Mide Kanseri Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi

Mide duvarının iç ya da dış duvarında, genellikle iç mukozasında tümörler oluşabilir. Bu tümörlerin kötü huylu olanları mide kanseri olarak değerlendirilirler.

Mide kanserini tetikleyen nedenler;

Genetik faktörler Aşırı tuz tüketimi Mangalda ve yanmaya yakın kıvamda pişirilen kırmızı et tüketimi Sigara ve alkol tüketimi Ülser ve gastrite neden olan bakteriler
Mide ameliyatı sonucunda mide kanseri oluşumu gözlenebilmektedir. Türkiye’de en sık görülen kanser türleri içinde 4. sırada yer alan mide kanserinin belirtileri;
Nedeni açıklanamayan hızlı kilo kaybı
Bulantı ve kusma
Yemeklerden sonra rahatsız edici bir şekilde hissedilen şişkinlik hissi
Mide bölgesinde ağrı
Kansızlık
Mide ve bağırsak yapısında gizli kanama
Yorgunluk olarak ifade edilebilir. Mide kanserinin teşhisi için en güvenilir yol endoskopidir. Endoskopi cihazı ile hastanın yemek borusundan midesine girilir ve kanser oluşumu gözlemlenir. Tümör ya da oluşumun kötü huylu olup olmadığını anlamak için bu noktada biyopsi ihtiyacı doğabilir. Oluşumdan alınan parça mikroskop ile incelenerek tümör hakkında net bilgi elde edilebilir

Tedavisi:
Mide kanserinin tedavisi ameliyat ile mümkündür. Bunun için mide tamamen çıkartılır, çünkü sadece tümörü tahliye etmek güvenli sonuç vaat etmez. Ameliyat sonrasında kanserin safhasına göre bir tedavi yöntemi seçilir. Bu tür hastalıkların sıçrama olasılığının yüksek olduğu bilinmektedir. hastalığın diğer organlara sıçrama ihtimalini sıfıra çekmek için kemoterapi ve ışın tedavisi uygulanır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Reflü Nedir? Nedenleri ve Tedavisi

Reflü, mide kapakçığının görevini tam olarak yerine getirememesi nedeni ile yemek borusu ve boğaza mide asidinin sızması durumudur. Genellikle erken safhalarında önemsenmeyen bu sağlık sorunu, ileri safhalarda hastanın yaşam kalitesini düşürebilir.

Reflünün en önemli belirtileri;

Göğüste yanma ve ağıza kadar gelen acı su Uykudan öksürük ile uyanma Uyku apnesi ve uyku bozukluğu Midede yanma ve şişkinlik hissi İnatçı öksürük Boğazı sıkça temizleme ihtiyacı hissetme Mideden ağıza doğru yükselen yakıcı bir madde hissi
Reflüyü tetikleyen nedenler genellikle çevresel faktörlerdir. Hastanın yaşam tarzı ve alışkanlıkları bu yönde tetikleyici rol oynayabilmektedir. Buna göre;
Yağlı ve gazlı yiyeceklerin tüketilmesi
Sigara ve alkol alışkanlığı
Kızartma, ekşili ve acılı yiyeceklere öğünlerde sıkça yer verilmesi
Düzensiz bir yaşam tarzı
Kullanılan ağrıkesici ilaçlar reflüyü tetikleyebilmektedir. Eğer hastalığın başında önlem alınmazsa yemek borusu iltihabı, yemek borusu daralması ve ülser gibi daha ciddi hastalıklara yol açabilmektedir.

Tedavisi:
Reflü teşhisinde en sağlıklı sonuç tam teşekküllü bir sağlık kurumunda endoskopi, Ph ölçümü, manometre ve yemek borusu filmi ile elde edilebilmektedir. Hastalığın şiddetine göre hekim ilaç tedavisi ile hastalığı kontrol altına almayı hedefler. Ancak bu dönemde hastanın sağlıklı bir beslenme diyetine riayet etmesi, tedavideki başarı oranını arttırmaktadır. Eğer ilaç tedavisi olumlu netice vermiyorsa hastalığın cerrahi müdahale ile tedavi edilmesi gündeme gelebilir
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Tecavüzleri Önlemek İçin Erkeklerin Eğitime İhtiyacı Var Video

Doğal Yaşa Kendine İyi Bak
Prof.Dr.Canan Karatay - Tecavüzleri Önlemek İçin Erkeklerin Eğitime İhtiyacı Var Video

KOAH İçin 40 Yaş Üstü Test

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) sebebiyle yaşamı sonlanan binlerce kişi için 40 yaş üstü herkesin bu teste girmesi gerek..

Çukurova Aşkım Tüfekçi Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Türk Toraks Derneği Çukurova Şube Başkanı Dr. Adem Yılmaz, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada her yıl 3 milyon insanın Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyledi.

14 Kasım Dünya KOAH Günü nedeniyle açıklama yapan Dr. Adem Yılmaz, Türkiye’de 40 yaş üstü her 5 kişiden 1’inin KOAH hastası olduğunu kaydetti. Yılmaz, "Türkiye’deki 4 milyon civarındaki KOAH hastasının yalnızca 400 bin kadarı rahatsızlığının ne olduğunu biliyor. Oysa, ağrısız ve basit bir nefes ölçüm testiyle hastalığa erken tanı konulabilir. Erken tanı, KOAH’ta da hayat kurtarır. Özellikle 40 yaş üstündekiler doktora gidip test yaptırsın" dedi.

KOAH’ın, nefes yollarında iltihaplanmaya bağlı oluşan ve zamanla gelişen bir akciğer hastalığı olduğunu aktaran Yılmaz, şunları kaydetti:

"KOAH, halk arasında müzmin bronşit ve amfizem olarak da biliniyor. Bu hastalığın oluşumunda, özellikle tütün kullanımı, evlerde kullanılan odun, tezek, kök benzeri yakıtlardan çıkan duman, gaz, toz, çevresel ve mesleki faktörler etken oluyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada her yıl 50 milyon insan bu hastalıktan etkileniyor ve 2030’da KOAH’ın tüm dünyada en önemli ölüm nedenleri arasında 3’üncü sırada olacağı değerlendiriliyor. Türkiye’de, 10 KOAH hastasının sadece 1’i doktora gidip tedavi oluyor. Toplumun KOAH konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması, hastalığın erken tanısını ve etkin tedavisini güçleştiriyor. Özellikle 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan, meslek gereği ya da çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan, müzmin seyirli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmasından en az birini yaşayanlar, uzman doktora gitmeli ve ’nefes ölçüm testi’ yaptırmalı."
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

KOAH İçin Tedbirli Olunmalı

Koah da denilen bu ciddi karaciğer hastalığı ne kadar biliniyor ve önlem almak ne kadar mümkün?

GlaxoSmithKline’ın (GSK) Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki 11 ülkede yürüttüğü ve KOAH ile ilgili ilk bölgesel ve toplum bazlı araştırma, bu ülkelerde 13 milyondan fazla KOAH hastası olduğunu tespit etti.

Türkiye’de KOAH görülme sıklığını yüzde 4,2 olarak ortaya koyan araştırmaya göre, yaklaşık 74 milyon nüfusu olan Türkiye’de, 3 milyona yakın KOAH hastası olduğu tahmin ediliyor. Çalışmanın bulgularına göre astım ve kronik kalp yetmezliği ile benzer oranda görülme sıklığına sahip olan KOAH’ın, 2030’a kadar dünya genelinde en fazla ölümle sonuçlanan ilk dört hastalıktan biri olacağı öngörülüyor.

TÜRKİYE’DE HER 100 KİŞİDEN 4’Ü KOAH’LI
Araştırma Cezayir, Mısır, Ürdün, Lübnan, Fas, Pakistan, Suudi Arabistan, Suriye, Tunus, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapıldı. 11 ülkede KOAH hastalığının görülme sıklığı ortalaması yüzde 3,6 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 4,2’ye çıkıyor. Bu bulgularla Türkiye 11 ülke arasında KOAH’ın en sık görüldüğü üçüncü ülke konumunda bulunuyor. Hastalığın en sık görüldüğü ülkeler ise yüzde 5,4 ile Ürdün ve yüzde 5,3 ile Lübnan. BREATHE Çalışması bulguları, sigaranın bölgedeki en önemli toplum sağlığı sorunlarından biri olduğunu gösteriyor.

Araştırmanın gerçekleştirildiği ülkelerde ortalama olarak her 100 kişiden 30’u sigara kullanıyor. Türkiye, 11 ülke içerisinde sigara içme oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri; erkeklerin yüzde 60’ı, kadınların ise yüzde 23,5’i sigara kullanıyor.

Araştırma, KOAH’ın tanı ve tedavisi ile ilgili sorunları da ortaya koyuyor. KOAH vakalarının üçte biri değerlendirme altına alınmıyor. KOAH tanısı koyulan kişilerin ise üçte ikisi doğru tedavi imkânlarından yararlanamıyor. Çalışma, KOAH hastalarının, hastalıkları ile ilgili farkındalık düzeylerinin düşük olduğunu gösteriyor. Hastaların yüzde 30’u hastalığının altında yatan nedenden emin değil; yüzde 50’si ise sigara içmenin potansiyel bir neden olduğunu bilmiyor. Üstelik KOAH tanısı konulan hastaların yüzde 65’i hala düzenli olarak sigara içiyor. Araştırma, KOAH hastalarının günlük yaşantılarının da önemli derecede etkilendiğini gösteriyor. Araştırmaya dâhil edilen hastaların yüzde 27’si solunum problemleri nedeniyle çalışamazken yaklaşık üçte ikisi günlük aktivitelerinde KOAH’a bağlı kısıtlamalar hissediyor.

ARAŞTIRMA KOAH TEDAVİSİ İÇİN ALTYAPI OLUŞTURACAK
Dr. İpek Demircan yapılan araştırmayı şöyle değerlendirdi: "BREATHE Çalışması, bölgede hem toplumsal maliyet, hem de bu sağlık sorununun hastalar ve aileleri üzerindeki etkileri açısından KOAH’ın getirdiği yükü ölçen ilk çalışmadır. Yapılan çalışma, Türkiye’de ve diğer ülkelerde bu kronik durumla yaşayan hastaların korunması, tanısı, tedavisi ve yaşam kalitesinin iyileştirmesi için hepimize bir aksiyon çağrısıdır. Biz bu çalışmayı uzun soluklu bir taahhüdün temel basamağı olarak görüyoruz. Elde edilen bulguların, kamu kuruluşları ve sağlık hizmeti uzmanları aracılığıyla toplum sağlığı planlamasına ve bu kronik hastalıkla yaşayan insanların yaşam kalitelerinin artmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz."
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Fıtık Sanılan Bel Ağrısı Neyin Göstergesi?

Her bel ağrısını veya kasılmasını fıtık sanıyoruz. Oysa ki altında başka gerçekler yatıyor olabilir..

Yetişkin nüfusun en az yüzde 10’unda çeşitli nedenlerle gelişen ve kısa sürede geçtiği için sıklıkla önemsenmeyen bel ağrılarının aslında önemli bir romatizmal hastalık olan ve kişinin tüm hayatını etkileyen Ankilozan Spondilit’in habercisi olabileceğini biliyor muydunuz?

İç Hastalıkları ve Romatoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Soy’la genç nüfusta daha fazla görülen, bel fıtığı tanısı ile yıllarca tedavi gören; hatta ameliyat olanların hastalığı, Ankilozan Spondilit’i konuştuk.

BEL AĞRINIZI DİKKATE ALIN!
Bel ağrısı tüm dünyada oldukça yaygın bir problemdir. Erişkin toplumun en az yüzde 10’unda çeşitli nedenlerle gelişen kronik bel ağrıları görülür. Çoğu klinik önemi olmayan ve kısa sürede geçen ağrılar olduğu için genellikle önemsenmez. Ancak bu ağrıların bir kısmı bel fıtığı, bel omurlarında çökme kırığı gibi mekanik nedenlerle; bir kısmı da özellikle genç-orta yaşlarda başlayan iltihaplı romatizma türü olan Ankilozan Spondilit (AS) ve ilişkili hastalıklar nedeni ile olur. Ayrıca nadir de olsa bazı kanser türleri de kendisini ilk defa bel ağrısı ile gösterebilir. Yine Brusella gibi bazı enfeksiyonlar da bel ağrısı ile ortaya çıkabilir. Bu nedenle bel ağrısı ciddiye alınmalı ve altta yatan bir hastalık olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.

GENÇLERDE ORTAYA ÇIKAN BEL AĞRISI ÖNEMSENMELİ
Gençlerde ortaya çıkan ve kronik bel ağrısına neden olan Ankilozan Spondilit (AS), son yıllarda toplumda daha sık görülmeye başlamıştır. Nedeni henüz bilinmese de hastalığın görülme oranı genetik faktörlerle ilişkilidir. Ankilozan Spondilit hastalarında HLAB27 denilen bir gen, sağlıklı insanlardan, en az 10 kat daha sık saptanır. Anne-babanın birinde bu hastalık varsa çocuklarda çıkma olasılığı yüksektir. Ayrıca bazı barsak ve idrar yolu hastalıklarına yol açan mikroplar Ankilozan Spondilit ve ilişkili hastalıkların gelişimine yol açar. Yine Sedef hastalığı (Psöriazis), Crohn, Ülseratif kolit gibi iltihaplı barsak hastalıkları da bu hastalıkların ortaya çıkışına neden olabilir.

ANKİLOZAN SPONDİLİT HASTASI MISINIZ? TEST EDİN VE ÖĞRENİN!
20-40 yaşları arasında mısınız ve sinsi seyreden bir bel ağrınız mı var?
Bel ağrınız gece yarısından sonra başlayarak sabahları daha fazla mı oluyor?
Uyandığınızda yataktan kalkarken zorlanıyor musunuz?
Uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra beliniz daha fazlı mı ağrıyor?
Hareket edince, işe gidince ya da sıcak su ile banyo yapınca belinizin ağrısı azalıyor mu?
Belinizin yanı sıra sırtınız ve boynunuz da ağrıyor mu?
Bel, sırt ve boyun hareketleriniz kısıtlanmış gibi mi?
Sırtınızda kamburluk mu oluşmaya başladı?
Bu sorulardan en az birine yanıtınız evetse bir an önce bir hekime başvurmanızda yarar var.

ANKİLOZAN SPONDİLİT VE İLİŞKİLİ HASTALIKLAR SADECE BELİ TUTMAZ!
Ayak bileği diz gibi eklemler başta olmak üzere birçok eklemi de tutabilir. Kalça ekleminde tutulum kalça protezi gerektirecek kadar ağır olabilir. Bazı olgularda hastalık ilk defa üveit denilen bir göz hastalığı ile başlar. O nedenle özellikle ön üveit hastalığı olan herkesin Ankilozan Spondilit ve ilişkili hastalıklar açısından araştırılması şarttır. Sedef hastalığı ve iltihaplı barsak hastalığı olan kişilerde de bel ağrısı olursa bu hastalıklar açısından dikkatli olunması gerekir. Daha az olarak kalp, akciğer ve böbrek sorunlarına da yol açabilir. Omurlarda kemik yoğunluğunda azalma ve çökme kırıklarına yol açabilir. Erkeklerde daha ağır seyreden ve zaman için ağır kamburluğa kadar giden Ankilozan Spondilit; kadınlarda daha hafif seyreder. Kadınlarda ağır hastalık tablosu daha nadir gelişir. Ancak bu hastalığın kadınlarda tedavi edilmemesini gerektirmez. Tedavi edilmeyen hastalarda omurga ve diğer eklemlerde deformiteler ile böbrek ve kalp sorunları başta olmak üzere birçok sorun ortaya çıkabilir. Romatoloji uzmanına zamanında başvurulması hastalığın daha erken tanınmasını sağlar.

ANKİLOZAN SPONDİLİT TEDAVİSİNDE HEDEF İLTİHABI BASKILAMAKTIR
Bunun için çeşitli iltihap giderici ilaçlar kullanılır. İlaç dışında hastalara sırt kaslarını güçlendirici egzersizler önerilir. Bu hastalar için en uygun sporlar; yüzme ve voleyboldur. Ayrıca kişinin yan uyumaması, sırtüstü ya da yüzükoyun ve engin yatmaları, sigarayı bırakması önerilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Çok Parmaklılık İyi mi Kötü mü?

El veya ayak parmakları 6, 7 hatta 8 parmaklı olabilir. Bu durum el ve ayakta zamanla fonksiyon bozukluğuna sebep olabiliyor.

Çarşamba’da bir lisede okuyan 18 yaşındaki Ahmet Gazanfer’in el ve ayaklarında 5 yerine 6 parmak var. Giresun’un Keşap ilçesinden olan Ahmet Gazanfer’in bu özelliği görenlerin dikkatini çekiyor. 6 parmaklı olmasından şikayetçi olmayan Gazanfer, bu durumu “Güzel bir şey” şeklinde değerlendiriyor.

Ailesinde kendisi gibi kimsenin bulunmadığını, 6 parmak olarak yaşamaya alıştığını ve hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadığını belirten Gazanfer, “El ve ayaklarımda 6’şar parmak var. Yani toplam 24 parmağım var. Bence güzel bir şey. Bir zararı olmuyor. Garip ama güzel bir durum. Kendimi farklı hissediyorum. Doktor, fazla bir zararının olmayacağını söyledi. ‘Sorun olursa alınabilir’ dedi. Görenler şaşırıyorlar” dedi.

Okul arkadaşları ise Ahmet ile aynı okulda 4 senedir olduklarını ve onun durumunun çok sonra farkına vardıklarını söyleyerek, “Biz Ahmet ile çok iyi arkadaşız. Tanıştıktan bir süre sonra tokalaşırken farkına vardık. İlk başlarda garip geliyordu ama sonradan alıştık” dediler.

Çok parmaklılık durumunun görülme sıklığının 50 binde 1 olduğunu söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Nedim Karaismailoğlu, "Çok parmaklılık sık görünmeyen bir durumdur. Kişinin elinde 6’dan fazla da parmak olabilir. Bir elde mesela 7 ya da 8 parmak da olabilir. Polidaktili (çok parmaklılık) durumu el ve ayakların zamanla fonksiyonunu bozabilir. Görünümü hakkında çevresinden baskı görebileceği durumlarda bir sorun haline gelebilir. Bu nedenle ellerin kullanılması konusunda bir sıkıntı olmaması için ya da ayaklar için uygun ayakkabı alırken probleme neden olursa fazla parmağı aldırmak en iyi çözüm olabilir" dedi.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Bebeklerde Görülen Göz Problemleri ve Belirtileri

İlk doğduğu günden ilk aylarından gelişene kadar bile göz sorunları yaşayabilir, işte bebek göz sağlığı ipuçları.

Çocuğun gelişiminde büyük rol oynayan sağlıklı ve iyi gören gözler, çocukların yaşam kalitesini de olumlu etkilemektedir.   Memorial Şişli Hastanesi Göz Merkezi’nden Prof. Dr. Dilek Erkan, çocuklarda göz muayenesinin önemi hakkında bilgi verdi.

Çocuklarda göz hastalıkları yenidoğan döneminden itibaren görülebiliyor

Erken doğan bebeklerde prematüre retinopatisi, bebeklik ve erken çocukluk çağında doğumsal katarakt ve glokom, kornea denilen gözün saydam tabakasının bulanıklığı, çeşitli genetik ve metabolik hastalıklara bağlı olarak gelişebilen göz problemleri, yaşamı tehdit eden göz içi tümörler ve şaşılık çocuklarda en sık görülen göz hastalıkları olarak sıralanmaktadır. Okul öncesi dönemde en sık rastlanan göz hastalıkları; göz tembelliği,  hipermetropi ve astigmatima başta olmak üzere kırma kusurları, iki göz arasında fark olması ve şaşılıktır. Okul çağında ise göz bozuklukların başında miyopi olmak üzere kırma kusurları gelmektedir.

Bu belirtileri önemseyin

Bebeklik ve erken çocukluk döneminde gözlerin sürekli kaşınması, şiddetli ışık hassasiyeti, bir objeye odaklanma ya da bir objeyi takip etme güçlüğü, gözlerin paralelliğinin bozuk ya da kısıtlı olması, gözlerde sürekli kızarıklık ya da tek veya çift taraflı sulanma varlığı ve normalde siyah görünen gözbebeğinde beyaz bir yansıma saptanması bebeklerde göz bozukluğunun belirtisi olarak gösterilmektedir. Okul öncesi çağdaki çocuklarda bir nesneye bakarken başın belirli bir yöne doğru çevrilmesi ya da eğilmesi, gözlerin kısılması veya denge sorunu yaşanması da göz bozukluğundan şüphelenilmesini gerektiren durumlardır.

Çocuğunuzun göz sağlığını korumak için dikkat etmeniz gerekenler

Görme bozukluğu çocukta vücut ve denge gelişiminin yanı sıra; algılama, iletişim becerileri ve sosyal gelişimi de olumsuz yönde etkileyebilecek çok ciddi bir durumdur. Görme kusurlarının küçük yaşlarda fark edilerek tedavi edilmesi, ileriki yaşlarda sağlıklı bir görme için büyük önem taşımaktadır. Bu da ancak çocuğa yapılacak periyodik göz muayeneleriyle mümkündür. Periyodik göz muayenelerinin yanı sıra; sebze ve meyveden zengin dengeli bir beslenme, kişisel hijyen eğitiminin verilmesi, erken yaşlardan itibaren kaliteli güneş gözlükleriyle çocuğun gözlerinin güneşin zararlı ışınlarından korunması, uygun aydınlatma koşulları, bilgisayar başındayken gözlerle bilgisayarın aynı hizada olması gibi bazı önlemlerin alınmasına da özen gösterilmelidir.

İlk göz muayenesi çok önemli

Çocuklarda erken göz muayenesi göz problemlerinin erken tanısının yanı sıra; bazı sistemik hastalıklara ait ipuçlarının yakalanabilmesi açısından da önem taşımaktadır. Prematüre bebekler tek veya iki taraflı körlükle sonuçlanabilen ve çok ciddi ve acil müdahale gerektiren “prematüre retinopatisi” açısından mutlaka göz doktoru tarafından değerlendirilmelidir. Yeni doğan bebeklerde gözlerin  saydam ve paralel olması  kontrol edilmeli; çocuk doktoru,  aile hekimi ya da aile tarafından aksi bir durum fark edilirse göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Tüm bebekler hayatlarının ilk yılında bir göz hekimi tarafından muayene edilmiş olmalıdır. Küçük bebeklerde görme nitelik olarak  yalnızca göz hekimi tarafından değerlendirilebilir. Bu ilk muayeneyi takiben tüm çocuklara sırasıyla 3-3.5 yaş civarında, 5 yaşında ve sonrasında da 1-2 yıllık aralıklarla göz muayenesi yapılmalıdır.

Çocukluk çağında tedavi edilmeyen göz hastalıkları ileride daha ciddi sorunlara dönüşür

Göz tembelliği, şaşılık ve kırma kusurları başta olmak üzere çocukluk çağında tanı konularak tedavi edilmemiş çeşitli göz bozuklukları, ileriki yaşlarda telafisi mümkün olmayan kalıcı görme kayıplarına yol açmaktadır. Göz tembelliği ancak erken yaşlarda tanı konulduğunda önlenebilir ve tedavi edilebilir bir durumdur. Göz tembelliğine yol açan başlıca durumlar düzeltilmemiş yüksek kırma kusurları, iki göz arasındaki kırma kusurlarının derecesinin farklı olması ve şaşılıktır. Bu durumların saptanması da ancak çocukluk çağında yapılacak göz muayeneleri ile mümkündür.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Canan Karatay Çocuklara Türk Kahvesi Önerdi Video

Doğal Yaşa Kendine İyi Bak
Canan Karatay Çocuklara Türk Kahvesi Önerdi Video

Şişmanlığın Neden Olduğu Hastalıklar Nelerdir?

Şişmanlığın neden olduğu Hastalıklar saymakla bitmemektedir. Vücudun denge sini ve sağlıklı bir sistem halinde çalışmasına engel olan obezite ve şişmanlık aşağıda bulunan çeşitli hastalıklara yol açmaktadır.

1-Tansiyon hastalığının en sinsi olanı Hiper tansiyon; ani gelişen hızlı bir şekilde inip ve çıkabilen tansiyon hastalığında kilo ve obezitonun rolü çok büyüktür.

2-Vücut hormonlarının farklılaşmasıyla beraber, Şeker hastalığı kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Özellikle açlık kan şekeri yükselir ve kişi sürekli tatlı yee isteği duyar.

3- Şişmanlığın neden olduğu bir diğer durum ise kandaki ani insülin oranının artış göstermesidir.

4-Şişmanlık ve obezite olan kişilerde safra kesede çeşitli   rahatsızlıklar oluşabilir.

5-Şişmanlığın oluşturduğu diğer bir rahatsızlık ise vücudun farklı bölgelerinde oluşan  kireçlenme ve  ağrılardır

6-Şişmanlık Kalp damarlarındaki çeşitli hastalıklarıda tetikler.

7-Şişmanlıkla birlikte  meme, kalınbağırsak, prostat ve rahim kanserlerine yakalanma riskide artar.

8- Şişmanlık ani felçlere neden oabilir.

9- Şişmanlığın getirdiği diğer bir durum ise bacaklarda oluşan varislerdir.

10-Şişmanlıkta hormonların değişimine bğlı olarak tüylenmede artış gösterir.

11-Şişmanlık  solunum hastalıklarına ve astıma sebep olur.

12-Uyku anında sesli  horlama

13- Şişmanlıkla birlikte karaciğerlerde yağlanma gerçekleşir.

14 Şişman bir görüntüden dolayı sosyal ortamlarda oluşan  özgüven eksikliği

15- Çeşitli Ameliyatlarda masada kalma riskinin yüksek olması gibi durumlar şişmanlığın ve obezitenin ortaya çıkardığı durumlardan bazılarıdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

21 Günde Göbek Eritme

21 gün içerisinde incecik ve sıkı bir göbeğe sahip olmak istermiydiniz. Daha Yaz aylarına gelmeden siz çoktan formunuza girmiş bekliyor olmak isterseniz bu diyet programını uygulayarak sadece 21 Günde Göbeğinizi eritebilirsiniz.
İşte 21 Günde Göbek Eritme Formulü;

21 gibi kısa bir dzaman zarfında etrafınızdakilerin bu ani değişiminize şaşırmaları ve güzel bir görüntüye sahip olmanız olduğunuzdan çok daha genç bgörünmeniz için bu zayıflama formülünü sizlerde deneyebilirsiniz.

1. Sabahları aç karnınıza mutlaka  1 su bardağı suya1 tatlı kaşığı bal ve limon sıkarak ılık bir şekilde içiniz.

2. Sabah kahvaltınızda yulaf ezmesi, süt ve 1 tatlı kaşığı keten tohumunu karıştırarak tüketin.

3. Öğünlerin arasında mutlaka  meysimin meyvelerinden yararlanarak tüketin.

4. Öğlen yemeklerinizde protein içerikli  ızgara yada haşlanmış et çeşitlerinden birini tüketin. Yada imkanlarınıza göre sebze yemeği yanında da  yoğurt tüketin.

5. Öğleden sonraki ara öğünlerde düzenli bir şekild e4  tane kuru kayısı tüketin.

6. son ve akşam öğününe gelindiğinde ise  sebze yemeği veya etli yemek farketmeksizin ekmeksiz ve   bol  salata eşliğinde saat 6 dan sonra hiçbirşey yemeyin.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

En Çok Tükettiğimiz 6 Sağlıklı Gıda

Diyetisyenler gıdaların besleyici özelliklerinden sürekli bahsediyor. Genelde sağlıksız besinleri aşırı tüketmeye meyilli olsak da sık tükettiğimiz 6 sağlıklı gıda da işte bunlar…

Avokado. Kalbe, saçlara,cilde, sindirim sistemine çok faydalıdır. Sağlıklı yağlar içerir kalbi besler ve korur. Lezzetli bir meyvedir her yerde kullanılabilir.

Hindistan cevizi. Tavada yağı ile yulaf ezmesini soteleyebilirsiniz. Laurik asit ve potasyum içerir lezzetli bir sütü ve yağı vardır. Bol lif içerir.

Chia. Omega 3 yağ asitleri, antioksidan ve protein deposudur. Tatlılarda, yoğurtla ve tek başına tüketilebilir. Sindirim sorunlarına iyi gelir.

Muz. Potasyum değeri yüksektir, haftada bir iki tane tüketilebilir. Çocuktan yaşlıya herkes severek tüketmektedir.

Quinoa tahılı lif ve protein deposudur. Aşırı tüketilirse nişasta görevine başlar.

Smootie. Süt, meyve, nane, tarçın, vanilya gibi gıdalarla sabah kokteyli hazırlayıp için. Enerji bombası bu tarifler sizi zinde tutacak.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Canan Karatay, Kelle Çorbası Video

Doğal Yaşa Kendine İyi Bak
Canan Karatay, Kelle Çorbası Video

Sirenomelia (Deni Kızı Sendromu)Nedir?

Muhakkak ki hepimiz çocukluğumuzda deniz kızı masalını zevkle okumuş ya da dinlemişizdir. Birçok kız çocuğunun hayali olmuştur deniz kızı olmak. Ancak bu durum dünya üzerinde bazı kişilerin kabusu haline gelmiş bir hastalık olarak ortaya çıkmıştır.
Sirenomelia yani deniz kızı sendromu adı verilen bu hastalık dünyada çok nadir görülen, bacakların yapışık oldugu ve genital bölgenin iç kısımda kaldığı çok ciddi bir rahatsızlıktır. Oluşturduğu bu görüntüden dolayı Deniz Kızı Sendromu adını almıştır. Görülme olasılığı yüz binde bir oranındadır. Hastalık, ciddi böbrek defektlerini de kapsamakla birlikte diğer boşaltım organlarının da büyük hasara uğramasından dolayı çocuğun yaşama şansını büyük oranda düşürmektedir. Öyle ki genellikle doğumun birkaç saat sonrasında yaşamlarını yitirmektedirler. Bu anlamda bakıldığında insana yaşama şansı bırakmayan, son derece zalim bir hastalıktır. Bu hastalığa sahip çocukta cinsel organ görülmez ve genellikle idrar kesesi de gelişmemiştir. İfade ettiğimiz gibi bu hastalıkla doğan bireylerin yaşama şansı yoktur ancak dünya üzerinde deniz kızı sendromu ile doğup yaşamını devam ettiren iki mucizevi örnek mevcuttur.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kola Hakında Uyarısı Video

Doğal Yaşa Kendine İyi Bak
Canan Karatay Kola Hakında Uyarısı Video

Canan Karatay Zeytin Kesenlerin IŞİD'den Farkı Yok Video

Doğal Yaşa Kendine İyi Bak
Canan Karatay Zeytin Kesenlerin IŞİD'den Farkı Yok Video

Diş Beyazlatma Yöntemleri Nelerdir?

Diş beyazlatma, dişin doğal renginin daha açık bir hale getirilmesi işlemidir.

Bunu yapmak için karbonmidperuks ya da oksujenperuks denilen malzemeler kullanılır dişlerdeki kapalı karbon bağları açılarak pigmentlerin uzaklaştırılması sağlanır. Bu durum geçici bir değişikliğe neden olur. 3 hafta sonra mine tamamen eski haline dönmüş olur, yapısında kalıcı bir değişiklik meydana gelmez.
Bu geçici değişiklik döneminde, yani 2 3 haftalık dönem boyunca dikkat edilmesi gereken bazı durumlar vardır ki bunlar; boyalı gıdalardan, çay kahve gibi içeceklerden uzak durmaktır.

Hangi Tip Diş Beyazlatma İşlemi Tercih Edilmelidir?
Diş beyazlatma ofis tipi ve ev tipi olmak üzere iki şekilde uygulanmaktadır.
Bu, kişiye göre belirlenmesi gereken bir durumdur. Bununla birlikte ofis tipi beyazlatma çok kontrollü ve hızlı bir beyazlatma sağladığı için daha çok tercih edilir ancak beyazlatmada ana prensip ne kadar hızlı beyazlatılırsa o kadar hızlı geri dönüş meydana gelir. Bu nedenle ev tipi beyazlatmadan destek alınmasında fayda vardır.
Ev tipi beyazlatma uygulanacaksa önce hastanın hazırlanması gerekebilir. Hastada açık dentin, çatlak mineler, çürükler varsa bunlar giderilir. Ardından hem ofis tipi beyazlatma pekiştirmek üzere ev tipi beyazlatma yapılabilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

El ve Ayaklarda Aşırı Terleme Tedavisi – Doktor

Ellerinde ve ayaklarında aşırı terleme olan hastalar, Kırıkkale Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ameliyat ile bu sorundan kurtulabiliyor.

Kırıkkale’de yaşayan İdris Kaan, çocukluğundan beri yaşadığı bu şikayet yüzünden, başkalarıyla tokalaşmaktan bile çekindiğini dile getirdi.

Hastalığın bilinen tüm çarelerini deneyen İdris Kaan, en sonunda ameliyat olmaya karar vermiş. Hastalar bu ameliyatın hemen ardından taburcu ediliyor.

Doktor Koray Dural ameliyatla ilgili şu bilgileri verdi:

"Ameliyatın ağrısı daha az, kesik izi daha az, hastanede yatış süresi çok kısa. Ameliyat sonrasında şikayet hemen kayboluyor ve bir gün hastanede kalan hasta sonrasında taburcu ediliyor."
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Saman Nezlesi Nasıl Tedavi Edilir?

Saman nezlesi beş kişiden birini etkileyen alerjik bir hastalıktır. Bu alerjinin yaygın nedenleri, toz, polen ve hayvan tüyleridir. Belirtileri ise, baş ağrısı, gözlerde kaşıntı, hapşırma, öksürme, burun tıkanıklığıdır. Aynı zamanda bünyeyi zayıflatır, bireylerin işini, okulunu ve normal hayatlarını önemli ölçüde etkiler. Aktivite yapmayı engeller. Birçok ilaç saman nezlesi belirtilerini hafifletmek için kullanılabilir. Alternatif tıpta bal saman nezlesi tedavisinde kullanılır. Balın anti alerjik özellikleri ile birçok kişide sonuç verir.

Belirtileri azaltır, alerjiyi tedavi eder alerjik reaksiyonları önler. Polenlere ve alerjenlere karşı bağışıklık sistemini güçlendirir ve korur. Psikosomatik şekilde tedavi edilebilir. Nazal burun spreyleri de tedavi amaçlı kullanılabilir. Burun spreyleri genelde saman nezlesi gibi üst solunum rahatsızlıklarında kullanılır. NASONEX Aqueous veya Flonase gibi Burun spreyleri, over-the-counter (OTC) ilaçlar olarak mevcuttur. Burun spreyleri burun kan damarlarının daralmasına neden olan bir maddeyi önler, genizi açar ve tıkanıklığını giderir. Mukus ve birikintileri temizler.

Burun deliğine sokularak burna hava gitmesini sağlar. Ilık tuzlu suyla da burun durulanabilir. Alerji testi kullanılabilir, böylece alerjeninizi tespit edip önleminizi alabilirsiniz. Bazen ağrılı ve pahalı bir yöntem olabilir. Saman nezlesinin tedavisinde kullanılan en şiddetli yöntemdir. Alerji çekimleri hastadan hastaya göre değişir. Bir süreç içinde yürütülür. Yeterli tedaviden sonra alerjiye muafiyet ve bağışıklık kazanılır. Doktorunuz alerji çekimi önerdiğinde bu sürece hazır olmak gerekir. Hastalığın tedavisinde ana ilke, allerjik kişinin duyarlı olduğu tozlarla karşılaşmasını önlemektir. Tedavinin asıl amacı, saman nezlesini yaratan allerjen etkinin ortaya çıkarılıp hastanın buna karşı duyarlığının azaltılmasıdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Egzersiz Yapmamak Kalp Hastalığına Nasıl Yol

Egzersiz yapmayan kişilerde kalp hastalığına yakalanma riskinin arttığı uzmanlar tarafından kanıtlanmıştır. Kalbe kan gitmesini kolaylaştıran ve kan akışını hızlandıran sağlıklı egzersizler kalp sağlığı açısından çok yararlıdır. Kalbe kan taşıyan damarlar yani arterlerde yağ, kolesterol ve diğer maddelerin birikmesini önler. Damarlara kalsiyum desteğini sağlar. Kalp kapaklarını ve kaslarının güçlenmesini sağlar. Düzenli ve stressiz bir hayat, düzenli beslenmenin yanı sıra egzersiz yapmak da kalp sağlığı açısından gereklidir.

Kalp hastalıkları, felç, inme, kalp krizi riskini ve kardiyovasküler rahatsızlıkların oluşma riskini önler. Kalp hastalıklarının başında gelen kalp krizi kadın ve erkeklerde ölüm nedenlerinin baş sebeplerindendir.sağlıklı bslenme ve sigarayı bırakma da bunda bir etkendir. Sigaradan kesinlikle uzak durmak gereklidir. Bunun yanı sıra düzenli olarak ve ciddi ölçüde egzersize devam etmek hayati önem taşır. Egzersiz yapmayan kişilerde zayıflayan tüm sistemler gibi kalp sistemi de zayıf düşer. Egzersiz eksikliği, koroner kalp damar hastalıkları, diyabet, obezite, hipertansiyon ve kötü kolesterole sebep olur.

İnsülin direnci egzersiz eksikliği ile şiddetlenir yaşlanma ile sık görülen bir yan etkidir. Faaliyette olan vücut ilerde oluşabiecek diyabet gelişimini de durdurur. Kan lipid anormalliklerini de kontrol eder. Zihinsel fonksiyonları geliştirir, stres ve kalp hastalığına iyi gelir. Sağlıklı ölçüde kan basıncını yani tansiyonu düzenler. Kalbe güçlü kan pompalanmasını ve kan basıncını dengeler. Beslenme bozukluğu ile egzersiz eksikliği özellikle yaşlılıkta farkedilecek olan kalp hastalıkları riskini artırır. Her gün ya da haftada birkaç gün 30 dakika orta şiddette egzersiz yapın. Yürüyüş yapmak da kalp hastalıkları riskini azaltır. Kalp ve akciğer dolaşımını artırır. 15Er dakikalık aralıklarla egzersizleri yapabilirsiniz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Prof. Dr. Canan Karatay'dan Çağla Şıkel'e Fırça Video

Doğal Yaşa Kendine İyi Bak
Prof. Dr. Canan Karatay'dan Çağla Şıkel'e Fırça Video

Germe Hareketleri Esnekliği Artırır mı?

Esnekliği ve hareket kapasitesini artırmak için streç denilen germe esneme hareketlerini yapmalıyız.

Özellikle egzersiz öncesi ve sonrasında streç yapmak kasları rahatlatır ağrıyı azaltır ve daha çok verim almanızı sağlar. Omuz ve benzer yerlerde sertleşme riskini önler. Özellikle yoga streç hareketleri ile daha esnek olabilir ve boyunuzu da uzatabilirsiniz. California State Üniversitesi’nde egzersiz bilimi profesörleri bu görüşü destekliyor.

Sinir sisteminde sakatlık ve sorunlar olmaması açısından da bu egzersiz önemlidir. Streç sırasında uzunlamasına kas dokusu kemikler kas lifleri tendonlar iyice uzar ve yerini bulur. Kas dokusu lastik bir banda benzer ve onu uzatmamız esnetmemiz gerekir. Esneme ve uzatma ile kas ve kemikler rahatlar. Sinir sistemi de bu şekilde kontrol edilebilir. Ağrıyı önler ve dirençle güç kazandırır. Daha üstün spor yapmayı sağlar ve esneklik katar.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Diz

Diz eklemi ile ilgili şikayetler hastanın ortopedi uzmanına en sık başvurma sebeplerindendir.Diz eklemi, vücudun en geniş yüzeyli eklemidir. Uyluk (femur) ve kaval (tibia) kemikleri ile diz kapağı kemiği (patella) nin oluşturduğu eklemdir. Diz eklemi içinde iç ve dış tarafta iki adet menisküs denen yapı vardır. Menisküsler özel bir kıkırdaktan oluşan hareketli conta vazifesi gören yapılardır. Diz içinde dizin öne kaymasını engelleyen ön çapraz bağ ve arkaya kaymasını engelleyen arka çapraz bağ bulunur. Bu yapıların oluşturduğu sistem dizdeki mükemmel hareketi sağlar.

Dizde en sık rastlanan şikayetlerin başlıcası menisküsler ile ilgili problemlerdir. Dizdeki ani burkulmalar, dönmeler esnasında dizdeki menisküslerde yırtıklar oluşabilir. Menisküs yırtığı hastada; dizde ağrı, takılma, merdiven inerken ağrı, çömelip kalkmada ağrı, bazen eklemde kilitlenme gibi şikayetler yapar.

Menisküs yırtığı teşhisi ortopedist hekimin muayenesi ve sonrasında çekilen MR filmi ile konur.

Menisküs yırtıklarının tedavisinde günümüzde modern bir tedavi yöntemi olan artroskopi uygulanmaktadır. Artroskopi esnasında hastaya önce anestezi (genel, spinal veya lokal) uygulanır. Diz eklemine yaklaşık 0,5 cm çaplı optik sistemle bağlantılı bir borucukla girilir. Diz içinin görüntüsü ekrana yansır. Bu şekilde diz içindeki menisküs, bağ ve diğer yapıların muayenesi yapılır. Daha sonra yine 0,5 cm çapında ikinci bir delik açılıp bu delikten salınan özel aletler vasıtasıyla yırtık menisküs bölümünü ekranda görerek müdahale edilir. Menisküs yırtıklarının çoğunda yırtık bölümü çıkarmak tedavi için yeterlidir. Menisküsün iyileşme potansiyeli olan dış bölüm yırtıklarında ise yine artroskopik olarak menisküs dikilir ve iyileşme beklenir.

Özellikle sporcularda görülen diz içinde yaralanmalardan biri de ön çapraz bağ yırtıklarıdır. Dizde şiddetli bir dönme, arkasından şişlik ile başlayan şikayet daha sonra dizde emniyetsizlik, yürürken veya koşarken dizin boşalması gibi belirtiler verir. Ön çapraz bağ ile ilgili değerlendirmede hastanın muayene edilerek, dizin gevşekliğinin değerlendirilmesi en büyük öneme sahiptir. MR tetkiki ile ön çapraz bağ yırtığı kesin olarak belirlenir.

Ön çapraz bağ yırtığının tedavisinde, hasta sporcu ise veya günlük işlerinde dizinde boşalmalar oluyorsa çapraz bağ tamiri ameliyatı yapılır. Ön çapraz bağ ameliyatlarında dizin önünden (pateller tendon) veya yan tarafından (hamstring tendonlar) alınan tendonlar, yırtılmış olan ön çapraz yerine artroskopik olarak özel vida sistemleri ile konur. Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu denen bu ameliyatlar yurdumuzda belli merkezlerde başarı ile uygulanmaktadır.

Diz eklemindeki problemlerin sık karşımıza çıkanlarından biri de patella denilen diz kemiği kıkırdağı ile ilgili problemlerdir. Dizin ön tarafında ağrı, merdiven çıkarken ağrı, uzun oturmalardan sonra bacağı düzeltme isteği gibi şikayetlere yol açar.

Diz kapağı kemiği özellikle çömelip kalkma hareketleri esnasında büyük bir yük altında kalır. Kilosu fazla kimselerde bu yük daha büyüktür ve eğer kapak kemiğinin kıkırdağında da yapısal bir hassasiyet varsa kıkırdak aşınmaya başlar. Bu aşınma kendini ağrı ile belli eder. Problemin giderilmesinde özel egzersizlerin çok önemli rolü vardır. Bunun için üretilmiş özel dizlikler tedavide faydalı olmaktadır. İleri vakalarda belirgin yapısal bozukluk varsa diz kapağı kemiğindeki baskıyı azaltmak için özel bir takım ameliyatlar uygulanabilir.

Diz Eklemi Kireçlenmesi (gonartroz): Diz eklemini oluşturan kıkırdakların bozulması ve eklemin deforme olması ile ortaya çıkar. Özellikle fazla kilolu kimselerde orta yaş ve daha sonrasında görülür. Diz eklemi ağrılıdır. Şiş ve şekli bozulmuştur. Hastanın yürümesi, merdiven inip çıkması ağrılıdır. Zamanla geceleri yatarken bile ağrılar oluşur. Dizin durumu muayene ve röntgen ile değerlendirildikten sonra, diz kireçlenmesinin tedavisinde öncelikle özel diz egzersizleri, kilo verme, ilaç tedavisi uygulanır. Eklem içine yapılan kıkırdak güçlendirici ilaçlar, özel dizlikler tedavide kullanılmaktadır. Belli dönemlerde fizik tedavi uygulanabilir. Menisküs yırtığı ile birlikte olan uygun vakalarda artroskopik girişim kısmen faydalı olabilmektedir.

İleri derecedeki diz kireçlenmelerinde total diz protezi ameliyatı uygulanmaktadır. Bu ameliyatla bozulmuş olan eklem yüzeyleri çıkarılıp yerine metal ve plastik maddelerle yapılmış özel protez konur. Hastanın ağrısız yürümesi amaçlanmaktadır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Ayak Bileği

Ayak bileği bölgesi tibia, fibula ve talus denen kemiklerin eklemleşmesi ile oluşan, ayak ile bacak arasındaki bağlantı bölgesidir.

Ayak bileği ile ilgili en sık karşılaşılan problem ayak bileği burkulmasıdır. Yürüme veya koşma esnasında ayak bileği burkulan hasta bileğinde şiddetli ağrı, şişlik hisseder. Özellikle ayak bileği dış tarafındaki bağlarda yırtık olur. Burkulmalar genel olarak 3 farklı derecede bağ yaralanmasına sebep olur. Birinci derecedeki bağda şiddetli bir gerilme söz konusudur, yırtık yoktur. İkinci derecede bağlarda kısmi yırtık vardır. Üçüncü derece burkulmada ise bağ tam olarak kopmuştur.

Ayak bileği bağ yaralanmalarının çoğu dış taraftaki bağlarda(dış yan bağ) olur. Nadiren iç yan bağlar da yaralanabilir. Ayak bileği burkulmaları esnasında ciddi ayak bileği kırıkları meydana gelebileceği unutulmamalıdır. Bu tür kırıkların tedavisinde de çoğu zaman ameliyat gerekir.

Kırık olmayan ayak bileği burkulmalarının tedavisinde ise şu uygulamalar yapılır: Çok ileri olan (3. derece) burkulmalarda alçı tedavisi uygulanabilir. Diğer vakalarda ise elastik bandaj, buz uygulaması, ayak bileğinin yüksekte tutulup dinlendirilmesi, lokal pomadlar, ağrı kesici ilaçlardan oluşan tedavi uygulanır.

Ayak Hastalıkları

Ayak vücudumuzun yükünü üzerinde taşıyan, yürüme, koşma gibi fonksiyonlarda kullandığımız temel organdır. Ayakta dururken mükemmel bir araba lastiği gibi zemine adapte olarak bizi dengede tutar. Adım atma esnasında ayak kilitlenip güçlü bir kaldıraç haline gelir ve bütün vücudu kaldırıp adım atmamızı sağlar. Ayak arka kısım kemikleri, tarak kemikleri ve parmaklardan oluşur. Ayakta en sık karşılaşılan problem düz tabanlık(pesplanus) denen durumdur. Ayak alt yüzü normalde yere düz olarak basmaz. ayak iç yanında bir kavis oluşur ve bu kısım yüksekte kalır. Ayak, yere baş parmak kökü, topuk ve ayak dış yanıyla basar. Düz tabanlık ayağın iç kısmındaki bu kavisin bozulması ve ayağın iç yanının da yere basması durumudur. Küçük çocuklarda ayak tabanındaki yağ dokusu sebebiyle ayak, yere tam olarak basar. Bu durum yanıltıcı olarak düz taban teşhisi konmasına sebep olabilir. Üç yaşından sonra ayak tabanı yağ dokusu açısından normalleşir. Bu durumda yapılacak bir değerlendirmede daha kolay teşhis konur. Ancak küçük çocuklarda da topuk kemiğinden itibaren olan yayılmalar tedavi gerektirebilir.

Düz tabanlık tedavisinde, çocuklarda özel yapım ortopedik ayakkabılar, daha ileri yaşlarda ise özel tabanlıklar kullanılır. Çoğu düz tabanlılık ise bir tedavi gerektirmez. Esasen ağrı yapmayan ve ilerleyici olmayan düz tabanlılıkta bir tedavi uygulanmasına gerek olmadığı söylenmektedir. Çoğu düz tabanlık yapısal bir farklılıktan ibarettir. Düz tabanlılık, ileri yaşlarda düşünüldüğü kadar ciddi problemlere yol açmaz. Ailenin bunu ciddi bir hastalık değil, yapısal bir özellik olarak kabul etmesi uygundur. Aksi durumda devamlı özel ayakkabılar ve ailenin endişesi gereksiz yere çocuğun bu durumdan psikolojik olarak kötü etkilenmesine sebep olabilmektedir.

Düz tabanlığın tersi durumuna ise çukur ayak(pes cavus) denir. Bu durumda ayak tabanındaki çukurluk normalden daha yüksektir. Bu durum topuk bölgesinde ağrılara yol açabilir. Çukur ayak mevcut çocuklar, özellikle bel bölgesi rahatsızlıkları açısından iyi değerlendirilmelidir. Tek başına olan çukur ayak tedavisinde yine basit tabanlıklar kullanılmaktadır.

Halluks Valgus: Ayak birinci parmak kökünde ağrı ve şekil bozukluğu ile ortaya çıkan hastalıktır. Daha çok orta yaş üzeri ve özellikle sivri uçlu, yüksek topuklu ayakkabı giyilmesiyle belirginleşen ve orta yaş üzeri hastalarda görülen bir durumdur. Ayak baş parmağı, beşinci parmağa doğru eğilir ve baş parmağın kökünde şişlik vardır. Hasta şekil bozukluğu yanı sıra ağrı ve ayakkabı giyememe gibi şikayetlerle başvurur. Tedavisinde başlangıç aşamasında parmak arası makara, gece ateli gibi özel ortopedik cihazlar uygulanır. İleri aşamalarda ise ameliyat gerekli olmaktadır. Kemiklere yapılan eğrilik düzeltici ameliyatlar ile hastalık tedavi edilir.

Doğuştan Çarpık Ayak(Pes Ekino Varus): Çocukların anne karnında gelişimi esnasında ayağın büyüme ve gelişmesindeki aksaklık sonucunda oluşur. Yeni doğan çocukta ayaklardan biri veya ikisi de çarpık ve küçüktür. Oldukça önemli bir rahatsızlıktır. Tedavisinde acilen başlanan alçı tedavisinin önemi büyüktür. Çocuğa haftada bir değişen seri düzeltici alçılar yapılır. Alçı tedavisinde başarı sağlanamazsa ameliyat gerekli olur.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Çocuk Kırıkları

ÇOCUK KIRIKLARI
İçinde bulunduğumuz yaz mevsimi bir çok güzelliğin yanı sıra maalesef çocuk yaralanmalarının en sık görüldüğü mevsimdir. Düşmeler ve trafik kazaları çocuk yaralanmalarının en önde gelen sebebidir. Tüm yaralanmaların %15‘i kas ve iskelet sisteminde görülür.

Travma geçirmiş çocuğun değerlendirilmesi güçtür. Yaralanma birden fazla yerde olabilir. Çocukla iletişim kurmanın zorluğu sebebiyle bazı kırıklar gözden kaçabilir.

Kaza geçiren çocukta öncelikle solunum,dolaşım sistemleri muayene edilir. Kas-iskelet sistemi muayenesinde boyun yaralanmaları, eklem çıkıkları ve kırıklar ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Çocuğun iskelet sisteminde aşikar bir deformite, anormal bir hareket olup olmadığına bakılır. Kırık olan bölgede hareket ettirememe söz konusu olabilir. Ciltte yara olup olmaması, olmadığı tedavide önem taşır. Nazikçe yapılan bir muayene ile en hassas bölge tespit edilir. Kırıktan daha uç kısmın duyu, hareket ve dolaşım muayenesi yapılarak kırığın damar ve sinirlere zarar verip vermediği kontrol edilir. Bu muayene özellikle dirsek bölgesi kırıklarında çok önemlidir. Parmak hareketi, parmaklardaki duyu ve nabız kontrolüyle damar,sinir yaranması hakkında fikir sahibi olunur.

Travma geçirmiş çocukta muayeneden sonraki en önemli araç röntgen değerlendirilmesidir. Çocuklarda epifiz denen kemiklerin büyüme bölgeleri röntgen değerlendirilmesinde zorluğa sebep olabilir. Bu durumda özel değerlendirme teknikleri kullanılır. Çocuklarda travmanın öyküsü çok dikkatli alınmalıdır. Ne yazık ki bazı ciddi problemler basit bir düşmeye bağlanarak o hastalığın teşhis ve tedavisini geciktirebilir. Basit bir düşmeye bağlanan kalça ağrısı, aslında kalça eklemi iltihabına, hatta kalça bölgesi tümörüne bile işaret edebilir. Unutulmamalıdır ki travma sonucu oluşan basit zedelenmeler bir kaç gün içinde iyileşir. Anne baba çocuğun devam eden ağrı ve aksama şikayetini ciddiye almalıdır.

Çocuklarda bağlar kemiklerden daha güçlüdür. Bu yüzden yetişkinlerde bağ yırtığına neden olan bir burkulma çocuklarda kırığa sebep olabilir. Bu yüzden diz ve ayak bileği burkulmaları önemsenmelidir. Çocuklarda en sık görülen kırıklar el bileği ve dirsek kırıklarıdır.

Çocuklarda eklem kıkırdaklarında olan yaralanmalar da önem taşır. Eklem yaralanması bir kıkırdak parçasının kopup eklem içine dönmesi ile sonuçlanabilir. Çocuk kemikleri erişkin kemiklerine göre belirgin farklılık gösterir. Çocuk kemiği çok daha esnektir. Periost denen kemik zarı kalındır. Kırığın parçalı olması nadir olur. Kaynama erişkine göre çok daha hızlıdır. Çocuk kemiğindeki bu farklılıklar sebebiyle çocuklara has bazı kırıklar vardır. Kemik zarının sağlam kaldığı kırıklara yeşil ağaç kırığı ve torus kırıkları örnektir. Bu tip kırıklarda çocuk çok az ağrı duyar. Kemikte ezik şeklinde kırık görülür. Bebek kemikleri kırılmadan eğrilebilir. Bu tip kırıkların röntgenleri dikkatle incelenmelidir. Çocuk kırıkları yetişkinden farklı olarak çoğu zaman kırığın düzeltilmesi ve alçı tedavisi ile kolayca iyileşebilirler. Kırıkta oluşan hafif açılanmalar kemiğin büyümesi esnasında remodele olarak düzelir (remodelasyon).

Kemiğin iyileşme hızı çocuğun yaşına ve kırığın yerine bağlıdır. Çocuk ne kadar küçükse kırık o kadar hızlı kaynar. Örneğin, yetişkin birinde 3-4 aydan önce kaynamayan uyluk kemiği kırığı yenidoğan bebekte 2-3 haftada kaynayabilir.

Çocuklarda ameliyat gerektiren kırıklar da vardır. Özellikle ayrılmış dirsek bölgesi kırıkları çocuklarda ameliyatla tedavi ettiğimiz kırıklardır. Çocukların epifizyoliz diye adlandırdığımız büyüme bölgelerinin kırıkları da özellikle önemli kırıklardır. Büyüme kıkırdaklarının zedelenmesi daha sonraki kemik kısalık ve eğriliklerine sebep olabilir.

Açık kırık dediğimiz ciltteki yaralanmalar ile birlikte olan kırıklarda tedavi önem taşır. Bu tip kırıklarda tedaviye antibiyotik ilaçlar,tetanoz aşısı eklenmeli ve yara temizliğine özen gösterilmelidir. Unutulmamalıdır ki burada gelişecek bir iltihab ciddi bir problem olan kemik iltihabına(osteomiyelit) yol açabilir.

Çocuklarda bağlar kemikten daha sağlam olduğu için çıkıklar çok nadirdir. En sık görülen çıkık dirsek bölgesinde “dadı çıkığı” olarak adlandırılan yarım çıkıktır. Özellikle 1-4 yaş arasında çocuğun kolundan hoyratça çekilmesi ile oluşur. Çocuk elini oynatamaz ve ağrısı vardır. Aile bu durumda telaşla hekime başvurur. Basit bir meniplasyonla çocuğun bu çıkığı yerine konur ve ağrısı geçen çocuk elini kullanmaya başlar. Aileye de çocuğun elinden çekerken dikkatli davranması öğütlenir.

Kırık sonrası alçı tedavisinden sonra hastanın takibi oldukça önem taşır. İlk gün aile alçılı uzvun parmaklarında şişlik, morarma gibi dolaşım bozukluğu işaretleri konusunda dikkatli olmalıdır. Alçı içindeki kanama ve şişlik o bölgeden geçen damarı sıkıştırıp dolaşımı bozabilir. Bu durumda alçı süratle gevşetilir.

Kırığın iyi pozisyonda olup olmadığı da çekilen röntgenlerle izlenir. Röntgenlerde kaynama tespit edilince alçı çıkarılır ve hareket başlanır. Çocuklarda alçı sonrası hareket kısıtlılığı nadir olur. Bu durumda Fizik Tedavi gerekebilir.

Çocuğunuz kaza geçirirse

Kaza geçiren bir çocuğun ailesi paniklemeden sakin bir değerlendirme yapmalıdır. Çocuğun nefes alıp vermesi normal, bilinci açık olup olmadığı kontrol edilmelidir. Çocuğun kol ve bacağı gibi bir bölgesinde ağrı, şişlik, şekil bozukluğu, hareket ettirememe gibi bir durum varsa bu bölgede kırık olabileceği düşünülmelidir. Bu durumda bu bölge fazla sıkılmadan basit karton gibi bir cisimle hafifçe sarılıp çocuğun ağrısı azaltılmaya çalışılır. Yaralanan kol veya bacak yüksekte tutularak şiş önlenmeye çalışılır.

Ardından süratle hastaneye başvurmalıdır. Unutulmamalıdır ki kırıklar ve çıkıklar sonrası yapılan tedavi ne kadar kısa sürede olursa tedavi şansı o kadar yüksektir. Maalesef çok az olmakla birlikte ülkemizde halen hekim olmayan kimselere gidilip cahilce uygulamalar yapıldığı ve çocuklarda kalıcı sakatlıkların oluştuğu gözlenmektedir. Aile dikkatli olmalı ve mutlaka bir ortopedi ve travmotoloji uzmanına başvurmaldır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Epilepsi sara nöbeti tedavisi

Epilepsi (nöbetleri), beyindeki ani elektriksel aktivite artışları sonucu meydana gelen ve beynin normal işlevlerini hasara uğratan bir durumdur. Epilepsili hastalar, genelde doğumsal olarak bu hastalığı taşırlar, ancak bazılarında daha sonraki yıllarda (kaza sonrası gibi) gelişebilir.
Epilepsi ataklarının şiddeti çok değişken olabilir. İlk kez gözlendiğinde kesinlikle bir acil servise ve nöroloji uzmanına müracaat etmek gerekir. Epilepsi tedavisinde antikonvülzan adı verilen ilaç grubu kullanılır, bunlar genelde yatıştırıcı etki gösterirler. Bunlardan en eskisi fenobatbital ve fenitoindir. Şu an için piyasada bu amaçla kullanılan çok sayıda ilaç bulunmaktadır. İlaçlarınızı kesinlikle bir nöroloji uzmanının kontrolünde kullanmanız gerekir.

Epilepsi için önerilen tedaviye yardımcı yöntemlerden birisi ketojenik diyettir. Bu diyet yüksek oranda yağ, az miktarda karbohidrat ve protein ile sınırlı miktarda sıvı içerir. Bu diyet vücutta keton cisimlerinin artmasına yani ketozise neden olur.

Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bu durum (ketozis) epilepsi ataklarının sıklığını ve oluşumunu azaltır. Özellikle 1-10 yaş arasındaki çocuklarda ve ilaçlarla yeterli derecede tedavi edilemeyen (ilaçlardan fayda görmeyen) hastalarda etkilidir. Yetişkinlerde ve adölesan dönemde etkin olmadığı gözlenmiştir.

Aşağıda epilepsi hastalarının tedavilerine yardımcı olabilecek bazı öneriler sunulmuştur, ancak BU YÖNTEMLERDEN FAYDA GÖRSENİZ BİLE KESİNLİKLE HEKİMİNİZE DANIŞMADAN İLAÇALRINIZI BIRAKMAYI VEYA İLAÇ DOZUNU DEĞİŞTİRMEYİN.

• uyarıcı özelliğe sahip tüm alışkanlıklarınızı bırakın: tütün, kahve, kola, çikolata gibi.

• yemeklerle birlikte hergün 3 kez 500 mg kalsiyum ve 250 mg magnezyum alın. Bunlar sinirlerin aşırı uyarılabilirliğini azaltmaya yöneliktir.

• vitamin – E alın. bu konudaki çalışmalar yetersiz olmakla birlikte, fayda sağladığı hastalar bulunmaktadır. önerilen doz 40 yaş altındakiler için 400 IU / gün, daha yaşlılar içinse günde 800 IU dir.

• solunum egzersizleri ve stres kontrol egzersizleri yapın.

• bu yöntemler muhtemelen ilaç kullanma gereksiniminizi ortadan kaldırmayacaktır, ancak uzun sürede ilaç dozunu azaltmanıza yardımcı olacaktır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...