Ergenlerde Kilo Algısında Hata Obezite Sebebi

Florida State Üniversitesi araştırmalarına göre ergenlik ve gençlik büyüme döneminde kilo algısında hatalar yapılıyor ve bunun sonu obezite ile bitiyor.

Boy kilo ile vücut kitle indeksi ölçülmeli ve ideal orana kavuşulmalıdır. Bu dönemler hassastır ve ileride kalıcı hasarlar yaratabilir. Yetişkinliğe gelmeden vki değerinin 30 ve üzerinde olmaması gerekir yoksa ileride de obez olma riski yüksektir. Ergenlikte kilo algısı hataları yetişkinlikte obez olma riskini %40 garantiliyor.

Uzun vadede sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik ergenler ve gençler ile çocuklar için olumsuz sonuçlar getiriyor. Kilo ve görüntüyle ilgili hassas dönemlerde yapılan damgalama, alay vs davranışlar da obeziteye sürüklüyor. Ergenlikte içe dönen gençler kendini sağlıksız ve aşırı yemeye veriyor. İlaç kullanımı ruh sağlığı sorunları toplumsal baskı ve önyargılar ile bu alışkanlık kalıcı hale gelebiliyor.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Sırt Yağlanmasına Nasıl Çözüm Bulunur?

Sutyen takarken sırttaki yağlanmayı hemen fark edersiniz. Sırt yağlanması ile göğüsler küçük de olsa sutyen numarası büyür.

Ekstra bir çabayla bu sinir bozucu çıkıntılı fazlalığı yok edebilirsiniz. Bu sağlıklı ipuçları kısa sürede sırt yağlarınızdan kurtaracak.

Kardiyo egzersizleri yapın. Haftada 5 kez 1 saatlik egzersizlere başlayın nabzı artırın bol kalori yakın. İnterval aralıklı yoğun antrenmanları yapın. Tempoyu bir artırıp bir düşürmek spor sonrasında bile bir süre yakmanızı sağlar.

Altta yatan güçlü kasları ortaya çıkarma vakti. Sıkılaştırma egzersizleri yapın. Heykel duruşu sırt omuz göğüs kol kasları üzerine çalışın. Vücudu dengeler duruşu düzeltir.

Yoga yapın. Kalbe kan ve oksijen gitmesini sağlar kuvvet egzersizi sonrası dinginlik ve istek verir.

Akıllıca yiyin. Her öğünü atlamadan sağlıklı yiyeceklerle geçirin.

Spor ve normal kıyafetleriniz için doğru alışveriş yapın.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Fitness ve Egzersizle İlgili Efsaneler

Ne kadar yağ yakacağınızı siz hedefleyemezsiniz. Çalışma sonucu genel vücut yağları yakılır kalori harcanır ancak bu ölçülemez.

Bel, bacak, sırt, kalça gibi yerlerden giden yağların oranı da aynı değildir.

Boş karna mide egzersizi yapmak gerekmez. Önce kahvaltı yapacaksınız üzerinden zaman geçince karın egzersizini yapabilirsiniz aç karnına değil. Böylece daha çok yağ yakarsınız.

Açma germe esneme ısınma hareketlerini her hareketten önce yapmanız gerekmiyor. Tendon ve kaslar gevşerse bazı hareketlerde aksine zorlanabilirsiniz.

Dışarıda koşmakla bantta koşu yapmak bir değildir. Açık havada gerçek bir koşu çok daha etkilidir.

Her gün egzersiz yapabilirsiniz, oysa bazı kişiler bunu önermiyor.

Terlemek elbette şekle girmek fitleşmek demek değildir. Toksinleri atar hız kazanır ve bir miktar kalori yakmış olursunuz. Ayrıca egzersiz bizi fazla acıktırmaz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Doğum Kusuru Riski Hangi Çocuklarda Daha Fazla?

Down Sendromu, kalp ve akciğer sorunları gibi doğum kusurları, kardeş çocuklarından en büyük olanda yani en büyük kuzende veya en büyük kardeşten doğma çocuklarda

iki kat daha riskli olarak meydana gelebiliyor. Herhangi bir ailedeki çocuk için mutlak risk düşüktür.

Doğum kusurunun aynı ailede doğan çocuklarda yani kuzenlerde diğer çocuklara oranla 2 kat daha fazla görüldüğü kanıtlanmıştır.

35 yaş ve üzerinde doğum yapan annelerin çocukları da bu riske dahildir.

Yine 2 kat daha fazla doğum kusuru riski vardır.

Kan akrabası olan bebekler ve annesi daha büyük kardeş olan bebekler bu riske tabi.

Pakistan’da bir ailede doğan ilk bebek yani kuzenlerin en yaşlısı %31 oranında doğum kusurlu doğuyor.

İngiltere’de 300 bebekten 150sinde doğum kusuru bulunmuştur.

Düşük sosyoekonomik duruma sahip ailelerin bebekleri de maalesef bu riske sahip.

Annenin sigara ve alkol kullanması ve obez olması da etken.

Anneler arasındaki eğitim, ırk, yaş farkı da doğum kusurlarını etkilemektedir.

Bu riski yarı yarıya kötü her durum artırır.

Kan akrabaları arasındaki evliliklerde dünyanın birçok yerinde doğum kusuru yaygın olarak görülür. Bilinçlendirilme şarttır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Bebeğiniz Yolda, Peki Siz Hazır mısınız?

Bebeğiniz yolda peki siz ne kadar ve nasıl hazırlık yapıyorsunuz? İşte taze anne babalar öneriler..

Yemek ve temizlik konusunda artık daha hassas olacaksınız. İçgüdülerinizi izleyin, soğuk ve sıcak yemekler için düzenlemeler yapın. İyi bir pişirme seti ve dondurucu edinin. Dondurulmuş sebzeler, makarna, pirinç, sağlıklı tahıl, ve konserve gibi ürünleri dondurucu ve kilerde depolayın.

Fiş ve elektrikli prizli ürünleri etraftan izole edin. Güvenli dolaplara bu tarz şeyleri koyun. Kapıları ve penceleri dolapları sabitleyin sağlamlaştırın. Keskin köşeleri dolguyla kaplayın. Ulaşabileceği kablolu cihazları yukarı kaldırın. Su ısıtıcı gibi sıcak şeyleri az ayarda kullanın ve yine uzak yerlerde tutun. Arabanıza bebek koltuğu alın ve sabitçe monte edin. Yeni bir bebekle hayatınızda değişimler yapacaksınız.

Evde hayvan besliyorsanız bebeğinize daha fazla ilgi vereceksiniz. Küçük dostunuz ile bebeğinizi birbirine alıştırın. Tabii hayvanların iyi bir kontrolden geçmesi tüylerinin alınması şart. Çok iyi bir pediyatrist çocuk doktoru uzman seçin. Anında ulaşabileceğiniz bir doktor veya sağlık uzmanı edinin. Gündüz bakım merkezlerini de temizlik, eğitim, öğretmen, güvenlik ve iletişim bakımından iyi seçin.

Diğer velilerden fikir alın. Yemek planlarınızı ona göre ayarlayın. Birlikte yemeye özen gösterin. Uyku planı oluşturun, bebekler erken yatmalı, siz de çok geçe kalmayın. Sağlıklı bir bebeğin nelere ihtiyacı olduğunu doktorundan ve internetten de öğrenebilirsiniz. Annesi olarak kendi bakımınızı ve özel hayatınızı da unutmayın. Bebeğinizle sağlıklı günler dilerim..
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Cıvaya Maruz Kalma Otistik Davranışı Etkiler mi?

Anneleri hamileyken az miktarda cıvaya maruz kalan bebekler otizm riskiyle karşı karşıya.

Düşük seviyelerdeki cıva çocuğun beyin gelişimini anne karnında etkiliyor ve kimyasal element etkisiyle otizm davranışlarını ve bozukluklarını geliştirebiliyor. 30 yıllık araştırma bulguları bunu kanıtlıyor. Hamilelik sırasında yetersiz miktarda balık tüketen ve cıva alamayan annelerin bebeklerinde spektrum ve otizm davranışları gözlenebiliyor.

Kimyasallara maruz kalma bu değişimin bir başlangıcı olarak kabul ediliyor. Çalışmada yüksek cıva düzeyleri ve daha sonra otizm spektrum bozukluğu davranışları arasında bir bağlantı bulunmuştur. Ancak, bu, yüksek düzeyde cıva tüketiminin güvenli olduğu anlamına gelmez.

Diğer çalışmalar, besin açısından zengin diğer okyanus balığı türlerini tüketerek olumsuz davranış sonuçlarından kurtulabileceğimizi gösteriyor. Çocuklar, genç yetişkinler ve annelerle anne adayları beslenmesine dikkat etmelidir. Otizm belirtisi olan çocukların annelerinde gebelikte alınan saç örneklerinden cıvaya maruz kalma oranlarına bakılmıştır.

Dil, iletişim ve davranış becerilere bakılmıştır. Testler kesin tanı vermemiştir. Balık, gebelikte bebeğin beyin gelişimini destekler ve balık cıva içerebilir. Yüksek düzeyde cıva içeren ürünler de bebek gelişiminde sorunlara yol açabilmektedir. En sağlıklısı gebelikte doktor kontrolünde beslenmektir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

İmplant Sonrası Emzirme, Göğüslerde Sarkmaya

Meme implantı yaptıran kadınlar bebeklerini emziriyorsa korkmalarına gerek yok, göğüslerde bir sarkma olmayacaktır.

Birçok kadın emzirmenin meme şeklini değiştirmesinden endişe eder. Meme büyütme ameliyatından sonra özellikle dikleştirilen göğüs yapısı, bebek emzirme sonrasında değişmez. Meme implantı göğüs sarkmasında bir risk faktörü değildir. Emziren bir anne hem kendi hem de bebeğinin sağlığı için bunu yapmalıdır. Ayrıca meme protezi, implantı olmayan kadınlarda da bebek emzirmek meme sarkmasının bir sebebi değildir.

Plastik cerrahlar ayrıca, meme implantının emzirme işlevini önlemediğini ve etkilemediğini de vurguluyor. İmplantlar bir kas altında meme bezi altına yerleştiriliyor ve emzirme kanallarını etkilemiyor. Gebelik sırasında ve sonrasında artan veya azalan hormon üretimi ile birlikte meme yapısında değişmeler görülebilir. Ancak emzirme veya meme implantı sarkma yapmaz. Anneler bebeklerini rahatça besleme konusunda kendilerinden emin olsunlar. Meme sarkması aşırı hormon üretimi durumlarında gerçekleşebilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Erkeklerde Meme Kanseri Nasıl Oluşur? Belirtileri Nelerdir?

Meme kanseri, hepimizin zihninde bir kadın hastalığı olarak yer edinmiştir. Ancak araştırmalar gösteriyor ki yıl içerisinde konulan meme kanseri tanısının %1 ini erkekler oluşturmaktadır. Bu da ortalama olarak her yıl yaklaşık 300 erkeğe meme kanseri tanısının konduğunu göstermektedir.

Erkeklerin meme dokusu kadınlarınkinden farklılık göstermektedir. Kadınlara oranla meme uçlarının altında daha az miktarda doku bulunmaktadır. Çok nadir bile olsa bu dokular da kanser görülme ihtimali vardır. Yaş ilerledikçe erkeklerde meme kanseri riski artmaktadır. Bu durumu birçok erkek fark edemediğinden tanı koymak kadınlara oranla daha zordur. Bu nedenle tanı koymada gecikme yaşanır ve tedavi zorlaşır.

Belirtileri:
Erkeklerde görülen meme kanseri belirtileri kadınlarda görülen belirtilerle benzerlik göstermektedir:
-Meme dokusunda kitle hissedilmesi
-Memenin üzerindeki deride ve boyutunda değişmeler
-Meme ucunda egzama ve akıntı.

Tedavi sürecinde nasıl bir yol izleneceği hastalığın ilerilemişliğine göre değişmektedir. Erkeklerde meme dokusu az olduğundan sadece kitlenin alınması mümkün olmayabilir. Bu nedenle tümleme birlikte alınır. Kanserin lenfler yolu ile vücuda yayılması mümkün olabileceğinden meme alınırken etrafındaki lenfler ile birlikte alınır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Televizyon İzlemenin Sağlık Açısından Etkileri Nelerdir?

Gündelik hayatımızın yegâne parçası haline gelmiş bulunan televizyon, gördüğü rağbet nedeniyle teknolojik bazda her geçen gün gelişmekte ve modernleşmektedir.

Evimizin baş köşesinde yerini alan ve büyükten küçüğe herkesi kendine kilitleyen bu aygıt acaba göründüğü kadar masum mu?

Kesinlikle hayır!

Kâh biyolojik kâh psikolojik manada hem çocuklarımızın hem de erişkinlerin sağlığını ciddi düzeyde tehlikeye sokan televizyon zararları yönünden incelendiğinde uzmanların en güncel konuları arasında. Bir türlü karşısından ayrılamadığımız, vazgeçemediğimiz televizyonu ne gibi zararları var gelin birlikte görelim:

Gece gündüz denecek şekilde abartılı bir biçimde televizyon izlemek bireyin göz sağlığını ciddi anlamda bozar ve ileri vadede büyük görme problemlerine neden olur. Özellikle çocuklarda hafıza gerilemesine ve dikkat dağınıklığına sebebiyet verir. Bu nedenle de bu çocukların okul başarılarında ciddi bir düşüş gözlenir. Çok uzun süre televizyon karşısında oturmak bireyde duruş bozukluklarına ve buna bağlı olarak gelişen sakatlıklara neden olabilmektedir. Bireyde psikolojik sorunlara neden olabilmekte, uyku problemleri yaşatabilmektedir. Bireyde ciddi bağımlılık oluşturduğundan sosyalleşme problemlerine ve iletişim bozuklukları neden olmaktadır. Bireyi uzun süre hareketsiz bıraktığından obeziteye, bununla birlikte erken yaşta ergenliğe girmeye neden olabilmektedir. Televizyon bireylerde kişilik bozukluklarına neden olmakta, mutluluğu engellemekte, agresif stresli ve sinirli bir kişilik yapısına neden olabilmektedir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kıl Dönmesi Neden oluşur? Belirtileri Nelerdir Nasıl Tedavi Edilir?

Kıl dönmesi; cilt ile kuyruk sokumu arasındaki içi kıl dolu keseciğe verilen isimdir.

Kimlerde Görülür?
-Aşırı terleyen bireylerde
-Gençlerde
-Kıllı erkeklerde
-Vücuttaki kaba etlerin birbirine sürtmesi sonucunda
-Sürekli araba kullananlarda
-Derine inen enfeksiyon durumlarında
-Nadir de olsa doğuştan ve önceden varolan bir hastalığın devamı şeklinde görülebilmektedir.

Belirtileri:
-Zaman zaman ağrı görülür
-Akıntı
-Apse

Tedavisi:
Cerrahi tedavi yöntemi uygulanır. İçerisinde kıl veya iltihap bulunan kese çıkarılır, işlem sonucunda meydana gelen boşluk ise duruma göre ya tamamen kapatılır, ya açık bırakılırak kendi kendine kapanması sağlanır, ya da yarı açık yöntem ile tedavi edilir.
Tedavide her hasta için farklı bir yöntem kullanılır. Tedaviden sonra hastalığın tekrar nüksetme ihtimali de yüksın ktir.

Ameliyat Sonrası İstirahat
İstirahat süresi yaranın büyüklüğü ve ameliyatın süresine göre değişmekle birlikte ameliyattan sonra 1-2 hafta sonra hasta ayağa kalkar ve isine devam edebilir. Hasta istirahat sürecinde istediği gibi yatabilir, yürüyebilir ve banyo yapabilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Mükemmeliyetçilik Aslında Bizi Öldürüyor mu?

Herkeste saplantı derecesinde olabilen mükemmel olma isteği farkına varmadan bizi yavaş yavaş öldürüyor.

İş yerinde iş verene okulda öğretmenlere evde ailemize karşı korkularımız bastırılmış duygularımız var. Bu gibi bilinç altı düşünceler bir zaman sonra en iyisinin bizde olması isteğini getiriyor. Bu kişilerde depresyon ve anksiyete gibi sinir hastalıkları riski daha büyüktür. Her şeyin tam ve en iyisi olması size fayda değil zarar verir. Sözleri, hareketleri, davranışları, görünümlerine kadar hep zirvede olmak kişiyi yorar.

Zihinsel anlamda sonu iyi değildir. Her olay ve durumda her konuda hep bir boşluk, fire ya da hata payı verilmelidir. Hep iyisini düşünerek bir şeye başlanmamalıdır. Aksi halde kurulan hayaller daha büyük oranda yıkılır ve psikolojik harabiyet verir. Ayrıca bu hastalıkta intihar etme oranı erkeklerde dört kat daha fazladır. Barsak sendromu depresyon ve stres sonuçları olabilir. Mükemmel olmamak kötü veya başarısız olmak demek değildir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Dikkat Eksikliğinin Sebepleri Tarım İlaçlarımı ?

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Sendromu (DEHS) teşhisi konan çocukların sayısı hızla artıyor. İstatistikler Amerika’ da çocukların yüzde 3 ila 7’ sinde DEHS olduğunu gösteriyor. Bu artış bazı uzmanlar tarafından birçok çocuğa yanlış teşhis konmasına, bazıları tarafından da pestisitlerin yaygın kullanımına bağlanıyor.
Pestisitler, dilimizde tarım ilacı veya zirai ilaç adlarıyla bilinen çeşitli kimyasal maddelerdir. Bunlar, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak veya zararlarını azaltmak için kullanılır.

En çok kullanılan pestisitlerden biri önce kimyasal silah (sarin ve sinir gazları) olarak geliştirilen organofosfatlar olarak bilinen bileşiklerdir. Bunlar asetilkolinesteraz enzimini etkisizleştirerek etki gösteririler.

Organofosfat sınıfı tarım ilaçlarının DEHS’ e yol açtığını gösteren araştırmalara her gün bir yenisi ekleniyor. Environmental Health Perspectivesdergisinde yayımlanan araştırmaya göre hamileyken idrarlarında daha çok tarım ilacı saptanan annelerin çocuklarında DEHS görülme ihtimali, diğer annelerin çocuklarına göre çok daha fazla olduğu ortaya çıktı.

Brenda Eskenazi ve arkadaşları yoğun olarak tarım yapılan Salinas Valley’ de yaşayan hamile kadınların idrarlarında pestisitlerin parçalanma ürünlerini hamilelikleri süresince iki kere ve doğumdan sonra bunların çocuklarında birçok kereler ölçtüler. 300’ den fazla Meksika kökenli Amerikalı çocuk, 3 ve 5 yaşlarında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bakımından değerlendirildi. İdrarlarında pestisitlerin 10 misli artmış olduğu annelerin çocuklarında DEHS’ nin 5 misli fazla görüldüğü belirlendi. Hastalığın 3 yaşındayken belirgin olmadığı esas olarak 5 yaşında ortaya çıktığı, bazı çocukların genetik olarak hastalığa daha yatkın olabilecekleri de anlaşıldı.

Harvard Üniversitesi tarafından yapılan ve 3 ay önce yayınlanan bir araştırmada da idrarlarında pestisit miktarında 10 misli artış olan çocuklarda DEHS riskinin yüzde 55 oranında arttığı, erkek çocukların DEHS’ e kızlara göre daha duyarlı oldukları belirlenmişti. Çocukların pestisitlere yiyecekler aracılığıyla maruz kaldıkları düşünülüyor.

Gelelim neticeye
BİR: Organofosfatlar böceklerin sinir sistemini etkileyen ilaçlar olduklarından bunların insanların sinir sistemini de etkilemeleri çok anlaşılabilir bir şey.
İKİ: Bu araştırma organofosfatlara doğumdan önce maruz kalmanın da DEHS riskini artırmasını göstermesi bakımından çok önemli.
ÜÇ: Erkek çocuklar DEHS’ a kızlara göre daha yatkınlar. DEHS riskini artıran genetik faktörler de var.
DÖRT: Bu araştırma sebep sonuç ilişkisini kanıtlayan bir araştırma olmamakla beraber tarım ilaçlarının çok kullanıldığı bölgelerde yaşayan anne adaylarının daha dikkatli olmaları gerekiyor.
BEŞ: Tüm meyve ve sebzelerin bol su ile iyice yıkanmadan yenmemesi gerekiyor. Hamile hanımlar ve küçük çocukların daha duyarlı oldukları unutulmamalı.

KAYNAKLAR
1. Amy R. Marks, Kim Harley, Asa Bradman, Katherine Kogut, Dana Boyd Barr, Caroline Johnson, Norma Calderon, Brenda Eskenazi: Organophosphate Pesticide Exposure and Attention in Young Mexican-American Children:http://ehp03.niehs.nih.gov/article/info:doi/10.1289/ehp.1002056
2. Brenda Eskenazi, Karen Huen, Amy Marks, Kim G. Harley, Asa Bradman, Dana Boyd Barr, Nina Holland: PON1 and Neurodevelopment in Children from the CHAMACOS Study Exposed to Organophosphate Pesticides in Utero http://ehp03.niehs.nih.gov/article/info:doi/10.1289/ehp.1002234

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
www.ahmetrasimkucukusta.com
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Depresyon ve Bağımlılığa İyi Gelen Mantar

Beyin fonksiyonlarını değiştirebilen obsesif kompulsif bozukluktan anksiyeteye depresyondan bağımlılığa kadar ilaçtan daha iyi gelebilen doğal bir çare var: mantar.

Zihin sağlığını destekliyor, içindeki aktif kimyasallar ile aklın biyolojisini adeta onarıyor. Duygusal düşünmeyle ilgili beynin aktif kısımlarına direkt hitap ediyor. Duygu durum düşünce his sorunları açısından depresyon sıkıntı bunalım bağımlılık sorunları yönünden beyaz mantarlar oldukça etkili.

Beynin ilkel bölgeleri aktif hale geliyor duygusal düşüncelerin önüne geçiliyor. Beyinde gelişen bağımlılıkla ilgili psikolojik sorunların iyileşmesinde de mantarlar oldukça etkili. Zihin yapısını değiştiren doğal ve basit bir tedavi şekli. Sadece bu mantarı tüketmek bize kalıyor. Profesyonel tedaviyle birlikte bu alternatif yöntem de öneriliyor. Birçok ülkede mantar tüketimi bu hastalıklar için önerilmekte. Sigara, madde, alkol gibi bağımlılık ve diğer kötü alışkanlıkları önleme açısından da yine etkili.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kanser Nedir? Kansere Neden Olan Faktörler

Son yıllarda çok gündemde olan kanser hastalığında tıptaki ilerlemelere rağmen bir artış görülmektedir.

Bütün teknolojik gelişmelere karşın kanser hastalığı hala can almaya devam etmektedir. Bugünkü tıp bilgilerimize göre çoğu kanser türünde çok uzun ve sağlıklı yaşam mümkün olmamaktadır. Belkide en akıllıcası kanser olmayı beklemek yerine zamanında doğal yöntemlerle bir koruyucu önlemlerle riski en aza indirmektir. Malesef çok işi zamanında stres katsayısını, beslenmesini, antioksidan alımını ihmal etmekte, ancak bu olumsuz hastalık başladıktan sonra kendime bakmaya başlamaktadır. Bu seferde çok daha fazla masrafla, üzücü ve yorucu yöntemlere kısıtlı sonuçlar alınabilmektedir.
Genetik çevresel faktörler, nadiren boğaz enfeksiyonlar, fazla kilo, stres, alkol, sigara, hatalı beslenme gibi nedenler kanser riskini artırabilir. Aslında kanserin nedeni hala tam olarak bilinmemektedir. Biraz dikkatli incelenirse bir grup hücrenin kendini bütünden farklı olarak algılaması, asileşmesi ve çoğalıp üremesi ile ilgili olduğu anlaşılır. Bunun sonucu olarak da çoğalmakta büyümekte ve yayılmakta ama diğer bütün ile beraber kendini de yok etmektedir.

Kanser tedavisinde felsefi ve psikolojik desteğin önemi büyüktür. Kişilere özünde bir bütünün parçası olduğunun hatırlatılmasının ve hissettiririlmesinin, içindeki hücrelerin çoğalma tarzına da olumlu olarak yansıyabilmektedir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kola Kadınlarda Kanser Riskini Artırabilir

Meşrubat testlerinde kolada bulunan karamel ve kıvam verici kimyasal bir maddenin kadınlarda kanser riski oluşturduğu belirlendi.

Özellikle fazla kola tüketenlerde risk olası. Fareler üzerinde yapılan deneylerde bu kimyasalın toksisite oranı incelenmiş ve sağlığı tehdit ettiği görülmüştür. Kanserojen maddeler çoğu yiyecek içecekte maalesef mevcut ve kola da bunların başında geliyor. Renklendirici içerdiğinden bu madde kanser türlerini tetikleyebiliyor.

Araştırmalarda insanların potansiyel kola tüketim seviyelerini incelemiş ve oranın yüksek olduğunu saptamıştır. Günlük hayatımızdan kolayı uzak tutmamız özellikle kadınların çok az tüketmeleri ya da hiç tüketmemeleri sağlık açısından önemli. Diyet ve normal kola aynı ayrıca bira da bu kategoriye dahil. Soda, kola gibi gazlı ve katkılı içecekleri her yaştan kişiler sıkça tüketiyor. Ömür boyu kanser riskinizi artırmayın sağlıklı beslenin ve bu konuda bilinçlenmeye başlayın.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Gençlere Erken Kanser Önleme Yöntemleri

Onkoloji çalışmalarında kolon veya rektum, meme, prostat, akciğer, karaciğer, pankreas veya yumurtalık kanseri tanısı koyulan hastalar incelenmiştir.

Erken yaşlarda kansere karşı bilinçlenmek ileride korunmak adına önemlidir. Sağ kalım oranları ırk, yaş, cinsiyet ve sağlık durumuna göre belirleniyor. 65 yaş altı hastalarda birtakım kanser türlerinde hayatta kalma ve kurtulma oranı daha yüksek. %45’e kadar yaş azaldıkça risk azalıyor. Erken yaşta tedbir alındığında 70 yaş sonrasında da kurtulma şansı %15 artıyor.

Özellikle karaciğer, akciğer, pankreas veya yumurtalık kanseri olan hastalarda erken tedaviye gitme durumunda belli ölçüde olumlu sonuçlar alınmıştır. Karaciğer kanseri için% 39, Prostat kanseri için% 68 oran söz konusudur. Gelecekteki araştırmalar ve tedavi uygulamaları için bu veriler oldukça önemlidir. İyileşme oranları popülasyona göre değişiyor. Kanserde bakım ve erken önlemler hayat kurtarır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Çürük dişteki bakteriler kalp krizine neden oluyor

Diş Hekimi Gülbahar Köken, “Dişlerimizi her gün en az 2 ile 3 defa fırçalamalıyız. En önemlisi gece yatmadan önce mutlaka ve mutlaka dişlerimizi fırçalamamız gerekiyor. Diş fırçalarının en az 3 ayda bir değiştirilmesi gerekiyor. Dişlerimizi fırçalarken nohut büyüklüğü kadar macun kullanmak yeterlidir.
Fazla macun kullanarak ağzımızın içerisini köpürtmenin dişlerimiz ve ağız sağlığı açısından çokta önemli değil. Önemli olan yediklerimizden ağızda ve diş aralarında kalanları temizlemektir. Dişlerimizi fırçalarken mutlaka fırçamızın ders tarafıyla da dil ve yanaklarımızı da temizlemekte fayda vardır” dedi.

Diş Hekimi Köken, “Sağlıklı bir dişlere sahip olmak için mutlaka altı ayda bir diş hekimine giderek diş kontrolü yaptırmak ve gerek varsa diş tedavisinde bulunmakta fayda var. Her şeyin başı temizlik olduğu için sağlıklı bir deş ve ağız sağlığı içinde temizlik şarttır. Ağızdaki çürük dişlerde bulunan bakteriler özellikle kalbe yerleşerek kalp krizi riski oluşturduğundan ağız ve diş sağlığının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Dişlerimizi temizlerken önce sert olmayan ve üst azı dişlerimizden dairesel

hareketlerle başlayarak fırçalamakta fayda vardır. Dil ve yanak temizliği de ihmal edilmemelidir. Ağız ve diş temizliği bir bütündür” diye konuştu.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Aile Planlaması

Toplumların eğitim düzeyi yükseldikçe, doğurma oranı azalmaktadır. Bu, doğum kontrolu ve kürtaj uygulamalarının bir sonucudur. Günümüzde, kadınlar eskisine göre ilk adetlerini daha erken yaşta görmekte ve cinsel ilişkiye daha erken başlamaktadır. Doğum oranı azaldığı için, (kesin bir korunma yöntemi olmamakla birlikte) emzirme doğum kontroluyla ilgili önemli bir etki de göstermemektedir.
Bu nedenle, herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanılmadığı takdirde, çocuk sayısını sınırlandırmak bugün daha da zordur. Yaygın olarak kullanılan doğum kontrol yöntemlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Doğum kontrol hapları
2. Uzun etkili doğum kontrol yöntemleri (enjeksiyon,implant vs)
3. Spiral
4. Bariyer yöntemleri (diafram, spermisid, prezervatif vs)
5. Doğal yöntemler (takvim ve çekilme yöntemleri)
6. Cerrahi sterilizasyon (kısırlaştırma)

Ülkemizde bunlardan hangisinin ne oranda kullanıldığı hakkında yeterince bilgi sahibi değiliz. Ancak gelişmiş ülkelerde, en çok kullanılan yöntem doğum kontrol haplarıdır; özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle, son yıllarda prezervatif kullanımı da artmıştır. Daha çok kadınlarda olmak üzere, her iki cins için de cerrahi kısırlaştırma yöntemi kullanımında dikkat çekici bir artış gözlenmektedir.

Aile planlaması yöntemlerini şu şekilde de sınıflandırabiliriz:
1. Dönüşümsüz yöntemler: Sonradan hiç çocuk istemeyen çiftler için cerrahi kısırlaştırma yöntemi idealdir. Bunun tekrardan düzeltilmesi mümkündür ama, düşük bir olasılıktır. Yan etkilerinin çok az olması ve nispeten basit bir yöntem olması nedeni ile tercih edilir. Erkek kısırlaştırması, lokal anestezialtında 10-15 dakika süren bir işlemdir. Kadın kısırlaştırma işlemi ise, genelanestezi altında laparoskopik yöntemle 15 dakikada yapılan ve hastanın aynı gün evine gönderildiği, basit bir cerrahi girişimdir. Açık ameliyat (minilaparoto-mi) ile yapılırsa hasta birkaç gün hastanede kalabilir. Başarısızlık oranları, erkek sterilizasyonunda % 0.1-0.15, kadın sterilizasyonunda ise % 0.2 civarın-dadır. Yapılan çalışmalar, cerrahi yöntemlerle kısırlaştırılan kadınlarda yu-murtalık kanseri görülme sıklığının azaldığını ortaya koymuştur. Kısırlaştırma işleminin, cinsellik üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olmadığı gösterilmiş-tir. Adet kanamaları üzerindeki etki ise, kesin değildir. Çoğu yayında adet kanamalarında değişiklik olmadığı bildirilmektedir ama, bazan kanamada artış görülmektedir.

2. Dönüşümlü yöntemler: Daha sonra çocuk isteyen çiftlerde uygulanır. Hastanıntercihine, kullanıma engel oluşturan bir hastalığının olup olmamasına ve entellektüel durumuna göre farklı yöntemler seçilebilir. Başarısızlık oranları, bazı yöntemler için hastanın uygulamadaki başarısına göre değişir. Takvim yöntemi % 9-25, çekilme yöntemi % 4-19, kombine doğum kontrol hapları % 0.1-3, yalnızca progesteron içeren haplar % 0.5-3, spiral % 0.1-2, cilt altı implantları % 0.05, depo enjeksiyonlar % 0.3, spermisidler % 6-26, servikal kep %9-40, diafram+sper-misidler % 6-20 ve prezervatif % 3-14 başarısızlık riski taşır. Doğum kontrolunun yetersiz uygulanması, kürtaj oranlarında artışa yol açar.Bu, hem halk sağlığı hem de ekonomik açıdan çok daha fazla maliyet getirir.Ayrıca, giderek yaygınlaşan cinsel yolla bulaşan hastalıklar da gözönüne alınarak hastaların bilinçlendirilmesi ve özellikle birden fazla partneri olan kişiler için prezervatif kullanımının özendirilmesi gerekir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Ağız Kanseri, Nedenleri Ve Tedavisi

Ağız kanserlerinin sıklığı ve ciddiyeti ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır. Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir.

Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi ağız kanserlerinin erken dönemde yakalanması açısından da önemlidir.
Ağız kanserlerinin nedenleri nelerdir?
Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve bazı besinlerdeki karsinojen maddeler ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı bulunmuştur. Genetik yatkınlık ta ağız kanserleri için risk faktörleri arasındadır.
Ağız kanserlerinin muhtemel belirtileri
Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanların olması Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi Çiğneme ve yutma Dil ve çene hareketlerinde zorlanma Dil veya ağızın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler ve bunun sonucu mevcut protez uyumunun bozulması Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısızdır, kanser ilerleyerek sağlıklı ağız dokularında harabiyet oluşturdukça ağrı şikayeti de başlar. Kişinin kendinin ağız kanserini farketmesi güç olabilir. Bu nedenle düzenli dişhekimine gidilmesi son derece önemlidir.

Ağız kanseri riskinin azaltılması
– Sigara, sigar, pipo gibi tütün ürünlerinin kullanmayınız, tütün çiğnemeyin.
– Alkol kullanıyorsanız, aşırıya kaçmayın.
– Hem alkol hem de tütün ürünlerini kullanan kişilerde ağız kanseri riski alkol ve tütün ürünlerini kullanmayan kişilere göre 15 kat artmıştır.
– Meyva ve sebzeden zengin diyetle beslenin. Araştırmalar bu tür diyetin ağız kanseri riskini azaltabileceğini ileri sürmektedir.
– Düzenli olarak dişhekimine gitmeyi ihmal etmeyin.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Çoçuklarda Diş Sağlığı, Diş Hastalıkları Ve Öneriler

Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler. Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.
Diş fırçalamakÇocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler.

Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.

Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.

Çürük oluşumu engellenebilir mi?
Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı yada ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; “fissür örtücü” dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan “fissür” adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir.

Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.

Süt dişlerinin önemi nedir?
Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. Bunların yanında aşağıdaki gibi bir görüntü, hiç kimsenin çocuğunda görmek istemeyeceği ciddi estetik sorunlara yol açmaktadır.

Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar. Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır.

Süt dişlerindeki çürükler tedavi edilmeli mi?
Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar. Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, “nasıl olsa yerine yenileri gelecek” yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir.

Süt dişlerindeki çürükler ; ağrı ile çocuğun çok küçük yaşlarda tanışmasına ve gelecekte bazı fobileri olmasına neden olabilir . Ayrıca bu çürükler süt dişlerinin çok erken kaybına neden olabilir.

Çocuklarda diş yaralanmaları
Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır. Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir.

Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen dişhekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir.

Bebeklerde ağız bakımı
Bebeklerin, en azından ilk dört ay anne sütü ile beslenmeleri ağız çevresindeki yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı (damaklı, kesik uçlu) biberon kullanımı gerekir.

Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır.

Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma gibi alışkanlıklara 2 – 2,5 yaşına kadar izin verilebilir. Eğer parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 – 6 yaş arasında bu alışkanlık mutlaka giderilmelidir.

Solunum problemleri, çene gelişmesi üzerine olumsuz etki eder. Burundan değil de, sadece ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha iyi anlaşılır) muhakkak kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır.

Çocuklarda diş fırçalama ne zaman başlamalıdır?
Bebek 6-8 aylıkken, (yani ilk dişler ağızda göründüğünde) temizleme işlemi başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce dişleri (en azından çiğneme yüzeylerini) temiz bir tülbent ya da gazlı bezi ıslatarak silmek, temizlemek yerinde olur.

Diş fırçası kullanımına ise çocuğun arka dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5 – 3 yaşında ) başlanması uygundur.

Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur. Bu yaşlarda önemli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken çoğu zaman dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Oysa çürüklerin önlenmesi için dişlerin ara yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha iyi temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne-Babanın kontrolü iyi olur.

Çocuklar için nasıl bir diş fırçası seçilmeli?
Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır. Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir. Eskimiş bir süpürgeyle süpürme işlemi nasıl yapılamazsa, eski bir fırçayla da dişler fırçalanamaz. Fırça kılları aşınır aşınmaz (Ortalama 6 ay) mutlaka değiştirilmelidir.

Çocuğuma dişlerini günde kaç kez fırçalatmalıyım?
Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce, sadece üçer dakikalık etkili bir fırçalama işlemi yeterlidir. Her iyi alışkanlık gibi diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk döneminde kazanılacaktır.

Çocuklarda bazı ağız ve diş problemleri :
1. Diş Gıcırdatma (Bruxizm):
* Nedenleri: Stress, agresif, takıntı veya sıkılgan kişilik yapıları, anne-babası diş gıcırdatan çocuklar bu alışkanlığa daha eğilimlidir.
* Belirtileri: Dişlerde aşınma, uyurken çıkartılan gıcırdatma sesleri, yüz kaslarında ağrı, çene ekleminde problemler, baş ağrısı, dişlerde sallanma ve hassasiyet.
* Tedavisi: Öncelikle psikolojik açıdan diş gıcırdatmaya yol açan faktörler ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bu başarılamaz, hastaya takıp çıkartılabilien bir gece plağı yapılır.

2. Parmak Emme:
* Nedenleri: Parmak emme küçük yaşlarda sık görülen bir alışkanlıktır. Genellikle dört yaşına kadar kendiliğinden ortadan kalkar. Alışkanlığın sürekli dişlerin çıktığı yaşlarda da sürmesi, bu dişlerde ve damakta yapısal bozukluklara yol açar. Bu bozuklukların nedeni parmağın ön dişlere ve damağa uyguladığı başınçtır. Ortaya çıkan bozukluğun derecesi emmenin süresine, sıklığına, şiddetine ve emme sırasında parmağın pozisyonuna bağlıdır.

* Tedavisi: Parmak emmeyi önlemenin en etkili yolu parmak emmeye eğilim gösteren çocuğu emziğe alıştırmaktır. Emziğin hem verdiği zarar daha azdır, hemde daha kolay bırakılabilir. Tedavinin zamanlaması çok önemlidir. Çocuğun kendisi bu alışkanlıktan kurtulmayı istemedikçe, tedavinin başarıya ulaşması imkansızdır. Çocuğun çevre baskısına uğramaması ve alay edilmemesi için okul çağından önce bırakması psikolojik yönden çok faydalıdır. Çocuk baskı altına alınmadan cesaretlendirilerek, ödüllendirilerek pozitif yönlendirilmelidir. Eğer her şeye rağmen 6 yaşına kadar alışkanlık kırılamamışsa diş hekimine başvurularak profesyonel yardım alınması gereklidir.

3. Emzik:
Bebekler için emmek rahatlamanın ve güven içinde hissetmenin en doğal yoludur.
Eğer bebek parmak emme eğilimi gösteriyorsa, derhal emziğe yönlendirilmelidir. Emzik parmak emmeye göre hem daha az zararlıdır; hem de sonraki yaşlarda daha kolay bırakılabilir.
Emzik günün büyük bir bölümünde değil, sadece gerekli olduğunda verilmelidir.
Yapısal bozukluklara yol açmamak için, mümkün olduğu doğal meme yapısındaki emzikler seçilmelidir.
Emziklerin yapısının sağlamlığı her gün kontrol edilmelidir.
Emziğin büyüklüğü ağzın yapısına uygun olmalıdır.

4. Biberon Çürüğü:
Bebeklerde bazen dişlerin üzerinde sürer sürmez kahverengi lekeler oluştuğu ya da bu dişlerin kırılıp döküldüğü gözlenir. Aslında bu lekeler diş çürükleridir ve dişler de çürük nedeniyle kırılır. Bu kadar erken bir dönemde çürük oluşmasının nedeni de biberon çürüğü adı verilen çürüklerdir. Bebek beslenmesinde en önemli besin olan anne sütü ya da inek sütü doğal olarak şeker içerir. Gece yatmadan önce yada uyku sırasında bebek anne sütü ya da biberon emerse süt ağızda birikerek mikropların dişleri çürütmesi için elverişli bir ortam oluşturur. Bu nedenle özellikle gece beslenmesi sonrası dişlerin temizliğine özen gösterilmelidir.

Bebeklerde meydana gelen çürüklerin tedavisi çok güç olduğundan, koruyucu önlemlerin erken dönemde alınması gerekir. Bun önlemler şunlardır:
* Bebeğinizin gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığını önleyin.
* Beslendikten sonra uyutmaya çalışın.
* Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin.
* Bebek beslendikten sonra mutlaka su içirin.
* İlk dişlerin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişlerini silerek temizleyin.

Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır. İltihaplı ya da ağrıyan dişler bebeğin huzursuzlanmasına ve beslenme düzeninin bozulmasına neden olur. İltihap alttan gelecek kalıcı dişler de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar. Bu dişler çekilmek zorunda kalırsa çocukta konuşma problemleri ortaya çıkabilir.

Biberonun yanı sıra emziklerin ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmesi de biberon çürüklerinin başka bir nedenidir. Bunun yanı sıra, dişler sürdükten sonra oyalanmak amacıyla bebeğin eline verilen karbohidratlı-şekerli gıdalar da diş çürüklerine neden olur. Çocuğu bu tür gıdaların yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirmek gerekir.

Çocuklarda hangi diş macunu ne kadar kullanılmalıdır?
Bebeklik döneminde ve üç yaşına kadar çocuklarda diş macunu kullanımı önerilmez. Diş macunu kullanımına üç yaşından sonra başlanmalıdır.Ancak reklamlarda gördüğünüz gibi 3-5 cm. değil, bir leblebi kadar macun fırçalama için yeterli olacaktır.

Diş macunu kullanımına başlandığı dönemde, florürlü diş macunlarından herhangi biri tercih edilebilir. Önemli olan çocuğun seçilen macunun tadını sevip istek duymasıdır.

Fırçalama işleminde macundan çok, etkili bir fırçalama işleminin önemli olduğunu unutmamak gerekir.

Çocuk dişlerinde acil durumlar:
* Diş Ağrısı: Ağrıyan dişin çevresini temizleyin. Ilık tuzlu su ile gargara yaptırın ve eğer varsa sıkışmış yiyecek artıklarını diş ipi ile uzaklaştırın. Asla dişin üzerine aspirin ya da benzeri ilaçlar koymayın. Çocuğunuza daha önce de denemiş olduğunuz bir ağrı kesici verin ve en kısa sürede bir diş hekimine götürün.

* Isırılmış Dudak, Dil, Dudak Yada Yanak: Yaralı bölgeye buz koyun. Eğer kanama varsa, temiz bir gazlı bez ile hafifçe basınç uygulayın. Kanama 15 dakika içinde durmazsa diş hekiminize başvurun.

* Diş Tümüyle Çıkmışsa: Dişi bulun. Köküne mümkün olduğunca dokunmadan alın. Diş hekimine gidene kadar dişi saklamak için en ideal ortam süttür. Temiz bir kapta sütün içinde koruyarak en kısa sürede diş hekiminize gidin.

* Süt Veya Sürekli Dişlere Travma: Hiç zaman kaybetmeden diş hekiminiz ile temasa geçin. Travmalardan sonra her kaybedilen saat oluşan hasarı büyütmektedir.

* Diş Hekiminize ulaşana Kadar: Yarayı ılık su ile temizleyin. O bölgeye soğuk kompres uygulayın. Varsa Kırık diş parçalarını saklayın.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Tatlının Oluşturduğu Diş Çürümesi Riskini Azaltın

Meyve suları, kek, kurabiye, şekerleme, sütlü tatlılar, sert kıvamlı şekerler, karamel, gofret, çikolata, muz gibi yiyecekler dişlerde çürük oluşturma riskini artırıyor. International Hospital Diş hekimi Dt. Oğuzhan Özdemir, tatlı yedikten sonra süt, ayran içmenin ve peynir yemenin, şekerin ve ortaya çıkan asidin zararlı etkilerini önleyerek çürük riskini azalttığını söyledi. Acıbadem Kocaeli Hastanesi Diş hekimi Dt. Nihan Hızır ise, öğünlerden sonra ve ara öğünlerde çiklet çiğnemenin de çürük riskini azaltan bir etki yarattığını belirtti.

Süt, ayran ve peynirin tüketilmesi sayesinde, ağız ortamındaki tükürük içerdiği kalsiyum, flor ve fosfor ile çürüğe karşı doğal bir savunma sağlıyor. Ksilitol içeren şekersiz çikletlerin çiğnenmesi de tükürük akışını hızlandırdığından çürüğe karşı koruyucu özellik taşıyor. Öğün sonrasında, öğün aralarında şekerli besinler tüketildikten hemen sonra 15-20 dakika çiklet çiğnenmesi, dişler üzerindeki yapışkan yiyecek birikintilerini uzaklaştırarak çürükten koruyucu etki yapıyor.

Şeker ihtiyacınızı meyveyle karşılayın
Vücudun şeker ihtiyacının meyve ve sebze tüketerek karışlanmasını öneren Diş hekimi Dt. Oğuzhan Özdemir, şunları söyledi:
“Sert ve lifli besinleri, yumuşak ve yapışkanlara tercih edelim. Sıvı içecekler, katı yiyeceklere göre şekerli de olsa dişler arasından uzaklaştırılmaları daha kolay olduğundan, çürük oluşturma riskleri daha azdır. Yapılan araştırmalara göre muz tek başına tüketildiğinde daha fazla çürük riski taşırken, süt veya tahıllarla birlikte tüketildiğinde çürük oluşturma riski azalmaktadır.”

Ülkemizde süt ve ayran tüketiminin yılda yüzde 15-25 seviyesinde olmasına karşın, çay ve kolalı içeceklerin tüketiminin yüzde 50’lerde olduğuna değinen Dr. Özdemir, diş çürüklerini önlemede alınacak önlemleri şöyle sıraladı:

– Yemek aralarında çikolata, gofret, bisküvi, şekerleme ve kolalı içecekleri tüketmemeye özen gösterin
– Şekerli yiyecek ve içeklerin yerine süt , yoğurt, ayran, yumurta, elma, havuç gibi ısırılarak yenen meyveleri tercih edin
– Dişlerinizi günde en az iki defa fırçalamaya çalışın
– Ara öğünlerde şekerli gıdalar ve içecekler tüketiyorsanız, besinlerden sonra su ile ağzınızı çalkalayın
– Öğünlerden sonra ve öğün aralarında şekersiz çiklet çiğneyin
– Dişlerinizde hiç sorun olmasa bile yılda iki kez diş hekimine kontrole gidin.

Dişlerinizi fırçalarken çocuklara örnek olun
Acıbadem Kocaeli Hastanesi Diş hekimi Dt. Nihan Hızır, süt dişlerinin dış yapısının yumuşak olması nedeniyle, çocuklarda çürüklerin hızlı ilerlediğine dikkati çekti. Bunu önlemek için de anne ve babanın ayna karşısında dişlerini fırçalayarak çocuklara, bu alışkanlığı kazandırması gerekiyor. Bebeğin sütü severek içmesi için sütün içine şeker koymanın ve emziğin lokum ve şekerli yapışkan gıdalara batırılmasının yanlış olduğunu belirten Hızır, şöyle konuştu: “Çocuklar bu şekerli biberon ve emzikle uyuduklarında, biberon çürüğü oluşuyor. Ayrıca çocuklarda süt dişleri 2,5 yaşında tamamlanıyor, 20 tane diş oluyor. Dişler tamamlandığı zaman, fırçalamaya özendirmek lazım. Bunun için de flor oranı yüksek macunlar tercih edilmeli.” Hızır, şekerli gıdaların yanı sıra, annenin kullandığı ilaçlar, çocuğun geçirdiği enfeksiyon hastalıklarının da dişte çürümelere yol açtığını söyledi.

Yumuşak fırça, aşındırmayan macun kullanın
Diş hekimi Dr. Oğuzhan Özdemir ve Diş hekimi Nihan Hızır, doğru diş fırçalama ve macun seçimi hakkında da bilgi verdi. Yapılan araştırmalar doğru teknik ve uygun fırça-macun ile dişlerin günde 2 kez, sabah ve yatmadan evvel, en az 1,5 dakika süreyle fırçalanmasının çürükten ve dişeti hastalıklarından korunmak için yeterli olduğunu gösteriyor.

Çok sık fırçalamaktan ziyade, sert bir fırçayla, büyük grenli (özellikle sigara içenler için geliştirilmiş diş macunları büyük partiküllere sahiptir ve aşındırıcı özellikleri daha fazladır) macunların kullanılması, çok bastırarak ve sert bir şekilde 3-5 dakika sürelerle diş fırçalamak diş minelerine uzun vadede aşındırma yaparak zarar verebiliyor. Yumuşak kıllı bir fırça, normal bir diş macunu ile fırçalamanın dişlere bir zararı olmuyor.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hamilelikte Tansiyon Yükselmesi

Bazı Anne adayları gebelik öncesi süreçte   yüksek tansiyona sahip iken bazı anne adaylarında ise  yüksek tansiyon gebelikle baş gösteren bir durumdur.  Gebelikte oluşan yüksek tansiyonun takibi için anne adayının  düzenli olarak kan basınç kontrolleri yapılmalıdır.

Gebelikte yaşanan  tansiyon yüksekliğinin belirtileri şu şekilde gerçekleşebilir;

Kronik hipertansiyon: kronik tansiyon adındanda anlaşılacağı gibi geblikten önceki süreçte var olan bir tansiyon çeşitidir.  gebeliğin 20. haftasına gelinmeden önce 140/90 aşan  yüksek tansiyon durumu varsa ya da veya 20. haftadan sonra saptanan yüksek tansiyon postpartum 12. haftada hala düzenli bir hal almadıysa bu tansiyon türü  kronik hipertansiyondur.
– Gestasyonel hipertansiyon: Gestasyonel hipertansiyon gebeliğin 20. haftasından sonra kendini, gösteren   ve postpartum 12. haftasından  öncedüzene giren tansiyon türüdür.

 Yüksek tansiyon tedavisi:

anne adayının kan basıncı değeri tehlikeli değerleri aşmıyorsa doğum anına kadar gebelik devam edebilir. ve tansiyonu düzenleyen ilaç kullanımına gidilebilir.

Şayet yüksek oranda  preeklampsi ya da eklampsi gerçekleşirse  tedavi yolu sadece doğumdur.

bu karar doğumda yaşanacak riskler  ve gebeliğe devam etmesi sırasında ve doğum sonrası  yaşayacağı risklerle karşılaştırılarak verilmelidirgerek duyyulduğunda  sezaryen yapılabilir. Çeşitli ilaçlar da kullanılabilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Stres Hamile Kalmayı ve Tüp Bebekte Başarıyı

Tüp bebek yolu ile anne bebe olmak isteyen bireyler bilmelidirki. normal gebeliğe zemin hazırlayan üreme organlarının  bozuklukları, altında yatan temel neden  aşırı strestir.

Tüp bebek döneminde pozitif bir sonuç için adayların  stresten ellerinden geldiğince uzak kalmalarıgerekmektedir.

Adaylar üzerinde strese neden olan kaynak ise aile büyükleri ve çevre olmakatadır.

Gerekirse bu ortamdan uzaklaşarak, sağlıklı bir tüp bebek süreci başlatımalıdır.

Tüp bebek sürecinde Stresi Azaltmak İçin Yapılması Gerekenler Nelerdir?

tüp bebek sürecinde eşlerin birbirlerini anlaması şarttır. Stresi ortadan kaldıran yoga ya da meditasyon gibi rahatlatıcı spor dallarına başvurulmalıdır. bebek sahibi olmak istyen bireyler profesyonel bir psikologtan yardım almalıdır. Kafein ve nikotin içerikli besinlerden uzakdurulmalıdır. Hekim ile gerektiği ölçüde konuşabilmelidir. . akupunktur tekniği ile daha olumlu bir başlangıç yapılmalıdır. Tüp bebek süreci için  zihnen bu tedaviye hazır olmak. İmkan varsa çevreden uzak kalmak.Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hamilelik Kilolarınızdan Kurtulmak İçin İpuçları

Gebelikte alınan kiloları doğumdan sonra vermek için karamsar olmayın.

Chicago Üniversitesi tarafından yürütülen yeni bir araştırmaya göre, doğum ve gebelikten önce de kadınların dörtte üçü kilolu. Etrafınızdaki anne olan arkadaşlarınıza baktığınızda yalnız olmadığınızı göreceksiniz.

Hamilelik boyunca sağlıklı beslenmek ve ideal kilo aralığını korumak önemli. Emziren yeni anne olan kadınlar kilo konusunda oldukça tedirgin. Bir kadının fizyolojisi, metabolizması, kan hacmi, kan basıncı, glikoz düzeyi, amino asit düzeyi, lipidleri ve hormonları gebeyken ve doğum sonrası değişime uğrar. Doğum sonrası nasıl kilo verilebilir?

Besin değeri yüksek sağlıklı ve kullanışlı gıdaları seçin. Meyve, sebze, kepekli tahıllar, sağlıklı yağlar ve yağsız protein kaynaklarını tüketin.

Şekerli ve aşırı yağlı gıdalardan uzak durun. Bir dönemden sonra makarna ve peynir, pizza, tavuk nugget, patates, ve kurabiyeleri kesin.

Bebeğinizi emzirmek şart ve bu size kilo da verdirir.

Diyetisyene gidin kalori takibine başlayın. Susuz kalmayın ve bol sıvı tüketin.

Gebelikten önceki sağlıklı beslenme takviminize geri dönün. Spora önem verin.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Gebelik Döneminde Yaşanan “Anne Ölümü”

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan tanımlamaya göre “Gebelik süresinden bağımsız bir şekilde gebelik tarafından olumsuz yönde etkilenen bir neden yada bu durumun tedavisine bağlı olarak gebelik sırasında ya da gebeliğin sonlanmasından sonraki 42 gün de görülen kadın ölümleri anne ölümü” olarak tanımlanmıştır.

Tüm dünyadaki anne ölüm nedenlerinin görülme sıklığı şu şekildedir:
Kanama %25
Dolaylı nedenler (kalp sağlığı vs.) %20
Enfeksiyon %15
Uygunsuz kürtaj %13
Gebelik toksemisi %12
Doğum komplikasyonu %8
Diğer nedenler (emboli, dış gebelik) %7

Sağlık Bakanlığı ve Hacettepe üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı’nın yürüttüğü hastanelerdeki anne ölümlerini araştıran bir çalışma sonucunda Türkiyede’ki anne ölüm hızı 100.000 canlı doğum için 49.2 olarak bulunmuştur. Ancak bu çalışma Türkiye genelini yansıtmamaktadır. 1990 yılında DSÖ’nün yürüttüğü bir çalışmada ise Türkiye’deki anne ölüm hızı binde 130 bulunmuştur. Kuzey amerika’da 100.000 de 12 dir.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de yılda yaklaşık 2 milyon gebelik gerçekleşmekte, bunların 465.000 i gebelik sürecinde hiçbir tıbbi bakım anlamı.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Yumurtalık Kanserine Karşı Siyah Çay Tüketin

Araştırmacılar, İngiltere’de East Anglia Üniversitesi klinik beslenme çalışmalarında siyah çayın mucizesine parmak basmıştır.

Narenciye ve siyah çay tüketimi kadınlarda yumurtalık kanserine karşı koruyor. Yumurtalık kanseri her yıl birçok can alıyor ve birçok kadında görülüyor. Yumurtalık yüzeyini kaplayan tabakada görülüyor. Zengin bir beslenme düzeni ile bunun üstesinden gelinebilir. Bazı bitkilerde bulunan flavonoidler önemli kanser hücrelerinin sinyallerini veriyor.

İnflamasyona karşı savaş açan bu bitkilerin başında da siyah çay ve narenciye meyveleri geliyor. Günde birkaç bardak çay yumurtalık kanseri riskini %31 oranında azaltıyor. Portakal ve diğer turunçgillerin meyve suyu da bu kadar etkili. Bu bileşikler kanserin ana kaynağına etki ederek kadınları büyük bir sorundan kurtarıyor. Olası faktörlerden arındırılan yumurtalık kanseri hücreleri temizleniyor. Bu çalışma ABD de yapılmıştır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Meme Kanserinde İltihaplanmaya Karşı Tai Chi

Yavaş ve nazik hareketlerle yapılan Tai Chi bir uzak doğu alternatif tıp tedavisi biçimidir.

Derin nefes alma ve meditasyon tekniği ile ağır hareketlerle birleştirilir. Vücutta enerji akışı sağlar ve iltihaplanmaya iyi gelir. Fibromiyalji, Parkinson hastalığı, kronik kalp yetmezliği hastalarında özellikle Tai chi tekniği etkilidir.

Araştırmaya göre son 10 yılda 2-3 kat kadar artan meme kanseri vakalarında iltihaplanma sorunu da doku ve organların alınması sonrası yaşanabiliyor. Bu da kanserde nüks etmeye sebep oluyor ve iltihaplanma önemli bir risk faktörüdür.

30-85 yaş arasındaki 90 katılımcıyla bir süre boyunca araştırmalar sürmüştür. Tai Chi tedavisi uygulanan hastalarda uykusuzluk ve iltihaplanma oranları azalmıştır. İltihabı azaltır ve olası riskleri en aza indirir.

Sempatik sinir sistemine direkt olarak etki eder ve bu tedavide hastalar moral de depolar. Hücresel enflamasyon yani yangılı iltihaplanma riski oldukça azaltılır. Kanserde yaşamda kalma konusunda etkilidir uykusuzluğa ve depresyona da iyi gelir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Sivilce Oluşumunda Okulun Kritik Rolü

Sadece okul değil tabii birçok etkenle stres altında kalan gençler, ergenlik döneminde akneyle savaşıyor

Ergenlikteki gençlerin en büyük dertlerinden biri olan akneler okuldaki başarıyı da olumsuz etkiliyor. Özellikle, sınav dönemine hazırlanan gençler yoğun stres yaşıyorlar, bu da sivilcelerin çoğalmasına neden oluyor. Genellikle ergenlik çağındaki gençleri etkileyen sivilce, ergenlikte hormon el değişiklerden kaynaklanan cildin daha fazla miktarda yağ salgılama sonucu oluşuyor. Sınav dönemlerinde yaşanan stres ile birleşince, aknelerde artış görülüyor. Yüzlerini kaplayan sivilceler, hem kendileri hem de ailelerine stres yaratarak mutsuz oluyorlar.

Stres Sivilce Sebebi

Sivilce, akne stresten oldukça iyi beslenir. Akneler ergenlik döneminde en fazla yanak, boyun, omuz,sırt ve göğüs bölgelerinde oluşur. Ergenlik dönemindeki değişikliklere neden olan hormonlar ve yaşanan yoğun duygular daha fazla yağ salgılamasına neden olur. Fiziksel olgunluğu sağlayan hormonlar yağ bezleri daha çok yağ üretir. Bu yağın deri yüzeyine geçişini sağlayan kanal yoğunlaşır ve yağ kütlesi nedeniyle tıkanır. Aknenin temel nedeni tıkanmaktır. Ciltte ki gözenekler tıkanma sebebiyle nefes alamaz. Toz, kir, makyaj malzemeleri gibi dış etkenler de tıkanmayı hızlandırır ve siyahlaşır. Cildimizde gördüğümüz siyah noktalar yani komedonlar oluşur. Bakteriler tıkanmış yağ bezlerinin üzerinden kılların içine sızarak. Bir takım kimyasal maddeler nedeniyle tıkanmış olan yağ bezinde iltihaba yol açar ve komedon akneden papulese akneye dönüşür. Bir iki gün içinde yumuşayıp büyüyen akne iltihaplı bir hal alır buna da püstül akne denir. Aknenin en şiddetli hali ise nodül ve kistler olarak bilinir. Bunlar deri altında ağrılı büyük sertlikler olarak belirginleşir ve ciltte kalıcı izlere sebep olabilir. Sobere akne ise cildin aşırı yağlanma sonucu sivilceye dönüşmesi halidir, gençlerin yaşadığı tipik gençlik aknesidir.

Ergenlikte görünen akne sebebi, çocukluktan gençliğe geçiş döneminde yaşanan değişikliklerdir. Dolayısıyla ergenlik sivilceleri bir hastalık değildir. Hormon el rahatsızlıklardan kaynaklanan bir yapıya sahip değilse, gençlerin yaşadığı ergenlik sivilceleri ilaç yutmadan da geçebiliyor.

Problem Çözümleyen Biyolojik Kozmetik

Problem çözümleyen, kozmetolojik ve biyolojik yoğun bakımlarla, yağ üretimi düzenlenerek ciltte aşırı yağlanma “Hydro Lotion” ciltte yağlanma dengelenir. Komedonlar arındıralarak sivilce oluşumu önlenir. Yağ üretimini azaltma özelliğine sahip olan “Morus Nigra” ( Kara dut) ile azaltırken, cildin nem dengesi “Oleanol Acit” ( Zeytin yaprağı özü) etken madde içeriği ile cildin nem dengesi korunur.


Yapılması Gerekenler

Gençlerin günlük cilt temizliğine düzenli dikkat etmesi, cildi direkt etkileyen besin değeri yüksek ve katkı madde içerikli gıdalardan uzak durmaları gerekir. Ve özellikle sınav dönemlerinde düzenli ve sağlıklı beslenmeleri. Sabahları mutlaka kahvaltı yapmaları. Kendilerine 1-2 saat zaman ayırarak temiz havada yürüyüş yaparak, bir Cafe de arkadaşlarıyla oturarak laflamak veya zaman ayırabilirseniz spor yaparak, beyninizi boşaltır ve stresinizi atmış olursunuz. Bu önerim hem sivilcelerinize hem de sınavdaki başarınıza büyük katkı sağlayacaktır inanın.

Günlük cilt temizliğinin yanı sıra gençler profesyonel uzmanın tavsiyeleri ile cildin yağlanması azaltılır, sivilce oluşumu ve ilerlemesi önlenir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Hava Kirliliği Gebeliği Nasıl Etkiler?

Hamilelikte yaşanan kirli hava soluması bebeğe ve anneye ne zararlar verebilir?

Hamile bir kadının, hava kirliliğine maruz kalması, bebeğinin doğum kilosunu düşürebilir. Yapılan araştırmalarda, hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde, bebeklerin sağlıklı kilolarından daha düşük kiloda doğduğu gözlemlenmiştir. Bir metreküp havada gerçekleşen her 10 mikrogram kirliliğin, doğum kilosunu 8.9 gram azalttığı görülmüştür.

Düşük doğum kilosu, bebek ölümünde çok yaygın bir risk faktörüdür. Bunun yanı sıra, hayatın ileriki dönemlerinde kalp, solunum ve davranış bozukluklarına neden olabilir.

Anne adayının hava kirliliğine maruz kalmasının, çocuğunun doğum kilosunu nasıl etkilediği kesin olarak bilinmiyor. Bazı bilim adamları, hava kirliliğinin, fetüsün plasenteya bağlanmasını etkileyebileceğini düşünüyor.

Hava kirliliği aynı zamanda annenin vücudunda gerilime neden olur ve fetüsün büyümesini etkiler. Hava kirliliği, yetişkinlerde de astım, kalp rahatsızlığı, diyabet ve felç gibi hastalıklara neden olur. Hava kirliliğinin pek çok olumsuz etkisi olduğundan, özellikle hamile bayanların, kendilerini mümkün olduğunca hava kirliliğinden korumasında fayda vardır.

Şehir hayatında, hava kirliliğinden kaçmak mümkün görünmüyor. Hava kirliliğinin arttığı dönemlerde, dışarıda yapılan uzun süreli egzersizlerden kaçınmak ya da hafta sonu da olsa şehirden uzaklaşmak gibi ufak çözümlerin bile faydası olacaktır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Su İçmek Hangi Durumda Zararlı?

Ayakta su içmek neden zararlıdır? Çarpıcı örneklerle gerçekleri öğrenmeye hazır mısınız? İşte sağlıklı bir şekilde su içmenin incelikleri..

Ayakta su içmenin insanlara tıbben zarar verebileceğini belirten uzmanlar, "İnsanların mideleri pozisyonlarına göre farklılık gösterir. Yani ayakta ve oturur vaziyetteki midenin pozisyonu farklıdır. Ayakta duran bir insanlar eğer sıvı gıda içerse doğrudan doğruya onikiparmak bağırsağına geçer. Bu da midenin küçük eğriliğine uyan kısmında Waldeyerin mide caddesi denen oluk bulunur. Sıvı gıdalar bu yolu takip ederek devamlı küçük bir açıklığı olan mide çıkışını geçerek onikiparmak bağırsağına geçer. Yani şöyle diyecek olursak insanların ayakta su içmeleri sonucunda suyu içerler ve hiçbir yere etkisi olmadan direk onikiparmak bağırsağına geçer. Su insanlar için önemlidir. Bu sıvıyı ayakta içtiklerinde vücuttaki su midede birikmez ve vücuda hiçbir faydası olmaz. Eğer insanlar sıvıyı oturarak içerse bunlar önce midede birikir, asitle karışarak mikropları ölür ve sonra onikiparmak bağırsağına geçer. Bu durumda oturarak su içme usulüne uymakla insan kolera dahil, bir çok insan hastalıklarından korunmuş olur. İnsanlar rastgele yerde sıvıları alıp ayakta içerseler bazı hastalıklara ve tehlikeye daha fazla maruz kalırlar." dedi.

Ayakta su içmenin tıbben zararları olmasının yanı sıra dinimizde de Peygamber Efendimiz tarafından söylenen hadisler yer alıyor.

Ayakta su içmek hususunda söylenen hadisler şunlardır:

"Eğer ayakta su içen kimse midesine verdiği zararı bilseydi içtiği suyu şüphesiz ki geri kusardı" (Abdürrezzak 10/427 hadis 19588).

"Sizden biriniz ayakta su içmesin. Her kim unutur da içerse kusmaya çalışsın" buyurmuştur (Müslim eşribe Hadis 116).

Resûli Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem "Ayakta su içmeyi yasaklamıştır" ifadesi, Müslimin bir başka rivayetinde "Ayakta su içmekten men etmiştir" şeklinde geçmektedir. (Müslim, Eşribe 112, 114)

Ebû Hüreyre radıyallahu anhdan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hiçbiriniz ayakta su içmesin. Unutarak içen de kussun!" (Müslim, Eşribe 116)

Suyu içerken imkânlar ölçüsünde kıbleye yönelip, oturarak besmele çekip su bardağı sağ ele alınarak içmelidir. Her hususta olduğu gibi su içerken de itidal üzere hareket etmeli aşırı derecede su içmemeli, çok soğuk ve çok sıcak olanlardan da sakınmalıdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...