Gebelikte Bilinçsiz İlaç Kullanımının Zararları

Birçok anne adayı hamilelik döneminde ilaç kullanması durumunda bebeğinin zarar göreceğini düşünür ve bundan kaçmaya çalışır.

Peki, gebelik döneminde kullanılan her ilaç bebek için ileri vadede bir sağlık riski oluşturmakta mı yoksa böyle bir risk taşımayan ilaçlar da var mı?
Elbette ki her ilaç bebeğin sağlığını tehdit edici etkiye sahip değildir. Gebe anne, kullanması gereken ilacın bir sağlık sorunu teşkil edip etmediğini öğrenmek için mutlaka doktoruna başvurmalı, doktoru uygun görürse ilaç kullanmaya başlamalıdır. Bu duruma sadece gebe anneler değil doğum kontrol hapı kullanmayıp gebelik riski taşıyan diğer kadınlar da dikkat etmelidirler. Hatta babalar günü gebelik döneminde ve riskli dönemlerde ilaç kullanmadan önce doktora başvurmalıdır. Zira yapılan araştırmalara göre baba adayının kullandığı zararlı bir ilaç sperm yolu ile embriyo için ciddi zararlara yol açabilmekte ve bebekte doğumsal anomelilere neden olabilmektedir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kızamık Neden Oluşur? Belirtileri ve Tedavisi

Kızamık, bir virüsün neden olduğu, ilkbahar veya kış sonlarında ortaya çıkan deride döküntü ve ateş ile kendini gösteren bulaşıcı bir hastalıktır.
Kızamık, kişinin kendini yorgun hissetmesine ve ateşlenmesine neden olduğundan okul ve iş hayatına da engel olur.

Tehlikeli bir hastalık olup karaciğer, akciğer ve orta kulakta iltihap ve ishal gibi hastalıkları da beraberinde getirebilir. Gebelikte yakalanılması durumunda çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
Belirtileri:
-Ateş
-Titreme
-Ağız içinde beyaz lekeler
-Kuru be inatçı öksürük
-Gözlerde kızarma ve ışığa hassasiyet
– Ciltte döküntü
Tedavisi:
Bulaşıcı bir hastalık olmasından dolayı kızamık olan bireyin öncelikle diğer bireylerden uzak durması sağlanır. Özellikle okul kreş gibi yerlerde çok çabuk bulaşması mümkün olduğundan buralarda yayılması önlenmelidir.
Kızamık hastasının hastalığı sürecinde özel ortamlarında hijyen sağlanmalı, odası sık sık havalandırılmalı ve hastanın üşürmesi önlenmelidir. Bu hususlara dikkat edilmediği takdirde hastalığın ilerlemesi kaçınılmazdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Suçiçeği Nedir? Belirtileri ve Tedavisi Nedir?

Suçiçeği, virüs kökenli bulaşıcı bir hastalık olup, daha çok çocukluk çağlarında ortaya çıkmaktadır. Hastalığa neden olan virüs, varicella zoster virüsüdür. Suçiçeği hastalığını bir kere geçirmiş bir kişi ömür boyu bağışıklık kazanır.

Tanısı:
Hastalık deri döküntülü olduğundan dolayı tanı döküntülerle hemen konulabilir.
Belirtileri:
Suçiçeğinin kuluçka dönemi 2 3 gündür. Hastalığın belirtileri 3. haftadan itibaren kendini göstermeye başlar. İlk başlarda grip şeklinde başlar; daha sonra yüksek ateş ve deride sivilceler kendini gösterir. Vücuttaki döküntüler farklı boyuttadır ve kaşıntılıdır. Bu döküntüler buluştuktan 5 6 gün sonra kabuklu açmaya başlar ve bulaşıcı özelliğini yavaş yavaş yitirir. Döküntüler gözler ve ağız içinde de oluşabilmektedir.
Tedavisi:
Döküntü olan bölgelerde hastanın kaşıntısı normal ise losyon tedavisi, kaşıntı fazla ise ilaç tedavisi uygulanır. Çocukların tırnaklarının uzamasına izin verilmemeli, sık sık kesilmelidir. Bakterilere dayalı bir enfeksiyonun gelişmesini önlemek için hijyen kurallarına itinayla özen gösterilmelidir.

Suçiçeğinden korunmanın en önemli yolu bu hastalığa sahip kişilerden uzak durmak ve kişisel eşyalarını kesinlikle kullanmamaktır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

İshal (Diyare) Nedir?

İshal, genel tanımı ile dışkının normalden daha sık ve kıvamının sulu olması durumudur.
Gün içerisinde fazla sıvı tüketme veya meyve sebze yeme sonucunda görülen ishaller son derece normaldir ancak hepsi bu kadar masum değildir. Meyve ve sebzelerin içerisinde bulunan selüloz adı verilen madde sindirime uğramadığından fazla tüketilmesi durumunda ishale neden olabilmektedir. Bunun yanında fazla sıvı tüketildiği zaman vücuttaki fazla su dışkılama yolu ile dışarı atılmaktadır. Bu duruma fizyolojik ishal adı verilmektedir ve son derece masumdur. Ancak bu gibi durumların dışında ishal her zaman hafife alınmamalıdır. Çünkü ishal çok ciddi hastalıkların belirtisi de olabilmektedir. İshalde sıklığının artmış olmasının yanında asıl önemli olan dışkıdaki sıvı miktarının ne kadar arttığıdır.
Eğer ishal dört hafta sürmüş ise buna akut ishal, 4 haftadan fazla ise buna da kronik ishal adı verilmektedir.
7 günün altında olan ishaller genel itibari ile viral ya da bakteriyel kaynaklıdır. İshal sürecinde kaybedilen sıvı kaybı mutlaka karşılanmalıdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Gebelikte Ultrasona Girmek Ne Kadar Güvenli?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Senai Aksoy ultrasonun gebeliğe etkisini anlattı.

Anne adaylarının kafasını en çok kurcalayan konulardan biri hamilelik takibi sırasında yapılan ultrasonografinin ne kadar güvenli olduğu. ART Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Senai Aksoy hamilelikte ultrasonografi hakkında en önemli soruları yanıtladı!

Ultrasonografi fetusun değerlendirilmesinde güvenli ve etkili bir yöntem olarak kabul edilir. Hamilelik takiplerinde yapılan ultrasonografik incelemeye ‘obstetrik ultrasonografi’ adı verilir. 1970’lerin son çeyreğinde kullanıma girmesinden bu yana ultrasonografi, obstetrik alanında kullanılan en önemli ve vazgeçilmez araçlardan biri olmuştur.

Herşeyin normal olduğu durumlarda adet gecikmesinden 1-2 hafta sonra gebelik varlığının saptanması ve bu gebeliğin rahim içinde yerleşmiş normal bir gebelik olduğunun gösterilmesi için ultrason incelemesi yapılır. Bunun dışında her rutin kontrolde ultrasonografi yapılabileceği gibi sadece 18-20 haftalarda anomali saptanması açısından ikinci düzey inceleme (detaylı ultrason) ve 34. haftada da bebeğin büyüklüğü ve pozisyonunu saptamak için ikinci bir inceleme yapılmasını öneren ekoller de mevcuttur.

Ülkemizde genelde her rutin kontrolde ultrason yapma eğilimi mevcuttur ve bu uygulama yanlış değildir. Ultrasonografinin uygulamaya girdiği dönemden günümüze kadar yapılan pek çok kontrollü çalışmada gelişmekte olan fetus üzerinde herhangi bir olumsuz etkisinin olduğu gösterilmemiştir.

Transvajinal ultrasonografi nedir ve ne zaman kullanılır?
Özel olarak tasarlanmış problar yardımıyla ultrasonografi vajinal yoldan yapılabilir.
Bu yöntem pelvik organların değerlendirilmesinde çok daha kaliteli görüntü sağlar ve dolayısıyla çok daha etkilidir. Özellikle hamile olmayan ya da hamileliğinin çok erken döneminde olan kadınlarda transvajinal ultrasonografi tercih edilmelidir.

Transvajinal ultrasonografi ile fetal kalp atımları 5,5-6 haftada saptanabilir. Ayrıca baş-popo mesafesinin ölçümü bu tür incelemelerde daha tatminkar olmaktadır.

Bizim uygulamalarımızda 13. haftaya kadar tüm ultrason incelemeleri transvajinal yöntemle yapılmaktadır.

Obstetrik uygulamalar dışında genel jinekolojik incelemelerin hemen hepsinde transvajinal ultrasonografi tercih edilmelidir. Bu yöntemde hem görüntü kalitesi ve güvenilirliği daha yüksek olmakta hem de hastanın idrarının sıkışık olması gerekmediğinden, hatta tercihen mesanesinin boş olması gerektiğinden hasta açısından daha konforlu olmaktadır. Mesanenin dolması beklenmediğinden gereksiz zaman kaybı sorunu da ortadan kalkmaktadır.

Doppler Ultrason Nedir?

Doppler prensipi hem NST cihazlarında hem de bebeğin kalp atımlarının dinlenmesinde kullanılan cihazlarda uzun zamandır kullanılmaktadır. Bu prensibin ultrason cihazlarına adapte edilmesi obstetrik alanında yeni ufuklar açmıştır.

Bebeğe ait kan damarlarındaki kan akım şekillerinin değerlendirilmesine olanak tanıyan Doppler Ultrasonografi incelemesi bebeğin iyilik hali hakkında oldukça yararlı bilgiler verir.

"Color flow mapping" adı verilen teknoloji ise kan akımının monitör üzerinde renkler ile temsil edilen şekilde görülmesini sağlar. Bu yöntemde atardamar ve toplardamarlarda akan kan farklı renkler ile temsil edilir.

3 Boyutlu Ultrason Nedir? Geleneksel ultrasonografinin yerine kullanılabilir mi?

Bu cihazlar ilk zamanlarda değişik açılardan elde ettikleri görüntüyü bilgisayar yazılımları yardımıyla işledikten sonra ekrana yansıtmaktayken, günümüzde kullanılan gelişmiş cihazlar inceleme ile eş zamanlı olarak üç boyutlu görüntü üretebilmektedirler. Eş zamanlıdan kasıt prob hastanın karnına konulduğu andan itibaren istenilen 3 boyutlu görüntünün elde edilmesidir.

3 boyutlu ultrasonografinin önemi bebeğe ait bazı anomalilerin çok daha kolaylıkla saptanabilmesidir. Ayrıca anne baba adaylarının bebeklerini daha doğmadan görmeleri aralarındaki psikolojik bağın daha güçlü olmasında yardımcı rol oynar.

3 boyutlu ultrasonografi hala yeni bir teknoloji sayılabilir ve hakkında daha fazla çalışmaya gerek vardır. Günümüzde kabul edilen gerçek, üç boyutlu ultrasonografinin geleneksel ultrasonografiyi ortadan kaldıramayacağı ve bunun doppler incelemesi gibi yardımcı bir teknik olduğudur.

Ultrasonografinin bebeğe bir zararı var mıdır?

Ultrasonografi hamile kadınlar üzerinde 40 yıldan daha uzun bir süredir kullanılmaktadır. Ultrasonografide röntgen gibi iyonize radyasyon kullanılmadığından gelişmekte olan fetus üzerinde toksik etkiye sahip değildir.

Laboratuvar ortamında uzun süreli ultrason dalgalarına maruz kalınmasının dokularda hafif bir ısınmaya yol açabileceği gösterilmiş olsa da yapılan çok sayıda kliniik çalışmada ultrasonografinin insanlar ve hayvanlar üzerinde zararlı etkisinin olduğu gösterilememiştir. Yapılan sınırlı büyüklükteki çalışmalarda ultrasonografinin düşük doğum ağırlığı, solaklık ve işitme bozukluğu ile ilgili olduğu öne sürülmekle birlikte bu bulgular geniş hasta sayısı ile yapılan çok sayıda çalışmada doğrulanmamıştır.

Hamilelikte ultrason uygulamaları ile ilgili en büyük risk, özellikle yeterli tecrübeye sahip olmayan kişiler tarafından yapılan incelemelerde bazı fetal anomalilerin gözden kaçırılması riskidir. Bu riski en aza indirmek için tüm gebelik boyunca en az bir incelemenin başka bir hekim tarafından yapılması yaygın ve etkili bir uygulamadır. Merkezimizde de 19-21. haftalarda yapılan detaylı ultrason, perinatoloji eğitimi almış bir hekim tarafından yapılmaktadır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kanser Hastalarının Dikkat Etmesi Gerekenler

Kanser hastalarının tedavi edilmesinde en büyük etkenlerden bir tanesi ve ilk sırada yer alanı tabii ki de psikoloji. Yani düzgün ve yüksek bir moral. Sonrasında kemoterapi, radyoterapi, ilaç tedavisi, bir takım kurallar ve benzeri unsurlar ile kanserin dahi üstesinden gelmek mümkün.

Yeter ki doğru teşhis zamanında konulsun ve doğru tedavi harfi harfine uygulansın. Kanser hastalarının tedavi edilmesinde bir yardımcı etken de kanser hastalarına, doktorlarının gözetimi altında verilen diyet yani rejim programları. Eğer bu programlara düzgünce uyulur ve riayet edilirse elbette üstesinden gelinir.

Peki, nedir bu diyet listesi. İşte kanser hastalarına özel diyet listesi şu şekildedir;

·         Kanser teşhisi konulmuş ve rejim uygun görülmüş hastanın bir günlük alacağı besin miktarının % 60 gibi bir oranının buğday ve ürünleri olması gerekir.

·         % 25 ila % 30 gibi bir oranının da hayvan gübresi ile yetişmiş, doğal natural organik ürünler, sebzeler tüketmesi gerekir,

·         % 5 oranında tahıl ve tahıl grubu tüketebilir iken ;
% 15 gibi bir oranda da deniz ürünleri yani balık gibi ürünler tüketmesi gerekmektedir.

Bunların yanı sıra bir de yasaklı yiyecekler var tabi bunlar;

·         Alkollü içeceklerin tümü,
·         Şekerli meyve suları,
·         Donmuş hazır yiyecekler,
·         Konserveler,
·         Yumurta,
·         Peynir,
·         Mantar,
·         Çikolata ve benzeri ürünlerdir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Karaciğer Yetersizliği Ve belirtileri

Vücudumuzun kontrol merkezi, ayar noktası olarak görev yapan, yaşamsal fonksiyonlarımızın ve tüm sistemlerimizin düzgün çalışmasında önemli bir destek bir yardımcı olan karaciğerlerimiz ile ilgili hastalık çeşitlerinden bir tanesi de ‘’ karaciğer yetersizliği hastalığı ‘ dır . ‘’

Peki, nedir bu karaciğer yetersizliği hastalığı?

Aslında adından da anlayabileceğimiz üzere; karaciğer yetersizliği hastalığı, karaciğerlerimizin fonksiyonlarını tam olarak yerine getirememesi, görevini tam olarak yapamaması, kısacası vücudumuz için yetersiz kalması durumu sonucu meydana gelen rahatsızlığa, karaciğer yetmezliği hastalığı adı verilir.

Peki, nasıl belirti verir? nasıl kendini gösterir bu karaciğer yetmezliği rahatsızlığı?

İşte şüphelenenler çevresinde ve ailesinde karaciğer yetmezliği olanlar ve kendileri için de endişelenenler için karaciğer yetmezliği hastalarının olası şikayetleri ve karaciğer yetmezliği hastalığının olası belirtileri şu şekildedir;

·         Yüzde, burunda özellikle de burun ucunda meydana gelen kızarmalar,
·         Yüzde meydana gelen çil benzeri lekeler,
·         Ellerde meydana gelen çil benzeri benekli lekeleri
·         Solgun beniz,
·         Dil pası,
·         Mide bulantısı,
·         Kabızlık,
·         Çarpıntı,
·         Mide şişmesi,
·         İdrar rengi değişimleri ( koyulaşması ) ,
·         Görme ve duyma yetilerinde azalma
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Prof.Dr İbrahim Saraçoğlu, Gıda Takviyeleri Video

Doğal Yaşa Kendine İyi Bak
Prof.Dr İbrahim Saraçoğlu, Gıda Takviyeleri Video

Kansızlık Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Vücudumuzun yaşam sıvısı, yaşamımız için olmazsa olmaz ögelerden bir tanesi de kanımız, canımız, yaşam sıvımız.

Kanımız tüm vücudumuzun dengesini sağlayan, organlarımızın ve bedenimizde ki tüm sistemlerimizin doğru dürüst çalışmasına yardımcı olan, vücudumuzda damarlarımızın içerisinde sürekli devir daim eden yaşam sıvımızdır.

Bu yüzden vücutta yeteri kadar kan üretilmediği takdirde çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bu hastalıklardan en yaygın olanı ve bilineni de kansızlık rahatsızlığı. Halk arasında kansızlık olarak bilinen bu durum, tıp dilinde ki ismi ile ise ; ‘’ anemi ‘’ olarak bilinir ve adlandırılır.

Peki, nedir bu kansızlık? Kanın azalmasına mı denir?

Tıbbi olarak açıklayacak olur isek kansızlık; damarlarımızda ki kanımızın içerisinde yer alan alyuvar ve hemoglobin ( kana rengini veren madde ) azlığı ve de eksikliğinde meydana gelen rahatsızlığa kansızlık hastalığı ya da rahatsızlığı denir.

Kansızlığın birçok nedeni olabilir. Bu irsî olup yani aileden de geçmiş kalıtsal da olabilir sonradan da olabilir.

Ancak kansızlığın en büyük nedenleri arasında yer alan en önemli etken yanlış ve düzensiz beslenme, yani kısaca beslenme bozukluklarıdır. Yine bunun yanı sıra aşırı fazla adet kanamaları, basur kanamaları da kansızlığa neden olan etmenler arasında yer alır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Karaciğer Hastalıkları ve Belirtileri

Bir önceki yazımızda da bahsettiğimiz üzere, vücudumuzun adeta kontrol merkezi, ayar noktası olan ve yaşamsal birçok fonksiyonda büyük rol oynayan, vücut içerisinde ki sistemlerin düzgün çalışmasına deste olan karaciğerlerimiz ile ilgili bir çok hastalık bir çok rahatsızlık çeşidi mevcut ne yazık ki.

Karaciğer şişmesi, karaciğer yağlanması, karaciğer sirozu, karaciğer yetersizliği , ve daha bir çok sayabileceğimiz benzer hastalıklar.

Peki, bu hastalıkların ortak özellikleri var mıdır? Varsa nelerdir? Karaciğerleri ile ilgili sorun yaşayanların ortak şikâyetleri nelerdir?

Elbette karaciğer ile ilgili sorun yaşayan karaciğer hastalarının sorunları da, şikayetleri de benzerlik gösterebilir hatta ve hatta çoğu kez aynı şikayetler mevcut olabilir.

İşte karaciğer hastalarının ortak şikayetleri ve karaciğer ile ilgili hastalıkların belirtileri şu şekildedir;

·         Gaz şikâyeti ( özellikle de bağırsaklarda biriken gaz ),

·         Sağ boşluk olarak adlandırılan bölgede hissedilen şiddetli ya da ara ara giren hafif sancılar,

·         Mide şişliği,

·         Gaz çıkarmada gelen pis koku,

·         Yüzde meydana gelen lekeler,

·         Ellerde meydana gelen lekeler,

·         Dilde paslanma olarak adlandırılan durum ( özellikle de sabahları aç karnına ) ,

·         Nefes kokması
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Gebelikte Sağlıklı Beslenme Önerileri Neler?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Saraç anne beslenmesinin altını çiziyor.

Neolife Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Saraç, “Annenin beslenmesi, döllenmeden başlayarak gebelik boyunca, bebeğin gelişimi ve sağlığı üzerine etki ediyor. Bu nedenle, annelerin dengeli beslenmeye ve bazı özel takviyeleri almaya özen göstermeleri gerekiyor. Bu takviyelerin başında; folik asit, demir ve kalsiyum geliyor.” diyor.
Folik asit desteği, hamilelik planlı ise öncesinde, planlı değilse öğrenildiği anda alınmaya başlanıyor. Kan yapımı için gerekli olan ve özellikle sinir sisteminin oluşumunda rol oynayan folik asit, bebeğin ilk üç ayındaki organ gelişimini destekliyor. Folik asit, hamilelikten önce 400 mikrogram, hamilelik döneminde günlük 600 mikrogram dozunda alınması gerekiyor.

Folik asit; koyu yeşil yapraklı sebzelerde, ıspanak, tam tahıllı ürünler (ekmek, kahvaltılık gevrek ve makarna), turunçgiller, kuşkonmaz, kuru yemişler, bezelye, kuru fasulye, börülce, nohut,  ve mercimekte bulunuyor.

Demir, annenin kan yapımı için olduğu kadar, bebeğe transfer edilecek demirin karşılanması için de alınması gereken desteklerin başında geliyor. Günlük demir ihtiyacı 27mg olan hamileliğin ilk aylarında hafif demir takviyesi (30mg/gün), daha sonra ise kan sayım değerlerine bakılarak 60-120mg/gün demir kullanılabiliyor.

Demir; kırmızı et, hindi, kuru kayısı, tam buğday ekmeği, yumurta, soya, kuru fasulye, bezelye, mercimek, nohut, bakla, domates, patates, üzüm, kuru yemişler ve ıspanak gibi besinlerde bulunuyor.

Demirin emilmesi için vücudun C vitamini ihtiyacının da karşılanması gerekiyor. C vitamini; narenciye, kivi, çilek, yeşil biber ve brokoliden alınabiliyor.

Yeterli kalsiyum alımı da anne adayının beslenmesinde büyük önem taşıyor. Diyetle yeterli kalsiyum alınmaması halinde, bebeğin ihtiyacı olan kalsiyum anne iskeletinden çözülerek sağlanıyor. Günlük kalsiyum ihtiyacı 1200 mg olan hamilelik döneminde kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, soya fasulyesi, balık, tam tahıllı kahvaltılık gevrekler, şalgam ve badem anne adayının beslenmesinde vazgeçilmezler arasında yer alıyor.

Saraç; hamilelikte folik asit, kalsiyum, iyot, demir, magnezyum, fosfor ve çinkoya olan ihtiyacın arttığına dikkat çekiyor. Bu dönemde vücudun bazı vitamin ve minerallere olan ihtiyacı artmasa da, eksik beslenme nedeniyle günlük gereksinimin altında kalması da sorun olabiliyor. Örneğin vejeteryan olan kişilerde; demir, magnezyum eksikliğinin yanı sıra D vitamini ve B12 vitamini eksikliği de görülüyor. D vitamini eksikliği anne adayında gebelik zehirlenmesi (toksemi) ve kemik erimesi gibi problemlerin yanı sıra bebekte; düşük doğum kilosu, kalsiyum düşüklüğüne bağlı havale nöbetleri, kalp yetmezliği ve kemik hastalıklarının görülmesine neden olabiliyor. Bu nedenle hamilelik için standart bazı takviyelerden söz etmek mümkün olsa da kişiye özel ihtiyaçların göz önüne alınması oldukça önemli. Çoğul gebelik, genç annelik, sık doğum, önceden mevcut olan hastalıklar, yetersiz beslenme, düşük kilo gibi nedenler hamilelik döneminde özel bir beslenme programı uygulamayı gerektiriyor. Ancak ihtiyaç duyulan tüm vitamin ve mineral takviyelerinin kontrolsüz kullanılmaması gerektiğini de belirtmekte fayda var.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hamilelikte Nasıl Bir Beslenme Uygulanmalı?

Anne adayları bu yazıyı mutlaka okusun. Uzmanlardan beslenme önerileri ve gebelik gelişimi..

Hiç kuşkusuz, her anne ve baba adayı sağlıklı bir bebek sahibi olmayı ister. Bazı vitamin ve minerallere vücudun ihtiyacının arttığı bir dönem olan hamilelikte, anne adayının beslenme çantasında neler olmalı? İşte sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilmek için anne adaylarının beslenme programının olmazsa olmazları…

Neolife Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Saraç, “Annenin beslenmesi, döllenmeden başlayarak gebelik boyunca, bebeğin gelişimi ve sağlığı üzerine etki ediyor. Bu nedenle, annelerin dengeli beslenmeye ve bazı özel takviyeleri almaya özen göstermeleri gerekiyor. Bu takviyelerin başında; folik asit, demir ve kalsiyum geliyor.” diyor.

Folik asit desteği, hamilelik planlı ise öncesinde, planlı değilse öğrenildiği anda alınmaya başlanıyor. Kan yapımı için gerekli olan ve özellikle sinir sisteminin oluşumunda rol oynayan folik asit, bebeğin ilk üç ayındaki organ gelişimini destekliyor. Folik asit, hamilelikten önce 400 mikrogram, hamilelik döneminde günlük 600 mikrogram dozunda alınması gerekiyor.

Folik asit; koyu yeşil yapraklı sebzelerde, ıspanak, tam tahıllı ürünler (ekmek, kahvaltılık gevrek ve makarna), turunçgiller, kuşkonmaz, kuru yemişler, bezelye, kuru fasulye, börülce, nohut,  ve mercimekte bulunuyor.

Demir, annenin kan yapımı için olduğu kadar, bebeğe transfer edilecek demirin karşılanması için de alınması gereken desteklerin başında geliyor. Günlük demir ihtiyacı 27mg olan hamileliğin ilk aylarında hafif demir takviyesi (30mg/gün), daha sonra ise kan sayım değerlerine bakılarak 60-120mg/gün demir kullanılabiliyor.

Demir; kırmızı et, hindi, kuru kayısı, tam buğday ekmeği, yumurta, soya, kuru fasulye, bezelye, mercimek, nohut, bakla, domates, patates, üzüm, kuru yemişler ve ıspanak gibi besinlerde bulunuyor.

Demirin emilmesi için vücudun C vitamini ihtiyacının da karşılanması gerekiyor. C vitamini; narenciye, kivi, çilek, yeşil biber ve brokoliden alınabiliyor.

Yeterli kalsiyum alımı da anne adayının beslenmesinde büyük önem taşıyor. Diyetle yeterli kalsiyum alınmaması halinde, bebeğin ihtiyacı olan kalsiyum anne iskeletinden çözülerek sağlanıyor. Günlük kalsiyum ihtiyacı 1200 mg olan hamilelik döneminde kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, soya fasulyesi, balık, tam tahıllı kahvaltılık gevrekler, şalgam ve badem anne adayının beslenmesinde vazgeçilmezler arasında yer alıyor.

Saraç; hamilelikte folik asit, kalsiyum, iyot, demir, magnezyum, fosfor ve çinkoya olan ihtiyacın arttığına dikkat çekiyor. Bu dönemde vücudun bazı vitamin ve minerallere olan ihtiyacı artmasa da, eksik beslenme nedeniyle günlük gereksinimin altında kalması da sorun olabiliyor. Örneğin vejeteryan olan kişilerde; demir, magnezyum eksikliğinin yanı sıra D vitamini ve B12 vitamini eksikliği de görülüyor. D vitamini eksikliği anne adayında gebelik zehirlenmesi (toksemi) ve kemik erimesi gibi problemlerin yanı sıra bebekte; düşük doğum kilosu, kalsiyum düşüklüğüne bağlı havale nöbetleri, kalp yetmezliği ve kemik hastalıklarının görülmesine neden olabiliyor. Bu nedenle hamilelik için standart bazı takviyelerden söz etmek mümkün olsa da kişiye özel ihtiyaçların göz önüne alınması oldukça önemli.

Çoğul gebelik, genç annelik, sık doğum, önceden mevcut olan hastalıklar, yetersiz beslenme, düşük kilo gibi nedenler hamilelik döneminde özel bir beslenme programı uygulamayı gerektiriyor. Ancak ihtiyaç duyulan tüm vitamin ve mineral takviyelerinin kontrolsüz kullanılmaması gerektiğini de belirtmekte fayda var.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Rahim Kanserinde Tüp Bebek Mümkün

Prof. Dr. Teksen Çamlıbel rahim kanseri yaşayan kadınların bebek sahibi olabileceğini bildirdi.

Kadınları tehdit eden rahim kanserinin en önemli sebebi genetik kalıtımdır. Önceden yapılacak muayenelerle kadınların kanser olma ihtimali belirlenebilir. Yüksek risk grubunda kişilerin rahmi alınarak bu tehdit en baştan yok edilebilir. Rahmi alınan bir kadının cinsel hayatı bu durumdan etkilenmez ama çocuk sahibi de olamaz. Ancak rahim nakli sonrası tüp bebek yöntemi uygulanabilir. Prof. Dr. Teksen Çamlıbel rahim kanseri ile ilgili bilinmeyenleri anlatıyor.

* Rahim ağzı kanseri ne kadar korkutucudur?
Jinekolojik muayenede çok kolay görüntülenebildiği için ve vajinal smear ile yani sıvının alınarak hücrelerin incelenmesi ile erken tanı konabildiği için en rahat erken teşhisi olan kanser türleri arasındadır. Bu nedenle rahim ağzı kanserinden ölüm çok azalmıştır. Ancak düzenli jinekoloğa gitmeyen kadınlarda rahim ağzı kanserinden ölümler görülebilir.

* En çok kimler bu hastalığa dikkat etmeli?
Her kadının yılda bir kez Pap Smear testi yaptırması gerek. Özellikle annesinde meme kanseri olan kadınlarda risk 4–7 kat daha yüksektir. Ancak yine de ailede kanser eğilimi çok iyi araştırılmalıdır; yol gösterici olabilir.

* Gıdalar ya da ilaçlar rahim ağzı kanserine neden olur mu?
Gıdalar ya da ilaçlar rahim ağzı kanserine neden olmaz.

* Rahmi alınan kadın gebe kalır mı?
Rahmi alınan kadın gebe kalamaz.

* Rahim nakli mümkün mü?
Rahim nakli son yıllarda yapılan çalışmalarla gerçekleştirilmiştir, ancak kimlere uygun olacağı iyi saptanmalıdır.

* Rahim ağzı kanseri olan kadına tüp bebek yapılır mı?
Rahim ağzı kanseri eğer çok erken saptanmış ve tedavi tam olarak yapılmışsa tüp bebek uygulaması tartışılabilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Tükürükle Gelen Kan Neye İşarettir?

Halk arasında kan tükürmek, tükürükte kan bulunması gibi durumlar ile isimler ile adlandırılan bu rahatsızlık çeşidi; tıp dilinde ki ismi ile ise ; ‘’ hemoptizi ‘’ olarak bilinir ve adlandırılır.
Toplumumuzda, kan gelmesi ile beraber seyir eden rahatsızlık ve hastalık türleri bazen önemsiz dahi olsa, neden se hep daha ciddi daha önemsenen hastalıklar yerini alıyorlar.
Kan tükürmek bazı zamanlarda oldukça önemli oldukça ciddi hastalıkların habercisi ve belirtisi olabilir iken, bazı zamanlar da ise sadece çok basit diş eti kanamalarından kaynaklı olabilen bir rahatsızlık türüdür.
Bu yüzdendir ki diğer tüm hastalıklarda da olduğu kadarı ile kan tükürme rahatsızlığının da en önemli etkeni en önemli unsuru kan tükürmenin nedenini doğru araştırmak yani doğru teşhistir.
Konulan teşhise göre tedavi, erken teşhis hayat kurtarır unutmayalım.
Kan tükürmenin bir çok nedeni bir çok sebebi olabilir. Ancak başlıca sebepleri sayacak ve sıralayacak olur isek şu şekilde saymak mümkündür ;
·        Kanser ( özellikle de akciğer kanseri ) ,
·        Bronşit,
·        Verem,
·        Zatürre,
·        Mitral darlığı ve zorluğu  gibi nedenlerden dolayı hastanın tükürüğünde kan bulunması meydana gelebilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kanser Nedir Nasıl Tedavi Edilir?

Şüphesiz ki hepimizin adını bile söylemekten çekindiği, sakındığı korktuğu en zor hastalık süreçlerinden hastalık türlerinden bir tanesi de ‘’ kanser hastalığı ‘’.

Eskiden çok seyrek olarak görülen bu hastalık ne yazık ki günümüzde 7 ‘ den 70 ‘ e kadar herkeste her yaşta sıklık ile karşımıza çıkabilen, kadın erkek ayırmaksızın, cinsiyet fark etmeksizin karşımıza çıkan, o söylemeye çekindiğimiz ismini dahi sık sık duymaya alıştığımız bir hastalık çeşidi oldu maalesef.
Peki, nedir bu kanser? Kanser; vücut içerisinde yer alan normal olmayan yani anormal hücrelerin kendi kendine kontrolsüzce çoğalıp üremesi ve vücuda ya da her hangi bir organa yayılması ile kendini gösteren ve meydana gelen bir hastalık çeşididir.
Ya da halk arasında daha anlaşılabilir bil dil ile açıklayacak olur isek; vücutta her hangi bir yerde, bir organda meydana gelen kötü huylu tümörlerin neden olduğu rahatsızlığa kanser adı verilir.
Kanserin asıl nedeni tam olarak bilinmese dahi şu etmenlerin kanserin üstünde ciddi etkileri olduğu araştırılmış ve belirlenmiştir.
İşte o nedenler;
·         Sigara tüketimi,
·         Alkol kullanımı gibi zararlı alışkanlıklar,
·         Ayrıca hava kirliliği gibi nedenler de kansere zemin hazırlayabilecek unsurlardır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Ülkemizde Görülen Kanser Oranları

Kanser hastalığının birçok sebebi birçok nedeni ve bir çok çeşidi olabilir.
Verdiği belirtiye, bulaştığı ve bulunduğu organa ve de bölgeye göre de kanser çeşitleri değişebilir ve farklılık gösterebilir. E tabi bunun sonucunda da uygulanan tedaviler de farklılık gösterebilmektedir.
Kanser tedavisi denince ilk akla gelen çoğu zaman kemoterapi, radyoterapi ve de ilaçla tedavi gibi tedavi şekilleridir. Ancak hastalığın yani kanserin çeşidine göre tedavi şekillerinde de ya da kanserin evresine göre de tedavi şekilleri farklılık gösterebilir.
Ülkemizde yapılan araştırmalara göre kanser çeşitleri ve görülme sıklıkları yüzdelik oranlar üzerinden şu şekilde saptanmış ve tarafımıza bildirilmiştir ;

·        Erkeksi uzuvlarda ; % 10 ,
·        Göğüste yani bayanlarda meme kanseri oranı ; % 14 ,
·        Sindirim sisteminde ; % 25 ,
·        Beyinde ; % 1
·        Omurilikte % 1
·        Karaciğer de ; % 3 ,
·        Safra kesesinde ; % 3 ,
·        Diğer organlarda ; % 8  gibi oranlarda  kanser hücreleri görülebilir. Bu yapılan araştırmalara göre; en çok meme, mide, kolon , akciğer gibi organlarda kanser görülme riski daha yüksektir.
Unutmayalım kanser değil, geç teşhis edilmesi korkutucudur, erken teşhis hayat kurtarır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Gebelik Sürecinde Havuç Tüketmenin Yararları

Havuç herkes için faydalı bir sebze fakat hamileler için ayrı bir özelliği var.

Hamilelikte alınan vitaminlerin, bebeğin gelişimini etkiler, bu vitaminlerin doğal yollardan alınmasını daha yararlıdır. Bizim ülkemiz için ise vitamin desteği genelde gereksizdir. Birçok sebze ve meyve günlük ihtiyaçtan çok daha fazla vitamin içerir. Vitaminin fazlası yarar değil zarar verir bu yüzden bir uzmana danışarak vitamin kullanmalısınız. Fazla D vitamini yenidoğanda kalsiyum fazlalığına ve buna bağlı ciddi sorunlara yol açar. A vitamininin ise yağda eriyen bir vitamin olduğu için aşırı alınması durumunda vücutta depolanır, bu da bebekte bel kemiği açıklıkları, kemik sakatlıkları, ve idrar yolu bozukluklarına yol açabilmektedir.

A ViTAMiNi
Sizin ve bebeğinizin tüm vücut dokularının ve hücrelerinin sağlığına ve büyümesine katkıda bulunur. Gebeliğiniz süresince normal düzeyde A vitamini sağlamaktadır. Fazla tüketilmesi ise vücutta depolanmasına ve bebeğin zarar görmesine yol açabilir. A vitamini en çok havuç, ıspanak, süt, tereyağı, lahana ve biberde bulunur.

C ViTAMiNi
Yeterli C vitamini gebelik süresince gereksinimi yaklaşık iki katına çıkan demirin emilimine yardımcı olduğu için önemlidir. Yaklaşık 1 kupa taze sıkılmış portakal suyu günlük gereksiniminizin yeterli düzeyde karşılamaktadır. C Vitamini en çok çilek, kivi, limon maydanoz ve brokolide bulunur.

D VİTAMİNİ
Yeterli düzeyde D vitamini alımına gebelik süresince ihtiyacınız vardır. Deriniz güneş ışığı ile temas ettiğinde vücudunuz yeterince D vitamini üretir. D vitamini en çok süt ve süt ürünleri, sardalya, somon, uskumru, ton balığı ve yumurta sarısında vardır.

DEMiR
Demir eksikliğiyle doğan bebekte meme emmeme ve büyümede yavaşlama meydana gelebilir. Demiri besinlerden almak çok kilo yapabileceği için demir tedavisi önerilir. Demirden zengin gıdalar; kırmızı et, yumurta sarısı, badem, kuru meyveler, mercimek, fındık, dereotu ve ıspanaktır.

KALSiYUM
Kemik ve diş gelişimi ayrıca kas dokularının kasılma fonksiyonunun sağlanmasında ve kan pıhtılaşmasında kalsiyum minerali önemli rol oynar. Günde en az 1-2 bardak süt veya süt ürünlerine yer vermek gerekmektedir. En fazla kalsiyum içeren besinler, süt ve süt türevi olan peynir ve yoğurttur. Ayrıca; kuru incir, kuru fasulye, karnabahar, lahana, ıspanak, yumurta da bulunur.

SU
Günde en az 2 litre temiz ve yumuşak su içilmelidir. Su organların düzenli çalışmasını sağlar. Özellikle böbrekler ve bağırsaklar daha düzenli çalışır. Vücuttaki zararlı atıklar daha hızlı temizlenir. Kişi kendini çok daha iyi hisseder. Çay, kahve bu iki litreye dahil değildir.

MAGNEZYUM
Kas ve sinir sağlığımızı gösteren bir mineraldir. Dengeli beslenen bir gebe kadına magnezyum takviyesi gerekmez. Kas krampları gerçekleşirse düşük dozda magnezyum takviyesi uygulanır. Fındık, tahıllar, yeşil sebzeler ve kuru fasulye magnezyum zenginidir.

B ViTAMiNi
Gebelikte B12 vitaminine olan gereksinim artmaktadır. Folik asit desteği da gebelikte mutlaka gereklidir. Embriyo, gebeliğin ikinci ve on ikinci haftaları arasında yeterli folik asit alamazsa özellikle beyin ve omurilik ile ilgili anormallikler olmak üzere doğumsal gelişim bozuklukları görülme riski artabiliyor. Folik asit doğal olarak limon, mandalina, portakal, ıspanak, brokoli, bamya, baklagiller ve karaciğerde bulunur.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Gebelikte İçilen Sigara Kız Bebeğe Nasıl Yansır?

Hamilelikte sigara içen kadınların kız çocukları doğduklarında obezite ve diyabet riskiyle karşı karşıya gelir.

Kız bebeğe hamile kadınlar sigara içtiklerinde kız bebeklerinde ileride bu sorunların yaşandığı daha fazla görülmektedir.

Aileler bu konuda çok bilinçli ve duyarlı olmalılar. Anne karnında maruz kalınan her kötü durum ileride çocukta alışkanlığa ve hastalıklara neden olur.

Obezite, önlenemeyen kilo artışı, kalp damar sorunları, diyabet ve daha birçok hastalık nedeni anne karnında başlar.

Anne adayının sigara içmesi bebeğe giden kan miktarını azaltıyor. Damarlar büzülüyor ve bebeğe kan akışı sağlanamıyor. Bebek ölümlerinin anne karnında yaşanmasının başlıca sebebi sigara.

Bu nedenle gebe kalınmadan belli bir süre önce sigaradan kurtulmak ve bırakmak gerekiyor.

Solunum yolu hastalıkları, kulak ve belli bölgelerde enfeksiyon riski, astım görülme olasılığı, öğrenme güçlükleri, dikkat ve davranış bozuklukları yaşayabilen bebeklerde özellikle

diyabet ve obezite görülür.

Yeme içme bozuklukları, anoreksiya gibi değişik beslenme problemleri ortaya çıkabilir.

Gebeyken sigara içenlerin kız çocuklarında özellikle kilolu olma hastalığı olan obezite ve kandaki şeker oranının yüksekliği olarak bilinen diyabet daha sık görülür.

Ayrıca glikoz intoleransı ve insülin direnci sıklığı da bu çocuklarda ileride artmaktadır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Bebeğinizden Kordon Bağıyla Haber Alın

Kordon bağı ile bebeğin gelişiminden haber alınabilir mi?

Kordosentez bebeğin göbek kordonundan kan örneği alınmasıdır. 20. gebelik haftasından itibaren yapılan bir prenatal tanı testidir. Bahçeci Sağlık Grubu Fulya Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları Uzmanı Op.Dr. Burçak Erzik ‘kordosentez nedir, ne zaman yapılır, anne karnındaki bebeğin sağlık durumu hakkında bilgi verir mi’ sorularını cevaplandırdı.
Hamileyken Bebeğinizden Haber Alın…
Kordosentez; bebeğin sağlık durumu hakkında önemli bilgiler verecek girişimsel bir tanı testidir. Uygulama öncesi doktor tarafından çifte detaylı bilgilendirme yapılması önemlidir. Kordosentez; kromozom analizi veya enfeksiyon taraması, işleme bağlı düşük riskindeki yükseklik nedeniyle ciddi bir fetal problem varsa uygulanır. En önemli avantajı testlerin 3-5 gün içinde sonuçlanmasıdır. Ayrıca kordosentez tedavi amacıyla, bebeğe kan nakli yapılmasında ve ilaç uygulamalarında kullanılır.

Hangi Durumlarda Uygulanır?
*1. veya 2. trimester tarama testlerinin rutin olarak gebe izleminde yapılması ve ultrasonografik teknolojilerde ki gelişmeler nedeniyle koriyonik villüs örneklemesi ve amniyosentez erken gebelik haftalarında uygulanan genetik prenatal tanı testleridir. Bu nedenle kordosentez daha az sıklıkla yapılmaktadır.
Kordosentez şu durumlarda uygulanabilir;
• kromozom bozukluklarının tanısı
• kan hastalıkları – anemi, talasemi, orak hücreli anemi, Rh uygunsuzluğu
• enfeksiyon
• gelişme geriliği
Riskler
• düşük
İşleme bağlı düşük riski 1/50’dir. Kayıp oranındaki yükseklik işlemin genel durumu bozuk bebeklere (gelişme geriliği, anemi, hidrops) uygulanmasından kaynaklanabilir
• vaginal kanama
• bebeğin kalp atım hızında azalma
• enfeksiyon
Nasıl Hazırlanmak Gerekir?
20-26. gebelik haftalarında klinik şartlarında, 26. gebelik haftasından itibaren acil doğum ve yenidoğan yoğun bakım ünitesi imkanlarının bulunduğu hastane ortamında uygulanmalıdır. Erken dönemde özel bir hazırlığa gerek yoktur, aç olmak gerekmez. Geç dönemde yapılan uygulamalarda aç ve acil doğum için ön hazırlıkların tamamlanmış olması gereklidir.
İşlem Sırasında
Enfeksiyon riskini azaltmak için işlemden 30-60 dakika öncesinde antibiyotik uygulanır. Cilt antiseptik ile temizlenir. Genellikle anestetik gerekmez. Ultrasonografi eşliğinde ince, uzun bir iğne cilt, karın duvarı ve rahmi geçer. Göbek kordonundaki venden fetal kan örneği alınır. İşlem sırasında anne adayının hareketsiz olarak yatması istenecektir. İşlem 2-5 dakika içerisinde sonlanacaktır. İğne ciltten geçerken yanma, rahime girerken kramp hissedilebilir.
İşlem Sonrasında
Kordosentezin ardından bebeğin kalp atımları ultrasonografi veya doğum monitörü yardımıyla takip edilecektir. İşlemden hemen sonra kramp ve vaginal lekelenme yaşanabilir. İşlem günü anne adayının dinlenmesi önerilir. Ertesi gün normal hayatına dönebilir.
Sonuç
Kromozom analizi ve enfeksiyon testleri 3-5 gün içinde sonuçlanır. Doktor ve genetik danışman sonucunuzu çifte detaylı olarak bildirecektir.
Doktorunuza bildirmeniz gereken durumlar;
• ateş
• vaginal kanama
• rahim kasılması
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Organik Süt Zekayı Geliştiriyor mu?

Özellikle büyüme çağındaki çocukların süte ihtiyacı var. Organik süt ise en yararlı besinlerin başında geliyor.

İngiltere’de yapılan araştırmalar ve çalışmalar sonucunda organik tarım ürünlerinin ve özellikle organik sütün etkileri araştırılmış ve IQ’yü beslediği ortaya çıkmıştır.

IQ yani zekayı geliştiren organik süt bulunabildiği sürece sıkça tüketilmelidir. Anne karnındaki doğmamış bebeğin bile beyin ve genel gelişimi için organik süt tavsiye edilir.

Çünkü özellikle bebeklerin beyin gelişimi anne karnında başladığı için anne adayının da sağlıklı beslenmesi önemlidir. Bu nedenle gebelikte organik süt içmek çok faydalıdır.

Hem anne hem bebek sağlığını destekler. Sağlıklı ve normal bir gebelik yaşamanızı sağlar.

Hamile kadınlar haftada birkaç öğün balık günde en az bir bardak organik süt içmelidir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Egzersiz Yaparak Depresyona Veda Edin

 Günümüz araştırmaları, yapılan egzersiz hareketleri ile zihnin depresyona karşı korunabileceğini, egzersizin, stresi azaltarak depresyonun önüne geçtiğini ortaya koymuştur.

Aslında bu bilinen bir gerçekti ancak uzmanlar tarafından gerçekleştirilen son araştırmalar ile bu durum, yeni ayrıntılar ile kanıtlanmış durumda.

Egzersizler PCG-alpha Enzimini Arttırıyor

Kaslarda yer alan ve PGC-alpha olarak adlandırılan enzimin üretimi, yapılan egzersizlerle birlikte artmakta ve bu sayede beyin depresyona karşı büyük ölçüde korunmaktadır. Aynı zamanda yaptığınız egzersizin sonrasında, uyuduğunuz zaman bile bu enzim kaslarınızda üretilmeye ve böylece beyninizi korumaya devam etmektedir.
Araştırmaların gösterdiği ve göze çarpan egzersizlerin bizlere sağladığı bir diğer olumlu etki ise, yapılan egzersizin, devam eden bir depresyon halinde dahi önemli ölçüde işe yarıyor olmasıdır. Depresyon halinde bulunan bir birey, düzenli aralıklarla egzersiz yapıp bunun alışkanlık haline getirdiğind salgılanan PCG-alpha enzimi, depresyonun vücuttaki etkisini ciddi bir oranda yitirmesini sağlayacaktır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Arı Sokması Durumunda Neler Yapılmalı?

Arı iğnesini vücudunuza soktuğu anda iğnenin ucunda yer alan zehir kesesini bırakarak kaçmaktadır. Böyle bir durumla karşılaşmanız halinde zor olsa daöncelikle sakin davranıp panik yapmamanız gerekmektedir.

Panik haliyle bölgeyi sıkarak çıkartmaya çalışırsanız zehir kesesindeki tüm zehri vücudunuza almış olursunuz. Bunu yapmak yerine bıçak ya da yassı bir şeyile birlikte kazıyarak çıkartmanız tavsiye edilir. Arının iğnesini çıkarmasının ardından yapılması gereken varsa amonyak yöntemi uygulamaktır. Amonyak arının soktuğu bölgeye sürülebilir veya bir bardak su içerisine yaklaşık 20 damla kadar damlatılarak içilebilir. Bu konuda uygulanabilecek bir diğer yöntem arı sokmasına karşı eczanelerde satılan kremleribölgeye uygulamaktır. Bu kremlerin içeriğinde yer alan Antihistaminik ve Steroid maddeleri bölgedeki şişkinliği giderecektir. Arı sokması durumunda kesinlikle yapmamanız gereken yöntemler ise sokulan bölgeyi ovalamak ya da o bölgeye basınç uygulamak. Bölgeye uygulanan ovalama ya da basınç uygulamak zehri daha fazla bölgeye yayacağından asla önerilmemektedir.

Arı Sokmasına Fayda Sağlayan Diğer Yöntemler;
Arı sokulan bölgeye soğuk kompleks uygulanması, bunun için buz ya da soğuk bir şeylerin bölgeye uygulanması iyi gelmektedir. Yine yoğurt sürülmesi de önerilen bir diğer yöntem olup hem acının azalmasını hem de soğuk tutulmasını sağlar. Eğer arı bir şeyler yerken sokmuşsa sokulan yer boğazın içi olduğunda yapmanız gereken sirke ile erken erken gargara yapıp sonra size en yakın mesafedeki sağlık birimine başvurmanızdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hamilelikte Yenmesi Gereken 6 Besin

Normal hayatta sağlıklı beslenmek gerek fakat özellikle hamileyken çok daha dikkatli ve sağlıklı beslenmek gerekir.

Çünkü sadece siz değil bebeğiniz de sizin beslenmenizden faydalanıyor. Kahvaltı en önemli öğün olmayı bu dönemde de önemlidir.

Bebeğin anne karnında sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için besin kaynaklarının rolü büyüktür. Daha dikkatli olunmalıdır bu dönemde. Hamilelik sırasında bebeğin doku ve kemikleri için protein ve kalsiyum gereklidir. Ayrıca kırmızı kan hücreleri bebeğe oksijen taşımaya yardımcıdır nöral tüp ile kan hücrelerinden bebekleriniz beslenmektedir.

Ekstra demir ve folik asit alınarak bebeklerin bu besinleri almaları sağlanır. Bebeklerde olası doğum kusurlarını önlemek ve sağlıklı gelişimini desteklemek için bu besinler alınmalıdır.
Tam tahıllar. Zenginleştirilmiş tam tahıllı ekmekler folik asit ve demir desteklidir ve beyaz ekmekle beyaz pirinçten daha faydalı ve tahıllı ve kepekli gıdaların tüketilmesi gerekiyor. Lif açısından zengindirler.

Kahvaltıda yulaf ezmesi, öğle yemeğinde tam tahıllı ekmekli bir sandviç akşam yemeğinde kepekli makarna ya da pirinç tüketin.
Fasulye. Siyah ve beyaz fasulye, barbunya, börülce, mercimek, nohut ya da soya fasulyesi çok sağlıklıdır. Çorba, salata, makarnada kullanılabilir. Yemekleri ayrı güzeldir. Protein ve lif kaynağıdırlar. Aynı zamanda demir, folat, kalsiyum ve çinko gibi önemli besin kaynakları vardır.

Somon. Omega 3 yağ asitleri bakımından en zengin balıktır. Beyin ve gözlere çok iyi gelir. Bebeğin beyin ve göz gelişimi için harikadır. Protein ve B vitaminlerini de içerir. Cıva oranı düşüktür. Izgara somon ve salata ile öğününüzü tamamlayın.

Yumurta. Bebeğinizin ihtiyacı olan amino asitleri, proteini içerir. Bebeğin beyin gelişimi için kolin, vitamin ve mineraller içerir. Az pişmiş ya da çiğ yumurtadan kaçının. İyice pişirerek tüketin.
Böğürtlen. Yaban mersini, ahududu, böğürtlen tek başına da yenilebilir. Tatlılarda da tüketilebilir. C vitamini ,potasyum, folat ve lif içerir.

Az yağlı yoğurt. Düşük yağlı yoğurtta bir bardak sütten daha fazla kalsiyum vardır. Protein oranı yüksektir. Şeker veya başka bir ekleme yapmadan tüketin. Tam tahıllı gevrek ve meyve ile tüketilebilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Doğum Kontrol Yöntemleri Hakkında Bilgiler

Doğum kontrolüne nasıl karar verirsiniz? Birçok doğum kontrol seçeneğiniz var siz hangisini seçeceksiniz?

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için veya hamilelikten korunmak için bu yöntemlere başvurabilirsiniz.

Kolay mı, maliyeti ne olacak, yüzde yüz işe yarar mı, sizi nasıl etkileyecek merak edersiniz. En doğrusu doktorunuza danışmanızdır.

Doğurganlık hakkında bilinçlenmek çok önemlidir. Doğal aile planlaması istenmeyen gebeliğin önlenmesi ile sağlanır. Kadının en verimli olduğu dönemde cinsellikten kaçınması anlamsızdır. Bunun için güvenilir bir doğum kontrol yöntemi seçilmelidir. Sağlık uzmanından yardım alınmalıdır. İlaç veya cihaz yardımı olmadan vücut ısısını takip edilen servikal mukustan yararlanılır.

Spermisit sperm öldüren bir kimyasaldır. Cinsel ilişkiden önce vajina içine yerleştirilen köpük biçiminde jöle, krem veya film şeklindeki bir koruyucudur. İlişkiden 30 dakika önceden yerleştirilmelidir. Sık kullanımı enfeksiyon ve cinsel hastalık bulaştırma riskini artırır. Dokuları tahriş edebilir. Kullanımı kolay ve ucuzdur. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara açıktır. %70 korur.

Erkek kondomu. Lateks prezervatifler klasik koruma yöntemidir. Kadının vücuduna sperm girişini önler. Hastalık ve gebeliği önler. Yaygındır, %85 oranında korur, yeniden kullanılamaz.
Kadın kondomu. Vajina içine plastik bir poşet yerleştirilir seksten 8 saat önce yerleştirilmelidir. Esnek ve plastik bir halka da kavramada kullanılabilir. Bu daha etkilidir. Yaygın kullanılır erkeğinkinden daha dayanıksızdır. Aynı zamanda erkek kondomu da kullanılmalıdır.

Doğum kontrol hapı da kullanılan yöntemler arasındadır. Östrojen hormonlarını ve yumurtlamayı dengeler. Hap oldukça etkilidir. Daha az ağrı çekilir. Pahalıdır, göğüslerde bozulma ve hassasiyete yol açar. Kan pıhtılaşması ve yüksek tansiyona yol açabilir.

3-4 haftada bir değiştirilen cilde yapıştırılan bir bantla da doğum kontrolü sağlanabilir. Hap kadar etkilidir. Daha az ağrı verir hatırlaması kolaydır. Pahalıdır, deri tahrişi ve yan etkileri olabilir.
Meni kanalı ameliyatı ile erkeklerin sperm taşıyan testisleri ameliyat edilir. Sperm salınımı önlenir boşalma kontrol edilebilir. Kalıcı, ucuz ve %100 etkilidir.

En etkili yöntemler: implant, vaztektomi, tüp yöntemleri.
Daha sonra doğum kontrol bandı. Daha sonra hapı ve vajinal halka.
En az etkilileri ise kondom ve süngerlerdir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Rahim Ağzı Kanseri Gebeliğe Engel Değil

Prof. Dr. Teksen Çamlıbel rahim kanseri ile gebelik  arasındaki bağlantıyı anlatıyor..

Ülkemizde sıklıkla görülen rahim kanserine karşı kadınlara önemli uyarılarda bulunan Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, merak edilen soruları şöyle yanıtlıyor:

PAP smear testi ne sıklıkla yapılmalı?
Kadınların rahim ağzından hücre alınması ve incelenmesi diye özetleyebileceğimiz PAP smear testi hiçbir sorunu olmayan kadınlarda yılda bir kez, sorun çıkanlarda 6 ayda bir veya doktorun tercihine göre daha sık yapılabilir.

İnce yayma tekniği nedir?
PAP smear testini genellikle rahim ağzındaki hücrelerin bakılması diye anlatmıştık. Bu hücrelerin arasında orada olmaması gereken iltihap hücreleri, akıntı parçaları ve kan gibi şeyler görülmektedir ki, bu bazen teşhisi güçleştirmektedir. Bunun için son zamanlarda ince yayma tekniği ortaya çıkmıştır. Bu teknikte alınan hücreler bir sıvıya konmakta ve bu sıvıda çevrilerek temizlendikten sonra bir takım filtrelerden geçirilip sadece kanser olması muhtemel hücreler ayıklanmakta ve sadece bunlara bakılmaktadır.

Teşhisi kolaylaştırır mı?
Elbette. Ortam daha temiz ve bir takım yabancı maddelerden ayıklandığı için teşhis çok daha kolay olmakta ve teşhiste aynı zamanda bilgisayarlardan da yararlanılmaktadır. İnce yayma tekniği ile PAP smear testine güven çok ciddi bir şekilde artmıştır. Aynı zamanda ince yayma tekniği ile kişideki HPV virüsünün de var olması durumunda bunun kanser yapan tür olup olmadığı ile ilgili özel bir test de yapılabilmektedir. Bu test standart PAP smear testinde yapılamamaktadır.

Rahim ağzı kanseri olan biri çocuk sahibi olabilir mi?
Rahim ağzı kanseri erken tanınmış ise ve tamamen tedavi sağlanmışsa çocuk sahibi olmaya doktor kontrolünde izin verilebilir.

Hamileyken rahim ağzı kanseri olunur mu?
Evet olunabilir. Bu nedenle hamileliğin özellikle ilk dönemlerinde vajinal sıvı alınarak kontrol edilmelidir.

Bu durumda çocuk nasıl etkilenir?
Hamileyken ortaya çıkan kanserin çocuğa bir zararı yoktur. Ancak gebelik süresince geç kalınacağı ve takip zor olacağı için anne hayatını ciddi tehlikeye atar.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Enerji Veren ve Kilo Verdiren Besinler

Fasulye. Siyah, beyaz, mercimek gibi baklagiller dirençli nişasta içerir. Uzun süre tok tutar lif içerir enerji verir.

Prebiyotikler ile sağlıklı bağırsak bakterilerini destekler. Demir emilimini artırır kilo vermeyi sağlar.

Yulaf. Rafine tahıllardan yulaf sağlık deposudur enerjiyi artırır. Kolesterolü emer bağışıklığı güçlendirir halsizliğe iyi gelir çözünür lif içerir. Enerji ve kan akışı ile kan şekerini dengeler.

Lahana ailesi sebzeleri. Turpgillerden brokoli, Brüksel lahanası, lahana gibi sebzeler kilo kaybını teşvik eder. Potansiyel kanserojen hücrelerden korur. Kalorisi az lifi ve su içeriği yüksektir. Selenyum ve kükürt bakımından zengindirler. Karaciğeri temizler, enerjiyi artırır, cilt ve saç sağlığı için harikadır.

Avokado. Vitamin mineral emilimini teşvik eder. Tekli doymamış yağlarla kalbi korur. Kilo verdirir besinlerden maksimum verim almayı sağlar.

Çay. Metabolizma için faydalı onlarca bileşik içerir. Sinire iyi gelir bitki çayları enerji verir.

Su. Açlık için iyidir sistemi hızlandırır kalori yaktırır. Optimal organ işlevleri için ve enerji için gereklidir. Karaciğer ve böbreği korur.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kandaki Kolesterol Nedir?

Öncelikle hepimizin bildiği, duyduğu özellikle de ileri ki yaşlarda ki kişilerde sıkça duymaya alışkın olduğumuz ancak, anlamını bazılarımızın tam olarak bilmediği kolesterolden bahsedelim.

Kolesterol; karaciğer, dalak, böbrek üstünde yer alan bir takım bezlerde, safra kesesi, kan gibi bölgelerimizde bulunan ve yer alan benzetmek gerekir ise kristal gibi bir yapıda yer alan beyaz görünüme sahip maddelere verilen genel addır.
Genelde bu yapıların çoğalması yani yükselmesi ile beraber kolesterol de açığa çıkar, kendini gösterir ve kolesterol seviyesi de olması gerekenin üstüne çıkar.
Peki, nedir bu kolesterol? Ne işe yarar? Neden var? Kolesterol ‘ ün asıl görevi, yani vücudumuz içerisinde ki bulunuş var oluş amacı; dokularımızda yer alan suyun dengeli olmasını dengede durmasını sağlamak, yine vücutta kanda bulunan alyuvarları zehirli maddelere karşı korumak, derimizin altına sonradan etki eden dışarıdan gelen mikroplar ile savaşarak onları yenmek de kolesterolün görevlerindendir.
Vücudumuz ihtiyacı olan kolesterol maddesini şu gibi gıdalardan temin edebilir ve karşılayabilir. İşte o gıdalar;
·        Süt,
·        Yumurta,
·        Hayvansal yağlar ( tereyağ ) ,
Bitkisel hormonlar gibi takviyelerden bu maddeyi karşılamak mümkün
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hangi Kanser Daha Fazla Görülür?

Bir önce ki yazımızda da bahsettiğimiz gibi maalesef ki günümüzde 7 ‘ den 70 ‘e her yaşta her cinsiyette her kişide en yaygın olarak görülen hastalık çeşitlerinden bir tanesi de ne yazık ki kanser hastalığı.

Kanser hastalığı genel olarak olabileceği gibi, kişinin, hastanın sadece bir organında bir bölgesinde de olabilir. Kanser hastalığı da kendi arasında alt gruplara alt sınıflara ayrılmakta ve kanser hastalığının birçok çeşidi bulunmaktadır.
Kanser aslında öyle kulağa kötü geldiği kadar korkutucu ve tedavisi imkânsız değildir. Kanser değil, geç kalmak, geç tedaviye başlamak öldürür. Bu yüzden tıp hekimleri kendi aralarında ; ‘’ kanserden değil, geç kalmaktan korkun !! ‘’ diye söylemişler ve öğüt vermişlerdir.
Kanserin birçok belirtisi olabilir bunlar ;
·         Göğüste özellikle bayanlarda ele gelen şişlik ve sertlikler,
·         Vücudun her hangi bir bölmesinde meydana gelen şişlik ve sertlikler,
·         İyileşmek, geçmek bilmeyen yaralar,
·         Dışkıda, yani makat olarak adlandırılan bölgeden gelen kanamalar,
·         Rahim kanamaları,
·         Ben ve de siğil olarak adlandırılan deri lekelerinde meydana gelen bir takım değişiklikler de kanserden kaynaklı olabilir.
Bu yüzden bu gibi durumlarda hemen doktora başvurunuz ve teşhisinizi koyunuz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kanlı İşeme Nedenleri?

Kulağa oldukça ürkütücü ve korkutucu gelen hastalık çeşitlerinden bir tanesi de ‘’ kan işeme rahatsızlığı. ‘’

Halk arasında kan işemek olarak bildiğimiz, duyduğumuz bu tabir, tıp dilinde ki ismi ile ise ; ‘’ hematüri ‘’ olarak bilinir ve adlandırılır.
Kulağa korkutucu geldiği kadar da, tehlikeli bir hastalığın habercisi, belirtisi olabilir kan işemek. Bu yüzden bu şekilde bir belirti görür iseniz yani idrarınızda kan görür iseniz hemen en yakın sağlık kuruluşuna gidip doktorunuza başvurmalısınız.
Kan işemenin birçok nedeni birçok sebebi olabilir. Ancak başlıca sebeplerini sayacak olur isek şu şekilde sıralayabilmek mümkün;


·         İdrar yollarında meydana gelen iltihaplanma,
·         Prostat iltihabı ,
·         Böbrek taşı ,
·         Böbrek kumu ,
·         Mesane ( idrar torbası ) nda meydana gelen taş ,
·         Böbrek kanaması ,
·         Kan hastalıkları ve de benzeri hastalıklar idrarda kan görmeye neden olabilir.
Ayrıca bunun yani hastalıkların yanı sıra;
·         Bir takım ilaçlar,
·         Boyalı bazı yiyecekler ( mesela pancar, pancar suyu , çilek , domates , ıspanak gibi sebze ve meyveler de ) kan işemeye neden olabilen diğer bir etkenler arasında yer alan unsurlardandır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Akdeniz Diyeti Metabolik Sendroma Ters Gelebilir

Metabolik sendrom kardiyovasküler hastalıklar diyabet ve belli sorunlar açısından riskli bir durumdur.

Akdeniz diyeti ise sağlıklı olduğu kadar içeriğindeki fındık, ceviz ve zeytinyağı metabolik sendroma neden olabilir. Obezite, yüksek kolesterol, yüksek kan basıncı, diyabet ve kan şekeri açısından riskli olabilir.

Genetik faktörler, obezite, kilolu olmak, sağlıksız olmak özellikle kötü beslenme metabolik sendrom riskini %34 oranında artırıyor. İspanya araştırmalarına göre Akdeniz diyetinde yer alan sebze, meyve, tam tahıllar, ceviz fındık, zeytinyağı, balık, kırmızı et veya tereyağı gibi alternatifler var. Yani örneğin size dokunan bir ürün varsa onu alternatifiyle değiştirin tabii doktora danışarak.

Beslenme düzenini değiştirerek kalp krizi inme obezite risklerini %15 kadar azalıyor. Akdeniz diyeti karın yağlarını çok azaltıyor elbette çok sağlıklı ve artıları çok. Doktorunuza danışın testleri yaptırın ona göre metabolik sendroma girmeden beslenmeye çalışın.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Yüksek Kolesterol Sorunu Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Kolesterol vücutta doğal olarak oluşan bir mumsu bir maddedir. Bu kan damarlarını tıkayabilir ve kalp krizi veya inme yol açabilir.

Hormonlar ve kötü beslenme seçimi kolesterolü yükseltir. Kalp damarları arterlerde tıkanma kireçlenme ve ölüme yol açabilir. Karaciğerde doğal olarak üretilir. Aşırı hayvansal gıdalar ve kızarmış yağ tüketimi bu sonucu doğurur. Genetik etkisi de büyüktür obezite bir nedenidir. Aşırı karbonhidrat tüketimi de kandaki yağı artırır. Genetik etkisi de büyüktür obezite bir nedenidir.

Aşırı karbonhidrat tüketimi de kandaki yağı artırır. Doymuş yağı çok tüketende kırmızı et ve süt ürünlerini çok tüketenlerde obez ve genlerinde olanlarda risklidir. İnme ve kalp krizine benzer belirtileri vardır. Kan testi ile kolesterol değerleri ölçülür.egzersiz ve diyet verilir. Beslenme değişikliğine gidilir ve ilaç alınır. Statinler nisainler reçineli ilaçlar LDL ve HDL kolesterolü dengeler ve normal düzeylere erişimini sağlar.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Karaciğer Nakliyle Kalp Ameliyatı Bir Arada

İsviçreli bilim adamlarının tıpta yaptığı yenilikler hep çok konuşulur. Bunlara bir yenisi daha eklendi. İlk kez karaciğer nakli ile kalp ameliyatı bir arada yapıldı.

İsviçreli bilimadamları tıp tarihinde ilk kez karaciğer nakli ile kalp ameliyatını aynı anda yapmayı başardı.

Zürih Üniversite Hastanesi’nden doktorlar, karaciğerinde tilki tenyası adı verilen parazitin yerleşmesi sonucu tümör oluşan 22 yaşındaki hastayı ameliyata aldı.

Nisanda bulunan ve 10 cm çapında olan tümörün karaciğere, ana toplardamara, diyaframın ve kalbin bir bölümüne yayıldığını belirten doktorlar, ameliyat sırasında bir donörden alınan kan damarlarını hastaya nakletti, anatoplardamarı ve alınan kalbin bir bölümünü yeniden oluşturdu.
Aynı anda ikinci ekip, yandaki ameliyathanede, hastanın kardeşinin karaciğerinden bir parça aldı ve hastaya nakletti.
Ekim sonunda yapılan ve 11 saat süren ameliyata 20’den fazla uzmanın katıldığı belirtildi.

Hastanın durumunun iyi olduğu açıklandı.

Hastane, böyle bir ameliyatın dünyada ilk kez yapıldığını duyurdu.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Sigara Ömürden 14 Yıl Çalıyor

Ankara’da düzenlenen seminerde Dr. Whalley sigaranın uzun yaşamı engellediğini ömrümüzden 14 yıl aldığını bildirdi.
Ankara’da 7 Eylül 2012 tarihinden itibaren sergilenen Gunther Von Hagens’in Body Worlds Orijinal Vücut Dünyası-Yaşam Döngüsü Sergisi’nin tasarımcısı Dr. Angelina Whalley, "Sigara ömrümüzün 14 yıl kısaltır. Genç kalıp uzun yaşamak istiyorsanız, kilolarınızdan kurtulun. En büyük yaşlılık göstergesi, yanak ve göz çukurlarındaki çökmedir. Kitap okumak beyni geliştirir. İnsan bedenindeki kemiklerin yaşlandıkça daha az esnek ve daha fazla kırılgan olmasının sebebi, zamanla kemiklerdeki kalsiyum miktarının azalmasından kaynaklanmaktadır" dedi.
Dr. Angelina Whalley, tütünün ‘Ömür hırsızı’ olarak bilindiğini, yaşamı yaklaşık 14 yıl kısalttığını anlatırken, "Sigara içmek deriyi kırıştırır ve tene dolaşım bozukluğundan kaynaklanan hafif gri ton verir. Sigara içmek yaşlanma süreçlerimizi hızlandırır, bağışıklık sistemimizi zayıflatır ve dolayısıyla kanser, kalp hastalığı, inme, göz hastalığı, demans ve Alzheimer gibi hastalıklara yakalanma riskini artırır" dedi.
GENÇ VE UZUN YAŞAMAK
Whalley, obezitenin vücut yağının fazla olması anlamına geldiğini belirtirken, "Obezite hastalığı olan insanlarda deri altındaki yağ dokusunun yanı sıra karın boşluğundaki yağlar belirgin biçimde kalınlaşır. Düzenli spor yapmak kas ve kemikleri güçlendirir, yağ birikintilerini azaltır, beyni uyarır ve bağışıklık sistemini hastalıklara ve yaşlanmaya karşı korur" uyarısında bulundu.
ÇOCUKLUK ÇAĞINDA KEMİK SAYISI
Dr. Vhalley, çocuk iskeletinde kemik uçları ve gövdelerinden kıkırdak plakaları ile ayrılmış olması nedeniyle yetişkinlere oranla çok daha fazla kemik parçası bulunduğunu anlatırken şöyle devam etti:
"İnsanlar 300 kemiğe sahip olarak dünyaya gelir. Yaş ilerledikçe küçük kemiklerin birbirine kaynaması sonucunda yetişkinlerde kemik sayısı 206 olur. İnsan bedenindeki kemiklerin yaşlandıkça daha az esnek ve daha fazla kırılgan olmasının sebebi, zamanla kemiklerdeki kalsiyum miktarının azalmasıdır. Zamanla yanak ve göz çukurlarımızda çökmeler olmasının sebebi, yaş ilerledikçe deri altındaki yağın kaybolmasıdır. Derimiz, zaman içindeki yolculuğumuza diğer hiçbir organın yapmadığı gibi tanıklık eder. Olgunlaştıkça dolgunluğu ve pürüzsüzlüğünü yitiren derimizde kırışıklar belirmeye başlar. Yaşlanmanın bir nedeni hücrelerimizin sayısız kez bölünerek kendini yenilemelerinin imkânsız olmasıdır."
"KİTAP OKUMAK BEYNİ GENÇLEŞTİRİR"
İnsan beyninin 15 yaşına kadar büyümeye devam ettiğini belirten Whalley, çocukların büyüme çağında her şeyi çabuk kavramasının beyin gelişim süreciyle ilgili olduğunu ifade ederken, "Yaşlandıkça öğrenmek zorlaşır, fakat beyin insanın yaşam süresi boyunca esnek ve çok yönlü olarak kalır. Yeni hücreler oluşturup yeni sinir ağları inşa edebilir. Kitap okumak gibi egzersizler beyin hücrelerini yeniden yapılandırmaya yardımcı olur" dedi.
"GÜLÜMSEMEK YAŞAM SÜRESİNİ UZATIR"
Dr. Whalley, yapılan bir araştırmaya göre duyguların akıl sağlığı, fiziksel form ve uzun yaşamakla pozitif bir ilişkide olduğunun kanıtlandığını anlattı. Dr. Angelina Whalley, "Gülümsemek kan dolaşımını arttırıp, yaşam sürenizi uzatır" diye ekledi.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...