme fonksiyonları belirgin derecede azalıyor.
2- Çocukluk Çağı Kanserleri: Hodgkin ve Non-Hodgkin lenfoma, lösemiler, Ewing sarkomu, Wilm’s tümörü, pelvik osteosarkom ve genital rabdomyosarkom çocukluk döneminde en sık görülen kanserler arasında yer alıyor.
3- Kanser dışında doğurganlığı etkileyen hastalıklar: Turner sendromu, galaktozemi, ailede erken menopozun çok sık görülmesi gibi durumlar.

ERGENLİK ÖNCESİNDE EN İDEAL YÖNTEM
Henüz üreme hücresi üretemeyen, ergenliğe girmemiş kız çocuklar için en uygun yöntemin yumurtalık dokusu dondurma ve saklama olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tansu Küçük, bu ve diğer yöntemleri şu şekilde anlattı:

"Bu yöntemde, laparoskopi ile yumurtalıkların bir kısmı çıkarılıyor. Laboratuar ortamında bu dokudan istenmeyen kısımları ayıklanıyor ve istenen kısımlar ince şeritler halinde bölünüyor, bu şeritler rulo haline getiriliyor, dondurmaya sevk ediliyor. Kişi, yıllar sonra çocuk sahibi olmayı arzu ettiği zaman, eğer adetleri kendiliğinden başlamamışsa ve normal şekilde hamile kalması mümkün değilse dondurulan dokulara başvuruluyor. Yumurtalık dokusu ya alındığı yere naklediliyor ve burada yumurta üretmesi bekleniyor. Ya da ikinci bir yol olarak yumurtalık dokusu ön kol içine naklediliyor ve burada kanlanması bekleniyor. Ardından da buradan alınan yumurta hücreleriyle tüp bebek yapılıyor."

YUMURTALAR LABORATUARDA OLGUNLAŞTIRILIYOR
Yumurta dondurma işlemi için öncelikle hastanın yumurtaları sayıca artırılıyor. Yumurtalar ultrasonografi rehberliğinde toplanıyor, tedavi sonrasında, hasta istediği zaman tüp bebek için kullanılmak üzere donduruluyor. Kanser tedavisine başlanmadan önce hiç zamanı olmayan hastalarda veya yumurta büyütmek için verilen hormonların zararlı olabileceği durumlarda henüz tam olgunlaşmamış yumurtalar alınıp laboratuarda olgunlaştırılıyor. Bu amaçla bulundukları sıvılara çeşitli hormonlar ve maddeler ekleniyor. Yumurtalardan olgunlaşanlar evli ise eşinin spermi ile döllenerek embriyo şeklinde, evli değilse sadece yumurta olarak donduruluyor.

TÜP BEBEK YÖNTEMİNE BAŞVURULUYOR
Özellikle kemoterapinin geciktirilebilir ve hormonal etkilerin zararlı olmadığı hastalarda tüp bebek uygulaması en uygun seçenek olabiliyor. Bunun için normal tüp bebek uygulamasında olduğu gibi, öncelikle yumurtalar sayıca artırılıyor, ultrasonografi rehberliğinde toplanıyor. Yumurtalar laboratuar ortamında, hastanın eşinden alınan sperm hücreleriyle dölleniyor. Oluşturulan embriyonlar dondurularak uzun yıllar saklanabiliyor. Hasta dileğinde rahim içine nakledilerek gebelik oluşması sağlanabiliyor."
Kaynak.7gunsaglik

Makyaj Temizleme Sanatının İncelikleri

En hassas dokular yüzümüzde yer alıyor. Özellikle göz çevresine özenle bakım gerekli. Bakım ve makyaj temizleme konusunda hassas olmanın yolları..

Göz çevresi derisi, çok ince ve yağ salgı bezlerinin olmaması nedeniyle vücudumuzun en hassas bölgesidir. Gün içinde yapılan mimikler, zararlı çevresel etkenler, makyaj ve makyaj temizleme işlemi nedeniyle de devamlı yıpranır. Bütün bu sebeplerle göz çevresi bakımında daima çok özel temizleyiciler tercih edilmelidir.

Eau Thermale Avéne Démaquillant Douceur Pour Les Yeux ile göz makyajınızı temizleyin ve nazik göz çevrenizi makyaj temizleme işlemi nedeniyle oluşacak yıpranmalardan koruyun.

Ovalamadan, nazikçe “Avène Démaquillant Douceur Pour Les Yeux”  özel temizleme jeli ile göz makyajını bir parça pamuk yardımıyla temizleyebilirsiniz. Durulamanıza gerek kalmaz.
Kaynak.7gunsaglik

Kilo Artışının Getirdiği Sıkıntılar

Obeziteye teslim olmayın. Uzmanların son zamanlarda en çok uyardığı konu bu.. Obeziteye yenik düşersek hangi sorunlarla karşılaşabiliriz?

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde her geçen yıl artan bir hastalıktır obezite. Dünya sağlık örgütüne göre obezite vücut kompozisyonunda insan sağlığını olumsuz şekilde etkileyecek yağ artışıdır.

Yağ kütlesindeki artış birçok hastalıkları da beraberinde getirebilmekte; şeker hastalığı, tansiyon ve kalp hastalıkları başta olmak üzere, böbrek, karaciğer ve safra kesesi hastalıkları, varis, kabızlık, solunum problemi, kadınlarda regl düzensizliği, kanser, osteoartrit gibi birçok hastalığa neden olur ama en başta yaşam kalitesini azaltır.

Obezite birçok hastalığa neden olabildiği gibi bazı hastalıklarda obeziteye neden olabilir. Örneğin hipotroidi yani troit bezinin normalden az çalışması, insulin direnci, kronik kabızlık, hatta depresyon dahi fazla yemek yemeden de kilo artışına neden olabilmektedir.

Genetik yapı da obezitede önemlidir, anne babası obez olan çocukların da ileriki yaşlarında obez olma riski yüksektir, çocukluk çağında yüksek kilo ile başlar ve yanlış beslenme, yetersiz fiziksel aktivite ile durum obeziteye ilerlemektedir.

Nasıl belirlenir?

Bel ölçüsü erkelerde >102cm, kadınlarda >88cm
Trigliserit >150 mg/dl
HDL erkeklerde <40 mg/dl,="" bayanlarda=""><50>
Kan basıncı >130/85 mmHg
Açlık kan şekeri >110mg/dl ise obezite gelişmiştir.

%10’luk kilo kaybının faydaları

*Obeziteden kaynaklı ölümü %20-25 azaltır
*Diyabetten kaynaklı ölümü %30-40 azaltır
*Kanser kaynaklı ölümü %40-50 azaltır
*Kan basıncını 10mmHg kadar düşürür
*Kan şekerini %30-50 düşürür
*HbA1C değerini %15 düşürür
*Total kolesterolü %10 düşürür
*LDL kolesterolü %15 düşürür
*Trigliseridi %30 düşürür Diyetisyen Özlem Sert Aydın
*HDL kolesterolü %8 artırır
Kaynak.7gunsaglik

Akciğer Kanseriyle İlgili Yeni Bir Protein Bulundu

Manchester Kanser Araştırma Merkezi’nin bilim adamları akciğer kanserinde dokuda yer alan bir protein keşfetti.

Akciğer kanserini hedef alan ilaçların yapısında bu protein kullanılabilecek. Her yıl akciğer kanserinden ölen binlerce kadın ve erkek var. Erkekler biraz daha fazla etkilenirken akciğer kanseri ölüme giden en ciddi kanser türü. Son 60 yıl içinde kanser taramaları ve tedavilerin umut verici gelişmeler yaşanmaktadır. Uzmanlara göre glukokortikoid adlı yapı vücuttaki hücrelerde iltihap ve enerji düzeylerini düzenleyen hormonların üretiminde kullanılıyor bu proteinin yapı taşı çok önemli, akciğer dokusu yapısında olduğundan tedavisinde de ona karşı kullanılabilir.

Akciğer kanserinde bu hormonların hücre büyümesinin kontrol edilmesinde bir rol oynadığı bilinmektedir. Glukokortikoidler reseptörleri aracılığıyla çalışıyor ve çalışmada bu süreç incelenmiştir. Merm1 olarak bilinen yeni keşfedilen bu enzim normal çalışma için gerekli. Akciğer iltihabı ve kansere giden yolda bu maddeler etken. Kanserli hücre büyümesinin bu şekilde önüne geçilebilecek. Hedeflenen hücrelerin büyümesi yayılması önlenecek. Araştırmacılar gruplar halinde incelemelere devam etmektedir.
Kaynak.7gunsaglik

Zayıflamak İçin Operasyonlar Bize Göre mi?

Obezite ameliyatları kime uygundur hangi kiloda yapılması uygundur? Herkes zayıflama ameliyatı olabilir mi? Bu operasyon için ayrıntılı bilgiler..

Obezite ameliyatlarının birçok çeşidi bulunuyor. Liv Hospital Obezite Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Koray Tekin, bu yöntemlerle ilgili bilgi verdi:
İnsanlar; uğraştıkları, diyet ve spor yaptıkları halde, neden kilo veremeyip bir de operasyona ihtiyaç duyuyor?
Aslında diyet ve spor yaptığınızda kesinlikle kilo veriyorsunuz. Sorun, bunu devam ettirememek. Kilo vermenin en etkili yolu; hiç şüphesiz diyet yapmaktan geçiyor. Fakat içimizdeki en kuvvetli dürtülerden biri de açlıktır. Bununla ömür boyu mücadele etmek neredeyse imkansız. Zaten yapılan çalışmalar da bunu, 100 kişide sadece üç kişinin başarabildiğini gösteriyor, o da ömür boyu değil. Dolayısıyla daha kolay diyet yapılabilmesi için ameliyat fikri gündeme getirilmiş. İştah baskısını ortadan kaldırdığı için bu yöntemler ile ömür boyu diyet yapabilmek mümkün hale geliyor.

KELEPÇE ARTIK TERCİH EDİLMİYOR
Morbid obezlerde uygulanan bir sürü ameliyat yöntemi var. Bunlar içinde en iyisi hangisi?
Bu yöntemler; iki temel prensibe göre dizayn edilmiş. Biri az yemekle doymak, diğeri ise aldığımız gıdaların emilimini azaltmak. Bu iki etkinin birlikte olduğu yöntemler de var. Ülkemizde bundan yaklaşık beş yıl öncesine kadar mide bandı, bilinen adıyla mide kelepçesi; en sık uygulanan yöntemdi. Bu operasyonda; yemek borusunun hemen altında, midenin üst kısmına silikon bir bant yerleştiriliyor. Bu silikon bant şişirildiğinde, midenin üst kısmında küçük bir odacık oluşuyor. Ve bu odacık hacim olarak küçük olduğu için kişi az miktar gıdayla doyuyor. Bu ameliyat başlangıçta çok tutulmasına rağmen uzun dönemde sorunlar yarattığı için artık en az tercih edilen yöntem haline geldi. Günümüzde en sık uygulanan tekniklerden biri de tüp mide (sleeve gastrektomi) ameliyatıdır.
Neden en sık tüp mide yöntemi uygulanıyor?
Bu yöntemin çok tercih edilmesinin sebebi; az yemekle doymayı sağlamasının yanında, gıdaların da tamamen sindirim sistemi içinde doğal yollardan ilerlemesine imkan vermesidir. Bu durum; vücuda faydalı olan vitamin ve minerallerin emiliminde çok fazla sorun yaratmayacağı için, ömür boyu ilaç kullanımı gereksinimi de daha az oluyor.

ÜÇ GÜN SONRA İŞİNİZİN BAŞINDASINIZ
Ameliyattan sonra hastalar çok zorlanıyor mu?
Ameliyatlar, laparoskopik yani kapalı yöntemle yapılıyor. Bu da hastaların çabuk iyileşmesini sağlıyor. Hastalar, ameliyat olduktan altı saat sonra yürüyebiliyorlar. Ameliyat sonrası burunlarında sevimsiz bir sonda ile uyanmıyorlar. Ertesi gün su ve elma suyu içebiliyorlar. Üçüncü gün ise normal hayatlarına dönüp işlerine bile gidebiliyorlar.

MİDE BY PASS’I OLANA VİTAMİN TAKVİYESİ
Mide by pass’ı denilen yöntemden bahseder misiniz?
Bu ameliyatta; hem küçük bir mide oluşturuluyor, hem de ince bağırsaklarda değişiklik yapılarak alınan gıdaların mide ve oniki parmak bağırsağından geçmeden, ince bağırsaklara dökülmesi sağlanıyor. Mide by pass’ı yöntemi, tüp mide yöntemine göre daha uzun süredir uygulanıyor. Hatta bir ara ABD’de ‘altın ameliyat’ olarak da adından söz ettirmişti. Fakat emilim bozukluğu riski ve gıdaların doğal yollardan gitmemesi gibi nedenler yüzünden; ömür boyu bazı vitamin ve minerallerin dışarıdan alınması gerekiyor. Benim şahsi tercihim, tüp mide yöntemidir. Çalışmalar da tüp mide ameliyatıyla hastaların yüzde 70′inin, verdikleri kiloyu 8-9 yıl almadıklarını gösteriyor.

YAĞ DEPOLAMA SORUNU GENETİKTİR
"Su içsem yarıyor" sözü gerçekten doğru mu?
Bu söz; kişilerin kilo problemlerini anlatmalarının bence en güzel yolu. Neden bazılarının çok yemek yediği halde zayıfken, bazılarının normalden bile az yemesine rağmen kilolu olduğunun cevabını bilmiyoruz. Ben kişisel olarak bunu bir yağ depolama hastalığı olarak görüyorum. İnsan biyokimyası oldukça karmaşık. Metabolizmamız; aldığımız enerjinin ne kadarını depolayacağını, ne kadarını tüketeceğini ayarlıyor. Şişmanlık; bu ince ayar mekanizmasında genetik bir sorunun olduğunu gösteriyor. Yağ depolama sorunu olan kişi "Su içsem yarıyor" cümlesiyle durumu özetliyor.

GIDA TÜRLERİNE DİKKAT ETMELİLER
Ameliyattan sonra kilo verememe ya da tekrar alma gibi bir risk var mı? Bu durumda ne yapıyorsunuz?
Bugüne kadar yaptığım 500 ameliyat içinde, yeterince kilo veremeyen sadece birkaç hastam oldu. Hastalarımızla, ameliyat öncesinde detaylı bir şekilde konuşuyoruz. Onlara ameliyatın başarısında; operasyon sonrasında tercih ettikleri gıda türlerinin çok etkili olduğunu anlatıyoruz. Özellikle karbonhidrat ağırlıklı beslenen ve bizimle ameliyat sonrasında uyumlu gitmeyen kişilerde; nadir olarak yeterince kilo verememe sorunlarıyla karşılaşıyoruz. Bu durumda mide by pass’ı denen ikinci bir ameliyat yapıyoruz. Bu ameliyat sonrasında ise tekrar kilo alma ya da kilo verememe gibi bir sorun neredeyse yok denecek kadar az. Ancak ömür boyu vitamin ve mineral takviyesi şart!


Referans.7gunsaglik.com.tr

Antidepresan İlaçlar İle Ketamin Maddesinin İlgisi

Majör depresyonu olan hastalarda tedaviye dirençli olmayı sağlayan ketamin maddesinin etkileri klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Anestezi tedavisi sonrasında hastanın depresyon gelişiminde iyileşmeye yol açan bu madde depresyonu azaltıcı olarak biliniyor.

Geleneksel antidepresan ilaçlarında bu madde yer alıyor. Ketaminin hızlı antidepresan etkisi dirençli depresyon hastalarında gözlemlenmektedir.

Acil serviste düşük dozda bu hastalarda kullanılabiliyor. Normalde bir depresan ilacının etkisi haftalar sonra ortaya çıkar.

Ketaminin bu hızlı etkisinden yararlanmayı düşünen bilim adamları araştırma ve çalışmalarına devam etmektedir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Yorgunluk ve Uyku Hali Nedenleri ile Çareleri

Yorgunluğun baş nedenlerinden biri de uykusuzluktur. İyi bir uyku uyuyamayan, sürekli kalkıp dönüp duran, kalitesiz uykuya muzdarip kişilerde gün boyunca yorgunluk gözlenir.

Konsantrasyonu bozar odaklanamazsınız aklınız durur gibi olur. Enerjiniz biter ve gününüz berbat olur. Sağlığı bozan uykusuzluk için her yetişkin günde en az 7-8 saat uyumalıdır.

Yatak odasında dizüstü bilgisayar, telefon, televizyon gibi aletleri bulundurmayın. Uyunacak alanın temiz, havalandırılmış ve sessiz olması hatta loş ve karanlık olması önemlidir. Ayrıca hekimden yardım alınabilir.

Diğer sebebi uyku apnesidir. Gece uyku boyunca nefes durur kişi nefessiz kalarak horlamaya başlar. Yatmanıza rağmen uykusuz hissedersiniz. Sigarayı bırakın, kilolarınızı verin, beslenmenizi düzenleyin, hava yolunuzu açıcı ilaç ve aletler kullanılabilir.

Yanlış beslenme ve yeme içmeden de uyku bozuklukları görülebilir. Normal sınırlar içinde dengeli beslenin. Kan şekerinizi düşünün. Her gün kahvaltı edin ve mutlaka protein alın. Kompleks karbonhidrat da alın. Tam tahıllı tost ile yumurta yiyin. Gün boyu ara atıştırmalıklarınızı alın.

Anemi yani kansızlık diğer sebeplerden biridir. Kadınlarda görülen yorgunluğun ana nedenlerinden biri de kansızlıktır. Adet döneminde kan kaybı olan kadınlarda yorgunluk görülür.

Demir eksikliği, doku ve organlara oksijen gitmemesi de yorgunluk nedenlerindendir. Kırmızı kan hücreleri için yağsız et, karaciğer, kabuklu deniz ürünleri, fasulye, zenginleştirilmiş tahıl ürünleri ile bu eksiklik giderilir.

Depresyon diğer yorgunluk nedenidir. Duygusal bozukluk durumlarında fiziksel belirtiler ortaya çıkar. Yorgunluk, baş dönmesi, ağrı ve iştah kaybı en büyük belirtileridir. Depresyon ve psikoterapi ilaçları tedavisidir.

Hipotiroid. Metabolizmayı düzenleyen hormonlardır. Vücudun enerjisini sağlayan yakıtıdır. Tiroid bezinin yavaş çalışması metabolizma fonksiyonlarını bozar kilo aldırır. Kan ve tiroid hormonu testi yaptırılmalı. Sentetik hormon tedavisi görülebilir.

Ayrıca diğer uykusuzluk ve yorgunluk nedenleri arasında, kahve ve kafein yüklemesi, üriner enfeksiyon, diyabet, susuzluk, kalp hastalıkları, aşırı tempoda çalışma, gıda alerjisi, fibromiyalji ve aşırı spor vardır.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Kandaki Kolesterol Nedir?

Öncelikle hepimizin bildiği, duyduğu özellikle de ileri ki yaşlarda ki kişilerde sıkça duymaya alışkın olduğumuz ancak, anlamını bazılarımızın tam olarak bilmediği kolesterolden bahsedelim.

Kolesterol; karaciğer, dalak, böbrek üstünde yer alan bir takım bezlerde, safra kesesi, kan gibi bölgelerimizde bulunan ve yer alan benzetmek gerekir ise kristal gibi bir yapıda yer alan beyaz görünüme sahip maddelere verilen genel addır.
Genelde bu yapıların çoğalması yani yükselmesi ile beraber kolesterol de açığa çıkar, kendini gösterir ve kolesterol seviyesi de olması gerekenin üstüne çıkar.
Peki, nedir bu kolesterol? Ne işe yarar? Neden var? Kolesterol ‘ ün asıl görevi, yani vücudumuz içerisinde ki bulunuş var oluş amacı; dokularımızda yer alan suyun dengeli olmasını dengede durmasını sağlamak, yine vücutta kanda bulunan alyuvarları zehirli maddelere karşı korumak, derimizin altına sonradan etki eden dışarıdan gelen mikroplar ile savaşarak onları yenmek de kolesterolün görevlerindendir.
Vücudumuz ihtiyacı olan kolesterol maddesini şu gibi gıdalardan temin edebilir ve karşılayabilir. İşte o gıdalar;
·        Süt,
·        Yumurta,
·        Hayvansal yağlar ( tereyağ ) ,
Bitkisel hormonlar gibi takviyelerden bu maddeyi karşılamak mümkün
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hangi Kanser Daha Fazla Görülür?

Bir önce ki yazımızda da bahsettiğimiz gibi maalesef ki günümüzde 7 ‘ den 70 ‘e her yaşta her cinsiyette her kişide en yaygın olarak görülen hastalık çeşitlerinden bir tanesi de ne yazık ki kanser hastalığı.

Kanser hastalığı genel olarak olabileceği gibi, kişinin, hastanın sadece bir organında bir bölgesinde de olabilir. Kanser hastalığı da kendi arasında alt gruplara alt sınıflara ayrılmakta ve kanser hastalığının birçok çeşidi bulunmaktadır.
Kanser aslında öyle kulağa kötü geldiği kadar korkutucu ve tedavisi imkânsız değildir. Kanser değil, geç kalmak, geç tedaviye başlamak öldürür. Bu yüzden tıp hekimleri kendi aralarında ; ‘’ kanserden değil, geç kalmaktan korkun !! ‘’ diye söylemişler ve öğüt vermişlerdir.
Kanserin birçok belirtisi olabilir bunlar ;
·         Göğüste özellikle bayanlarda ele gelen şişlik ve sertlikler,
·         Vücudun her hangi bir bölmesinde meydana gelen şişlik ve sertlikler,
·         İyileşmek, geçmek bilmeyen yaralar,
·         Dışkıda, yani makat olarak adlandırılan bölgeden gelen kanamalar,
·         Rahim kanamaları,
·         Ben ve de siğil olarak adlandırılan deri lekelerinde meydana gelen bir takım değişiklikler de kanserden kaynaklı olabilir.
Bu yüzden bu gibi durumlarda hemen doktora başvurunuz ve teşhisinizi koyunuz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kanlı İşeme Nedenleri?

Kulağa oldukça ürkütücü ve korkutucu gelen hastalık çeşitlerinden bir tanesi de ‘’ kan işeme rahatsızlığı. ‘’

Halk arasında kan işemek olarak bildiğimiz, duyduğumuz bu tabir, tıp dilinde ki ismi ile ise ; ‘’ hematüri ‘’ olarak bilinir ve adlandırılır.
Kulağa korkutucu geldiği kadar da, tehlikeli bir hastalığın habercisi, belirtisi olabilir kan işemek. Bu yüzden bu şekilde bir belirti görür iseniz yani idrarınızda kan görür iseniz hemen en yakın sağlık kuruluşuna gidip doktorunuza başvurmalısınız.
Kan işemenin birçok nedeni birçok sebebi olabilir. Ancak başlıca sebeplerini sayacak olur isek şu şekilde sıralayabilmek mümkün;


·         İdrar yollarında meydana gelen iltihaplanma,
·         Prostat iltihabı ,
·         Böbrek taşı ,
·         Böbrek kumu ,
·         Mesane ( idrar torbası ) nda meydana gelen taş ,
·         Böbrek kanaması ,
·         Kan hastalıkları ve de benzeri hastalıklar idrarda kan görmeye neden olabilir.
Ayrıca bunun yani hastalıkların yanı sıra;
·         Bir takım ilaçlar,
·         Boyalı bazı yiyecekler ( mesela pancar, pancar suyu , çilek , domates , ıspanak gibi sebze ve meyveler de ) kan işemeye neden olabilen diğer bir etkenler arasında yer alan unsurlardandır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Akdeniz Diyeti Metabolik Sendroma Ters Gelebilir

Metabolik sendrom kardiyovasküler hastalıklar diyabet ve belli sorunlar açısından riskli bir durumdur.

Akdeniz diyeti ise sağlıklı olduğu kadar içeriğindeki fındık, ceviz ve zeytinyağı metabolik sendroma neden olabilir. Obezite, yüksek kolesterol, yüksek kan basıncı, diyabet ve kan şekeri açısından riskli olabilir.

Genetik faktörler, obezite, kilolu olmak, sağlıksız olmak özellikle kötü beslenme metabolik sendrom riskini %34 oranında artırıyor. İspanya araştırmalarına göre Akdeniz diyetinde yer alan sebze, meyve, tam tahıllar, ceviz fındık, zeytinyağı, balık, kırmızı et veya tereyağı gibi alternatifler var. Yani örneğin size dokunan bir ürün varsa onu alternatifiyle değiştirin tabii doktora danışarak.

Beslenme düzenini değiştirerek kalp krizi inme obezite risklerini %15 kadar azalıyor. Akdeniz diyeti karın yağlarını çok azaltıyor elbette çok sağlıklı ve artıları çok. Doktorunuza danışın testleri yaptırın ona göre metabolik sendroma girmeden beslenmeye çalışın.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Yüksek Kolesterol Sorunu Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Kolesterol vücutta doğal olarak oluşan bir mumsu bir maddedir. Bu kan damarlarını tıkayabilir ve kalp krizi veya inme yol açabilir.

Hormonlar ve kötü beslenme seçimi kolesterolü yükseltir. Kalp damarları arterlerde tıkanma kireçlenme ve ölüme yol açabilir. Karaciğerde doğal olarak üretilir. Aşırı hayvansal gıdalar ve kızarmış yağ tüketimi bu sonucu doğurur. Genetik etkisi de büyüktür obezite bir nedenidir. Aşırı karbonhidrat tüketimi de kandaki yağı artırır. Genetik etkisi de büyüktür obezite bir nedenidir.

Aşırı karbonhidrat tüketimi de kandaki yağı artırır. Doymuş yağı çok tüketende kırmızı et ve süt ürünlerini çok tüketenlerde obez ve genlerinde olanlarda risklidir. İnme ve kalp krizine benzer belirtileri vardır. Kan testi ile kolesterol değerleri ölçülür.egzersiz ve diyet verilir. Beslenme değişikliğine gidilir ve ilaç alınır. Statinler nisainler reçineli ilaçlar LDL ve HDL kolesterolü dengeler ve normal düzeylere erişimini sağlar.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Karaciğer Nakliyle Kalp Ameliyatı Bir Arada

İsviçreli bilim adamlarının tıpta yaptığı yenilikler hep çok konuşulur. Bunlara bir yenisi daha eklendi. İlk kez karaciğer nakli ile kalp ameliyatı bir arada yapıldı.

İsviçreli bilimadamları tıp tarihinde ilk kez karaciğer nakli ile kalp ameliyatını aynı anda yapmayı başardı.

Zürih Üniversite Hastanesi’nden doktorlar, karaciğerinde tilki tenyası adı verilen parazitin yerleşmesi sonucu tümör oluşan 22 yaşındaki hastayı ameliyata aldı.

Nisanda bulunan ve 10 cm çapında olan tümörün karaciğere, ana toplardamara, diyaframın ve kalbin bir bölümüne yayıldığını belirten doktorlar, ameliyat sırasında bir donörden alınan kan damarlarını hastaya nakletti, anatoplardamarı ve alınan kalbin bir bölümünü yeniden oluşturdu.
Aynı anda ikinci ekip, yandaki ameliyathanede, hastanın kardeşinin karaciğerinden bir parça aldı ve hastaya nakletti.
Ekim sonunda yapılan ve 11 saat süren ameliyata 20’den fazla uzmanın katıldığı belirtildi.

Hastanın durumunun iyi olduğu açıklandı.

Hastane, böyle bir ameliyatın dünyada ilk kez yapıldığını duyurdu.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com
X