Hidrosefali ( Sulu Kafa) Hastalığı Hangi Durumlarda

Hidrosefali, Türkçe tanımıyla ifade edecek olursak su ve kafa kelimelerinden oluşan ve sulu kafa olarak ifade edilen bir hastalıktır. Beyinde aşırı su birikmesi olarak ifade edilmektedir.

Bahse konu olan su beyin-omurilik sıvısıdır. Hidrosefali her yaşta görülebilen bir hastalık olmakla birlikte daha çok çocuklarda ve 60 yaşın üzerindeki yaşlılarda rastlanmaktadır. Ortalama olarak her 500 çocuktan birinde hidrosefali görülmektedir. Tanı genellikle doğum öncesi, doğum sırası ya da erken bebeklikten konmaktadır.

Nedenleri:
Hidrosefaliye neden olan etkenler bulunulan yaşa göre değişiklik arz etmektedir.
1)0-2 ay arası yeni doğan bebekler en büyük grubu oluşturmaktadırlar. En temel nedeni beyin içi kanamalardır.
2)Çocuklar ve yetişkinlerde oluşmasının temel nedeni beyin tümörleri, kafa travmaları ve beyin kanamalardır
3) Yaşlılarda ise beyin omurilik sıvısının emiliminin azalması sonrasında beyindeki odacıkların genişlemesidir.
Belirtilen tüm bu nedenlerin yanı sıra nadiren de olsa gelişimsel ve kalıtımsal bozukluklara bağlı olarak da oluşabilir.
Tedavisi:
Bu hastalığı ilaçla tedavisi hiçbir şekilde mümkün değildir. Beyin cerrahisi uzmanlarının gerçekleştireceği cerrahi müdahale ve girişimler sonucu iyileşme mümkündür. Seçilecek bu cerrahi yöntem hastalığın oluşum nedenine göre değişim göstermektedir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kızamık Neden Oluşur? Belirtileri ve Tedavisi

Kızamık, bir virüsün neden olduğu, ilkbahar veya kış sonlarında ortaya çıkan deride döküntü ve ateş ile kendini gösteren bulaşıcı bir hastalıktır.
Kızamık, kişinin kendini yorgun hissetmesine ve ateşlenmesine neden olduğundan okul ve iş hayatına da engel olur.

Tehlikeli bir hastalık olup karaciğer, akciğer ve orta kulakta iltihap ve ishal gibi hastalıkları da beraberinde getirebilir. Gebelikte yakalanılması durumunda çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
Belirtileri:
-Ateş
-Titreme
-Ağız içinde beyaz lekeler
-Kuru be inatçı öksürük
-Gözlerde kızarma ve ışığa hassasiyet
– Ciltte döküntü
Tedavisi:
Bulaşıcı bir hastalık olmasından dolayı kızamık olan bireyin öncelikle diğer bireylerden uzak durması sağlanır. Özellikle okul kreş gibi yerlerde çok çabuk bulaşması mümkün olduğundan buralarda yayılması önlenmelidir.
Kızamık hastasının hastalığı sürecinde özel ortamlarında hijyen sağlanmalı, odası sık sık havalandırılmalı ve hastanın üşürmesi önlenmelidir. Bu hususlara dikkat edilmediği takdirde hastalığın ilerlemesi kaçınılmazdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Suçiçeği Nedir? Belirtileri ve Tedavisi Nedir?

Suçiçeği, virüs kökenli bulaşıcı bir hastalık olup, daha çok çocukluk çağlarında ortaya çıkmaktadır. Hastalığa neden olan virüs, varicella zoster virüsüdür. Suçiçeği hastalığını bir kere geçirmiş bir kişi ömür boyu bağışıklık kazanır.

Tanısı:
Hastalık deri döküntülü olduğundan dolayı tanı döküntülerle hemen konulabilir.
Belirtileri:
Suçiçeğinin kuluçka dönemi 2 3 gündür. Hastalığın belirtileri 3. haftadan itibaren kendini göstermeye başlar. İlk başlarda grip şeklinde başlar; daha sonra yüksek ateş ve deride sivilceler kendini gösterir. Vücuttaki döküntüler farklı boyuttadır ve kaşıntılıdır. Bu döküntüler buluştuktan 5 6 gün sonra kabuklu açmaya başlar ve bulaşıcı özelliğini yavaş yavaş yitirir. Döküntüler gözler ve ağız içinde de oluşabilmektedir.
Tedavisi:
Döküntü olan bölgelerde hastanın kaşıntısı normal ise losyon tedavisi, kaşıntı fazla ise ilaç tedavisi uygulanır. Çocukların tırnaklarının uzamasına izin verilmemeli, sık sık kesilmelidir. Bakterilere dayalı bir enfeksiyonun gelişmesini önlemek için hijyen kurallarına itinayla özen gösterilmelidir.

Suçiçeğinden korunmanın en önemli yolu bu hastalığa sahip kişilerden uzak durmak ve kişisel eşyalarını kesinlikle kullanmamaktır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

İshal (Diyare) Nedir?

İshal, genel tanımı ile dışkının normalden daha sık ve kıvamının sulu olması durumudur.

Gün içerisinde fazla sıvı tüketme veya meyve sebze yeme sonucunda görülen ishaller son derece normaldir ancak hepsi bu kadar masum değildir. Meyve ve sebzelerin içerisinde bulunan selüloz adı verilen madde sindirime uğramadığından fazla tüketilmesi durumunda ishale neden olabilmektedir. Bunun yanında fazla sıvı tüketildiği zaman vücuttaki fazla su dışkılama yolu ile dışarı atılmaktadır. Bu duruma fizyolojik ishal adı verilmektedir ve son derece masumdur. Ancak bu gibi durumların dışında ishal her zaman hafife alınmamalıdır. Çünkü ishal çok ciddi hastalıkların belirtisi de olabilmektedir. İshalde sıklığının artmış olmasının yanında asıl önemli olan dışkıdaki sıvı miktarının ne kadar arttığıdır.
Eğer ishal dört hafta sürmüş ise buna akut ishal, 4 haftadan fazla ise buna da kronik ishal adı verilmektedir.
7 günün altında olan ishaller genel itibari ile viral ya da bakteriyel kaynaklıdır. İshal sürecinde kaybedilen sıvı kaybı mutlaka karşılanmalıdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Adet Zamanı Nasıl Erkene Çekilebilir?

Yeni etkinliklere ve arkadaş ortamlarına katılmak, ufkunuzu değiştirmek hayata şans ve ğlence katmak her kadının hakkıdır. Yaşamaya değer kılan şeylerden biridir. Fakat büyük bir eğlence gecesi regl olabilirsiniz. Bu dönemde de bilindiği üzere kadınlar rahatsız olur ve eğlencelerden zevk alamazlar. Fakat bazı durumlarda regl dönemini erkene almak mümkün olabilir.

Erkenden bir atak planı yapın. Erken planlama ile başarı şansınız yükselir. Geçmiş ve gelecek adet dönemleri tarihlerini hesaplayın ve not edin. Bu sizin ölçütünüz olacak. Bu tabloya göre stres ve doğal olarak hormonların dalgalanma durumunu göreceksiniz. Adetinizin erken olması ve eğlence vaktine yetişmesini sağlamak için bu ölçüte önem verin.

Başka kadınlarla birlik olun ve bunu konuşun. Çoğu zaman yakın arkadaşlarınızla bu dönemlerin uzunlukları hakkında konuşun. Bazen kadınların döngüleri aynı tarihe denk gelebilir, özellikle bunu baştan beri bilirseniz tahmin etmek de kolaylaşır. Doğum kontrol hapları kullanın. Önümüzdeki başlayacak olan periyodun tarihiyle oynamaya yardımcı olabilir. Belli bir zaman kullanılınca adet döngüsü düzene girer, böylece tarihleri kesinleşmiş olur.

Stresten kaçının. Stres çoğu zaman erken beklenen adetin gerçekleşmesi gereken zamanı öteler. Daha geç başlamasını sağlar ve uzatabilir de. Vücudun genel fonksiyon ve hormonlarıyla oynar. Bu dönemlerde stresli olmak sağlıksızdır ve adeti geçleştirir. Aktif bir yaşam tarzını benimseyin. Düzenli egzersiz vücudun genel sağlığını korur hormonları düzenler. Adeti de erkene almada bir yöntemdir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

El ve Ayakta Oluşan Krampların Nedenleri

El ve ayak krampları istemsiz kas kasılmalarıdır. Aniden oluşur ve oldukça fazla acı verirler. Kasılan kas, deri altında gözle görülür şekilde şişer ve dokunduğunuzda canınız yanar.

El ve ayak krampları fazla yorulmaktan meydana gelir. El ve ayakları uzun süre ters bir pozisyonda tutmak el ve ayakların gerilmesine neden olur. Örneğin; kalemi parmaklarınızla uzun süre sıkmanız kramp oluşmasına neden olur. Kasları aşırı yormak da krampa neden olur. Kasılan el ve ayaklarınızı yavaş ve nazik bir şekilde esnetmek kaslarınızı gevşetmek için en iyi yoldur.

Eğer kalsiyum ve magnezyum değerleriniz düşükse kramp oluşabilir. D vitamini eksikliği de el ve ayaklarınızda kas kasılmalarına neden olabilir. Ayrıca böbrek yetmezliği, tiroit yetersizliği ve tetani ( kalsiyum yetersizliğinden doğan kasılma) gibi hastalıklar da kas kasılmasına yol açabilir. Parkinson hastalığı, Huntington hastalığı ve doku sertleşmesi de el ve ayak kramplarına neden olabilir.

El ve ayakta oluşan kramplar, bazı ilaçların yan etkisi sonucu da oluşabilir. Alkol tüketimi de krampla bağlantılıdır. Eğer hamile iseniz bu krampları sıkça yaşayabilirsiniz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Cerebral Palsy (Beyin Felci) Nedir? Belirtileri ve

Cerebral Palsy yani beyin felci, gelişmekte olan beynin, gelişme süreci içerisindeki herhangi bir dönemde olumsuz bir dış uyaran ile ortaya çıkan, vücudun hareket sistemini ilgilendiren ve çocukluk dönem inin en sık karşılaşılan nörolojik hastalığıdır. Ülkemizde 600.000 üzerinde cerebral palsy hastası çocuk mevcuttur. Cerebral Palsy nörolojik bir sorundur ve beynin hareket sistemi etkileyen bölgede meydanageldiğinden çocuğun hareket sistemine doğrudan etkiler.

Belirtileri:
Erken dönem belirtileri:
• Bebeğin sürekli huzursuz ağlıyor olması
• Uykusuzluk problemi çekmesi
• Bebeğin vücudunun sert olması annenin bebeğinin bacaklarını açarken zorlanması
• Ellerini sürekli olarak yumruk yapmaya meyilli olması
• 1 yaşına kadar kendisine uzatılan herhangi bir objeye tek elini uzatarak uzanmaya çalışması (bu durumda normal koşullardaki bir bebek sadece bir elini her iki elini de uzatmalıdır).
• Bebeğin koltuk altından tutup kaldırdığınızda bacaklarda gerginlik duruşunun çapraz bir şekilde olması.
• Emekleme döneminde komando sürünüşü yapması yani kollarından destek alarak ve bacaklarını sürükleyerek emeklemesi
• Yürüme döneminde (13-15 ay) hala yürüyemiyor ve ayakları yere bastırıldığında parmakları ucunda bastırıyor çaprazlama yapması.
Nedenleri:
Doğum Öncesi Nedenler: Bebeğin anne karnında önemli enfeksiyon alması, beyinin oksijensiz kalması, kan uyuşmazlığı akraba evliliği, anne karnındayken beyin kanaması oluşması gibi faktörlerdir.
Doğum Sırası Nedenler: Doğumun sağlıklı olmayan bir ortamda gerçekleştirilmesi veya zor gerçekleştirilmesi, düşük doğum ağırlığı, bebeğin ters gelmesi, doktorun hatası, kordon dolanması vb.
Doğum Sonrası Nedenler: Bebeğin dengesiz ve yetersiz beslenmesi, erken dönemde geçirilen kafa travması, beyin iltihaplanması, menenjit gibi ağır durumlar, bebeğin ağır sarılık geçirmesi, akciğer ve kalp anomalileri, havale gibi durumlar da beyin felcine neden olabilmektedir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kadınlarda Kısırlık Testi Ve Teşhisi

Makul bir süre içerisinde hamile kalmayı başaramadıysanız, daha geniş çaplı değerlendirme ve kısırlık tedavisi için doktorunuzdan yardım isteyin.

Doğurganlık testleri şunlardır:

Yumurtlama testi: Yumurtlamanın ardından üretilen progesteron hormonu için uygulanan kan testi yumurtladığınızı belgeler. Bu testi evde de yapabilirsiniz.

Histerosalpengografi: Bu test ile, doktorunuz rahim boşluğunuzun büyüklüğünü ve şeklini değerlendirir ve dölyatağı tüplerinin açık olup olmadığını kontrol eder. Doktorunuz rahime bir sıvı enjekte eder ve rahim boşluğunun normal olup olmadığını ve sıvının rahim ile dölyatağı yumurtalarına ulaşıp ulaşmadığını tespit etmek için röntgen çeker.

Laparoskopi: Genellikle genel anestezi ile uygulanabilen laparoskopi testi ile doktorunuz yumurtalık, dölyatağı tüpleri ve rahimdeki yara izlerini, tıkanmaları ve düzensizlikleri görebilir.

Yumurtalık rezervi testi: Yumurta üretiminde azalma riski olan kadınlar adet döngüsünün belirli günlerinde uygulanan bu tür kan ve görüntüleme testlerini yaptırabilirler. Bu testler arasında adet döngüsünün üçüncü günü uygulanan yumurtalık uyarıcı hormon yoğunluk testi, östrojen seviyesini belirlemek için kan testinden önce veya sonra uygulanan ve 5 dozluk yumurtalık uyarıcı ilaç (klomifen sitrat) içeren klomifen sitrat challenge testi, yumurtalık hacmini veya folikül hücre sayısını tespit etmek amacıyla yapılan yumurtalık ultrasonu ve yumurtalık rezervlerindeki diğer belirtileri saptamak için uygulanan kan testleri yer alır.

Hormon testleri: Yumurtalık uyarıcı ve prolaktin gibi bazı hormonlar test edilmesi teşhis edilemeyen sağlık sorunlarının doğurganlığı etkileyip etkilemediğini tespit edebilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Meşrubatlardaki Karbonat Miktarı

Karbonatlı su içeriği olan karbonlaşma, sodada asit ve köpürme etkisini yaratan içeriktir. Sodalar ya karbonatlı su ya da katı karbondioksit ile elde edilir; fakat her sodada aynı karbonlaşma miktarı bulunmaz.

Sodanın kapağı açıldığında karbonat baloncukları yüzeye doğru çıkar ve patlar. Tüm baloncuklar patladığında, sodanın karbonlaşması biter.

Hangi sodada daha fazla karbonlaşma miktarı olduğunu anlamak için içindekileri okumak yeterlidir. Birçok sodanın temel içeriği karbonatlı sudur; fakat eğer sodanın esas içeriği karbonatlı su değilse bu onun daha az karbonlaşma miktarına sahip olduğunu gösterir.

Hangi sodanın daha fazla karbonlaşma miktarına sahip olduğunu anlamak için iki ya da daha fazla sodayı aynı açmanız gerekir. Açtıktan sonra hangisinin köpürdükten sonra daha çabuk düzleştiğini tespit edin. En çabuk düzleşen soda en az karbonat miktarını içeren sodadır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Diş Çıkaran Bebeklere Ararotlu Kurabiye Verin

Yeni diş çıkaran bir bebeğiniz varsa onu izlemek eğlencelidir ve sizin bu konuda bilgili olmanız gerekir.

Çıkacak olan dişlerin yerindeki diş etleri sürekli kaşınır ve bebek eliyle ya da bir şeylerle orayı sürekli karıştırır. Ararot aromalı kurabiyeleri bu dönemde onlar verin. Hem onu yavaşça kemirmeyi öğrenecek hem kaşınan diş etlerini rahatlatacak ve diş çıkarma sürecinde eğlenerek öğrenecek.

Uzmanlar bu aromayı bebeklere öneriyor. Çikolatalı ve böğürtlen benzeri meyveli kurabiyeler özellikle bisküviler serttir ve ararot unundan yapılırsa diş kaşıma için uygundur tadını da beğenirler.

Malzemeler
4 kaşık ararot unu,
1 bardak elma suyu,
1 bardak mısır gevreği ya da pirinç unu.

Malzemeleri iyice çırpın ve en son ararot aromalı unu ekleyin. Kıvama gelince kurabiyeleri hazırlayıp ısıtılmış fırına verin. 20 dakika sonra çıkarıp soğutun ve ona verin.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kalorileri Yakmanın Etkili Yolları

Kilo vermek ve formda kalmak için gün içinde aldığınız kalorileri yakmanız gerekir. Kilo vermek için tükettiğinizden daha fazla kaloriyi; kilonuzu korumak için de aldığınız kalori miktarını yakmalısınız. Kalori yakımını daha etkili bir hale getirmek için ayrıca aşağıdaki yolları da uygulamalısınız:

1. Haftada 4 ya da 6 kez en az 20 dakika kardiyovasküler egzersiz yapın.
2. Ağırlık kaldırın. Kas kütleniz ne kadar fazlaysa o kadar fazla kalori yakarsınız. Bunun nedeni kasların yağlardan daha fazla kaloriye ihtiyaç duymasıdır. Haftada 2 ya da 4 kez ağırlık kaldırın.
3. Günlük egzersizinizi 2 aşamaya bölün. Egzersizden sonra vücudunuz daha yüksek bir seviyede kalori yakar. Eğer günde 2 aşamalı egzersiz yaparsanız, kalori yakma seviyenizi 2 katına çıkarabilirsiniz.
4. Egzersiz aralarında ara idmanlar yapın. Sabit bir hızda 30 dakika yürüyüş yapmak yerine yürüyüş aralarına kısa ve hızlı tempoda yürüyüşler ekleyin.
5. Protein tüketimini artırın. Protein kas oluşumuna yardımcı olur. Bu da metabolizmanızı hızlandırmanıza dolayısıyla da daha fazla kalorinin yakılmasına yardımcı olur.
6. Kahvaltı yapın. Sabah kalktığınızda metabolik hızınız en yavaş seviyededir. Kahvaltı yaptığınızda, metabolizmanız yüksek bir şekilde hızlanır.
7. Gün boyunca küçük öğünler yiyin. Her yemek yediğinizde, vücudunuzu uyandırır ve onu hazma hazır hale getirirsiniz. 3 büyük öğün yerine daha küçük öğünler yerseniz, metabolizmanızı daha fazla harekete geçirirsiniz. Bu da daha fazla kalori yakmanıza yardımcı olur. Öğünlerinizin sayısını artırdığınızda aynı kalori miktarını almaya dikkat edin. Öğünlerinizin sayısını artırarak daha fazla kalori almamalı, sadece aynı miktarı küçük porsiyonlarla almalısınız.
8. Su için. Vücudunuz susuz kalırsa, kalori yakılması da yavaşlar. Günde en az 2 litre su içmeye çalışın (eğer egzersiz yapıyorsanız daha fazla içmelisiniz).
9. Bol sebze ve meyve yiyin. İşlenmiş gıdalardan uzak durmalısınız, çünkü bu gıdalarda bol miktarda saklı yağ ve şeker bulunmaktadır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Adale çekilmesi incinme

Adale çekilmesi veya incinmesi, bir kasın üzerine çok fazla yük bindirmenin sonucudur. Hafif bir adale çekilmesi o bölgeyi fazla germekten veya aşırı çalıştırmaktan meydana gelir. Güç kaybı yoktur fakat acı duyulur.
Belirtiler
o Zedelenme meydana geldiği zaman lokalize ağrı, bunu izleyen hassasiyet ve bazı durumlarda şişme
o Zedelenmenin meydana gelmesinden hemen sonraki 24 saat içinde tutulma (sertleşme) veya hassasiyet
o Eğer kasın hiçbir fonksiyonu yokmuş gibi görünüyorsa, kopmuş olabilir.
Bir kasın liflerinden bazıları gerçekten yırtılır ve adalenin kasılıp iç kanama yapmasına neden olursa daha ciddi bir durum ortaya çıkar. Ender durumlarda bütün kas kopup ayrılabilir, ya kısmi olarak veya daha seyrek görülen şekliyle, tamamen kopabilir.

Adale incinmelerinin en sık görülenlerinden biri uyluk kemiğinin arka tarafındaki bir grup adale üzerinde olur. Bu kaslar dizinizi kapatıp açabilmenizi sağlar; koştuğunuz zaman bu kaslarda çekilme meydana gelebilir.
Uyluk kemiğinin arka tarafında bir adale ağrısı veya zayıflığı bu adalelerinizi incittiğinizi gösterebilir.

İncinmenin çok yaygın ikinci bir çeşidi de kasık çekmesi veya gerilmesi denen olaydır. Kasık çekmesi olayında belirli bir kas zedelenmiş değildir; daha çok, kasıktaki ten-don ve kaslar (karın, bacak ve pelvis bölgeleri dahil) gerilmiş veya yırtılmış olabilir. Kasık gölgesindeki ağrı veya adale spazmları tekrarlanan aşırı kullanımdan veya tek bir olaydan kaynaklanabilir.

Teşhis
Zedelenen alandaki rahatsızlık (hassasiyet, kramplar ve şişme ) teşhis için önemlidir. Sorunun, kemikte bir yaralanmadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için radyografi gerekebilir.
Adale çekilmesi, tedavi ve nekahat devresinde uygun bir bakımla, hızla ve tamamen iyileşir.
Bununla birlikte, ağrınız birkaç günden daha fazla sürmüşse ve kas yırtılması ya da bir kırıktan kuşkulanıyorsanız, doktorunuza başvurun. Zedelenmeyi onarmak için bir ameliyat gerekebilir.

Tedavi
Zedelenmeden sonraki ilk 24 saatte, arızalı bölgeye buz veya soğuk kompres uygulayın. Ondan sonra termofor veya sıcak banyo kullanın. Bazen, özellikle eğer şişme çok fazlaysa kas zedelenmesi düzelene kadar soğuk kompres kullanılabilir. Zedelenen kası yüksekte tutmak ve elastik bandaj kullanmak şişmeyi önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilir. Fakat fazla sıkı bağlamamalısınız. Zedelenen kası, ağrılı olduğu sürece kullanmamaya çalışın. Bu süre genellikle birkaç günden fazla değildir.

İlaç
Küçük adale çekilmeleri için, ağrıyı azaltmak amacıyla aspirin veya diğer ağrı kesici ilaçlar alınabilir. Orta veya ağır adale incinmeleri için ilaç almadan doktorunuza danışın çünkü kendisi size şişmeyi azaltmak için bir antienflamatuar ilaç, bir kas gevşetici veya ağrı kesiciyi zedelenmenin durumuna bağlı olarak verecektir.

Ameliyat
Eğer kasta yırtılma varsa, ameliyat en iyi seçenektir.

Önleme
Adale çekilmelerinden kaçınmanın en iyi yolu, egzersiz öncesi uygun ısınma hareketleri yapmaktır. Tekrarlayan adale çekilmelerini önlemek için, zayıf kasın güçlendirilmesini amaçlayan bir egzersiz programı da bazen yararlı olabilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Yoga Egzersizini Kolaylaştıran 4 Hareket

Yoga sadece bir ağırlık kaldırma ya da sadece zihinsel arınma işi değil. Yogada hem zihni hem bedeni tazelersiniz.

Yoga yapanlara hareketleri kolaylaştıran öğretici nitelikteki hareket önerileri geliyor.

Vücut için en iyi şey spordur sağlıklı bir yoga çalışmasını herkes yapmalıdır. Hem egzersiz yapıp formda kalır hem ruhunuzu dinginleştirirsiniz.

İlk hareketimiz sandalye squatı yani çömelme. Ayakta dururken klasik bildiğimiz gibi yavaşça kolları havaya kaldırarak oturur gibi yapıp öylece birkaç saniye kalıyoruz. 20 tekrar yapın.

İkinci hareketimiz kartal uçuşu. Ayaktayız ellerde dambıllar varken kolları yanlara yukarı gergince açıp kaldırıyoruz. Aynı anda tek bacak diğerine dolansın öyle kalsın. Bacakları değiştirin 12 tekrar yapın.

Üçüncü hareketimiz savaşçı. Lunges gibi tek bacak ileri atılacak gergince diğer bacak arkada gergince duracak. Arasında 90 derece açı kurun ellerde dambıllarla hafif çömelin. 12 tekrar yapın.

Son hareketimiz aynı hareketin tek bacağın havaya kalkmış şeklidir. 12 tekrar yapın.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Detoks Yaptıran Sebzeler ve Hazırlanışları

Abur cubur tükettiğimizde midemiz ve beynimiz boş yere doluyor. Bunun için bir günlük detoks mideye ve zihne iyi gelecek.

Peki temizlik yaptıran detoks amaçlı kullanılabilen sebzeler hangileri ve bu sebzeleri nasıl hazırlayabiliriz? Vücudun dengesini geri kazandıran detoks ve yenileme yaptıran gıdaları inceleyelim.

İşte o detoks yaptıran besinler.

Enginar. Karaciğerden toksinleri atmaya yardımcıdır. Antioksidan deposu olan enginar buharda zeytinyağı ile pişirilir. Deniz tuzu, biber, kekik, limon kabuğu ve yağla haşlama yapın.

Pancar. Parlak renkli kök sebze demir ve çinko deposudur. Toksinlerin dışarı atılmasına yardımcıdır. Salata içine zeytinyağı limon suyu deniz tuzu karabiber kıyılmış çam fıstığı içerir.

Brokoli. Detoks için birebirdir. Turpgillerdendir pul biber diğer aynı malzemeler esmer pirinç kepekli tahıllarla hazırlayın.

Brüksel lahanası ve roka yine aynı malzemelerle haşlama hazırlanabilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kadınlarda Stres ve Depresyon Erken Yaşlanma

Genç kızlarda stres ve depresyon vücutta fiziksel değişim ve deformelere neden oluyor erken yaşlanma ve yaşlı görünme sebebi olabiliyor.

Telomor denilen kromozomların yapısının bozulmasını önleyen uç yapılar bu süreçte etken. Stres tüm vücut kanallarından buralara kadar ulaşıyor ve kromozom yapıları bozulmaya başlıyor. Oksidatif stres DNA yapısına zarar veriyor. Stres depresyon ve telomor uzunluğundaki azalma erken yaşlanmaya sebep.

10-14 yaşlarında 97 genç kız araştırmada incelenmiştir. Dna örnekleri telomor uzunlukları ve stres düzeylerine ve yaşlarına bakılmıştır. Belirtildiği gibi olumsuz his ve olaylar gençlerde dahi erken yaşlanmayı başlatabiliyor. Stres testlerinden önce ve sonra kortizol seviyeleri de incelenmiştir. Telomor kısalığı tam olarak stres ve yaşlanma sebebi ve işareti değilken biyolojik yaşımızın bir işaretçisidir. Majör depresif bozuklukla doğrudan ilişkilidir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Fiziksel Aktivite İle Depresyon Riskini Azaltın

ABD araştırmasına göre her 10 kişiden 1’inde depresyon riski var.

Fakat yine aynı araştırmaya göre haftada ortalama 3 gün aktivite ve spor yapmak ruh sağlığına iyi geliyor ve depresyon riskini oldukça azaltıyor. Egzersiz depresyon belirtilerini azaltıyor ve bu çalışmanın raporu 2013 yılında yayınlanmıştır. Londra Üniversitesindeki doktorlar önemli çalışmalar yapmıştır. Katılımcılar arasında yapılan denemelerde depresyonun %19 oranında azaldığı da kanıtlanmıştır.

Yaş bir kriter değildir 20li yaşlardan 60lı yaşlara kadar bu gerçek değişmez. Egzersiz ve haftalık 3 günlük aktiviteye katılma depresyonu önlüyor ve kötü etkilerini azaltıyor. Her yapılan spor seansı depresyonu %6 oranında azaltmakta. Yani bugün 1 saat yürüdüyseniz riskiniz azalmaya başlar, yarın 30 dakika bisiklete binerseniz depresyon riskiniz %6 oranında daha azalır. Daha iyi hissedersiniz. Kalp hastalığı, diyabet ve obezite gibi pek çok hastalığın da devasıdır egzersiz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Stres Hayatımızı Nasıl Tahrip Ediyor?

Kardiyovasküler kalp damar hastalıkları ve tip 2 diyabet gibi ciddi rahatsızlıkların kaynağında çoğu zaman stres yatar.

Stresin vücutta yapamayacağı hastalık yoktur. Stres hayatımıza nasıl giriyor ve bizi nasıl yakıp yıkıyor görelim. Stres seviyemizi kontrol altında tutmamız gerekir yetişkinlerde bu daha ciddi boyutlardadır. Hemen her sistemin içine kolayca girer ve tahrip eder.

Yale Üniversitesi araştırmalarına göre stres beyni küçültür. Depresyon ve bağımlılık beyne işler. Stresli ve duygusal kişilerin beyin taramalarında sonuçlar dikkat çekmiştir. Düşünme ve işlevsel yeteneklerimiz daralır ve zamanla körelir.

Gut bakterisini tetikler. Bağırsaklarda gelişen ve bağışıklığın kaybolmasında açık olarak görülen gut bakterisi de stres kaynaklı olarak gelişebilir.

Vücutta enflamasyonu tetikler ve gelişimini destekler. Enflamasyon iltihaplanmadır ve tehlikeli olabilir. Stres uzun sürede arterlerde kan damarlarında tıkama birikim yapar. İnsülin direncini bozar ve bunun gibi pek çok soruna kaynak olabilir. İltihaplı hastalıklar buna dahildir.

Sperm sayısını da düşürür. Erkeklerde cinsel hayatı olumsuz etkiler sperm kalitesi ve sayısı azalır.

Stres son olarak abur cubur yemeye teşvik eder kaloriye doyamaz hale geliriz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Bel fıtığı ağrıları teşhisi tedavisi

BEL FITIĞI : Bel fıtığı beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan disk adı verilen kıkırdakların fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Fıtıklaşan disk sinirleri sıkıştırır. Hastalık böylelikle kendini belli eder.

Bel Fıtığının Belirtileri
Bel ve bacak ağrısı en belirgin şikayettir. Bacak ağrısıyla birlikte bacaklarda uyuşma ve hastalık ilerledikçe kuvvet kaybı da ortaya çıkabilir. Bazen orta hattan omurilik kanalına doğru uzanarak sinirleri sıkıştıran büyük bel fıtıklarında idrar ve büyük abdestini tutamama veya yapamama gibi bozukluklar da ortaya çıkabilir. Hastalığın bu derecede ilerlemesine müsaade edilmemeli, zamanında müdahale ile uygun bir tedavi gerçekleştirilmelidir. Bel fıtığında bel ve bacak ağrısı yürümekle, iş yapmakla ve ayakta kalmakla, öksürmekle artarken sert yatakta yatmakla azalabilir.

Bel Fıtığından Korunmak
Diğer hastalıklarda olduğu gibi bel fıtığına da yakalanmamak en iyisidir. Yani tedbirler hastalığa yakalanmadan önce alınmalıdır. Kişi hiçbir zaman çok ağır bir yükü kaldırmamalı, bir yük kaldıracaksa mutlak surette dizlerini kırarak o cismi yerden almalı ve o şekilde kaldırmalıdır. Yani belden eğilerek kaldırmamalıdır. Uzanarak hiçbir cismi almamalıdır. Mesela raftan kitap alırken uzanmamalıdır. Daima cisimlere yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın almalıdır. Sağlıklı iken bel ve karın adalelerini güçlendirici egzersizler yapmak yararlı olur.

Bel Fıtığının Teşhisi
Bel ve bacak ağrısı ile seyreden hastalıklar çok çeşitlidir. Bu nedenle öncelikle teşhisin ne olduğu net olarak ortaya konmalıdır. Çünkü tedavide başarıya giden yol her şeyden önce doğru teşhisten geçer. Bunun için de ilgili uzman hekime müracaat etmelidir. Hekim hastanın şikayetlerini dinleyecek, muayenesini yapacak ve hastalığıyla ilgili tüm tetkik ve tahlilleri yaptıracaktır. Gerekirse bilgisayarlı tomografi manyetik rezonans gibi ileri tetkik yöntemlerine başvurulacaktır. Neticede bel fıtığı olup olmadığı, bel fıtığı ise hangi safhada olduğu net olarak ortaya konacaktır.

Bel Fıtığının Tedavisi
Bel fıtığı rahatsızlığı bulunan bir hastada tedaviye geçmeden önce hastalığın hangi safhada olduğunu iyi bir muayene ve ileri tetkik metotları ile net olarak tespit etmek gerekir. Bundan sonra pratik olması açısından hastalar cerrahi müdahale gerekenler ve cerrahi müdahale gerekmeyenler diye iki büyük gruba ayrılabilirler. Bel fıtığı gelişiminin erken dönemlerinde konservatif tedavi adı verilen cerrahi dışı tedavi yöntemleri uygulanır. Bu safhada hastaya bütün dünyada ağrı kesici, adale gevşetici ve antienflamatuar ilaçlar verilir. Sert yatak istirahatı tavsiye edilir. Fizik tedavi yapılabilir. Lazer ile tedavi cihetine gidilebilir. Ciltten birtakım girişimlerde bulunulabilir.

Bel fıtığı hastalığının tedavisini bir ekip işi olarak görmekte yarar vardır. Nöroşirüji, Nöroloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzman Doktorlar ile Diyetisyen, Psikolog ve Fizyoterapistler bu ekibin içinde yer almalıdır. Gerektiğinde diğer bazı branşlardaki uzman doktorların görüşlerine de müracaat edilmelidir. Bütün bu prensipler ve modern imkanlar kullanılarak hastaların büyük bir kısmı ameliyat harici metotlar kullanılarak tedavi edilebilir. Prensip olarak cerrahi müdahale son çare olarak düşünülmelidir. Ancak hastalık ilerlemiş ve yapılan muayenede bazı şartlar teşekkül etmiş ise o zaman ameliyat kararı verilir. Bu kararı verirken cerraha bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme metodu büyük oranda yardımcı olur.
Bu konunun uzmanı olan doktor kesin olarak ameliyata karar vermiş ise, artık ameliyatı geciktirmemek gerekir. Çünkü gecikme neticesinde bazen felce kadar giden telafisi imkansız birtakım problemler ortaya çıkabilmektedir. Buna karşılık zamanında yapılan, uygun ve yeterli bir cerrahi müdahale hastayı ömür boyu rahat ettirebilmektedir
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Anne Sütü Hem Doyuruyor Hem Obeziteyi Engelliyor

Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesinde görevli Uzman Dr. Faruk Demir, yaptığı açıklamada, obezite hastalığının alınan enerjinin tüketilen enerjiden fazla olması nedeniyle ortaya çıktığını, fazla enerji alımı nedeniyle yağların aşırı depolanması sonucu kilo alımının yüksek olduğunu söyledi.

Çocuklarda obezitenin yaklaşık yüzde 15 ile 30 arasında görülme sıklığının yaşandığına işaret eden Demir, obez çocukların en büyük özelliğinin genellikle ailelerinin de obez olması olduğuna dikkati çekti.
Obez ailelerde harcanan enerjinin az olduğunu, bebek ve çocuklarda da daha çok aşırı beslenmeye bağlı olarak obezite hastalığının görüldüğün değinen Demir, “Anne sütünün obeziteyi engelleyici etkisi vardır. Anne sütü bebeğin doymasını sağlar. Bu da bebeğin aşırı kilo almasını önler. Anne sütü olan bebekler emzirmenin sonunda doyar. Emzirmede son süt vardır. Bu süt de bebeğin doymasını
sağlar” dedi.

Demir, yemek yedirmenin anne ile bebek ya da çocuk arasında bir savaşa dönüşmemesi gerektiğini, ailelerin genellikle bebeklerinin kilolu, toparlak olmasını istediğini belirterek, annelerin bebeğin her davranışını açlık olarak algıladığını, bebeğin ağlamasını, uyumamasını, huzursuz olmasını aç olması yorumladıklarını, bu nedenle sürekli bebeğin ağzına yemek tıkadıklarını ifade etti.

Bebeğin her olumsuz davranışı karşısında yemek yedirilmesinin obezitenin oluşmasına neden olabileceğini dile getiren Dr. Demir, şöyle konuştu: “Önemli olan bebeğin dengeli beslenmesidir. Her öğünde fazla abartılmadan yemek verilmesi ve alınan enerjinin harcanması lazım. Böyle olunca bebekte düzenli kilo alımı olur. Ayrıca, bebeklerin düzenli sağlık kontrollerin yapılması gerekiyor. Aşırı kilo alımı varsa, sağlık personeli ve diyetisyenlerden bilgi almak lazım. Obezite hastalığında erken önlem almak gerekiyor. Çünkü bebeklik ve çocukluk çağından başlayan obezite ergenlik ve yaşamın diğer dönemlerinde de devam edebiliyor. Obezite hastalığı kalp damar sertliğine, akciğer kapasitesinin azalmasına, horlamaya, eklem hastalıklarına davetiye çıkarır. Ayrıca, obezite hastalığı çocuğun psikolojisini bozar. Obezitenin önüne geçmek için dengeli ve sağlıklı beslenmek gerekiyor.”

Dr. Demir, çocuklarda obezite tedavisinin diyet, davranış değişikliği ve egzersiz olduğunu kaydetti.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Yağlar Hakkında Bilmediklerimiz

Hepimiz yağlardan ve yağlı besinlerden uzak durmakla beslenme sorunumuzu çözdüğümüzü sanırız. Oysa yağlar vücudumuzun vazgeçilmezleri arasında. İyi tanıyıp, bilinçli kullanarak onları yararlı hale getirebiliriz. Aşırı ve yetersiz beslenme arasında gidip gelerek bir türlü dengeyi kuramamak sık rastlanan bir sorun. Oysa diyet uzmanları enerji sağlayan besinleri abartmaksızın, beslenme dengesinin kurulmasından yana. Enerji sağlayan besinlerin başında ise yağlar geliyor.
Sanılanın aksine yağlar o kadar zararlı değil. Tam tersine gerekli. Enerji sağladıkları gibi, yağda eriyen vitaminlerin ve antioksidanların vücuda alınmasını sağlayan birer taşıyıcı vazifesi görürler ve elzem yağ asitleri dediğimiz asitlerin vücuda alınmasına yararlar.

Özetle; ihtiyacımız kadar kullanarak ve doymamış yağları tercih ederek beslendiğimizde, sağlıklı bir ömür sürebiliriz. Şunu da belirtmekte yarar var: Sosis, salam, krema, peynir, kavrulmuş fıstık, patates cipsi ve çikolata gibi besinlerin doymuş yağ oranı yüksek olduğu için kesinlikle uzak durmamız gerekiyor. Ayrıca katı yağ ve tereyağı gibi yağlar (doymuş yağ oranı yüksek ve doymamış yağ oranı düşük yağlar) kolestrolü yükseltip, damar tıkanıklığına, koroner yetmezliği ve kanser gibi hastalıklara neden oluyor.

Bir seminerin ardından
Yağların yaşamımız üzerindeki önemini vurgulamak amacıyla Unilever tarafından düzenlenen “Beslenmede Yağlar ve Değişim” adlı seminerde özellikle kalp ve damar sağlığı ile yağlar arasındaki bu ilişki üzerinde duruldu. Yağların sağlığın ‘olmazsa olmazı’ olduğu da üzerine basa basa söylendi. Öyleyse hemen şu soruyu sorsak iyi olacak: “Hangi yağları tercih edeceğiz?” Cevap olarak, içinde en az miktarda doymuş yağ ve en yüksek miktarda doymamış yağ içerenleri denebilir kısaca. Ancak lezzetine olduğu kadar, A, D ve E gibi vitaminleri içermesine dikkat etmemiz, tereyağ gibi içinde kolesterol bulunan hayvansal yağlardan uzak durmamız şart.

Seminerde, konu hakkında bilgilendirici bir konuşma yapan Beslenme Uzmanı Paulus Verschuren, kalp sağlığı için doymuş yağların azaltılması, doymamış yağların ve E vitamininin arttırılması gereğine değinirken, bize küçük ipuçları da verdi…

Kahvaltıda tüketeceğimiz yağı seçerken;
Yumuşak olması,
Damak tadımıza hitap etmesi,
İçinde yağda eriyen vitamin ve besleyici maddelerin bulunması ve bunların emilime yardım ediyor olması, gibi özellikleri mutlaka dikkate almak gerekiyor. Paulus Verschuren, bu özellikleri içeren bit
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Glikolik Asit İle Cilt Bakımı

Her cilt çevresindeki dünyaya karşı duyarlıdır. Gün ışığına, rüzgara, soğuk havaya ve çevremizdeki diğer zararlı faktörlere maruz kalma erken cilt yaşlanmasına yol açar. Günümüzde alfa hidroksi asitler (AHA) hiperkeatoz azaltıcı, nemlendirmeyi arttırıcı ve cilt problemlerini iyileştirici etkilerinden dolayı, estetik tıpta önemli bir ajan olarak ön plana çıkmıştır.
 Şeker kamışından elde edilen doğal kaynaklı bir meyve asidi olan glikolik asit, AHA’lar arasında en küçük moleküllü asit olması nedeniyle ayrıcalıklı bir öneme sahiptir.

Eskiden beri kullanılan kimyasal soyma ajanları ile karşılaştırıldığında cildi ileri derecede tahriş etmemesi nedeni ile günümüz insanının yoğun sosyal yaşantısını olumsuz yönde etkilemeden hem peeling yapabilmek, hem de bununla sınırlı kalmayıp deri hücrelerinin yenilenme hızını arttırmak ve dermis kollajen sentezini uyarmak glikolik asitle mümkün olmaktadır.

Kliniğimizde glikolik asit içerikli medikal cilt bakımı uygulamalarında, dünyada plastik cerrahlar ve dermatologlar tarafından en fazla tercih edilen marka olan MD Formulations profesyonel ürünleri kullanılmaktadır.

%70 ve %99′luk glikolik asit bileşiği içeren ürünlerle gerçekleştirilen peeling işlemleri uzman hekim tarafından uygulanmakta ve bu işlem minimum 6 seans gerektirmektedir. Bakım aralıkları cilt özelliklerine göre değişmekle birlikte ortalama 7-10 gündür. Kişinin cilt yapısına göre sadece glikolik asit bileşiği ile soyma işlemi yapılabildiği gibi, problemli ciltlerde daha hızlı sonuç elde etmek için %50 glikolik asit bileşiği ve %1,6 salisilik asit kombinasyonu içeren yeni bir sistem olan alfa-beta peeling sistemi de uygulanabilmektedir.

Glikolik asit ile yapılan medikal cilt bakımında deri nemlenir, oksijenlenmesi artar, daha genç, sağlıklı ve pürüzsüz bir görünüme kavuşur. Ciltteki ince kırışıklıklar azalır. Akneli ciltlerde sivilce oluşumuna yol açan foliküldeki tıkacı kaldırarak, yağ salgısının birikimine engel olur. Ciltteki ton farklılıkları ortadan kalkar, gözenekler sıkılaşır, varsa hiperkeratoz alanları kaybolur.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Erkekler dikkat Prostat Kanserine Yeni Umut

Burç FM’de Cengiz Tan’ın hazırlayıp sunduğu Önce Sağlık Programına konuk olan Haydarpaşa Numune Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Doç.Dr. Cevdet Kaya ” Prostat kanserine karşı koruyucu hekimlik ve erken tanı çok önemli ” dedi.

Prostat kanserinin erkeklerde en sık görülen kanserlerin başında geldiğini belirten Doç.Dr. Kaya ”Dünyada prostat kanserine karşı koruyucu hekimlik konusunda çok büyük çalışmalar yapılıyor” dedi.

Prostat kanserini önleme açısından erken tanının yanı sıra koruyucu hekimliğin önemine değinen Kaya, erkeklerin bazı önlemler alabileceklerini söyledi.

Doç.Dr. Cevdet Kaya prostat kanserine karşı sebze ve meyve ağırlıklıyapmalarını günde bir defa Selenyum ve E Vitamini tabletleri kullanmalarını, yeşil çay içmelerini, sarımsak ve pişmiş domates tüketmelerini söyledi. Obez erkeklerin prostat kanseri olma olasılığının yüksek olduğunu belirten Kaya, yağlı ve kalorisi yüksek besinlerden uzak durmalarını ve haftada en az 2 gün spor yapmalarını ifade etti.

Prostat kanseri için bilinen en büyük risk faktörünün kalıtım olduğunu söyleyen Kaya ”Yemek alışkanlıkları, cinsel alışkanlıklar, alkol tüketimi, ultraviyole ışınlara maruz kalmak ve mesleki etkenler prostat kanseri oluşma sürecini etkilemekte” dedi. Öte yandan erken teşhisin öneminede değinen Kaya” 50 yaşına gelmiş her erkek senede bir sefer mutlaka üroloji uzmanı tarafından muayene olmalı” ifadesini kullandı.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Dişler Nasıl Fırçalanmalı

Dişlerin ve dişetlerinin ortak düşmanı olan bakteri plağı, diş çürümelerine yol açan yapışkan bir mikrop tabakasıdır. Diş etlerine sıçradığında, kısa zamanda diş kaybı ile sonuçlanan diş eti hastalıklarına yol açar. Dişlerin, iç, dış ve çiğneme yüzeylerinden bakteri plağını ve yemek artıklarını arındırmanın en etkili yolu dişlerin doğru fırçalanmasıdır.

Fırçanızı 45 lik bir açı ile diş-dişeti birleşimine yerleştirin. Fırçanızı, kıl uçlarının aynı yerde kalmasına özen göstererek, küçük daireler çizecek şekilde hareket ettirin. Bu hareket fırçanızın kenardaki uzun kıları ile diş eti hizasında ve diş arasında oluşan bakteri plağının temizlenmesini sağlayacaktır. Aynı hareketi her dişin üzerinde 10′ar saniyelik sürelerle tekrarlayın

Aynı küçük dairesel hareketlerle, alt ve üst dişlerinizin iç ve dış yüzeylerinde oluşan bakteri plaklarını temizleyin.

Ön dişlerinizin arka yüzeylerini, şekilde görüldüğü gibi Advantage diş fırçanızın güc noktasını kullanarak aynı dairesel hareketlerle temizleyin. Fırçanızın kıllarını diş-diş eti birleşiminde ve diş aralarında hissettiğinizden emin olun.

En arkadaki dişi temizlemek için fırçanızın güç noktasındaki uzun kıllarını kullanın.

lt ye üst azı dişlerinizin çiğneme yüzeylerini fırçanızı ileri geri hareket ettirerek temizleyin. En arkadaki dişlere de ulaşıp temizlemeyi ihmal etmeyin.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Felç İnme Hastalığı

Beyin ve sinir sisteminin beslenme yetersizliği sonucu ortaya çıkar. Sinir hücrelerinin oksijensizliğe ve kan şekeri düşmesine tahammülü birkaç dakika ile sınırlıdır. Herhangi bir sebeple (genellikle beyne kan taşıyan damarların tıkanması, daralması) aksaması durumunda saniyeler içinde konuşma, görme, anlama bozulabilir ve vücudun bir yarısında kuvvet azalması veya tamamen fonksiyon kaybı olabilir. Bu kayıp yine saatler içinde kısa sürede geçiyorsa geçici felçten bahsedilir.
Hastalıkta bazen tablo gelişmeden haberci uyarıcı bulgular da görülebilir:
Vücudun bir tarafında gelip geçen uyuşma, kısa süreli baş ağrısı nöbetleri, konuşmanın bozulması veya durması, görmede geçici ani kayıplar, dengesizlik gibi… Hastalığın ana sebebi beyin ve hücrelerini sulayan beyin damarlarındaki tıkanmalardır. Daha nadir olarak beyin kanaması, beyin ve zarının iltihapları anılabilir.

Damar tıkanmasının sebepleri:
Bünyenin yaşlanması, damarların sertleşmesi, kan yağlarının fazlalığı, kandaki kırmızı hücrelerin (eritrosit) çokluğu, tansiyonun yüksek seyretmesi, sigara, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar, kalp ve damar hastalıklarına irsi yatkınlık, şeker hastalığı, böbrek rahatsızlığı, aşırı stres, dengesiz beslenme, düzensiz yaşama vs …

Felçte ne yapılmalı?
Hasta apar topar hareket ettirilmemeli. Gereksiz panikle hastaya zarar verilmemeli ve en yakın sağlık merkezine götürülerek erken müdahale edilmelidir. Bazı felçler günler içinde yapılan tedaviyle iz bırakmadan geçer.

Felcin geçmemesi durumunda şu yanlışlardan kaçınmalıdır:
– Gereksiz ümitlerle hasta hekim hekim dolaştırılmamalıdır.
– Tıp dışı bazı ters uygulamalara fırsat verilmemelidir.

Hastanın takip ve tedavisini üstlenen hekimle diyaloğu koparmamalıdır. Takip süreci uzun olacağı bilinerek tedbirler düzenlenmelidir. Hastalığın ilk haftalarından itibaren bıkmadan, usanmadan doktor tavsiyesine uygun fizyoterapi (masaj ve egzersiz) uygulanmalıdır. Hastanın hareketlenmesi, iyileşmeye motivasyonu, yatakta döndürülmesi (yaralar oluşmaması için), beslenme düzeni, psikolojik ve moral durumu, hasta yakınlarının ilgi ve desteği tedavide kullanılacak ilaç ve metodlardan çok daha faydalı olduğu bilinmelidir. Tedavide kullanılan ilaçların temel hedefi felcin tekrarlama ihtimaline karşı bünyeyi korumaktır. Tansiyonu ayarlamak, kan yağlarını düşürmek, moral ve destek tedavileri önemlidir. Ağır olup da yatalak kalan hastaların hayatla ilgilerinin kopmamasına dikkat etmeli, çökkün (depresif) düşünceleri gelişmesi durumunda tedavisi yoluna gitmelidir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kireçlenme

Kireçlenme
Yaşlanma ile birlikte görülen, genellikle kalça, diz ve omurga mafsallarında ortaya çıkan ağrılı sertliklerdir. Bu sertliklerin sebebi, mafsal yüzeylerinde kalsiyum tuzlarının birikmesidir.

Bilhassa kırk yaşın üzerinde, az hareket isteyen, statik işlerde çalışan kimselerde görülen kireçlenme, namaz kılan ve hareketli işlerde çalışan insanlarda seyrek rastlanır.

Ne Yapmalı
– Yaşı kırkın üzerinde olan kimseler hareketsiz işlerde çalışmamalı, sık sık yürüyüşe çıkmalıdır.
– Yağlı, şekerli, tuzlu ve unlu yiyecekler azaltıımalı, sebze yemeklerine ağırlık verilmelidir.
– Namaz, hemen hemen, bütün mafsalları çalıştıran ideal bir egzersiz olduğundan ve ayrıca ibadet ihtiyacını karşıladığından fizik ve ruh sağlığı yönünden tavsiye edilmektedir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Felç inme beyin damarlarında tıkanma

Felç (inme) : Beyin ve sinir sistemin beslenme yetersizliği sonucu ortaya çıkar. Sinir hücrelerinin oksijensizliğe ve kan şekeri düşmesine tahammülü birkaç dakika ile sınırlıdır. Herhangi bir sebeple (genellikle beyne kan taşıyan damarların tıkanması, daralması) aksaması durumunda saniyeler içinde konuşma, görme, anlama bozulabilir ve vücudun bir yarısında kuvvet azalması veya tamamen fonksiyon kaybı olabilir. Bu kayıp yine saatler içinde kısa sürede geçiyorsa geçici felçten bahsedilir.
Hastalıkta (bazen felç gelmeden önce) haberci uyarıcı bulgular şunlardır:
1-Vücudun bir tarafında görülen gelip geçici uyuşma.
2-Kısa süreli baş ağrısı nöbetleri.
3-Konuşmanın bozulması veya durması.
4-Görmede geçici ani kayıplar.
5-Dengesizlik vs

Hastalığın ana sebebi beyin ve hücrelerini sulayan beyin damarlarındaki tıkanmalardır. Daha nadir olarak beyin kanaması, beyin ve zarının iltihapları anılabilir.

Damar tıkanmasının sebepleri ise: Bünyenin yaslanması, damarların sertleşmesi , kan yağlarının fazlalığı , kandaki kırmızı hücrelerin (eritrosit) çokluğu , tansiyonun yüksek seyretmesi , sigara , alkol , uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar , kalp ve damar hastalıklarına irsi yatkınlık , şeker hastalığı , böbrek rahatsızlığı , aşırı stres , dengesiz beslenme , düzensiz yaşama vs

Felçte Ne Yapılmalıdır?
1-Hasta apar topar hareket ettirilmemelidir.
2-Gereksiz panikle hastaya zarar verilmemeli,
3-En yakın sağlık merkezine götürülerek erken müdahale edilmelidir.
4-Bazı felçler yapılan tedavi ile zaman içinde geçer. Hem de iz bırakmadan.
5-Felcin geçmemesi durumunda ise gereksiz ümitlerle hasta hekim hekim dolaştırılmamalıdır.
6-Tıp dışı bazı ters uygulamalara fırsat verilmemelidir.
7-Hastanın takip ve tedavisini üstlenen hekimle diyalog koparılmamalıdır.
8-Takip süreci uzun olacağı bilinerek tedbirler düzenlenmelidir.
9-Hastalığın ilk haftalarından itibaren bıkmadan, usanmadan doktor tavsiyesine uygun fizyoterapi (masaj ve egzersiz) uygulanmalıdır.
10-Hastanın hareketlenmesi, iyileşmeye motivasyonu, yatakta döndürülmesi (yaralar oluşmaması için) , beslenme düzeni, psikolojik ve moral durumu, hasta yakınlarının ilgi ve desteği tedavide kullanılacak ilaç ve metotlardan çok daha faydalı olduğu bilinmelidir.
11-Tedavide kullanılan ilaçların temel amacı felcin tekrarlama ihtimaline karşı bünyeyi korumaktır.
12-Tansiyonu ayarlamak, kan yağlarını düşürmek, moral ve destek tedavileri önemlidir.
13-Ağır olup da yatalak kalan hastaların hayatla ilgilerinin kopmamasına dikkat edilmelidir.
14-Çökkün (depresif) düşünceleri gelişmesi durumunda tedavi edilmelidir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Bel ağrısı tedavisi

Bel Ağrılarının Tedavisi
Bel ağrılarının, basit incinmelerden, disk kaymasına ve kronik omurga problemlerine kadar pek çok nedeni vardır. Kesin nedeni bulmak zor olsa da, altta yatan bazı nedenleri dışlamak önemlidir. Bu nedenle bel ağrınız olduğunda doktorunuza başvurun.

İlaç Tedavisi:
– Aspirin gibi ağrı kesiciler ağrının kesilmesine ya da azalmasına yardımcı olabilir.
– Konulan teşhise göre, daha güçlü ağrı kesiciler ya da kas gevşeticiler de verilebilir.
– Ağrı belirli bir bölgeyle sınırlıysa kortikosteroid bir ilaç enjekte edilebilir.

Fizik Tedavi:
Doktorunuz ya da bir fizik tedavi uzmanı size özgü bir tedavi ve egzersiz programı hazırlayabilir. Bir kişiye yardımcı olan egzersiz, diğer bir kişiye zarar verebilir. Bu nedenle size önerilen programa tam olarak uyun.
Temel tedavi, dönüşümlü sıcak ve soğuk uygulamasını ve sırt masajını içerir. Bazı durumlarda kuşak, korse ya da mekanik çekme yararlı olabilir. Bunlar etkilenen bölgedeki yükü kısmen azaltabilirler. Ayrıca, sırt kaslarınızı güçlendirmek için yapılacak egzersizler, gelecekteki bel sorunları riskini azaltabilir.

Sert Bir Zeminde Sırtüstü Yatma:
Daima sert bir zemin ya da yatak üzerinde uyuyun veya yatağınızın altına uygun bir tahta koyun. Bel ağrısının olduğu dönemde, sırtınızı olabildiğince düz pozisyonda tutmaya çalışın. Kas çekilmesi ya da incinmesi durumunda 34 günlük bu tür bir dinlenme, şikayetlerinizi ortadan kaldırmalıdır (eğer şikayetleriniz sürerse doktorunuza danışın). Eğer Disk fıtığınız varsa, uygun bir biçimde tedavi edilecektir.

Ameliyat:
Diğer yöntemlerin hiçbiri iyileşme sağlamazsa bir nörolog, beyin cerrahı ya da ortopediste sevk edilebilirsiniz. Bazı vakalarda ameliyat sorunu çözebilir, ancak omurga ameliyatları oldukça güçtür; öncelikle daha koruyucu yöntemleri deneyin, çünkü bütün vakaların % 1’inden daha azında ameliyat gerekir.

Kendi Kendine Yardım:
Doktorunuzun önerilerine tam olarak uyun, ancak eğer aşırı kiloluysanız, kilo verin; yük kaldırırken dikkatli olun ; uygun bir egzersiz programı kondüsyonunuzu artırmanıza yardımcı olacaktır. Ayrıca doktorunuz omurgayı destekleyen kasları güçlendirmek için size uygun egzersizler önerebilir. Ayrıca yük kaldırırken ya da belinizi risk altına sokan egzersizler yaparken, sırtınızı korumak için doğru durmaya devam edin. Günlük etkinliklerinizi sürdürürken belinizi unutmayın, alacağınız küçük bir önlem sizi birçok ağrıdan kurtarabilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Bel fıtığı hastalığı

Bel fıtığı beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan disk adı verilen kıkırdakların fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Fıtıklaşan disk sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder.
Belirtiler:
– Bel ve bacak ağrısı en belirgin şikayettir.
– Bacak ağrısıyla birlikte bacaklarda uyuşma ve hastalık ilerledikçe kuvvet kaybı da ortaya çıkabilir.
– Bazen orta hattan omurilik kanalına doğru uzanarak sinirleri sıkıştıran büyük bel fıtıklarında idrar ve büyük abdestini tutamama veya yapamama gibi bozukluklar da ortaya çıkabilir.
– Hastalığın bu derecede ilerlemesine müsaade edilmemeli, zamanında müdahale ile uygun bir tedavi gerçekleştirilmelidir.
– Bel fıtığında bel ve bacak ağrısı yürümekle, iş yapmakla ve ayakta kalmakla, öksürmekle artarken sert yatakta yatmakla azalabilir.

Hastalığa Yanlış Yaklaşımlar:
Ülkemiz geneli düşünüldüğünde maalesef insanlarımızın büyük bir kısmı hastalıkları konusunda çok bilinçsiz. Ağrı içinde kıvranırken doktora gitmeyi tercih etmiyor da kulaktan duyma birtakım yöntemlere başvuruyorlar. Hatta bir kısmı kendine zarar veriyor. Doktora geldiğinde belini birtakım maddelerle tamamen yaktırmış veya cildini ciddi şekilde kestirmiş insanlar görmekteyiz. Basit bir tedavi ile iyileşmesi mümkün iken, bilinçsizce yapılan uygulamalar sonucu ameliyatlık hale gelmiş hastalar vardır.

Bel Fıtığından Korunmak:
– Diğer hastalıklarda olduğu gibi bel fıtığına da yakalanmamak en iyisidir.
– Yani tedbirler hastalığa yakalanmadan önce alınmalıdır.
– Kişi hiç bir zaman çok ağır bir yükü kaldırmamalı, bir yük kaldıracaksa mutlak surette dizlerini kırarak o cismi yerden almalı ve o şekilde kaldırmalıdır.
– Yani belden eğilerek kaldırmamalıdır.
– Uzanarak hiçbir cismi almamalıdır. Mesela raftan kitap alırken uzanmamalıdır. Telefon bile çalsa ona doğru uzanarak almamalıdır.
– Daima cisimlere yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın almalıdır.
– Sağlıklı iken bel ve karın adalelerini güçlendirici eğzersizler yapmak yararlı olacaktır.

Teşhis:
– Bel ve bacak ağrısı ile seyreden hastalıklar çok çeşitlidir. Bu nedenle öncelikle teşhisin ne olduğu net olarak ortaya konmalıdır. Çünkü tedavide başarıya giden yol her şeyden önce doğru teşhisten geçer. Bunun için de ilgili uzman hekime müracaat etmek gerekir. Hekim hastanın şikayetlerini dinleyecek, muayenesini yapacak ve hastalığıyla ilgili tüm tetkik ve tahlilleri yaptıracaktır.
– Gerekirse bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans gibi ileri tetkik yöntemlerine başvurulacaktır.
– Neticede bel fıtığı olup olmadığı, bel fıtığı ise hangi safhada olduğu net olarak ortaya konacaktır.

Tedavi:
Bel fıtığı rahatsızlığı bulunan bir hastada tedaviye geçmeden önce hastalığın hangi safhada olduğunu iyi bir muayene ve ileri tetkik metotları ile net olarak tespit etmek gerekir. Bundan sonra pratik olması açısından hastalar cerrahi müdahale gerekenler ve cerrahi müdahale gerekmeyenler diye iki büyük gruba ayrılabilirler. Bel fıtığı gelişiminin erken dönemlerinde konservatif tedavi adı verilen cerrahi dışı tedavi metotları uygulanır. Bu safhada hastaya bütün dünyada ağrı kesici, adale gevşetici ve antienflamatuar ilaçlar verilir. Sert yatak istirahati tavsiye edilir. Fizik tedavi yapılabilir. Lazer ile tedavi cihetine gidilebilir. Yine ciltten birtakım girişimlerde bulunulabilir.

Bel fıtığı hastalığının tedavisini bir ekip işi olarak görmekte yarar vardır. Nöroşirüji, Nöroloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doktorlar ile Diyetisyen, Psikolog ve Fizyoterapistler bu ekibin içinde yer almalıdır. Gerektiğinde diğer bazı branşlardaki uzman doktorların görüşlerine de müracaat edilmelidir. Bütün bu prensipler ve modern imkanlar kullanılarak hastaların büyük bir kısmı ameliyat harici metotlar kullanılarak tedavi edilebilir. Prensip olarak cerrahi müdahale son çare olarak düşünülmelidir. Ancak hastalık ilerlemiş ve yapılan muayenede bazı şartlar teşekkül etmiş ise o zaman ameliyat kararı verilir. Bu kararı verirken cerraha bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme metodu büyük oranda yardımcı olur.
Bu konunun uzmanı olan doktor kesin olarak ameliyata karar vermiş ise, artık ameliyatı geciktirmemek gerekir. Çünkü gecikme neticesinde bazen felce kadar giden telafisi imkansız birtakım problemler ortaya çıkabilmektedir. Buna karşılık zamanında yapılan, uygun ve yeterli bir cerrahi müdahale hastayı ömür boyu rahat ettirebilmektedir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Burun Alerjisi Nedir, Nedenleri ve Çareleri

Gün içinde göremediğimiz binlerce toz akarı, küf ve mikroplar bir şekilde evimize ve bize geliyor.

Ev içinde ayakkabıyla girmeyi yasaklayın. Dışarıdaki milyonlarca pislik kapının önündeki paspasta kalsın. Kolay temizlenen kauçuk bir paspas seçin. Ayakkabıları evin dışında bırakın.
Havayı HEPA filtresi ile temizleyin. Yüksek verimli partikül filtresi teknolojisi denilen HEPA havadaki küçük parçacıkları yani alerjenleri %99 oranında yakalıyor. Portatif masa tipi alınabilir. Hayvan dışkısı tüyü ve polenler için idealdir. Beyaz eşya sanayicileri tarafından test edilmiştir. Oda metrekaresinin 2/3 ü kapasitede olmalıdır. Elektronik hava temizleme için filtre ve fanlar mevcut.

Taşınabilir veya tavana monteli bir filtre edinin. Burnunuzun değdiği yerleri özellikle temizleyin. Havlu, sabun, banyo ve yatak odası gereçleri. Eşyalarınızı steril ortamda tutun sıcak suda iyice yıkayın. Lavaboyu sıcak tuzlu suyla ovun. Alerji ilaçları kullanılabilir. Göz damları, hap veya burun spreyleri ile burun alerjisine son verin. Hapşırma, gözde sulanma ve burun akıntısı önlenebilir.

Tüysüz pamuklu kumaştan anti alerjik yastık çarşaf ve yatak örtüsü kullanın. Madde geçirmeye bir yatak kaplaması kullanın. Mikrofiber toz bezleri ile temizlik yapın. Koruyucu eldiven ve maske edinin ve temizlik sırasında ya da yabancı ortamlarda kullanın. Süpürgelerde HEPA vakumlar kullanın. Umulmadık dip köşe her yeri iyice makineyle temizleyin. Evcil hayvan bölgeleri daha titiz temizlenmelidir. Toz ve mikroplar en çok onları sever. Yıkanabilen oyuncakları evinize alın.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Soğuk Algınlığı ve Alerjiye Doğal Çözümler

Alerji veya soğuk algınlığında burun tıkanır. Burun yollarını açmak için içine tuzlu su verilebilir.

Mukus ve alerjenleri yıkayarak temizler. Bir kap ve tuz çözeltisi gerekiyor. Eczanelerde hazır şırınga halinde de satılmakta. Bir iki bardak ılık su koyun. 1 çay kaşığı iyotlu tuz ve az miktarda karbonat ekleyin. Enfeksiyonu önlemek için steril olan önceden kaynatılıp soğutulan suyu kullanın.

Ucu delik olan püskürtme şişesine karışımı koyup lavaboda 45 dereceyle eğilin. Bir burun deliğine karışımı döküp yan tarafa başınızı eğin. Geri eğmeyin. Emzik şeklindeki bir aparatla da yapılabilir. Otururken veya ayakta en rahatıdır. Bu arada işlem sırasında sadece burundan nefes alıp verin.

Burundan ağza gelirse tükürün yutmayın. Boğazdan kaçarsa da zarar vermez. Yavaşça kalan çözeltiyle de aynı işlemi tekrar edin. Sonra burnunuzu çalkalayıp havluyla kurulayın. Burun akıntılarını önlemek ve bakterileri kovmak için günde 1 kez bu işlemi yapın. Belirtiler 3 hafta içinde kaybolacaktır.

Bu işlem kronik sinüs belirtileri, burun alerjisi, akut sinüzit, soğuk algınlığı ve grip gibi nazal belirtileri olan kişilerde yararlıdır. Daha kolay nefes alıp vermeyi sağlar. Sıcak mevsimlerde kapalı nemli alanlarda klima kullanın. Egzoz dumanı gibi kimyasalları solumayın. Duşta da dikkatli olun. Koruyucu yastık ve örtüler kullanın.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Çocuklarınızı Grip Döneminden Korumanın 5 Yolu

Grip sezonuna girdik, özellikle bağışıklığı zayıf olan çocukları bu hastalıklardan nasıl koruyabiliriz işte 5 yöntem.

1. Bu mevsimde erkenden grip aşısı yaptırın. Hastalık kontrol ve önleme merkezleri grip aşısı hakkında uyarıyor. %62 etkili olan grip aşısını çocuğunuza yaptırın. Hastalığı ve belirtilerini yol açabileceği durumları önlüyor. Süresini kısaltıyor.

2. Mikroplar hakkında bilinçlendirin. Sosyal ortamlarda en çok da okullarda bir öksürük ve hapşırıkla yakın temasla mikroplar hemen bulaşır. Çocukları bu konuda uyarın. 6 metre uzaklık idealdir. Ağız ve burun özellikle korunmalıdır. Ev ortamını ve kullandığı tüm giyecek, oyuncak, yatak, bilgisayar ve benzeri şeylerin temizliğine dikkat edin.

3. Ortak paylaşılan yüzeyler ve nesneler mikrop yayıyor. El yıkama alışkanlığı edinmesini sağlayın. En az 20 saniye boyunca sabun ve suyla el yıkamasını sağlayın. Grip virüsleri 8 saat kadar bir ortamda yaşayabilir.

4. Sağlıklı kalın. Siz de kendinize dikkat edin. Grip bulaşıcıdır. Sebze meyve ağırlıklı sağlıklı beslenin. Dinlenmeye uykuya özen gösterin ve çocuğunuza özen gösterin. Fiziksel aktivitede birlikte bulunun. 10 saat uyumasına özen gösterin. Bol sıvı alın.

5. Grip olan çocuğunuzun hastalık belirtilerini gidermeye çalışın onu rahat ettirin. Evde dinlendirin ilaçlarını düzenli içirin bol sıvı verin. Öksürük ve tıkanmalar için ılık bal içirin, göğüs kremleri sürün buharlaştırıcı tuzlu suyu buruna sürün. Kötüleşen ateş ve öksürük durumlarında acilen doktora götürün ve önerilen ilaçları ona verin.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları Nedir? Neden

Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları Nedir?
Üst solunum yolu enfeksiyonları genelde virüs kökenlidir. Üst solunum yolları nefes aldığımızda havanın ilk ulastığı yerlerdir ve tüm virüs ve bakteriler.

direk oraya temas etmektedir. Enfeksiyonlar genel olarak hava yoluyla hapşırma, öksürme vs. şekillerde yayılmaktadır. Genellikle birey bu şekilde yayılan bakteri ve virüsleri solunum yolu ile kendi bünyesine alır ve üst solunum yolu enfeksiyonları şeklinde oluşmaya başlar.

Belirtileri Nelerdir?
Üst solunum yolu enfeksiyonu oluştuğunda birey de her bölüme ait farklı belirtiler ortaya çıkabilir. Örneğin gırtlak enfekte olduğunda ses kısıklığı, konuşurken seste çatallaşma; yutak enfekte olduğunda o bölgede ağrı gibi çeşitli belirtiler ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında burun içerisindeki mukoza enfeksiyon aldığında buna remit adı verilir. Sinüslerde devreye girerse sinüzit ortaya çıkabilir.

Tedavisi Nasıl Yapılır?
Üst solunum yolu enfeksiyonlarında mevcut hastalığın tanısına ve neden olan etkene göre tedavi uygulanmaktadır. Örneğin öksürük, hafif balgam boyun ağrısı gibi belirtilerle ortaya çıkan larenjit durumlarında sıvı tüketimini artırma konuşmanın azaltılması ve buruna buhar uygulaması gibi bir tedavi şekli uygulanır. Hasta faranjit olmuş ise yine bol su içmesi tavsiye edilir. Bunun dışında sinüzit olunmuşsa yani burunda sarı akıntı, geniz akıntısı gibi şikayetler mevcut ise antibiyotik kullanılması tavsiye edilebilir. Tüm bunlarla birlikte bütün üst solunum yolu enfeksiyonlarında buruna tuzlu su ile yıkama yapılması tavsiye edilir. Çünkü üst solunum yolu enfeksiyonları genellikle burundan gelen enfeksiyonlar tarafından ortaya çıkmaktadır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Yer Elmasının Faydaları Nelerdir?

Şekli patatesi tadı ise turp ve enginarı anımsatan yer elmasının anavatanı Kuzey Amerika dır. Türkiye’de sebze bitkisi olarak yetiştirilen yer elmasının faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz:
-Cildin daha genç ve parlak görünmesine yardımcı olur.
-Haşlanmış yer elması suyu ile saçlarınızı yıkamanız halinde saç diplerinizi kuvvetlendirir ve saçlarınızın parlak görünmesini sağlar.
-Kronik ağrılara ve romatizmal rahatsızlıklara iyi gelmektedir.
-Cinsel performansı ve gücü artırmaktadır.
-Bağırsakların daha hızlı çalışmasını sağlayarak kabızlığı önlemektedir.
-Soğuk algınlığına iyi gelir, öksürüğü önler.
-Emzikli annelerin sütünü artırmada çok etkilidir.
-Başta kolon kanseri olmak üzere bazı kanserlerin oluşumunu önlemektedir.
-Kan şekerinin normale dönerek dengede olmasını sağlamaktadır.
-Güçlü kemiklere sahip olmanızı sağlar.
-Kansızlığa iyi geldiği bilinmektedir.
– Haşlanan yer elmasının lapası şişlikler üzerine konduğunda şişliklere iyi gelmektedir.
-Pankreas safra böbreklerin daha etkin ve düzenli çalışmalarına yardımcı olur.
-Besleyici özelliği ile vücudunuzun direncinin artmasını sağlar.
-Çok düşük bir kaloriye sahip olduğundan diyet yapan bireylere ara öğün olarak tasfiye edilebilir.
-Hemoroid problemi yaşayanlara bire birdir.
-Bileşiminde bulunan nişasta sayesinde şeker hastalarına iyi gelmektedir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Derin Ven Trombozu İken, Kan İnceltici Kullanmanın Yöntemleri

DVT durumunda kan sulandırıcılar hayat kurtarabilir. Artıları ve eksileri olduğundan doktorunuz buna karar verebilir.

Warfarin en yaygın kullanılan kan incelticidir.

Günlük, haftalık ve aylık testlerden geçmek de gerekir. Bu maddeleri alırken tüketilmesi ve tüketilmemesi gereken gıdalar da bildirilmiştir.

Kolayca kanamaya da neden olabilirler. Bu yüzden ilacı kesmek ve acil ameliyat gerekebilir.

Kan incelticileri kullanırken şunlardan kaçının:

Çok aktif olmak ve egzersiz yapmak, Makas, bıçak, bahçe aletleri kullanmak, (eldiven giyerek yapılabilir), Elektrikli tıraş olmak, Bahçede, kaygan zeminlerde sıkı ayakkabı giymemek, Sert diş fırçası kullanmak, Kasksız bisiklet, motor, kayak benzeri sporlar yapmak.

Bunun dışında kaza sonrası konuşamıyorsanız durumu belirten bir bilezik takın, ilaçlarınızın listesini yanınızda taşıyın. Düşme ve darbelerde acilen doktora gidin.

Doktora danışmadan vitamin, reçetesiz ilaç ve benzeri şeyleri almayın. Doz ayarlamasını kafanıza göre yapmayın. Alkol tüketimini durdurun. Kusma ve ishalde doktorunuzu arayın.
Bu ilaçların etkisini artıran bazı gıdalar şunlardır:

kuşkonmaz
brokoli
Brüksel lahanası
lahana
hindiba
yeşil soğan
marul
maydanoz
soya yağı
Soya
ıspanak
Şalgam karalahana hardal
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Topuk Ağrısı ve Topuk Dikeni Tedavisi

Boyun ağrım olacağına topuk ağrım olsun demek daha iyi değildir. Sıkan bir topuk ağrısıyla güne başlamak hiç de güzel değildir. Topuk dikeni de topuk ağrısının yaygın nedenlerinden biridir. Bu tabanda topuk dikeni iltihabı ve tahrişi olarak da bilinir. Ayak kemeri ve derin yapıları destekleyen bağ dokusunu kapsar.

Plantar aponevroz olarak da bilinir. Ayak uzunluğu boyunca yayılır. Tekrarlanan sıkmalar iltihaplı ve ağrılı hale getirir. Topuk dikeni acısı obez kişilerde daha çoktur ve oluşma riski de daha fazladır. Çünkü onlarda vücut ağırlığını taşıyan ayakların yükü daha fazladır. Yanlış ayakkabı kullanmak en yaygın nedenlerdendir. Uygunsuz kemer ve taban kısmı yol açabilir. Ayaklara yaşatılan bu stres onlara fazla gelir.

Belirtileri:
Ayağın orta kısmında keskin bir acı hissedilir. Aktivite ile azaltmaya kalkışıldığında yanma hissi verir. Hafif şişlik ve hassasiyet görülür. Ayakta durulamaz. Ayak bileğinde ağırlık hissedilir. Röntgen ve MR çekimi ile topuk kırığı ve diğer koşullar incelenmelidir.

Tedavisi:
Steroid olmayan anti-enflamatuar ilaçlar alınabilir. Anti-inflamatuar ilaçlar, ağrı ve iltihaplanmaya iyi gelir. İyontoforez ile yönetilen Kortikosteroidler de enjeksiyon yoluyla uygulanan bir yöntemdir. Küçük bir elektrik yükü kullanılır deriye ilaç nakledilir.
Ağrı ve enflamasyon azaltıcı fizik tedavi mümkündür. Akut dönemlerde buz uygulanır. Etkilenen bölgeye germek egzersizleri yapılır.
Özel kemer destekleri, topuk yastıkları ve gece atelleri kullanılır.
Şok terapisi şok dalga tedavisi mümkündür. Ses dalgaları etkilenen bölgeye uygulanır. Kronik durumlarda tavsiye edilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Diyabet İle İlgili 6 Yanlış Bilgi

Diyabet kalp rahatsızlıkları, inme, bazı durumlarda yetişkinlerde körlük ve bacak veya ayak ampütasyonlarının en önemli nedenlerinden bir tanesidir. Bunlar herkes tarafından bilinen gerçeklerdir. Yine de diyabet ile ilgili birçok yanlış anlama ve efsane bulunmaktadır. Bu yanlış bilgilerin bazıları şunlardır:

1-Diyabet ciddi bir rahatsızlık değildir
Aslından diyabet göğün kanseri ve AIDS’e oranla daha fazla kişinin ölümüne neden olmaktadır. 2. Tip diyabet yıllar boyunca teşhis edilmeden ilerleyebilir. Eğer geceleri sık olarak tuvalete çıkıyorsanız, aşırı susuyorsanız, genel olarak yorgunsanız ve görüşünüzde bozukluklar varsa bir doktora danışmanız faydalı olabilir.

2-Fazla şeker yemek diyabete neden olur
Tabi ki şeker tüketiminin azaltılması vücut için sağlıklıdır. Bununla birlikte fazla şeker tüketmek diyabete neden olmaz.

3-Aşırı kilo diyabete neden olur
Kilo alımı tip 2 diyabete yakalanacağınız anlamına gelmez. Bununla birlikte vücut kitli endeksinin 25 üzerinde olması diyabet riskini arttırabilir. Bununla birlikte bu doğrudan diyabete neden olmaz. Diyabet risk faktörleri arasında 45 yaşın üzerinde olmak, fiziksel aktivite eksikliği veya ailede diyabet geçmişi yer almaktadır.

4-Diyabet rahatsızlığınızın olması herkesten farklı yiyecekler tüketeceğiniz anlamına gelir.
Diyabet sorunu bulunan kişilerin katı bir diyet uygulaması gerekmez. Bununla birlikte bu kişilerin yediklerine mutlaka dikkat etmesi gerekir. Diyabet sorunu olan kişiler yağ tüketimine dikkat etmeli ve besin değeri yüksek gıdalar tüketmelidir.

5-Diyabet teşhisi konulur konulmaz insülin tedavisine ihtiyaç duyarsınız
Bu durum tip 1 diyabet için geçerlidir. Bununla birlikte tip 2 diyabet için durum böyle değildir. Bazı durumlarda düzenli beslenme, egzersiz ve ağız yolu ile alınan ilaçlar diyabet kontrolü için yeterli olabilir.

6-Diyabet sadece ilerleyen yaşlarda görülür
Bu günlerde ufak çocuklarda bile tip 2 diyabet ortaya çıkabilmektedir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Çölyak Hastalığının Belirtileri Nasıl Tanınır?

Çölyak hastalığı glutan alerjisinden kaynaklanan ince bağırsakta görülen bir hastalıktır. Bu alerji ise buğday, arpa ve çavdarda bulunan proteinde bulunur. Ayrıca gluten enteropati olarak biline bu durum, optium sağlık açısından besinlerin bağırsak tarafından emilmesini de önler. Çölyak hastalığına, aşırı kilo kaybı ve yetersiz beslenme gibi yan etkilere ve belirtilere yol açar. Belirtileri bilirseniz kolları erken sıvar ve iyileşmeye bakarsınız. Iyi bir gluten diyeti ile tedavi mümkündür. Çölyak hastalığı en sık bebeklerde ve çocuklarda görülür.

Aynı zamanda erişkinlerde de ani bir hastalık olarak ortaya çıkabilir. Bebekler ve çocuklarda açıklanamayan kilo kaybı ilekendini gösterir. Yetişkinlerde ise belirtiler yavaş yavaş ve uzun süre içinde ortaya çıkar. Birkaç hafta içinde hızlı kilo kaybı görülür. İştahınıza dikkat edin. Çocuklarda genelde yemek yeme reddedilir iştah azalır. Yetişknlerde genel olarak kötü duygular, iştahsızlık ve besin emiliminde yetersizlik görülür. Bağırsaklarda kötü hareketlenmeler hafif renk değişimleri ve kötü koku görülür. Idrar ve dışkıda değişmeler görülür.

Hububat ürünleri tüketildiğinde özellikle göze çarpan gaz sıkıntısı ve sancıları görülebilir. Karnınıza dokunun. Şişkin mi buna bakın. Dokununca rahatsızlık ve ağrı görülür. Alt karın sistemi ile lokalize olmuş bir rahatsızlıktır. Yaş ne olursa olsun mutlaka doktor kontrolü gerektirir. Bireyde yorgunluk belirtileri görülür, yetersiz beslenme sonucu vitamin ve mineral alamayan kişilerde genelde yorgunluk görülür.

Uyuşukluk, yorgunluk, uyku hali, ruh hali değişimleri ve mizaç değişimleri de görülen diğer belirtilerdendir. Ishal, kabızlık, kaşıntı, cilt ve deri döküntüleri, karıncalanma, eklem ağrısı, ağız yaraları, geç gelişme, ince kemik, kısırlık, baş ağrısı ve asabiyet de görülür. Bazen bazı çölyak hastalarında hepatitten siroza kadar değişebilen karaciğer tutulumu gibi hastalıklar ortaya çıkabilir.Sonuçta, nedeni anlaşılamayan bir hastalık tablosunda yukarıda bahsedilen belirtilerin bir, veya birkaçı tabloya eşlik ediliyorsa, çölyak hastalığından şüphe edilmeli ve araştırılmalıdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kalp Sağlığına Etkili 8 Öneri – Dr. Sinan DAĞDELEN

1. HAFTADA EN AZ 3 GÜN TEMPOLU YÜRÜYÜN:
Türk Kardiyoloji Derneği tarafından yapılan TEKHARF (Türk Erişkinlerde Kalp Hastalıkları ve Risk Faktörü) çalışmasında, düzenli ve doğru egzersiz yapmanın kalp hastalıkları nedeniyle oluşan ölümlerde yüzde 23 oranında azalma sağladığı ortaya konmuş.

Bu nedenle kalp sağlığınız için mümkünse her gün, değilse haftanın 3-4 günü, en az 30 dakika ve yüzme, bisiklete binme gibi aerobik özellikte egzersiz yapın.

2. SİGARA İÇMEYİN:
Araştırmalar, bir adet sigaranın kan damarlarının 20 dakika boyunca büzüşmelerine yol açtığını ortaya koyuyor. Sigara kullanımına bağlı olarak da kanda pıhtılaşma artıyor ve bu durum dolaşım bozukluğunun ilerlemesine yol açıp kalp krizine neden oluyor.

3. DİYABETİNİZİ KONTROL ALTINDA TUTUN:
Amerikan Diyabet Derneği, kalp sağlığı için açlık kan şekerinin 12/ mg’dl ve glukoz hemoglobinin de yüzde 7’nin altında olması gerektiğine dikkat çekiyor. Kan şekerinizi kontrol altına almak için sağlıklı beslenmeye özen gösterin, ideal kilonuza ulaşın, haftada en az 3 gün 30’ar dakika egzersiz yapın ve alkol tüketimini kısıtlayın.

4. KAN BASINCINIZI İDEAL SEVİ- YELERE DÜŞÜRÜN:
Hipertansiyon sorununuz varsa, orta yaşlı veya diyabetik iseniz kan basıncınızın 130/85 mmHg’nin altında, ileri yaşta iseniz 140/90 mmHg’nin altında olmasına dikkat edin.

5. FAZLA KİLOLARINIZDAN KURTULUN:
Kalp sağlığınız için ideal kilonuzu korumaya çalışın. Çünkü sadece yüzde 10’luk bir kilo kaybı bile kalp krizine neden olabilen kötü huylu kolesterol ve trigliserid değerlerinin ciddi oranda düşmesine yardımcı oluyor. Şişmansanız kilolarınızdan bilinçli bir beslenme ve egzersiz programıyla kurtulun.

6. TESTLERİNİZİ YAPTIRIN:
Hastalıkların başarıyla tedavi edilmesinde erken teşhis anahtar bir rol üstleniyor. Bu nedenle birinci derece akrabalarınızda kalp ve damar hastalığına yakalananlar varsa, şişmansanız, diyabet ya da yüksek tansiyon hastası iseniz ve sigara kullanıyorsanız testlerinizi yaptırın.

7. STRESİN ESİRİ OLMAYIN:
Öncelikle sizi sıkıntıya sokan nedenleri düşünün. Bu sorunları ortadan kaldırmakta güçlük çekiyorsanız, bir uzman yardımı alın. Masaj, yoga ve meditasyon gibi çeşitli teknikler de sakinleşmenizi sağlar.

SEBZE-MEYVE TÜKETİN
* YAĞ tüketiminiz diyetinizin yüzde 30’unu geçmesin.
* HAFTADA en az 2 gün balık tüketin.
* GÜNLÜK tuz alımını 5 gram ile sınırlandırın.
* GÜNDE en az 5 kez taze sebze ve meyve yiyin.
* KIRMIZI eti haftada 1-2 olmak üzere yaklaşık 100’er gram tüketin.
* SÜTLÜ tatlı tercih edin.
* RİGLİSERİD değeriniz yüksekse alkolü bırakın.
* GÜNDE 50-90 mmol potasyum alın ve yeterli miktarda kalsiyum ile magnezyum içeren besinler tüketin.
* SAKATATTAN kaçının.
* KARİDES, midye ve kalamar yemeyin.
* TAM yağlı etler, sucuk, salam, sosis tüketmeyin.
* TEREYAĞI, kuyruk yağı, iç yağı ve margarin yağını yasaklar listesinde tutun.
* KAYMAK, krema, mayonez, çikolata ve yağlı soslardan uzak durun.

Prof. Dr. Sinan DAĞDELEN
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kangren Belirtileri, Nedenleri Ve Tedavisi

Kangren, vücudun belli bir bölgesine kan akışının kesilmesi sonucu çürüme ve dokunun ölümü anlamına gelir. Bazı türlerinde bakteriyel enfeksiyon söz konusudur. Kangren en sık ayak parmaklarında, parmaklarda ve bacaklarda olmak üzere ekstremitelerde görülür. Aynı zamanda kas ve iç organlarda görülebilir. Kan damarlarını tahrip edebilir, diyabet ve ateroskleroz kan akımını enggeleyebilir, altta yatan bir sebep varsa da kangren riskiniz artar. Ölü doku tedavisine ameliyat yapılabilir, antibiyotik ve diğer tedaviler de mevcuttur. Kangrenin erken tespiti durumunda tedavi için prognoz uygundur.

Belirtileri
Cilt renginin mavi ve siyaha dönmesi,
Şiddetli ağrı ve uyuşukluk hissi,
boğazdan sızan kötü kokulu akıntı,
şiş ve ağrılı doku,
Ateş ve ağrı,
Düşük tansiyon,
Hızlı nabız,
Baş dönmesi,
Nefes darlığı,
Kalıcı ateş,
Yaralanmaların geç iyileşmesi,
Donuk, sert ve soluk bir cilt

Nedenleri
Kan, parmaklara ulaşmak için daha fazla yol aştığı ve damarlar daha küçük olduğu için, kangren genellikle ayak başparmaklarından başlar. Kangren, kollarda ve bacaklarda yaralanma yada soğukta donma sonucu kan akışının kesilmesiyle de oluşabilir.

Tedavisi
Ameliyat, antibiyotik ve hiperbarik oksijen tedavisi mevcuttur. Antibiyotik daha çok bölgenin enfeksiyon kapmaması amacıyla kullanılır. Ameliyat en kesin çözümdür. Bir odada saf oksijen ile basınçlı ortamda basıncı yavaşça yaklaşık 2.5 saat boyunca atmosferik basınç tedavisi uygulanır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Fıstık Tüketmek Hamile Sağlığını Nasıl Etkiler?

Fıstık alerjisi bilindiği gibi var olduğunda kötü sonuçlar yaratabiliyor. Peki gebelikte anne ve bebek sağlığı için ne kadar tehlikeli olabilir?

Danimarkalı araştırmacılar 62000 anne-bebek çiftini inceledi ve bu çalışmalarında şu sonuçlara vardılar. Gebelik sırasında tüketilen ağaç fıstığı ve fındığı tüketimi için gıda-frekans düzeyleri incelendi. Gebelikten sonraki 18 ay ve 7 yıl boyunca astım ve alerji durumlarına bakıldı. Sonuca göre sanılanın aksine erken dönemde yani anne karnında bu besinleri tüketmeye başlayan bebekler ileride gerçek ve taze fıstık ve fındığa karşı alerji yaşamıyor hatta güç kazanıyor.

Gebelikte tüketilen fındık fıstık gibi besinler bebekleri ileride alerjiye karşı koruyor. Hamile kadınları ve bebeklerini toksin ve enfeksiyonlardan korumak adına tüketmemeleri gereken gıdalar halen var. Bazı gıdalar bu dönemde tüketilmemeli fakat fıstık bunlardan biri değil. Alerjiniz varsa özellikle gebelikte onları yemeyin. Çocuklarda görülen gıda alerjileri ise doktor tarafından kontrol altına alınmalı ve kesinlikle bu gıdalardan uzak durulmalıdır. Ebeveynlerin dikkat ve gözetimi bu konuda mühimdir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Sağlığınız İçin Daha Az Tuz Tüketin

Tuz miktarını iyi ayarlamak yemeklerde aşırıya kaçmamak, sofradan tuzlukları kaldırmak sağlık için çok önemli. Uzmanlar tuzun yeteri kadar kullanılmasını öneriyor..

Eskişehir Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Hüseyin Fidan, Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan “Türkiye Aşırı Tuz Tüketiminin Azaltılması Programı” kapsamında genel sekreterliğe bağlı hastanelerin yemekhanelerindeki tuzlukları masalardan kaldırdıkları bildirdi.

Fidan, yaptığı yazılı açıklamada, fazla tuz tüketimi nedeniyle doğabilecek rahatsızlara önlem almak amacıyla Eskişehir’de, genel sekreterliğe bağlı hastanelerin yemekhanelerindeki tuzlukları masalardan kaldırdıklarını belirtti.

Sağlığa zararlı aşırı tuz tüketiminin idrarda kalsiyum atılımını artırarak, kemiklerden kalsiyum kaybına neden olduğunu vurgulayan Fidan, şunları kaydetti:

“Kemiklerden kalsiyum kaybının artışı ise kemik erimesini (osteoporoz) ve kemiklerin kırılma riskini artırır. Tuz, kan basıncını da artırır. Bu nedenle tansiyonu yüksek olanların yemeklerine tuz koymamaları önerilir. Böbrek bozukluklarında, bazı kalp hastalıklarında, vücudun belirli yerlerinde su toplanmalarında (ödem), doğal besinlerin bileşimindeki tuzla yetinilmeli, yemeklere tuz eklenmemelidir. Tuzun fazlası, sadece ödem yapmaz. Damarlarınızda dolaşan sıvı miktarının artmasına, kan basıncınızın yükselmesine (hipertansiyon), kalp ve böbrek hastalıkları ile felç riskinizin artmasına neden olur.”

Fidan, günlük beslenmelerdeki tuz tüketimini önemli miktarda düşüren insanların, gelecek 10-15 yılda kalp-damar hastalıklarına yakalanma olasılığının yüzde 25 oranında azaldığına dikkati çekti. Bu kişilerin, kalp-damar hastalıklarından ölme riskinin de yüzde 20 düştüğünü açıklayan Fidan, aşırı tuzlu yiyecek ve içeceklerden kaçınılması gerektiğini sözlerine ekledi.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Soğuk Kış Günlerinde Hangi Besinleri Tüketmeliyiz?

En başta portakal tavsiye ediliyor. Soğuk kış günlerinde hangi besinleri tüketmeliyiz? Uz. Dyt. Şefika Aydın Selçuk direnci yükselten besinleri anlatıyor..

Soğuyan havalar nedeni ile hastalıklar da salgın halinde yayılabiliyor. Bu tür geçiş mevsimlerinde ruhsal ve fiziksel yönden sağlıklı kalmak için, doğru beslenerek bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi’nden Uz. Dyt. Şefika Aydın Selçuk, direnci artıran beslenme yollarını şöyle sıralıyor…

PORTAKAL
Bu aylarda hastalıklardan koruyucu besinlerin başında mandalina ve portakal gelir. C vitamini ihtiyacının karşılanabileceği meyveler soğuğun olumsuz etkileri vücuttan silinebilir.

MUZ
Muz, ceviz, badem ve ananas mutluluk hormonu salgılanmasını sağlar. Böylece güneşin sıkça görülmediği günlerde kişi sürekli yemek düşüncesinden kurtulur.

ISPANAK
Ispanak gibi yeşil yapraklı sebzeler, maydanoz ve yeşilbiber ile sebze yemeklerinin içerisinde kullanılacak kuru baklagiller hem demir hem de protein alımında yardımcı olur.

SU
Su vücudun asit ve baz dengesinde, midenin rahat çalışmasında ve kişiye tokluk hissi uyandırmakta oldukça etkilidir. Günde en az 8 bardak su içmek gerekir.

ZEYTiNYAĞI
Vücuda yağ alımı özellikle zeytinyağı ve sıvı yağlardan karşılanmalıdır. Katı yağlar ileriki dönemlerde damar çevresinde toplanarak kalp ve damar hastalıkları başta olmak üzere obezite ve pek çok kronik hastalığa davetiye çıkartır.

SÜT
Bu dönemlerde kalsiyum alımı da oldukça önemlidir. Her akşam yatmadan önce içilecek bir bardak süt, kadınlarda ileride yaşanabilecek kemik erimesi riskini düşürecek, gençlerin gelişiminde kemik ve diş sağlığı üzerine etki edecektir.

BALIK
Balık, Omega 3 yağları göz ve beyin sağlının gelişmesi için her yaşta sürekli önerilen bir besindir. Balık tüketimi haftada 3 günden fazla olabilir.

PAPATYA ÇAYI
Sıvı tüketimi konusunda bitki çaylarından da faydalanılabilir. Papatya çayının rahatlatıcı, ve soğuk algınlığından koruyucu etkisi vardır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hiç Bir Diyet Karbonhidratsız Olamaz

Karbonhidrat şişmanlatır diyenler yanılıyor çünkü aksine karbonhidrat olmayan bir diyette yağ yerine kaslar erir ve sağlık genel anlamda bozulur..

Türk insanı günlük karbonhidrat ihtiyacının büyük bölümünü ekmekten karşılıyor. Bu yüzden ekmeksiz yapılan diyetler sağlığımızı tehdit ediyor. Doygun Ekmek Pazarlama Müdürü Burcu Özcan, ekmeğin beslenmedeki önemi anlattı.

Protein ağırlıklı diyetler yağdan çok kas eritiyor!

İsimleri farklı olan ancak birbirine oldukça benzeyen protein ağırlıklı diyetlerin insan sağlığı açısından pek çok ağır bedeli olabiliyor. Burcu Özcan, karbonhidratsız diyetlerin gerçekten bir süre için zayıflattığını ancak bünyeyi zayıf düşürerek yağdan çok kasları erittiğini hatırlattı. Karbonhidratsız diyetlerin insan sağlığını bozduğunu vurgulayan Burcu Özcan, bu tarz diyetlerin sonrasında metabolizmanın düzeni bozulduğu için ne kadar az yemek yenirse yensin kilo alındığını ifade etti.

Karbonhidratı kısan diyetlerin zararları saymakla bitmiyor!

Şok diyetler veya karbonhidrat tüketimini ciddi oranda azaltan diyetlere başladığımızda bedenimizin kıtlık alarmı vererek enerji tüketimini yüzde 25 kıstığını söyleyen Özcan, “Yani normalde günde ilave egzersiz yapmadan 2 bin 500 kilo kalori yakıyorsak, bu değer 2 bin kilo kaloriye düşüyor. Kabızlık, halsizlik, vücuttaki kas oranının azalması, baş ağrısı, ağız kuruluğu gibi yan etkiler bu tür diyetlerde en sık rastlanan şikayetlerden. Ayrıca bu tür diyetlerden sonra uygulayıcılar verdikleri kiloları hızla geri alıyorlar. Üstelik tüm bu yan etkinler Amerikan Kalp Derneği ve birçok sağlık kurumu tarafından da belirtiliyor.” şeklinde konuştu.
Protein ağırlıklı diyetlerin daha birçok yan etkileri olduğunu açıklayan Özcan, yoğun protein tüketiminin, kolesterol ve kandaki trigliserid artışına neden olduğu için gut hastalığı riskini artırdığını ve kişi sürekli susuzluk hissedip normalden fazla su tükettiği için böbreklerin olumsuz etkilendiğini açıkladı. Özcan, aşırı protein tüketiminin başta bağırsak, mide ve pankreas olmak üzere kanser riskini de yükselttiğinin altını çizdi.

Ekmeğin kendisi değil üzerine sürdüklerimiz kilo aldırıyor!

Burcu Özcan açıklamalarına şöyle devam etti; “Günlük enerji ihtiyacımızdan fazla tükettiğimiz, yediğimiz her gıda bize kilo aldırıyor. Ancak ekmek, tahıl, makarna ve diğer tahıl gıdaları gibi yüksek karbonhidratlı gıdaların kalorileri genel olarak düşük. Karbonhidratların her gramı 4 kalori içerirken, yağın her gramı 9 kalori içeriyor. Bu yüzden ekmek şişmanlatır, kilo aldırır ifadesini kullanırken dikkat etmek gerekiyor. Çünkü asıl kalori ekmekten çok ekmekle birlikte tüketilen, ekmeğin üzerine sürülen tereyağı, margarin, peynir ya da reçel, marmelat ve sürülebilir çikolata gibi kalorice zengin gıda maddelerinden geliyor.”

Tükettiğimiz ekmeğin yarısı beyaz, yarısı tahıllı olmalı!

Ekmek tüketirken ekmeğin türüne göre bir denge kurmaya dikkat etmek gerekiyor. Sadece beyaz ekmek yememeli, yediğimiz ekmeğin en az yarısının kepekli ekmek veya tercihen tam buğday ekmeği gibi tahıllı ekmeklerden olmasına özen göstermeliyiz.

Ekmek, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu 8 önemli aminoasidin 7’sini içeriyor

Beyaz un üretiminde tahılın yüzde 83’ü kullanılıyor. Yüzde 70’i karbonhidrat, yüzde 13’ü protein olan beyaz un için enerji ve protein deposu diyebiliriz. Günlük enerjimizin yarıdan fazlasını ekmekten alıyoruz. Ekmek, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu 8 önemli aminoasidin 7’sini içeriyor. Beyaz un, kepek ve rüşeymin tahıllarda bulunan oranda karıştırılarak beraberce tüketilmesi bu üçlünün faydalarını kat kat arttırıyor. Tahıllardan en çok buğdayı, en sıklıkla ekmek şeklinde tüketiyoruz. Yaşa, bünyeye ve yaşam koşullarına göre değişmekle birlikte günde 6 ila 12 dilim arasında ekmek tüketebiliyoruz. Bu miktarın yarısını tam tahıllı ekmek yani tam buğday, çavdarlı, çok tahıllı olarak tüketmekte fayda var.

Tahıllı ekmekler tam bir sağlık kaynağı

Ekmek ortalama yüzde 45 oranında karbonhidrat içeriyor. Ancak bu oran basit şekerlerden değil nişasta gibi kompleks karbonhidratlardan oluşuyor. Çok tahıllı ekmeklerde sadece karbonhidrat değil mineraller, doymamış yağlar dediğimiz omega 3 ve 6, fitokimyasallar, antioksidanlar, E ve B vitaminler bulunuyor. T.C. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nün ortak çalışması olan Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberine göre, tahıllar çok yüksek bir oranda olmasa da protein de içeriyor. Bu proteinin kalitesi kuru baklagiller, et, süt ve yumurta gibi besinlerle tüketildiğinde artırılabilir. Rehbere göre tahıllar ayrıca bir miktar yağ da içeriyorlar. Bu yüzden tahıllı ekmekler tam bir sağlık kaynağı.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...