Yaşamın Yavaşlatılması (Antiaging) Olayı Nedir?

Son yıllarda özellikle şehir hayatındaki aşırı yorgunluk, trafik, hava kirliliği, yiyecek kalitesinin bozulması gibi pek çok nedenden dolayı yaşlanma ve yıpranma çok artmıştır.

Her ne kadar tıp teknolojisinde çok büyük ilerlemeler olduysa da, insanın ömründe ve tıbbi yaşam kalitesinde teknolojideki ilerlemeler kadar artış olmamıştır. Bu nedenle kişinin kendisini daha iyi tanıması ve henüz hastalıklar oluşmadan kendine iyi bakması çok akıllıca olur. Son zamanların gözde ifadesiyle antiaging veya esas tabiriyle doğall ve uzun yaşamın sırrı bizzat doğanın kendisinde gizlidir. Burada tek yapmamız gereken bir seçim yapmaktır. Seçiminiz iki şekilde olabilir. Birincisi normal kader enerji akışı içerisinde kalmak ve her gelen sağlık deneyimine razı olmaktır. İkinci seçim ise normal kader eberji akışı içinde kozmik sistemden izin alarak aynı sağlık kaderi programımızı daha az hatalı ve daha verimli bir programda icra etmektir. Eğer daha sağlıklı olma ve daha geç yaşlanma ile ilgili bur seçim yaptıysak, o zaman bu bölümün size katkısı olabilir.
Her şeyden önce belirtmemiz gerekir ki, estetik ve kozmik olan yüz germe, botoks, dolgu enjeksiyonları gibi uygulamalar, aslında gerçek anlamda antiaging olmayıp daha yaşlı bir görünümün yalnızca cilalanmış halidir. Bedeni olduğu kadar, ruhu da genç ve duru tutmayı amaç edinmemiş bir antiaging programı tam anlam8yla başarılı sayılmaz.
Kaynak.7gunsaglik

Alerji Nedir? Hangi Durumlarda Oluşur?

Tıptaki ilerlemeye karşı alerjinin nedeni tam olarak henüz çözülmüş olmadığı gibi, yüzde yüz ve yan etkisiz tedavisi de mümkün olamıyor. Alerjik hastalıklar psikolojik durum ve yanlış beslenme ile yakından ilgilidir. Özellikle son yıllarda hazır gıdaların, boyalı katkı maddeleri içeren yiyeceklerin, koruyucu maddeli besinlerin, beyaz un ile beyaz şekerin ve mayalı gıdaların aşırı tüketimi yakınmalar artırdı. Alerji tedavisi yapılırken kullanılan kimyasal ilaçların katkısı ve yan etkisi iyi hesaplanmalıdır. Özellikle kortizon ve antistamindlerin çok uzun süre kullanılmasının vücuda pek çok yan etkisi olabilir. Her türlü alerjide karaciğerin kendisini temizlemesi ve toksin atması çok önemlidir.
Alerjik kısa bir yazıya sığdırılmayacak kadar özel ve derin bir konudur. Genelde alerji durumunda fazla miktarda mayalı, aşırı şekerli ve unlu gıdalar tüketmek yağlı şarküteri ürünlerini artırmak ve aşırı asitli içecekler içmek uygun olmaz. Alerjinin yoğunlaştığı dönemlerde genellikle hazmı kolay yiyecekleri, sebzeyi, meyve ve hafif beyaz eti tercih etmek daha uygundur. Sinir sistemini rahat ve sakin tutmak ve stresten mümkün olduğunca kaçınmak da çok önemlidir.
Alerjiyi nedene göre tedavi etmek en doğrusudur.
Kaynak.7gunsaglik

KOAH İçin 40 Yaş Üstü Test

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) sebebiyle yaşamı sonlanan binlerce kişi için 40 yaş üstü herkesin bu teste girmesi gerek..

Çukurova Aşkım Tüfekçi Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Türk Toraks Derneği Çukurova Şube Başkanı Dr. Adem Yılmaz, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada her yıl 3 milyon insanın Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyledi.

14 Kasım Dünya KOAH Günü nedeniyle açıklama yapan Dr. Adem Yılmaz, Türkiye’de 40 yaş üstü her 5 kişiden 1’inin KOAH hastası olduğunu kaydetti. Yılmaz, "Türkiye’deki 4 milyon civarındaki KOAH hastasının yalnızca 400 bin kadarı rahatsızlığının ne olduğunu biliyor. Oysa, ağrısız ve basit bir nefes ölçüm testiyle hastalığa erken tanı konulabilir. Erken tanı, KOAH’ta da hayat kurtarır. Özellikle 40 yaş üstündekiler doktora gidip test yaptırsın" dedi.

KOAH’ın, nefes yollarında iltihaplanmaya bağlı oluşan ve zamanla gelişen bir akciğer hastalığı olduğunu aktaran Yılmaz, şunları kaydetti:

"KOAH, halk arasında müzmin bronşit ve amfizem olarak da biliniyor. Bu hastalığın oluşumunda, özellikle tütün kullanımı, evlerde kullanılan odun, tezek, kök benzeri yakıtlardan çıkan duman, gaz, toz, çevresel ve mesleki faktörler etken oluyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada her yıl 50 milyon insan bu hastalıktan etkileniyor ve 2030’da KOAH’ın tüm dünyada en önemli ölüm nedenleri arasında 3’üncü sırada olacağı değerlendiriliyor. Türkiye’de, 10 KOAH hastasının sadece 1’i doktora gidip tedavi oluyor. Toplumun KOAH konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması, hastalığın erken tanısını ve etkin tedavisini güçleştiriyor. Özellikle 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan, meslek gereği ya da çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan, müzmin seyirli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmasından en az birini yaşayanlar, uzman doktora gitmeli ve ’nefes ölçüm testi’ yaptırmalı."
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

KOAH İçin Tedbirli Olunmalı

Koah da denilen bu ciddi karaciğer hastalığı ne kadar biliniyor ve önlem almak ne kadar mümkün?

GlaxoSmithKline’ın (GSK) Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki 11 ülkede yürüttüğü ve KOAH ile ilgili ilk bölgesel ve toplum bazlı araştırma, bu ülkelerde 13 milyondan fazla KOAH hastası olduğunu tespit etti.

Türkiye’de KOAH görülme sıklığını yüzde 4,2 olarak ortaya koyan araştırmaya göre, yaklaşık 74 milyon nüfusu olan Türkiye’de, 3 milyona yakın KOAH hastası olduğu tahmin ediliyor. Çalışmanın bulgularına göre astım ve kronik kalp yetmezliği ile benzer oranda görülme sıklığına sahip olan KOAH’ın, 2030’a kadar dünya genelinde en fazla ölümle sonuçlanan ilk dört hastalıktan biri olacağı öngörülüyor.

TÜRKİYE’DE HER 100 KİŞİDEN 4’Ü KOAH’LI
Araştırma Cezayir, Mısır, Ürdün, Lübnan, Fas, Pakistan, Suudi Arabistan, Suriye, Tunus, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapıldı. 11 ülkede KOAH hastalığının görülme sıklığı ortalaması yüzde 3,6 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 4,2’ye çıkıyor. Bu bulgularla Türkiye 11 ülke arasında KOAH’ın en sık görüldüğü üçüncü ülke konumunda bulunuyor. Hastalığın en sık görüldüğü ülkeler ise yüzde 5,4 ile Ürdün ve yüzde 5,3 ile Lübnan. BREATHE Çalışması bulguları, sigaranın bölgedeki en önemli toplum sağlığı sorunlarından biri olduğunu gösteriyor.

Araştırmanın gerçekleştirildiği ülkelerde ortalama olarak her 100 kişiden 30’u sigara kullanıyor. Türkiye, 11 ülke içerisinde sigara içme oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri; erkeklerin yüzde 60’ı, kadınların ise yüzde 23,5’i sigara kullanıyor.

Araştırma, KOAH’ın tanı ve tedavisi ile ilgili sorunları da ortaya koyuyor. KOAH vakalarının üçte biri değerlendirme altına alınmıyor. KOAH tanısı koyulan kişilerin ise üçte ikisi doğru tedavi imkânlarından yararlanamıyor. Çalışma, KOAH hastalarının, hastalıkları ile ilgili farkındalık düzeylerinin düşük olduğunu gösteriyor. Hastaların yüzde 30’u hastalığının altında yatan nedenden emin değil; yüzde 50’si ise sigara içmenin potansiyel bir neden olduğunu bilmiyor. Üstelik KOAH tanısı konulan hastaların yüzde 65’i hala düzenli olarak sigara içiyor. Araştırma, KOAH hastalarının günlük yaşantılarının da önemli derecede etkilendiğini gösteriyor. Araştırmaya dâhil edilen hastaların yüzde 27’si solunum problemleri nedeniyle çalışamazken yaklaşık üçte ikisi günlük aktivitelerinde KOAH’a bağlı kısıtlamalar hissediyor.

ARAŞTIRMA KOAH TEDAVİSİ İÇİN ALTYAPI OLUŞTURACAK
Dr. İpek Demircan yapılan araştırmayı şöyle değerlendirdi: "BREATHE Çalışması, bölgede hem toplumsal maliyet, hem de bu sağlık sorununun hastalar ve aileleri üzerindeki etkileri açısından KOAH’ın getirdiği yükü ölçen ilk çalışmadır. Yapılan çalışma, Türkiye’de ve diğer ülkelerde bu kronik durumla yaşayan hastaların korunması, tanısı, tedavisi ve yaşam kalitesinin iyileştirmesi için hepimize bir aksiyon çağrısıdır. Biz bu çalışmayı uzun soluklu bir taahhüdün temel basamağı olarak görüyoruz. Elde edilen bulguların, kamu kuruluşları ve sağlık hizmeti uzmanları aracılığıyla toplum sağlığı planlamasına ve bu kronik hastalıkla yaşayan insanların yaşam kalitelerinin artmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz."
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Fıtık Sanılan Bel Ağrısı Neyin Göstergesi?

Her bel ağrısını veya kasılmasını fıtık sanıyoruz. Oysa ki altında başka gerçekler yatıyor olabilir..

Yetişkin nüfusun en az yüzde 10’unda çeşitli nedenlerle gelişen ve kısa sürede geçtiği için sıklıkla önemsenmeyen bel ağrılarının aslında önemli bir romatizmal hastalık olan ve kişinin tüm hayatını etkileyen Ankilozan Spondilit’in habercisi olabileceğini biliyor muydunuz?

İç Hastalıkları ve Romatoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Soy’la genç nüfusta daha fazla görülen, bel fıtığı tanısı ile yıllarca tedavi gören; hatta ameliyat olanların hastalığı, Ankilozan Spondilit’i konuştuk.

BEL AĞRINIZI DİKKATE ALIN!
Bel ağrısı tüm dünyada oldukça yaygın bir problemdir. Erişkin toplumun en az yüzde 10’unda çeşitli nedenlerle gelişen kronik bel ağrıları görülür. Çoğu klinik önemi olmayan ve kısa sürede geçen ağrılar olduğu için genellikle önemsenmez. Ancak bu ağrıların bir kısmı bel fıtığı, bel omurlarında çökme kırığı gibi mekanik nedenlerle; bir kısmı da özellikle genç-orta yaşlarda başlayan iltihaplı romatizma türü olan Ankilozan Spondilit (AS) ve ilişkili hastalıklar nedeni ile olur. Ayrıca nadir de olsa bazı kanser türleri de kendisini ilk defa bel ağrısı ile gösterebilir. Yine Brusella gibi bazı enfeksiyonlar da bel ağrısı ile ortaya çıkabilir. Bu nedenle bel ağrısı ciddiye alınmalı ve altta yatan bir hastalık olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.

GENÇLERDE ORTAYA ÇIKAN BEL AĞRISI ÖNEMSENMELİ
Gençlerde ortaya çıkan ve kronik bel ağrısına neden olan Ankilozan Spondilit (AS), son yıllarda toplumda daha sık görülmeye başlamıştır. Nedeni henüz bilinmese de hastalığın görülme oranı genetik faktörlerle ilişkilidir. Ankilozan Spondilit hastalarında HLAB27 denilen bir gen, sağlıklı insanlardan, en az 10 kat daha sık saptanır. Anne-babanın birinde bu hastalık varsa çocuklarda çıkma olasılığı yüksektir. Ayrıca bazı barsak ve idrar yolu hastalıklarına yol açan mikroplar Ankilozan Spondilit ve ilişkili hastalıkların gelişimine yol açar. Yine Sedef hastalığı (Psöriazis), Crohn, Ülseratif kolit gibi iltihaplı barsak hastalıkları da bu hastalıkların ortaya çıkışına neden olabilir.

ANKİLOZAN SPONDİLİT HASTASI MISINIZ? TEST EDİN VE ÖĞRENİN!
20-40 yaşları arasında mısınız ve sinsi seyreden bir bel ağrınız mı var?
Bel ağrınız gece yarısından sonra başlayarak sabahları daha fazla mı oluyor?
Uyandığınızda yataktan kalkarken zorlanıyor musunuz?
Uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra beliniz daha fazlı mı ağrıyor?
Hareket edince, işe gidince ya da sıcak su ile banyo yapınca belinizin ağrısı azalıyor mu?
Belinizin yanı sıra sırtınız ve boynunuz da ağrıyor mu?
Bel, sırt ve boyun hareketleriniz kısıtlanmış gibi mi?
Sırtınızda kamburluk mu oluşmaya başladı?
Bu sorulardan en az birine yanıtınız evetse bir an önce bir hekime başvurmanızda yarar var.

ANKİLOZAN SPONDİLİT VE İLİŞKİLİ HASTALIKLAR SADECE BELİ TUTMAZ!
Ayak bileği diz gibi eklemler başta olmak üzere birçok eklemi de tutabilir. Kalça ekleminde tutulum kalça protezi gerektirecek kadar ağır olabilir. Bazı olgularda hastalık ilk defa üveit denilen bir göz hastalığı ile başlar. O nedenle özellikle ön üveit hastalığı olan herkesin Ankilozan Spondilit ve ilişkili hastalıklar açısından araştırılması şarttır. Sedef hastalığı ve iltihaplı barsak hastalığı olan kişilerde de bel ağrısı olursa bu hastalıklar açısından dikkatli olunması gerekir. Daha az olarak kalp, akciğer ve böbrek sorunlarına da yol açabilir. Omurlarda kemik yoğunluğunda azalma ve çökme kırıklarına yol açabilir. Erkeklerde daha ağır seyreden ve zaman için ağır kamburluğa kadar giden Ankilozan Spondilit; kadınlarda daha hafif seyreder. Kadınlarda ağır hastalık tablosu daha nadir gelişir. Ancak bu hastalığın kadınlarda tedavi edilmemesini gerektirmez. Tedavi edilmeyen hastalarda omurga ve diğer eklemlerde deformiteler ile böbrek ve kalp sorunları başta olmak üzere birçok sorun ortaya çıkabilir. Romatoloji uzmanına zamanında başvurulması hastalığın daha erken tanınmasını sağlar.

ANKİLOZAN SPONDİLİT TEDAVİSİNDE HEDEF İLTİHABI BASKILAMAKTIR
Bunun için çeşitli iltihap giderici ilaçlar kullanılır. İlaç dışında hastalara sırt kaslarını güçlendirici egzersizler önerilir. Bu hastalar için en uygun sporlar; yüzme ve voleyboldur. Ayrıca kişinin yan uyumaması, sırtüstü ya da yüzükoyun ve engin yatmaları, sigarayı bırakması önerilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Çok Parmaklılık İyi mi Kötü mü?

El veya ayak parmakları 6, 7 hatta 8 parmaklı olabilir. Bu durum el ve ayakta zamanla fonksiyon bozukluğuna sebep olabiliyor.

Çarşamba’da bir lisede okuyan 18 yaşındaki Ahmet Gazanfer’in el ve ayaklarında 5 yerine 6 parmak var. Giresun’un Keşap ilçesinden olan Ahmet Gazanfer’in bu özelliği görenlerin dikkatini çekiyor. 6 parmaklı olmasından şikayetçi olmayan Gazanfer, bu durumu “Güzel bir şey” şeklinde değerlendiriyor.

Ailesinde kendisi gibi kimsenin bulunmadığını, 6 parmak olarak yaşamaya alıştığını ve hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadığını belirten Gazanfer, “El ve ayaklarımda 6’şar parmak var. Yani toplam 24 parmağım var. Bence güzel bir şey. Bir zararı olmuyor. Garip ama güzel bir durum. Kendimi farklı hissediyorum. Doktor, fazla bir zararının olmayacağını söyledi. ‘Sorun olursa alınabilir’ dedi. Görenler şaşırıyorlar” dedi.

Okul arkadaşları ise Ahmet ile aynı okulda 4 senedir olduklarını ve onun durumunun çok sonra farkına vardıklarını söyleyerek, “Biz Ahmet ile çok iyi arkadaşız. Tanıştıktan bir süre sonra tokalaşırken farkına vardık. İlk başlarda garip geliyordu ama sonradan alıştık” dediler.

Çok parmaklılık durumunun görülme sıklığının 50 binde 1 olduğunu söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Nedim Karaismailoğlu, "Çok parmaklılık sık görünmeyen bir durumdur. Kişinin elinde 6’dan fazla da parmak olabilir. Bir elde mesela 7 ya da 8 parmak da olabilir. Polidaktili (çok parmaklılık) durumu el ve ayakların zamanla fonksiyonunu bozabilir. Görünümü hakkında çevresinden baskı görebileceği durumlarda bir sorun haline gelebilir. Bu nedenle ellerin kullanılması konusunda bir sıkıntı olmaması için ya da ayaklar için uygun ayakkabı alırken probleme neden olursa fazla parmağı aldırmak en iyi çözüm olabilir" dedi.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Panik Atak Belirtileri Nelerdir? Neler Yapılması Gerekir ?

Korku ve kaygı gibi ezidi duygu durumlarını ifade eden bir rahatsızlıktır. Fiziksel atak saldırıları ile birlikte baş gösterir.

Genelde 5 ila 20 dk arasında sürer. Bu endişelenme dalgaları içimizi korku fırtınasıyla kaplamışken terleme, kalpte sancı ve diğer bazı fiziksel etkenler de görülür. 1 saat ve daha fazla sürerse bu panik atak değil, başka bir sorundur hemen acil tıbbi yardım alınmalıdır. Genel olarak panik atak belirtileri şunlardır:

Hızlı soluma, nefes darlığı veya boğulma hissi,
Kalp atışında düzensizlik, vurma atlama hissi,
Göğüs ağrısı, sıkışması,
Titreme, sersemlik, baş dönmesi,
Mide bulantısı ya da ağrısı,
Uyuşma veya karıncalanma,
Ölüm korkusu, öldüğünü sanma,
Gerçek dünyadan kopuk düşünceler,
Kalp krizine benzediği için kalp krizi geçirdiğini sanmak çok yaygındır.

Agorafobi yani büyük kalabalıklar içinde yer almak panik atak sıkıntılarındandır. Sürekli yalnız kalmak isterler. Çocuklar da okula ve topluluklara girmek istemez böcek ve canavarlı filmlerden böceklerden kaçarlar.

Panik bozukluk ise başka bir hastalıktır ve belirtileri şunlardır:
Uykusuzluk ve bitkinlik,
Uyuşturucu, alkol gibi şeyler kullanma,
Depresyon ve fobiler,
Stres, anksiyete veya panik atak belirtileri görülebilir.

Bu iki hastalık birbirine neden olabilir. Aile öyküsü, kullanılan ilaçlar, menopoz, majör depresyon, kalp astım sorunları gibi nedenleri olabilir.
Kaynak.7gunsaglik

Sevgililer Gününde Yalnız Olmanın İyi Yanları

Sevgiliniz yoksa bu sevgililer gününde yalnız olmanızın iyi yanlarını konuşmamız gerek. İşte 14 Şubat’ı yalnız geçirmenin 10 güzel yönü.

Kimseyle paylaşmanız gerekmeyen tatlı, çikolata ve şekerleriniz var. Evet en sevdiğiniz şeyleri tatlınızı biriyle paylaşmadan doya doya tüketin.

Kimse için ağda ve tıraş olmanıza gerek kalmayacak. Oldukça zahmetli bu işlerden süslenmek ve hazırlanmaktan da kurtuldunuz.

O gün ve geceye özel yapacağınız hazırlıklar ve alacağınız hediyeye gerek yok bunun parasıyla yepyeni şık ve pahalı bir çanta ya da başka bir şey alabileceksiniz.

Aylar boyunca bu gün için kilo vermeniz gerekmeyecek diyet spor sıkıntısı yok.

İçkinizi yemeğinizi ya da dışarıda yemek planlarınızı en sevdiğiniz arkadaşlarınızla yapabileceksiniz.

En ufak detaylara takılıp beyninizi hatalarınız ve düzeltmeniz gerekenlerle bunaltmayacaksınız.

Ne izleyeceğiniz kiminle ne yapacağınızı düşünmeden özgür bir gün sizin.

Yalnız kız arkadaşlarınızla harika bir ev partisi dans pijama güzellik partisi yapabileceksiniz.

Mastürbasyon ve orgazmın keyfini hesap vermeden sorumlu ya da kusurlu hissetmeden tek başınıza çıkarabileceksiniz.
Kaynak.7gunsaglik

Zatürre Kişilerden Uzak Durun

Bir hapşırığıyla bile hastalığını bulaştırabilen zatürre hastalarından mümkün olduğunca ayrı durulmalı..


Göğüs hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Keskinel, zatürrenin hasta kişinin öksürmesiyle havaya karışması ve kişinin bunu soluması ile bulaştığını söyledi.

Yaşlılar, altta yatan kalp veya solunum yolu hastalığı olanlar, diyabetliler, böbrek yetmezliği olanlar, bağışıklık yetmezliği bulunanlar sigara ve alkol kullananların risk altında olduğunu belirten Keskinel, zatürrenin gripten sonra da gelişebilmekte olduğunu ifade etti.

Klima sistemleri, su kaynakları ve birikintileri de zatürreye yol açan ‘agionella’ adlı bakteriyi barındırabildiğini vurgulayan Keskinel, “Bu bakteri ilk kez 1976’da Philadelphia’da bir otelde düzenlenen lejyoner kongresi sırasında tanımlanmıştır ve neden olduğu hastalığa ‘Lejyoner hastalığı’ adı verilmiştir” dedi.

Zatürrenin belirtileri arasında öksürük, balgam, ateş, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve kimi zaman kan tükürme olduğunu dile getiren Keskinel, “Bazen ‘Tipik olmayan zatürre’ söz konusu olabilir. Bu durumda ateş fazla ön planda değildir. Baş, vücut, eklem ve karın ağrıları olabilir. Öksürük ya kurudur ya da az miktarda balgam görülebilir.

Zatürre tanısında akciğer filmi, kan tahlili ve balgam incelemelerinden yararlanılır. Tümöral durumlar da bazen bronşları tıkayarak zatürreye zemin hazırlayabilir. Özellikle ileri yaşta, sigara içme öyküsü olan hastaların mutlaka bu yönden de araştırılmaları gerekmektedir” diye konuştu.

"ZATÜRRE GÜNÜMÜZDE BAŞARIYLA TEDAVİ EDİLEBİLMEKTEDİR"
Kişinin durumuna göre ayakta ya da yatarak tedavi seçeneğinin uygulandığını ifade eden Keskinel, “Antibiyotiklerin keşfinden önce son derece öldürücü olan zatürre, günümüzde başarıyla tedavi edilebiliyor. Başka bir hastalığı bulunmayan, genç ve genel durumu iyi olan hastalarda zatürre ayaktan tedavi edilebilir.

Ancak 65 yaşın üzerindekilerin, altta yatan başka hastalığı olanların, solunum yetmezliği bulunanların ya da ağır zatürresi olanların hastanede yatırılarak tedavi edilmeleri uygun olur. Tedaviye başlandıktan sonra genellikle birkaç gün içinde ateş düşer ve kişi kendini daha iyi hissetmeye başlar. Muayene bulgularının ve akciğer filminin düzelmesi daha uzun zaman alır” ifadelerini kullandı.

"İYİ BESLENMEK VE SİGARADAN UZAK DURMALIYIZ"
Zatürreden korunmada genel sağlık tedbirlerine uyulmasının yararı olacağını söyleyen Keskinel, “İyi beslenmek ve sigaradan uzak durmak önemlidir. Özellikle soğuk havalarda, kapalı ve kalabalık ortamlarda enfeksiyonların yayılması kolaylaşır. Zatürreye neden olan mikroplar hava yoluyla yayılabileceğinden bu tür yerlerde mümkün olduğunca bulunulmaması ve kapalı ortamların sık sık havalandırılması gerekir” şeklinde konuştu.

Zatürre için genelde tek doz aşının yeterli olacağını dile getiren Keskinel şöyle konuştu:

“Her zatürre aynı mikrobik etkenlerle ortaya çıkmaz. Zatürrenin sık rastlanan sebeplerinden biri olan ‘Pnömokok’ isimli mikroplara karşı aşı da, risk grubundaki kişilere uygulanabilir. Pnömokok aşısı, bu mikrobun çeşitli tiplerini içerir. Bağışıklık yetmezliği olanlar, altta yatan kronik bir hastalığı bulunanlar, 65 yaşın üzerindekiler ve dalağı alınmış olanlar zatürre gelişimi açısından daha büyük risk taşırlar. Bu kişilerde zatürre daha ağır seyirli olabileceğinden aşı önerilmektedir.”

Aşının yan etkileri genellikle hafif olduğunu belirten Keskinel, “Aşı yapılan yerde küçük bir kızarıklık, şişlik ve ağrı görülebilir. Aşı sonrası ilk bir gün içinde hafif bir ateş olabilir. Nadiren de olsa alerjik reaksiyon gelişebilir. Aşı, ateşli hastalıklar, enfeksiyonlar gibi aktif başka bir hastalık sırasında uygulanmamalıdır. Yılın herhangi bir zamanında yapılabilen aşı, ölü bir aşıdır. Aşıya bağlı zatürre hastalığı geçirilmez. Pnömokok aşısının grip aşısı gibi sürekli uygulanması gerekli değildir. Genellikle tek doz aşı yeterlidir. Özellikle 65 yaş üzerindekilerde ve bağışıklık yetmezliği olanlarda ilkinden 5 yıl sonra ikinci bir aşı gerekebilir” şeklinde konuştu..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Grip Virüsünün Bulaşma Mevsiminde Tedbirli Olunmalı

Özellikle çocukların sağlık kontrollerinin sıkça yapılması gereken bir dönemdir sonbahar-kış.. Okullarda bulaşıcı hastalıklar yayılıyor, ebeveynler dikkatli olmalı..

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ayşe Ertürk, sonbahar ve kış dönemlerinde okul, kreş, kafe, sinema, bakım evleri, gibi yerlerde grip virüsünün bulaşma riskinin arttığını söyledi.

Ertürk, yaptığı açıklamada, Karadeniz Bölgesi’nde belirli dönemlerde küçük salgınlar olduğunu belirterek, ”Karadeniz Bölgesi nemli bir iklime sahip olduğu için üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının alerjik hastalıklara dönüştüğünü çok sık görmekteyiz” dedi.

Her sene grip virüsünün sürekli değiştiğine dikkati çeken Ertürk, virüse karşı haziran-temmuz aylarında aşılar oluşturulduğunu, eylül-ekim aylarında ise piyasaya sunulduğunu ifade etti.

Sonbahar mevsimine girmeden bir iki hafta önce grip aşılarının yapılması gerektiğini dile getiren Ertürk, salgın durumunda aralık, ocak ve şubat aylarında aşının devam edilmesini önerdiğini söyledi.

İsteyen her yaş grubunun grip aşısı yaptırabileceğine işaret eden Ertürk, ”Özellikle belli risk grupları 65 yaş üzeri yaşlılar, diyabet hastaları, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği gibi hastalıkları olanlar aşı yaptırmalı. Gebelerde de riskli bir durum varsa yapılmasını tavsiye ediyoruz. Grip aşısı cansız bir aşı olduğu için risklerini az olarak bildiğimiz bir aşı grubudur. Çocuklarda daha çok 6 ay sonrası yapabiliyoruz. Yenidoğan döneminde aşılamada tedbirli olmakta fayda var” dedi.

Ertürk, grip gibi solunum yoluyla, damlacık yoluyla bulaşan enfeksiyonların kapalı alanlarda daha çabuk yayıldığını belirterek, sonbahar ve kış dönemlerinde okul, kreş, kafe, sinema, bakımevleri gibi yerlerde virüsün bulaşma riskinin arttığını bildirdi.

Bu dönemlerde kapalı mekanlarda insanların virüslerden korunması için sık sık bulundukları mekanları havalandırmaları, ellerini ve yüzlerini sabunla yıkamaları gerektiğine dikkati çeken Ertürk, ”Hasta olan kişilerin de virüsü etrafa yaymaması için hapşırma sırasında ağzını ve burnunu tek kullanımlık mendillerle kapatması, gerekirse dirseğine kapalı bir şekilde hapşırması gerekir” diye konuştu.

”GRİPTE SIVI TÜKETİMİ ÇOK ÖNEMLİ"
Ertürk, gribin iyileşmesi konusunda özellikle çocuklarda vitamin ve minerallerin sıvıyla alınmasının çok faydalı olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

”Grip enfeksiyonuna yakalanıldığında sıvı alınması çok önemlidir. Yeşil sebzelerin ve C vitamini içeren meyvelerin tüketilmesi vücut direncini arttırması açısından faydalı olacaktır. Vücutta mineraller ve vitaminler koruyucu mekanizmalardır. C vitamininin organların yenilenmesinde kesinlikle fonksiyonel görevi vardır. Dolayısıyla sıvı alımına katkıda bulunabileceği için gripte faydalı olacaktır. Tabi ki C vitamini bir ilaç yerine geçmemektedir. Yiyeceklerden alabildiğimiz ölçüde almakta fayda var. Ayrıca C vitamininin, mukozalarda vücut PH’ını düzenleyici etkisi olacağı için faydalı olacağına inanıyorum.”.Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Kil Donmesi Ameliyati Tehlikelimi

Diğer ameliyatlardan pek bir farkı yok tabi sıradan ameliyatlardan yani kalp ameliyatı ile kıyaslamayın sakın kıl dönmesi ameliyatında diğer bir çok ameliyatta olduğu gibi narkoz veriyolar.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Yumurtalık Kistleri ve Tedavisinde İzlenmesi Gereken Yollar

Yumurtalıklar bir çift kadın üreme sistemi organıdır. Rahmin çevresindedir. Yumurtalıklar yumurta ve kadın hormonu üretirler. Hormonlar belirli hücreleri ve organların işlevini kontrol eden kimyasal maddelerdir.

Kadının adet döngüsü boyunca yumurta yumurtalıkta her ay büyür. Bu küçük kese içinde bir folikül yetişir. Yumurtalıklar kadın hormonlarının (östrojen ve progesteron) ana kaynağıdır.

Bu hormonlar göğüslerin ve saçın büyümesini, vücut şeklini, adet döngüsünü ve hamileliği etkiler. Kistler herhangi bir bölgede gelişebilir. Yumurtalıkların üzerinde oluşursa yumurtalık kistidir. Genelde adet döngüsü sırasında oluşurlar. 2 türü vardır.

Folikül kistleri, korpus luteum kistleri. Folikül kistleri, yumurta kesesi açık,serbest olduğunda kist oluşabilir. Korpus luteum kistleri, folikül kistlerin aksine bu tür kistler genellikle ağrılıdırlar.

Endometriozis adı verilen durum yumurtalıklar içinde oluştuğunda burada içi koyu kahverengi, eskimiş kan dolu, sıvı çikolatayı andıran görünümde bir sıvı içeren kistik oluşumlar meydana gelebilir.

Belirtileri, basınç, şişme, karın ağrısı, pelvik ağrı, alt sırt ve uylukta ağrı, sık idrara çıkma, cinsel ilişki sırasında ağrı, kilo, adet ağrıları, anormal kanama, bulantı, kusma, meme hassasiyeti.

Kistler, ultrason, gebelik testi, hormon seviyesi testi, kan testi ile tespit edilebilir.

Doktor tedavisi şarttır. 2 ana ameliyat türü vardır. Ameliyatla kist alınır. Zararsız kistler için ve tehlikeli kanser boyutundaki kistler için. Doğum kontrol hapları da tavsiye edilir. Yumurtalık kistleri önlenemez. Fakat kendiliğinden kaybolabilir ve kansere yol açmaz.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Kil Donmesi Nasil Olusur

Kıl Dönmesi Nasıl Oluşur: Kıl dönmesi hakkında uzmanların görüşleri şu şekilde kafadan, enseden, yahut sırttan dökülen kılların kalçanın arasına sıkışıp yürürken oluşan sürtünme hareketi ile cildi delerek orada yumak oluşturur. Kıl dönmesi genelde 30 yaş sınırı altındaki insanlarda oluşur. Bunun sebebide 30 yaşına kadar o bölgenin zayıf olması. Uzmanların bir çoğu yaptıkları ameliyatlarda kıl dönmesinin ameliyattan sonra tekrar oluşabilmesinin mümkün olduğu dile getirmektedir. Kıl dönmesi çoğunluk itibari ile şişmanlarda, şoförlerde, masa başa işi yapan kişilerde oluşmaktadır.

Şişmanlığın Neden Olduğu Hastalıklar Nelerdir?

Şişmanlığın neden olduğu Hastalıklar saymakla bitmemektedir. Vücudun denge sini ve sağlıklı bir sistem halinde çalışmasına engel olan obezite ve şişmanlık aşağıda bulunan çeşitli hastalıklara yol açmaktadır.

1-Tansiyon hastalığının en sinsi olanı Hiper tansiyon; ani gelişen hızlı bir şekilde inip ve çıkabilen tansiyon hastalığında kilo ve obezitonun rolü çok büyüktür.

2-Vücut hormonlarının farklılaşmasıyla beraber, Şeker hastalığı kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Özellikle açlık kan şekeri yükselir ve kişi sürekli tatlı yee isteği duyar.

3- Şişmanlığın neden olduğu bir diğer durum ise kandaki ani insülin oranının artış göstermesidir.

4-Şişmanlık ve obezite olan kişilerde safra kesede çeşitli   rahatsızlıklar oluşabilir.

5-Şişmanlığın oluşturduğu diğer bir rahatsızlık ise vücudun farklı bölgelerinde oluşan  kireçlenme ve  ağrılardır

6-Şişmanlık Kalp damarlarındaki çeşitli hastalıklarıda tetikler.

7-Şişmanlıkla birlikte  meme, kalınbağırsak, prostat ve rahim kanserlerine yakalanma riskide artar.

8- Şişmanlık ani felçlere neden oabilir.

9- Şişmanlığın getirdiği diğer bir durum ise bacaklarda oluşan varislerdir.

10-Şişmanlıkta hormonların değişimine bğlı olarak tüylenmede artış gösterir.

11-Şişmanlık  solunum hastalıklarına ve astıma sebep olur.

12-Uyku anında sesli  horlama

13- Şişmanlıkla birlikte karaciğerlerde yağlanma gerçekleşir.

14 Şişman bir görüntüden dolayı sosyal ortamlarda oluşan  özgüven eksikliği

15- Çeşitli Ameliyatlarda masada kalma riskinin yüksek olması gibi durumlar şişmanlığın ve obezitenin ortaya çıkardığı durumlardan bazılarıdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

21 Günde Göbek Eritme

21 gün içerisinde incecik ve sıkı bir göbeğe sahip olmak istermiydiniz. Daha Yaz aylarına gelmeden siz çoktan formunuza girmiş bekliyor olmak isterseniz bu diyet programını uygulayarak sadece 21 Günde Göbeğinizi eritebilirsiniz.
İşte 21 Günde Göbek Eritme Formulü;

21 gibi kısa bir dzaman zarfında etrafınızdakilerin bu ani değişiminize şaşırmaları ve güzel bir görüntüye sahip olmanız olduğunuzdan çok daha genç bgörünmeniz için bu zayıflama formülünü sizlerde deneyebilirsiniz.

1. Sabahları aç karnınıza mutlaka  1 su bardağı suya1 tatlı kaşığı bal ve limon sıkarak ılık bir şekilde içiniz.

2. Sabah kahvaltınızda yulaf ezmesi, süt ve 1 tatlı kaşığı keten tohumunu karıştırarak tüketin.

3. Öğünlerin arasında mutlaka  meysimin meyvelerinden yararlanarak tüketin.

4. Öğlen yemeklerinizde protein içerikli  ızgara yada haşlanmış et çeşitlerinden birini tüketin. Yada imkanlarınıza göre sebze yemeği yanında da  yoğurt tüketin.

5. Öğleden sonraki ara öğünlerde düzenli bir şekild e4  tane kuru kayısı tüketin.

6. son ve akşam öğününe gelindiğinde ise  sebze yemeği veya etli yemek farketmeksizin ekmeksiz ve   bol  salata eşliğinde saat 6 dan sonra hiçbirşey yemeyin.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

En Çok Tükettiğimiz 6 Sağlıklı Gıda

Diyetisyenler gıdaların besleyici özelliklerinden sürekli bahsediyor. Genelde sağlıksız besinleri aşırı tüketmeye meyilli olsak da sık tükettiğimiz 6 sağlıklı gıda da işte bunlar…

Avokado. Kalbe, saçlara,cilde, sindirim sistemine çok faydalıdır. Sağlıklı yağlar içerir kalbi besler ve korur. Lezzetli bir meyvedir her yerde kullanılabilir.

Hindistan cevizi. Tavada yağı ile yulaf ezmesini soteleyebilirsiniz. Laurik asit ve potasyum içerir lezzetli bir sütü ve yağı vardır. Bol lif içerir.

Chia. Omega 3 yağ asitleri, antioksidan ve protein deposudur. Tatlılarda, yoğurtla ve tek başına tüketilebilir. Sindirim sorunlarına iyi gelir.

Muz. Potasyum değeri yüksektir, haftada bir iki tane tüketilebilir. Çocuktan yaşlıya herkes severek tüketmektedir.

Quinoa tahılı lif ve protein deposudur. Aşırı tüketilirse nişasta görevine başlar.

Smootie. Süt, meyve, nane, tarçın, vanilya gibi gıdalarla sabah kokteyli hazırlayıp için. Enerji bombası bu tarifler sizi zinde tutacak.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Mutlu Bir İlişkiye Yardımcı Etkenler

Tek taraflı olacak bir iş değil mutluluk. İki tarafın da istemesi emek vermesi gerek.

Sağlıklı ve olumlu olmak mutlu bir ilişkide gerekli. Ortalama 40 yıl evli kalan mutlu çiftlerle yapılan araştırmalar baz alınmıştır. Sağlık durumu iyi olan, hayata daha olumlu ve iyimser bakan, daha az ilişki çatışmalarına giren çiftler uzun ve mutlu evlilik yürütüyor. Rahatsız edici eleştiriler, engeller, şiddet, hakaret, kırma, tartışma gibi sorunlardan uzak kalmak gerek.

Kişilik ise mutlulukta bir etken değil. Müşterek hayatı paylaşma ve yaşama olgusu evliliğin önemli bir anahtarı. Yani kadın hasta ve pasif iken erkeğin bakıcı rolünü üstlenmesi gibi.

Karşılıklı saygı ve anlayış ile mutluluk daim oluyor. Aradaki hassas bağları yıkmadan ayakta tutmak tüm manevi değerleri bilmek ve uygulamak uzun soluklu ilişkilerde şart. Kavgalar ve ayrı fikirler de olsa önemli olan çözüme gidebilmek. İyi iletişim kurmak ilişki karışıklığını önler. Sorunlar oturulup medenice konuşulur. İki tarafın da bunları uygulaması da şarttır elbette.
Kaynak.7gunsaglik

Stresli Olduğumuzda Gösterdiğimiz Bilinçsiz Tepkiler

Stres artık çok yaygın bir rahatsızlık haline geldi ve herkesi bir an stresli görmek mümkün.

Stresliyken bunu çok fazla gizleyemiyoruz ve açıkça dışa vuruyoruz. Zihinsel ve duygusal bir rahatsızlığın ötesinde birçok fiziksel soruna da yol açar. Kadınlar bu belirtileri daha sık sergiler çünkü daha çok etkilenirler. Bağışıklık, nöroloji, mide ve bağırsak sorunları da beraberinde gelmektedir. Stres birçok rahatsızlığa yol açar.

Fiziksel olarak saç dökülmesi, kellik, obezite, diyabet, depresyon, kalp hastalığı gibi riskleri vardır. Yeterli derecede uykunuzu alın, iyi ve sağlıklı beslenin, egzersiz yapın. Terapistinizden destek alın, yakın arkadaşlarınızdan yardım alın. Eğlenceli şeylerle vakit geçirin. Stres belirtileri şöyle sıralanabilir.

Karın ve mide ağrısı. Zihinsel stres beyni etkilerken bağırsak ve mideyi bozabilir. Kabızlık ve karın ağrısı olur. Bulantı, kusma ve ishal de görülür. Saç dökülmesi. Sarsıntılı ilişkiler ve duygular saçları döker. Göz seğirmesi. Gözlerinizi kapatıp rahatlayın ve derin nefes alın. Bilinen belirtilerinden biri de sivilce ve akne yapmasıdır. Sırt ağrısı da stres belirtisidir. Döküntüler ise cilde yansımasıdır. Egzersiz ve iyi beslenme önemlidir.
Kaynak.7gunsaglik

Sirenomelia (Deni Kızı Sendromu)Nedir?

Muhakkak ki hepimiz çocukluğumuzda deniz kızı masalını zevkle okumuş ya da dinlemişizdir. Birçok kız çocuğunun hayali olmuştur deniz kızı olmak. Ancak bu durum dünya üzerinde bazı kişilerin kabusu haline gelmiş bir hastalık olarak ortaya çıkmıştır.
Sirenomelia yani deniz kızı sendromu adı verilen bu hastalık dünyada çok nadir görülen, bacakların yapışık oldugu ve genital bölgenin iç kısımda kaldığı çok ciddi bir rahatsızlıktır. Oluşturduğu bu görüntüden dolayı Deniz Kızı Sendromu adını almıştır. Görülme olasılığı yüz binde bir oranındadır. Hastalık, ciddi böbrek defektlerini de kapsamakla birlikte diğer boşaltım organlarının da büyük hasara uğramasından dolayı çocuğun yaşama şansını büyük oranda düşürmektedir. Öyle ki genellikle doğumun birkaç saat sonrasında yaşamlarını yitirmektedirler. Bu anlamda bakıldığında insana yaşama şansı bırakmayan, son derece zalim bir hastalıktır. Bu hastalığa sahip çocukta cinsel organ görülmez ve genellikle idrar kesesi de gelişmemiştir. İfade ettiğimiz gibi bu hastalıkla doğan bireylerin yaşama şansı yoktur ancak dünya üzerinde deniz kızı sendromu ile doğup yaşamını devam ettiren iki mucizevi örnek mevcuttur.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

El ve Ayaklarda Aşırı Terleme Tedavisi – Doktor

Ellerinde ve ayaklarında aşırı terleme olan hastalar, Kırıkkale Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ameliyat ile bu sorundan kurtulabiliyor.

Kırıkkale’de yaşayan İdris Kaan, çocukluğundan beri yaşadığı bu şikayet yüzünden, başkalarıyla tokalaşmaktan bile çekindiğini dile getirdi.

Hastalığın bilinen tüm çarelerini deneyen İdris Kaan, en sonunda ameliyat olmaya karar vermiş. Hastalar bu ameliyatın hemen ardından taburcu ediliyor.

Doktor Koray Dural ameliyatla ilgili şu bilgileri verdi:

"Ameliyatın ağrısı daha az, kesik izi daha az, hastanede yatış süresi çok kısa. Ameliyat sonrasında şikayet hemen kayboluyor ve bir gün hastanede kalan hasta sonrasında taburcu ediliyor."
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Saman Nezlesi Nasıl Tedavi Edilir?

Saman nezlesi beş kişiden birini etkileyen alerjik bir hastalıktır. Bu alerjinin yaygın nedenleri, toz, polen ve hayvan tüyleridir. Belirtileri ise, baş ağrısı, gözlerde kaşıntı, hapşırma, öksürme, burun tıkanıklığıdır. Aynı zamanda bünyeyi zayıflatır, bireylerin işini, okulunu ve normal hayatlarını önemli ölçüde etkiler. Aktivite yapmayı engeller. Birçok ilaç saman nezlesi belirtilerini hafifletmek için kullanılabilir. Alternatif tıpta bal saman nezlesi tedavisinde kullanılır. Balın anti alerjik özellikleri ile birçok kişide sonuç verir.

Belirtileri azaltır, alerjiyi tedavi eder alerjik reaksiyonları önler. Polenlere ve alerjenlere karşı bağışıklık sistemini güçlendirir ve korur. Psikosomatik şekilde tedavi edilebilir. Nazal burun spreyleri de tedavi amaçlı kullanılabilir. Burun spreyleri genelde saman nezlesi gibi üst solunum rahatsızlıklarında kullanılır. NASONEX Aqueous veya Flonase gibi Burun spreyleri, over-the-counter (OTC) ilaçlar olarak mevcuttur. Burun spreyleri burun kan damarlarının daralmasına neden olan bir maddeyi önler, genizi açar ve tıkanıklığını giderir. Mukus ve birikintileri temizler.

Burun deliğine sokularak burna hava gitmesini sağlar. Ilık tuzlu suyla da burun durulanabilir. Alerji testi kullanılabilir, böylece alerjeninizi tespit edip önleminizi alabilirsiniz. Bazen ağrılı ve pahalı bir yöntem olabilir. Saman nezlesinin tedavisinde kullanılan en şiddetli yöntemdir. Alerji çekimleri hastadan hastaya göre değişir. Bir süreç içinde yürütülür. Yeterli tedaviden sonra alerjiye muafiyet ve bağışıklık kazanılır. Doktorunuz alerji çekimi önerdiğinde bu sürece hazır olmak gerekir. Hastalığın tedavisinde ana ilke, allerjik kişinin duyarlı olduğu tozlarla karşılaşmasını önlemektir. Tedavinin asıl amacı, saman nezlesini yaratan allerjen etkinin ortaya çıkarılıp hastanın buna karşı duyarlığının azaltılmasıdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Egzersiz Yapmamak Kalp Hastalığına Nasıl Yol

Egzersiz yapmayan kişilerde kalp hastalığına yakalanma riskinin arttığı uzmanlar tarafından kanıtlanmıştır. Kalbe kan gitmesini kolaylaştıran ve kan akışını hızlandıran sağlıklı egzersizler kalp sağlığı açısından çok yararlıdır. Kalbe kan taşıyan damarlar yani arterlerde yağ, kolesterol ve diğer maddelerin birikmesini önler. Damarlara kalsiyum desteğini sağlar. Kalp kapaklarını ve kaslarının güçlenmesini sağlar. Düzenli ve stressiz bir hayat, düzenli beslenmenin yanı sıra egzersiz yapmak da kalp sağlığı açısından gereklidir.

Kalp hastalıkları, felç, inme, kalp krizi riskini ve kardiyovasküler rahatsızlıkların oluşma riskini önler. Kalp hastalıklarının başında gelen kalp krizi kadın ve erkeklerde ölüm nedenlerinin baş sebeplerindendir.sağlıklı bslenme ve sigarayı bırakma da bunda bir etkendir. Sigaradan kesinlikle uzak durmak gereklidir. Bunun yanı sıra düzenli olarak ve ciddi ölçüde egzersize devam etmek hayati önem taşır. Egzersiz yapmayan kişilerde zayıflayan tüm sistemler gibi kalp sistemi de zayıf düşer. Egzersiz eksikliği, koroner kalp damar hastalıkları, diyabet, obezite, hipertansiyon ve kötü kolesterole sebep olur.

İnsülin direnci egzersiz eksikliği ile şiddetlenir yaşlanma ile sık görülen bir yan etkidir. Faaliyette olan vücut ilerde oluşabiecek diyabet gelişimini de durdurur. Kan lipid anormalliklerini de kontrol eder. Zihinsel fonksiyonları geliştirir, stres ve kalp hastalığına iyi gelir. Sağlıklı ölçüde kan basıncını yani tansiyonu düzenler. Kalbe güçlü kan pompalanmasını ve kan basıncını dengeler. Beslenme bozukluğu ile egzersiz eksikliği özellikle yaşlılıkta farkedilecek olan kalp hastalıkları riskini artırır. Her gün ya da haftada birkaç gün 30 dakika orta şiddette egzersiz yapın. Yürüyüş yapmak da kalp hastalıkları riskini azaltır. Kalp ve akciğer dolaşımını artırır. 15Er dakikalık aralıklarla egzersizleri yapabilirsiniz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Dış Kanamalar

Kanamalar > Dış Kanama:
* Vücuda yayılmış üç tip kan damarı vardır:
1- Atardamarlar
2- Toplardamarlar
3- Kılcal damarlar
Atardamarlar vasıtasıyla akciğerde temizlenen oksijenli kan vücuda yayılır. Toplar damarlar ise organlardaki kirli kanı kalbe geri getirir. Kılcal damarlara gelince: Bunlar da dokularla temas halinde olup onlara oksijen ve gıda maddeleri verir ve onlardan zararlı maddeleri alarak toplar damarlara taşırlar.
Derideki bir yara veya kesik sonucu bu damarlar açılarak dışarıya kan sızması olur. Çıplak gözle görülen bu tür kanamaya “dış kanarna” diyoruz.

* DIŞ KANAMALAR
Kılcal damar kanarnaları dezenfekte edildikten sonra, kanın kendiliğinden pıhtılaşması sonucu, problem çıkarmadan kısa zamanda iyileşirler. Ancak atar ve toplar damar kanarnaları -hele açılan yara derin ve geniş ise- bizim müdahalemiz olmadan, kendiliğinden durmazlar. Atar (temizkan) damar kanarnalarını toplar (kirli kan) damar kanamalarından kolayca ayırdedebiliriz. Atardamarlarda kalp basıncı, 120 mm (kasılma anında) ila 80 mm (gevşeme anında) civa basıncı arasındadır. Eğer bir atardamar kesilmiş ise, kanama bu basınç farkına uyarak aralıklı fışkırmalar şeklinde olacaktır. Toplardamar kanarnalarında fışkırma olmaz.

* Ne Yapmalı ?
– İster atar ister toplardamar kanaması olsun ilk önce elinizin ayasını yara üzerine sıkıca bastırınız ve on dakika kadar böylece bekletiniz.
– Kanarnaların çoğu bu şekilde duracaktır. Eğer hala devam ederse; “sargı kompresyonu” dediğimiz metodu uygulayınız. Temiz bir sargı bezini veya mendili dörde katladıktan sonra yara üzerine koyup avuç içi ile üzerinden bastırınız. Bu şekilde onbeşyirmi dakika bekleyiniz.
– Kanama bu müddetin sonunda yine devam edecek olursa, kompresyonda kullandığınız bezin üzerine bir sargı sarınız.
– Kanamanın kol veya bacakta olduğunu farzedelim. Bir yardımcı kişi kompresyona devam ederken, siz de beş santim eninde bir metre boyunda bir bez parçası temin ediniz. Bulduğunuz bezi iki ucundan (ortalı olarak) makasla yaranın üzerine gelecek olan orta kısmı sağlam kalacak şekilde kesiniz.
– Bezin kesilmeyen orta kısmını yaranın üzerine gelecek şekilde -kompresyon için kullandığınız katlanmış bezin üstüne- koyunuz. Kestiğiniz parçaları bandaj gibi kullanarak, karşılıklı bağlayınız. Parçaları yaranın iki yanına sararken ve bağlarken fazla sıkmayınız. Fazla sıktığınız takdirde kan dolaşımını boğar; kol veya bacakların alt bölgelerine kanın gitmesini engellemiş olursunuz.

DİKKAT: Eğer kompresyon ve sargı işi de netice vermez yani kanama kesilmezse; ciddi bir atardamar kanaması ile karşı karşıyasınız demektir. Bu durumda hastayı doktora yetiştirmekten başka çare yoktur. Ancak aşırı kan kaybından dolayı hastanın şoka girmemesi için yarayı üst tarafından kravat veya esnemeyen bir bez parçası ile boğdurabilirsiniz. Düğümü yara üzerine gelmeyecek şekilde bağlayınız. Vakit kaybetmeden hastayı bir acil servise yetiştiriniz. Boğdurulmuş bir yarayı uzun zaman bekletmek ve kanamanın durmasını gözlernek çok tehlikeli ve hatalı bir yoldur. Zira bir saatten fazla kan almayan bölgenin hücreleri ölecek ve boğdurulan uzuv kangren olacak; kesilmek zorunda kalınacaktır. Bu sebeple kompresyon ve sargı işlemini denemeden sakın yarayı boğdurmayınız.
Kaynak.7gunsaglik

Dış Kanamalarda İlk Yardım

Kılcal damar kanamaları dezenfekte edildikten sonra, kanın kendiliğinden pıhtılaşması sonucu, problem çıkarmadan kısa zamanda iyileşirler. Ancak atar ve toplar damar kanamaları -hele açılan yara derin ve geniş ise- bizim müdahalemiz olmadan, ken­diliğinden durmazlar. Atar (temizkan) damar kanamalarını toplar (kirli kan) damar kanamalarından kolayca ayırdedebiliriz.
Atar­damarlarda kalp basıncı, 120 mm (kasılma anında) ila 80 mm (gevşeme anında) civa basıncı arasındadır. Eğer bir atardamar kesilmiş ise, kanama bu basınç farkına uyarak arahkh fışkırma­lar şeklinde olacaktır. Toplardamar kanamalarında fışkırma ol­maz.

√ Ne Yapmalı?
• İster atar ister toplardamar kanaması olsun ilk önce elinizin ayasını yara üzerine sıkıca bastırınız ve on dakika kadar böylece bekletiniz.

• Kanamaların çoğu bu şekilde duracaktır. Eğer hâlâ devam ederse; “sargı kompresyonu” dediğimiz metodu uygulayınız. Te­miz bir sargı bezini veya mendili dörde katladıktan sonra yara üzerine koyup avuç içi ile üzerinden bastırınız. Bu şekilde onbeş­yirmi dakika bekleyiniz.

• Kanama bu müddetin sonunda yine devam edecek olursa, kompresyonda kullandığınız bezin üzerine bir sargı sarınız.

• Kanamanın kol veya bacakta olduğunu farzedelim. Bir yar­dımcı kişi kompresyona devam ederken, siz de beş santim eninde bir metre boyunda bir bez parçası temin ediniz. Bulduğunuz bezi iki ucundan (ortalı olarak) makasla yaranın üzerine gelecek olan orta kısmı sağlam kalacak şekilde kesiniz.

• Bezin kesilmeyen orta kısmını yaranın üzerine gelecek şekil­de -kompresyon için kul]andığınız katlanmış bezin üstüne- koyu­nuz. Kestiğiniz parçaları bandaj gibi kullanarak, karşılıklı bağla­yınız. Parçaları yaranın iki yanına sararken ve bağlarken fazla sıkmayınız. Fazla sıktığınız takdirde kan dolaşımını boğar; kol ve­ya bacaklarm alt bölgelerine kanın gitmesini engellemiş olursu­nuz.

Dikkat: Eğer kompresyon ve sargı işi de netice vermez yani kanama kesilmezse; ciddi bir atardamar kanaması ile karşı karşı­yasınız demektir. Bu durumda hastayı doktora yetiştirmekten başka çare yoktur.

Ancak aşırı kan kaybından dolayı hastanın şo­ka girmemesi için yarayı üst tarafından kravat veya esnemeyen bir bez parçası ile boğdurabilirsiniz. Düğümü yara üzerine gelme­yecek şekilde bağlayınız. Vakit kaybetmeden hastayı bir acil ser­vise yetiştiriniz.

Boğdurulmuş bir yarayı uzun zaman bekletmek ve kanamanın durmasını gözlemek çok tehlikeli ve hatalı bir yol­dur. Zira bir saatten fazla kan almayan bölgenin hücreleri ölecek ve boğdurulan uzuv kangren olacak; kesilmek zorunda kalınacak­tır. Bu sebeple kompresyon ve sargı işlemini denemeden sakın ya­rayı boğdurmayınız.
Kaynak.7gunsaglik

Zencefil Mide Rahatsızlıklarına İyi Geliyor

Kokusuyla hafifliği ile kendine hayran bırakan bir bitkidir zencefil.Yemeklerde , tatlılarda , içeceklerde ve bir çok geniş yelpazesi vardır kullanım yeri olarak.

Kış aylarında özellikle çayların içinde vazgeçilmezdir.

Kanserle birlikte mide ağrısına ve vücuttaki iltihapların atılmasına da iyi geliyor…

zencefil

Mide bulantısı, iltihaplanma ve vücuttaki ödemin atılmasına yardımcı olduğu bilinen zencefilin, kanser tedavisinde de etkili olduğu belirtildi. Zencefilin, mide bulantısının giderilmesine ve vücuttan iltihabın atılmasına yardımcı olduğu aynı zamanda afrodizyak etkisinin olduğu belirtildi.

Yumurtalık kanserinde etkili

ABD’deki Michigan Üniversitesi’nde yapılan bir dizi araştırma, zencefilin yakın gelecekte kanser tedavisinde de kullanılabileceğini ortaya koydu. ABD’li uzmanlar, zencefilin yumurtalık kanserinin tedavisinde kullanılabileceğini duyurdu. Araştırmalarda, toz haldeki zencefil suda eritilerek kanserli hücreye uygulandı.

Zencefilin kanserli hücreyi öldürdüğü ve kanserli hücrelerin kemoterapiye karşı direnç kazanmasını önlediği görüldü. Zencefilin kanser ilaçlarında kullanılabileceğini belirten uzmanlar, kesin etkinin belirlenmesi için araştırmalarını sürdürdüklerini belirtti.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Bunama Alzheimer Hastalığı

♥ BUNAMA (ALZHEİMER HASTALIĞI) :
• Bunama (alzheimer hastalığı) 50 li yaşlardan sonra başlayan ve kadınlarda daha fazla görülen bir hastalıktır.
• Unutkanlıklarla başlar, yakın geçmişteki unutma ve yeni bilgileri öğrenmede zorluklarla devam eder.
• Esas sebep yaşlanmadır.
• Bunun dışında kafa travması, genetik yatkınlık, beslenme bozukluğu, uyuşturucu kullanımı sayılır.
• Unutkanlık ve öğrenmede zorluklarla başlayıp ilerleyen rahatsızlıkta davranış değişiklikleri, zaman, mekan ve kişileri tanıma bozuklukları, idrak kusurları ortaya çıkar.
• Aile fertleri karıştırmaya, tanımamaya ve giderek konuşamaz, tuvalet ihtiyaçlarını göremez hale gelebilir.

♥ Bunamanın (alzheimer hastalığı) Tedavisi
• Hastalığın sebebi tam bilinmediğinden kullanılan ilaçlar tedavi edici değildir.
• Huzursuzluğu, hırçınlığı uykusuzluğu gidermeye yönelik ilaçlar verilebilir.
• Burada hasta yakınları gerekli bilgiyi almalı ve bakımı sağlamayı öğrenmelidir.

♥ Diğer Bunama Türleri
• Beyin damarlarının tıkanması durumunda vücutta kısmi felçler yanında sebepsiz ağlamalar, gülmeler, yutma güçlüğü, sık idrara çıkma, gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır
• Tedavi, şikayetlere yöneliktir.
• Ayrıca sebebi bilinmeyen bunamalar da mevcuttur.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Çocuklarda Bağışıklık Sistemi Güçlendirici Tavsiyeler

Domuz gribinden çocuğumuzu korumanın yolları ve aşıyla ilgili konuları daha önce işlemiştik. Şimdi de çocuklarımızı domuz gribinden ve üst solunum yolu enfeksiyonlarından korumak için bağışıklık sistemlerini geliştirmek adına neler yapmamız gerektiğine bakacağız…

Yenidoğanların, süt çocuklarının ve oyun çocuklarının bağışıklık sisteminin yeterince güçlenmemiş olması enfeksiyon hastalıklarına daha kolay ve sık yakalanmalarına neden olabiliyor. Bunun dışında altta yatan kronik akciğer hastalığı, kalp hastalığı, böbrek hastalığı, kan hastalığı, beslenme yetersizliği olan çocuklarda enfeksiyon daha ağır seyredebiliyor. Okul çocuklarının yoğun sınav ve ders dönemlerinde yorgunluk, aşırı stres nedeni ile vücut dirençlerinin düştüğü biliniyor.

Sonbahar ve kış aylarında sık görülen enfeksiyonlarda virüslerin etken olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi’nden Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, bulaşıcı olan bu hastalıkların yayılma yollarıyla ilgili şu bilgileri hatırlatıyor: “Hastanın kullandığı eşyalara temas edilmesi sonucu mikrop vücuda giriyor. Kısa sürede solunum yollarında çoğalmaya başlıyor ve 1-3 gün içinde ateş, boğaz ağrısı, öksürük, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrısı gibi belirtilere yol açıyor. Daha nadir olarak solunum sıkıntısı, bulantı, kusma, bilinç değişikliği, havale geçirme, döküntü gibi belirtiler de görülebiliyor. Bunlar durumun ağır olduğuna işaret eden belirtilerdir. Bu mevsimlerde kapalı ortamlarda bulunulması, kreş, okul gibi kalabalık mekanlarda hasta olan bir kişiden virüsün kolaylıkla ortama bulaşması nedeni ile hastalık hızla yayılabiliyor.”

Çocukların bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için yapılması gerekenler

Aşılar eksiksiz olarak yapılmalı
Düzenli beslenmeye önem verilmeli
Çocukların sebze ve meyve tüketimini artırın Hazır meyve suları yerine çocuklara taze sıkılmış meyve suları içirilebilir.
Yeterli ve kaliteli uyumaları sağlanmalı
Hekim önerisi olmadan ilaç kullanıllmamalı ve özellikle antibiyotik kullanılmalı
Düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemeli
İnfluenza ve üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için yapılması gerekenler

Altı aylıktan büyük çocuklara grip aşısı yaptırın
Çoçukların ellerinini sık sık yıkamaya özen gösterin
Kapalı ve kalabalık yerlerde bulunmamaya çalışın
Ev içinde odaların ve okullarda sınıfların sık sık havalandırın
Piyasada bulunan ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği belirtilen ilaçları hekim kontrolünde kullanın
Referans.7gunsaglik.com.tr

Germe Hareketleri Esnekliği Artırır mı?

Esnekliği ve hareket kapasitesini artırmak için streç denilen germe esneme hareketlerini yapmalıyız.

Özellikle egzersiz öncesi ve sonrasında streç yapmak kasları rahatlatır ağrıyı azaltır ve daha çok verim almanızı sağlar. Omuz ve benzer yerlerde sertleşme riskini önler. Özellikle yoga streç hareketleri ile daha esnek olabilir ve boyunuzu da uzatabilirsiniz. California State Üniversitesi’nde egzersiz bilimi profesörleri bu görüşü destekliyor.

Sinir sisteminde sakatlık ve sorunlar olmaması açısından da bu egzersiz önemlidir. Streç sırasında uzunlamasına kas dokusu kemikler kas lifleri tendonlar iyice uzar ve yerini bulur. Kas dokusu lastik bir banda benzer ve onu uzatmamız esnetmemiz gerekir. Esneme ve uzatma ile kas ve kemikler rahatlar. Sinir sistemi de bu şekilde kontrol edilebilir. Ağrıyı önler ve dirençle güç kazandırır. Daha üstün spor yapmayı sağlar ve esneklik katar.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Diz

Diz eklemi ile ilgili şikayetler hastanın ortopedi uzmanına en sık başvurma sebeplerindendir.Diz eklemi, vücudun en geniş yüzeyli eklemidir. Uyluk (femur) ve kaval (tibia) kemikleri ile diz kapağı kemiği (patella) nin oluşturduğu eklemdir. Diz eklemi içinde iç ve dış tarafta iki adet menisküs denen yapı vardır. Menisküsler özel bir kıkırdaktan oluşan hareketli conta vazifesi gören yapılardır. Diz içinde dizin öne kaymasını engelleyen ön çapraz bağ ve arkaya kaymasını engelleyen arka çapraz bağ bulunur. Bu yapıların oluşturduğu sistem dizdeki mükemmel hareketi sağlar.

Dizde en sık rastlanan şikayetlerin başlıcası menisküsler ile ilgili problemlerdir. Dizdeki ani burkulmalar, dönmeler esnasında dizdeki menisküslerde yırtıklar oluşabilir. Menisküs yırtığı hastada; dizde ağrı, takılma, merdiven inerken ağrı, çömelip kalkmada ağrı, bazen eklemde kilitlenme gibi şikayetler yapar.

Menisküs yırtığı teşhisi ortopedist hekimin muayenesi ve sonrasında çekilen MR filmi ile konur.

Menisküs yırtıklarının tedavisinde günümüzde modern bir tedavi yöntemi olan artroskopi uygulanmaktadır. Artroskopi esnasında hastaya önce anestezi (genel, spinal veya lokal) uygulanır. Diz eklemine yaklaşık 0,5 cm çaplı optik sistemle bağlantılı bir borucukla girilir. Diz içinin görüntüsü ekrana yansır. Bu şekilde diz içindeki menisküs, bağ ve diğer yapıların muayenesi yapılır. Daha sonra yine 0,5 cm çapında ikinci bir delik açılıp bu delikten salınan özel aletler vasıtasıyla yırtık menisküs bölümünü ekranda görerek müdahale edilir. Menisküs yırtıklarının çoğunda yırtık bölümü çıkarmak tedavi için yeterlidir. Menisküsün iyileşme potansiyeli olan dış bölüm yırtıklarında ise yine artroskopik olarak menisküs dikilir ve iyileşme beklenir.

Özellikle sporcularda görülen diz içinde yaralanmalardan biri de ön çapraz bağ yırtıklarıdır. Dizde şiddetli bir dönme, arkasından şişlik ile başlayan şikayet daha sonra dizde emniyetsizlik, yürürken veya koşarken dizin boşalması gibi belirtiler verir. Ön çapraz bağ ile ilgili değerlendirmede hastanın muayene edilerek, dizin gevşekliğinin değerlendirilmesi en büyük öneme sahiptir. MR tetkiki ile ön çapraz bağ yırtığı kesin olarak belirlenir.

Ön çapraz bağ yırtığının tedavisinde, hasta sporcu ise veya günlük işlerinde dizinde boşalmalar oluyorsa çapraz bağ tamiri ameliyatı yapılır. Ön çapraz bağ ameliyatlarında dizin önünden (pateller tendon) veya yan tarafından (hamstring tendonlar) alınan tendonlar, yırtılmış olan ön çapraz yerine artroskopik olarak özel vida sistemleri ile konur. Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu denen bu ameliyatlar yurdumuzda belli merkezlerde başarı ile uygulanmaktadır.

Diz eklemindeki problemlerin sık karşımıza çıkanlarından biri de patella denilen diz kemiği kıkırdağı ile ilgili problemlerdir. Dizin ön tarafında ağrı, merdiven çıkarken ağrı, uzun oturmalardan sonra bacağı düzeltme isteği gibi şikayetlere yol açar.

Diz kapağı kemiği özellikle çömelip kalkma hareketleri esnasında büyük bir yük altında kalır. Kilosu fazla kimselerde bu yük daha büyüktür ve eğer kapak kemiğinin kıkırdağında da yapısal bir hassasiyet varsa kıkırdak aşınmaya başlar. Bu aşınma kendini ağrı ile belli eder. Problemin giderilmesinde özel egzersizlerin çok önemli rolü vardır. Bunun için üretilmiş özel dizlikler tedavide faydalı olmaktadır. İleri vakalarda belirgin yapısal bozukluk varsa diz kapağı kemiğindeki baskıyı azaltmak için özel bir takım ameliyatlar uygulanabilir.

Diz Eklemi Kireçlenmesi (gonartroz): Diz eklemini oluşturan kıkırdakların bozulması ve eklemin deforme olması ile ortaya çıkar. Özellikle fazla kilolu kimselerde orta yaş ve daha sonrasında görülür. Diz eklemi ağrılıdır. Şiş ve şekli bozulmuştur. Hastanın yürümesi, merdiven inip çıkması ağrılıdır. Zamanla geceleri yatarken bile ağrılar oluşur. Dizin durumu muayene ve röntgen ile değerlendirildikten sonra, diz kireçlenmesinin tedavisinde öncelikle özel diz egzersizleri, kilo verme, ilaç tedavisi uygulanır. Eklem içine yapılan kıkırdak güçlendirici ilaçlar, özel dizlikler tedavide kullanılmaktadır. Belli dönemlerde fizik tedavi uygulanabilir. Menisküs yırtığı ile birlikte olan uygun vakalarda artroskopik girişim kısmen faydalı olabilmektedir.

İleri derecedeki diz kireçlenmelerinde total diz protezi ameliyatı uygulanmaktadır. Bu ameliyatla bozulmuş olan eklem yüzeyleri çıkarılıp yerine metal ve plastik maddelerle yapılmış özel protez konur. Hastanın ağrısız yürümesi amaçlanmaktadır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Ayak Bileği

Ayak bileği bölgesi tibia, fibula ve talus denen kemiklerin eklemleşmesi ile oluşan, ayak ile bacak arasındaki bağlantı bölgesidir.

Ayak bileği ile ilgili en sık karşılaşılan problem ayak bileği burkulmasıdır. Yürüme veya koşma esnasında ayak bileği burkulan hasta bileğinde şiddetli ağrı, şişlik hisseder. Özellikle ayak bileği dış tarafındaki bağlarda yırtık olur. Burkulmalar genel olarak 3 farklı derecede bağ yaralanmasına sebep olur. Birinci derecedeki bağda şiddetli bir gerilme söz konusudur, yırtık yoktur. İkinci derecede bağlarda kısmi yırtık vardır. Üçüncü derece burkulmada ise bağ tam olarak kopmuştur.

Ayak bileği bağ yaralanmalarının çoğu dış taraftaki bağlarda(dış yan bağ) olur. Nadiren iç yan bağlar da yaralanabilir. Ayak bileği burkulmaları esnasında ciddi ayak bileği kırıkları meydana gelebileceği unutulmamalıdır. Bu tür kırıkların tedavisinde de çoğu zaman ameliyat gerekir.

Kırık olmayan ayak bileği burkulmalarının tedavisinde ise şu uygulamalar yapılır: Çok ileri olan (3. derece) burkulmalarda alçı tedavisi uygulanabilir. Diğer vakalarda ise elastik bandaj, buz uygulaması, ayak bileğinin yüksekte tutulup dinlendirilmesi, lokal pomadlar, ağrı kesici ilaçlardan oluşan tedavi uygulanır.

Ayak Hastalıkları

Ayak vücudumuzun yükünü üzerinde taşıyan, yürüme, koşma gibi fonksiyonlarda kullandığımız temel organdır. Ayakta dururken mükemmel bir araba lastiği gibi zemine adapte olarak bizi dengede tutar. Adım atma esnasında ayak kilitlenip güçlü bir kaldıraç haline gelir ve bütün vücudu kaldırıp adım atmamızı sağlar. Ayak arka kısım kemikleri, tarak kemikleri ve parmaklardan oluşur. Ayakta en sık karşılaşılan problem düz tabanlık(pesplanus) denen durumdur. Ayak alt yüzü normalde yere düz olarak basmaz. ayak iç yanında bir kavis oluşur ve bu kısım yüksekte kalır. Ayak, yere baş parmak kökü, topuk ve ayak dış yanıyla basar. Düz tabanlık ayağın iç kısmındaki bu kavisin bozulması ve ayağın iç yanının da yere basması durumudur. Küçük çocuklarda ayak tabanındaki yağ dokusu sebebiyle ayak, yere tam olarak basar. Bu durum yanıltıcı olarak düz taban teşhisi konmasına sebep olabilir. Üç yaşından sonra ayak tabanı yağ dokusu açısından normalleşir. Bu durumda yapılacak bir değerlendirmede daha kolay teşhis konur. Ancak küçük çocuklarda da topuk kemiğinden itibaren olan yayılmalar tedavi gerektirebilir.

Düz tabanlık tedavisinde, çocuklarda özel yapım ortopedik ayakkabılar, daha ileri yaşlarda ise özel tabanlıklar kullanılır. Çoğu düz tabanlılık ise bir tedavi gerektirmez. Esasen ağrı yapmayan ve ilerleyici olmayan düz tabanlılıkta bir tedavi uygulanmasına gerek olmadığı söylenmektedir. Çoğu düz tabanlık yapısal bir farklılıktan ibarettir. Düz tabanlılık, ileri yaşlarda düşünüldüğü kadar ciddi problemlere yol açmaz. Ailenin bunu ciddi bir hastalık değil, yapısal bir özellik olarak kabul etmesi uygundur. Aksi durumda devamlı özel ayakkabılar ve ailenin endişesi gereksiz yere çocuğun bu durumdan psikolojik olarak kötü etkilenmesine sebep olabilmektedir.

Düz tabanlığın tersi durumuna ise çukur ayak(pes cavus) denir. Bu durumda ayak tabanındaki çukurluk normalden daha yüksektir. Bu durum topuk bölgesinde ağrılara yol açabilir. Çukur ayak mevcut çocuklar, özellikle bel bölgesi rahatsızlıkları açısından iyi değerlendirilmelidir. Tek başına olan çukur ayak tedavisinde yine basit tabanlıklar kullanılmaktadır.

Halluks Valgus: Ayak birinci parmak kökünde ağrı ve şekil bozukluğu ile ortaya çıkan hastalıktır. Daha çok orta yaş üzeri ve özellikle sivri uçlu, yüksek topuklu ayakkabı giyilmesiyle belirginleşen ve orta yaş üzeri hastalarda görülen bir durumdur. Ayak baş parmağı, beşinci parmağa doğru eğilir ve baş parmağın kökünde şişlik vardır. Hasta şekil bozukluğu yanı sıra ağrı ve ayakkabı giyememe gibi şikayetlerle başvurur. Tedavisinde başlangıç aşamasında parmak arası makara, gece ateli gibi özel ortopedik cihazlar uygulanır. İleri aşamalarda ise ameliyat gerekli olmaktadır. Kemiklere yapılan eğrilik düzeltici ameliyatlar ile hastalık tedavi edilir.

Doğuştan Çarpık Ayak(Pes Ekino Varus): Çocukların anne karnında gelişimi esnasında ayağın büyüme ve gelişmesindeki aksaklık sonucunda oluşur. Yeni doğan çocukta ayaklardan biri veya ikisi de çarpık ve küçüktür. Oldukça önemli bir rahatsızlıktır. Tedavisinde acilen başlanan alçı tedavisinin önemi büyüktür. Çocuğa haftada bir değişen seri düzeltici alçılar yapılır. Alçı tedavisinde başarı sağlanamazsa ameliyat gerekli olur.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Çocuk Kırıkları

ÇOCUK KIRIKLARI
İçinde bulunduğumuz yaz mevsimi bir çok güzelliğin yanı sıra maalesef çocuk yaralanmalarının en sık görüldüğü mevsimdir. Düşmeler ve trafik kazaları çocuk yaralanmalarının en önde gelen sebebidir. Tüm yaralanmaların %15‘i kas ve iskelet sisteminde görülür.

Travma geçirmiş çocuğun değerlendirilmesi güçtür. Yaralanma birden fazla yerde olabilir. Çocukla iletişim kurmanın zorluğu sebebiyle bazı kırıklar gözden kaçabilir.

Kaza geçiren çocukta öncelikle solunum,dolaşım sistemleri muayene edilir. Kas-iskelet sistemi muayenesinde boyun yaralanmaları, eklem çıkıkları ve kırıklar ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Çocuğun iskelet sisteminde aşikar bir deformite, anormal bir hareket olup olmadığına bakılır. Kırık olan bölgede hareket ettirememe söz konusu olabilir. Ciltte yara olup olmaması, olmadığı tedavide önem taşır. Nazikçe yapılan bir muayene ile en hassas bölge tespit edilir. Kırıktan daha uç kısmın duyu, hareket ve dolaşım muayenesi yapılarak kırığın damar ve sinirlere zarar verip vermediği kontrol edilir. Bu muayene özellikle dirsek bölgesi kırıklarında çok önemlidir. Parmak hareketi, parmaklardaki duyu ve nabız kontrolüyle damar,sinir yaranması hakkında fikir sahibi olunur.

Travma geçirmiş çocukta muayeneden sonraki en önemli araç röntgen değerlendirilmesidir. Çocuklarda epifiz denen kemiklerin büyüme bölgeleri röntgen değerlendirilmesinde zorluğa sebep olabilir. Bu durumda özel değerlendirme teknikleri kullanılır. Çocuklarda travmanın öyküsü çok dikkatli alınmalıdır. Ne yazık ki bazı ciddi problemler basit bir düşmeye bağlanarak o hastalığın teşhis ve tedavisini geciktirebilir. Basit bir düşmeye bağlanan kalça ağrısı, aslında kalça eklemi iltihabına, hatta kalça bölgesi tümörüne bile işaret edebilir. Unutulmamalıdır ki travma sonucu oluşan basit zedelenmeler bir kaç gün içinde iyileşir. Anne baba çocuğun devam eden ağrı ve aksama şikayetini ciddiye almalıdır.

Çocuklarda bağlar kemiklerden daha güçlüdür. Bu yüzden yetişkinlerde bağ yırtığına neden olan bir burkulma çocuklarda kırığa sebep olabilir. Bu yüzden diz ve ayak bileği burkulmaları önemsenmelidir. Çocuklarda en sık görülen kırıklar el bileği ve dirsek kırıklarıdır.

Çocuklarda eklem kıkırdaklarında olan yaralanmalar da önem taşır. Eklem yaralanması bir kıkırdak parçasının kopup eklem içine dönmesi ile sonuçlanabilir. Çocuk kemikleri erişkin kemiklerine göre belirgin farklılık gösterir. Çocuk kemiği çok daha esnektir. Periost denen kemik zarı kalındır. Kırığın parçalı olması nadir olur. Kaynama erişkine göre çok daha hızlıdır. Çocuk kemiğindeki bu farklılıklar sebebiyle çocuklara has bazı kırıklar vardır. Kemik zarının sağlam kaldığı kırıklara yeşil ağaç kırığı ve torus kırıkları örnektir. Bu tip kırıklarda çocuk çok az ağrı duyar. Kemikte ezik şeklinde kırık görülür. Bebek kemikleri kırılmadan eğrilebilir. Bu tip kırıkların röntgenleri dikkatle incelenmelidir. Çocuk kırıkları yetişkinden farklı olarak çoğu zaman kırığın düzeltilmesi ve alçı tedavisi ile kolayca iyileşebilirler. Kırıkta oluşan hafif açılanmalar kemiğin büyümesi esnasında remodele olarak düzelir (remodelasyon).

Kemiğin iyileşme hızı çocuğun yaşına ve kırığın yerine bağlıdır. Çocuk ne kadar küçükse kırık o kadar hızlı kaynar. Örneğin, yetişkin birinde 3-4 aydan önce kaynamayan uyluk kemiği kırığı yenidoğan bebekte 2-3 haftada kaynayabilir.

Çocuklarda ameliyat gerektiren kırıklar da vardır. Özellikle ayrılmış dirsek bölgesi kırıkları çocuklarda ameliyatla tedavi ettiğimiz kırıklardır. Çocukların epifizyoliz diye adlandırdığımız büyüme bölgelerinin kırıkları da özellikle önemli kırıklardır. Büyüme kıkırdaklarının zedelenmesi daha sonraki kemik kısalık ve eğriliklerine sebep olabilir.

Açık kırık dediğimiz ciltteki yaralanmalar ile birlikte olan kırıklarda tedavi önem taşır. Bu tip kırıklarda tedaviye antibiyotik ilaçlar,tetanoz aşısı eklenmeli ve yara temizliğine özen gösterilmelidir. Unutulmamalıdır ki burada gelişecek bir iltihab ciddi bir problem olan kemik iltihabına(osteomiyelit) yol açabilir.

Çocuklarda bağlar kemikten daha sağlam olduğu için çıkıklar çok nadirdir. En sık görülen çıkık dirsek bölgesinde “dadı çıkığı” olarak adlandırılan yarım çıkıktır. Özellikle 1-4 yaş arasında çocuğun kolundan hoyratça çekilmesi ile oluşur. Çocuk elini oynatamaz ve ağrısı vardır. Aile bu durumda telaşla hekime başvurur. Basit bir meniplasyonla çocuğun bu çıkığı yerine konur ve ağrısı geçen çocuk elini kullanmaya başlar. Aileye de çocuğun elinden çekerken dikkatli davranması öğütlenir.

Kırık sonrası alçı tedavisinden sonra hastanın takibi oldukça önem taşır. İlk gün aile alçılı uzvun parmaklarında şişlik, morarma gibi dolaşım bozukluğu işaretleri konusunda dikkatli olmalıdır. Alçı içindeki kanama ve şişlik o bölgeden geçen damarı sıkıştırıp dolaşımı bozabilir. Bu durumda alçı süratle gevşetilir.

Kırığın iyi pozisyonda olup olmadığı da çekilen röntgenlerle izlenir. Röntgenlerde kaynama tespit edilince alçı çıkarılır ve hareket başlanır. Çocuklarda alçı sonrası hareket kısıtlılığı nadir olur. Bu durumda Fizik Tedavi gerekebilir.

Çocuğunuz kaza geçirirse

Kaza geçiren bir çocuğun ailesi paniklemeden sakin bir değerlendirme yapmalıdır. Çocuğun nefes alıp vermesi normal, bilinci açık olup olmadığı kontrol edilmelidir. Çocuğun kol ve bacağı gibi bir bölgesinde ağrı, şişlik, şekil bozukluğu, hareket ettirememe gibi bir durum varsa bu bölgede kırık olabileceği düşünülmelidir. Bu durumda bu bölge fazla sıkılmadan basit karton gibi bir cisimle hafifçe sarılıp çocuğun ağrısı azaltılmaya çalışılır. Yaralanan kol veya bacak yüksekte tutularak şiş önlenmeye çalışılır.

Ardından süratle hastaneye başvurmalıdır. Unutulmamalıdır ki kırıklar ve çıkıklar sonrası yapılan tedavi ne kadar kısa sürede olursa tedavi şansı o kadar yüksektir. Maalesef çok az olmakla birlikte ülkemizde halen hekim olmayan kimselere gidilip cahilce uygulamalar yapıldığı ve çocuklarda kalıcı sakatlıkların oluştuğu gözlenmektedir. Aile dikkatli olmalı ve mutlaka bir ortopedi ve travmotoloji uzmanına başvurmaldır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Epilepsi sara nöbeti tedavisi

Epilepsi (nöbetleri), beyindeki ani elektriksel aktivite artışları sonucu meydana gelen ve beynin normal işlevlerini hasara uğratan bir durumdur. Epilepsili hastalar, genelde doğumsal olarak bu hastalığı taşırlar, ancak bazılarında daha sonraki yıllarda (kaza sonrası gibi) gelişebilir.
Epilepsi ataklarının şiddeti çok değişken olabilir. İlk kez gözlendiğinde kesinlikle bir acil servise ve nöroloji uzmanına müracaat etmek gerekir. Epilepsi tedavisinde antikonvülzan adı verilen ilaç grubu kullanılır, bunlar genelde yatıştırıcı etki gösterirler. Bunlardan en eskisi fenobatbital ve fenitoindir. Şu an için piyasada bu amaçla kullanılan çok sayıda ilaç bulunmaktadır. İlaçlarınızı kesinlikle bir nöroloji uzmanının kontrolünde kullanmanız gerekir.

Epilepsi için önerilen tedaviye yardımcı yöntemlerden birisi ketojenik diyettir. Bu diyet yüksek oranda yağ, az miktarda karbohidrat ve protein ile sınırlı miktarda sıvı içerir. Bu diyet vücutta keton cisimlerinin artmasına yani ketozise neden olur.

Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bu durum (ketozis) epilepsi ataklarının sıklığını ve oluşumunu azaltır. Özellikle 1-10 yaş arasındaki çocuklarda ve ilaçlarla yeterli derecede tedavi edilemeyen (ilaçlardan fayda görmeyen) hastalarda etkilidir. Yetişkinlerde ve adölesan dönemde etkin olmadığı gözlenmiştir.

Aşağıda epilepsi hastalarının tedavilerine yardımcı olabilecek bazı öneriler sunulmuştur, ancak BU YÖNTEMLERDEN FAYDA GÖRSENİZ BİLE KESİNLİKLE HEKİMİNİZE DANIŞMADAN İLAÇALRINIZI BIRAKMAYI VEYA İLAÇ DOZUNU DEĞİŞTİRMEYİN.

• uyarıcı özelliğe sahip tüm alışkanlıklarınızı bırakın: tütün, kahve, kola, çikolata gibi.

• yemeklerle birlikte hergün 3 kez 500 mg kalsiyum ve 250 mg magnezyum alın. Bunlar sinirlerin aşırı uyarılabilirliğini azaltmaya yöneliktir.

• vitamin – E alın. bu konudaki çalışmalar yetersiz olmakla birlikte, fayda sağladığı hastalar bulunmaktadır. önerilen doz 40 yaş altındakiler için 400 IU / gün, daha yaşlılar içinse günde 800 IU dir.

• solunum egzersizleri ve stres kontrol egzersizleri yapın.

• bu yöntemler muhtemelen ilaç kullanma gereksiniminizi ortadan kaldırmayacaktır, ancak uzun sürede ilaç dozunu azaltmanıza yardımcı olacaktır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com
X