Diz Artriti Hakkında Bilmemiz Gerekenler

Artrit eklem ve mafsal iltihaplanmasıdır. Dizdeki artrit oldukça yaygındır çoğu kişide görülebilir.

Diz ekleminin kıkırdağı giderek aşınırsa dizde bu sorun görülür. Kıkırdak kemik ucunda lastikimsi kaygan bir dokudur. Sertleşip şişer ve ağrı yapabilir. Belirtileri genelde yavaş gelişir ve fark ettirmez. Sabah daha çok belli eder. Sporda zorlanırsınız. Ağrı başlar harekette ve oturmada zorlanırsınız. Tedavisi yoktur ancak bazı tedaviler hafifletebilir.

Kilo kaybı, egzersiz, ilaç, alternatif tedaviler, ve cerrahi seçeneklerden bazılarıdır. Fazla kilo dize yük bindirir fazla kilolarınızı verin ve rahatlayın. Egzersiz en iyi tedavilerden biridir. Termal suda terapi ve yüzme en iyisidir. Asetaminofen, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (NSAID), ve topikal kremler ve spreyler ağrı ve iltihabı giderir. Akupunktur, masaj ve elektron tedavileri de mevcuttur. Ameliyat da bir çaredir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Çağımızın Hastalığı: Boyun Ve Bel Düzleşmesi

Çağımızın yaşam koşullarının neden olduğu boyun düzleşmesi sorunu yaşayan hastanın bu sorunu tamamen ortadan kaldırabilmesi oldukça güçtür. Uzun zaman masa başı ya da bilgisayar başında çalışmak durumunda kalanların ve duruş bozukluğunun neden olduğu boyun düzleşmesine stres ve genetik etkenlerde sebep olabilmektedir. Ayrıca kanepe koluna yaslanarak uyuma alışkanlığı sert ve rahatsız bir konumda oturuyor olmakta bu sağlık sorununa zemin hazırlamaktadır. Boyun düzleşmesinin belirtileri sıralanacak olursa; Baş ağrısı Boyun ve omuzlarda hissedilen şiddetli ağrı El ve kollarda fark edilen uyuşma Tedavisi:
Gibi belirtiler ile kendisini belli eden boyun düzleşmesinin tam olarak tedavisi mümkün değildir.
Boyun düzleşmesinin tedavisinde başarılı sonuca varabilmenin yolu düzenli egzersiz yapmaktır. ilgili doktor hastanın konforuna hitap etmek için ağrı kesici ve kas gevşetici ilaç desteğine başvursa da düzenli yapılan egzersizler sayesinde hasta 2-3 hafta gibi bir süre sonunda ağrılarını unutabilmektedir. Ancak hastalık kendini yineleyebilen özelliğe sahip olması bakımından her daim hastalığa neden olabilecek duruş bozuklukları ya da olumsuzluklardan korunmak önemlidir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kalp Hastaları Grip Aşısı Olabilir mi?

Eğer kalp hastalığınız varsa grip mevsimi sizin için riskli olabilir fakat grip aşısı yaptırmaları koruyucu olabilir.

Herhangi bir hastalığa göre kalp hastası olmak grip aşısı olurken daha çok dikkate alınır. Kronik hastalıklara oranla kalp hastası olmak da gribe yakalanmayı kolaylaştırır. Uzun süredir kronik kalp rahatsızlığı olan özellikle ileri yaştaki hastalara grip aşısı olmaları önerilir.

Grip aşısı kalp hastalığı olan kişilerde gribe bağlı komplikasyonları ve diğer hastalıkları da önler. Her yıl bu şekilde binlerce ölüm vakası önlenmiştir. Hastalığın süresi ve şiddeti de bunu belirler.

Kalbin yanında grip de yaşayan hastaların riski daha da fazladır. Enfeksiyon hastalıkları bu kişilerde daha ölümcül düzeydedir. Bu nedenle mevsiminden önce aşılanmak gerekir.

Bu aşılar çoğu kişi için güvenlidir. Ateşi kas ağrılarını ve kalp sorunlarını azaltır. Grip aşısı olmadan önce doktorunuz size alerji ve sağlık durumunuzu soracaktır. Kardiyolog haricinde başka dalda bir doktor da size grip aşısı yapabilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

C Vitamini Soğuk Algınlığına Çare mi?

Portakal, limon, greyfurt gibi C vitamini deposu besinler grip, nezle gibi soğuk algınlığı hastalıklarını önlüyor mu?

Uzun soluklu olarak bu hastalıkların önlenmesinde genelde bu meyveler tavsiye edilir. Bazı yerlerde yararlı olsalar da tümüyle önleyici ve iyileştirici değiller. Soğuk algınlığının önlenmesinde C vitamininin rolü her zaman tartışmalı olmuştur. Belirtilerinin şiddetini azaltır, hastalığı önlemez, yok etmez fakat ağrıların ve diğer belirtilerin yoğunluğunu azaltır. Soğuk algınlığına yakalanma oranını ve sıklığını azaltabilir.

Süresi ya da şiddeti üzerinde pek bir etkisi yoktur. Hemilä H ve arkadaşları tarafından yapılan bir başka çalışmaya göre bireysel tedavi edici etkisi nedeniyle narenciye meyveleri sıkça tüketilmelidir. Mandalina, portakal, greyfurt, limon. 21 klinik çalışmasına göre grip ataklarının süresini ve ortalama şiddetini bu meyveler %23 oranında azaltabilir. Genel olarak çalışmaların sonuçlarında tutarsızlık olsa da meyve yemekten zarar gelmez. Özellikle kışın bolca tüketilmelidir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Grip İle Savaşan 6 Besin

Bu mevsim grip olmaktan korunmak için önce bir grip aşısı olun.

Beslenmenin üst solunum yolu hastalıklarının önlenmesi ve tedavi edilmesinde önemi büyüktür. Griple savaşan lezzetli ve sağlıklı besinler hangileridir?

Kabak çekirdeği, hastalıkla savaşacak beyaz kan hücrelerine destek olan çinko mineralini içerir. Çerez olarak kabak çekirdeğini seçin ve günde bir iki avuç tüketin. Lezzetli ve sağlıklıdır.

Ton balığı, bağışıklığı destekler ve hastalıkla savaşmak adına hücreleri serbest radikallerden korur ve uzak tutar. Muhteşem bir selenyum kaynağı olan bu balığı sıkça tüketin.

Mantar, beta glukan içerir vücudu enfeksiyonlara karşı korur.
Tatlı patates, yüksek oranda A vitamini içerir bağışıklık sistemine saldıran serbest radikalleri önler.

Yeşil çay tüketmek antioksidan almamızı ve gripten korunmamızı sağlar.
Yoğurt, probiyotik içerir doğal fermente bir gıdadır. Vücudu korur enfeksiyon riskini azaltır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Tırnak Batması ve Tedavisi

Tırnak batmasının oluşmasından pek çok değişik faktör neden olabilir. Bunların en başında hatalı kesme ve pedikür işlemleri gereğinden çok kısa kesme ve köşeleri çok derin kesme gibi durumlar gelmektedir ki bu gibi durumlar çevredeki derinin, tırnak kanallarının üzerine doğru ilerlemesine neden olur ve tırnak, derinin içine gömülerek uzamaya başlar.
Bir diğer neden yanlış ayakkabı seçimidir. Dar ayakkabıların ve çok sıkı çorapların giyilmesi tırnakların üzerine veya kenarlarına baskı yapmaktadır. Bu durumda da tırnaklar kırılarak aşağıya doğru uzarlar ve derinin içine gömülürler.

Başka bir önemli neden ise ayakların çok fazla terliyor olması ve ayak hijyeninin yeterli oranda sağlanamıyor olmasıdır. Eğer ayaklar aşırı derecede terliyorsa ve iyi kurulamamasından dolayı nemli kalıyorsa bu durum çevre dokularının gereğinden fazla yumuşamasına neden olur. Böyle bir durumda da tırnağa gelecek herhangi bir darbede tırnak, tırnak kanalındaki deriyi keser, içine gömülür ve batar.
Başka bir neden de travmalardır. Tırnak plağına ya da ayak parmağına gelen travmalar sonucunda çevre doku zarar görebilir. Böyle bir durumda tırnak etin içine gömülerek düzensiz bir şekilde uzamaya başlar.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Stockholm Sendromu Nedir? Belirti ve Tedavi

Stockholm sendromu, rehine olan veya esir düşen kişilerin travmaya maruz kalmaları sonucunda saldırganı kendilerine yakın hissetmeleri ve bir şekilde onunla özdeşim kurmaları durumudur.

Ilk defa 1973 yılında İsveçli bir psikiyatrist tarafından tanımlanmıştır. Birey kendisini rehin alan kişiye kendine karşı tavırları doğrultusunda sempati duyabilmekte ve bağlanabilmektedir.

Nedenleri:
Stockholm sendromunun nedeni tam olarak bilinmemekle beraber bazı açıklayıcı mekanizmalar mevcuttur. Hastalığının genetik yönünden bahsedilemez. Daha çok kişilik bakımından bağlanma problemi yaşayabilen bireylerde görülmektedir. Bireyin kendi yaşamında mutsuz ve yalnız olması ve depresyon içerisinde bulunması da temel nedenleri arasındadır.
Belirtileri:

Travmanın yarattığı stres semptomları ( hareket etmede ve konuşmada güçlük çekme, donakalmışlık hali gibi) Saldırgana karşı minnet duygusu, aşka kadar gidebilecek yoğun bağlılık Depresyon gibi ağır duygusal semptomlar gibi durumlar stockholm sendromunun temel belirtileridir.
Tedavisi:
Stockholm sendromunda etkilenen bireyin ihtiyacına göre bir tedavi programı uygulanır. Psikoterapide hastaya güven verici bir ortam hazırlamak çok önemlidir. Ön koşul olarak bu sağlandıktan sonra hastanın eski haline dönmesi için çeşitli terapiler düzenlenir ve hasta tedavi edilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Diyabetle Savaşan Potansiyel Etkili Otlar ve Bitkiler

Her toplumda %8 oranında kişiyi etkileyen diyabet hastalığı oldukça zorludur maliyetlidir ve genelde tip 2 şeklinde görülür.

Diyet değişiklikleri, fiziksel aktivite ve hastalık kontrolü ile kan şekeri seviyeleri dengelenebilir. Glikoz değerlerini insülin düzeyini kısacası diyabeti kontrol altında tutmak için mutfaktan yararlanabiliriz. Mercanköşkü, biberiye, kekik ve sera bitkilerinden yardım alın.

İnsülin salgılanmasında rol oynayan otları bilin. DPP-IV ve PTP1B adlı maddeler ile insülin salgılanması dengelenir. Bu enzimler şeker hastalığını yöneten ilaçlar gibidir. Ayrıca polifenol ve flavonoidler içeren sera etkili bitkiler inhibe enzimleridir. Biberiye, mercanköşkü ve kekik türleri şeker hastalığına karşı iyi gelir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Diyabette Çok Tuzlu Beslenmenin Riskleri

Diyabetli kişilerin tuz tüketimini artırması veya azaltmaması kalp krizi ve inme riskini 2 kat artırıyor.

Şeker hastalığında tuzun etkisi büyük. Aşırı sodyum yani tuz tüketmek sağlık için riskli. Uzmanlar tuz alımını sınırlamamız gerektiğini vurguluyor. Özellikle diyabetliler buna dikkat etmeli. Glikoz kan şekeri düzeyleri normal seviyelerinden şaşabilir.

Diyabet başlar, varsa ilerler ve maalesef kalp hastalıkları başlar. Felç de bu riskler arasında. 1600 kişi 40-70 arasında katılımcılar ile araştırmalar yapılmış ve tuzun eksileri bir kez daha görülmüştür. Böbrek hastalığı ,felç, diyabet ve ölüm gibi sorunlar aşırı tuz tüketimi sonucu olabilir. Kolesterol değerlerimiz için de beslenmeye ve tuza dikkat etmeliyiz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Testis Travması Nedir? Tedavi Yolları Nelerdir?

Testis, erkeklerin erkeklik hormonlarını salgılamakla görevli olan ve üremelerine yardımcı olan sperm hücrelerini üretmekle görev alan organdır. Testisler sağ ve sol yanda olmak üzere toplamda parçadan oluşur.

Erkek vücudunun dışında yer alan testisler, dışarıdan gelebilecek darbelere karşı açık ve korunmasızdırlar. Bu nedenle ani olarak çevreden gelen çarpma, vurma, düşme gibi alınan darbeler sonucu ortaya çıkan hasar testis travması olarak adlandırılmaktadır.

Testis travması yaşayan erkeler; ek kısa sürede bir üroloji uzmanına başvurarak yaşanmakta olan travmanın tedavisi için bir an önce harekete geçmelidir.

Testis Travması Nasıl Tedavi Edilir?

Testislerde meydana gelen travma, ürologlara yaşandığı gibi anlatılarak başlanmaktadır. Ardından; durumun ciddiyetini anlama adına öncelikle ultrasonografi sonuçları incelenir ve ortaya çıkan sonuçlara göre travmanın ağır olamadığı durumlarda, ilaçla tedavi başlatılarak ağrı kesici ve kremlerle sorun ortadan kaldırılır.

Testis travması ağır bir boyutta yaşanıyorsa daha ayrıntılı bir inceleme başlatılarak doppler ultrason işlemi ile travmanın boyutuna inilebilir.
Hekimin yaptığı incelemeler sonucu testislerde her hangi bir; yırtılma, kanama veya aşırı hasar durumu varsa testisti cerrahi bir işlem ile tedavi edebilir. Hatta gerek duyulduğunda testist tamamen alınarak hastanın yaşama bağlanması sağlanır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Göz Seğirmesi Nedir ve Nasıl Tedavi Edilir ?

Göz seğirmesi, hepimizin başına ara ara gelen ve göz kapağı tiki şeklinde sürekli tekrarlayan göz kasılma hareketidir.

Tek gözün, alt kapağında veya üst kapağında görülen bir göz sorunudur. Genel olarak yaşanan göz seğirmesi geçici ve kısa sürelidir. Bazı kişilerde bu durum günlerce hatta aylarca sürebilmektedir.


Göz Seğirmesinin Nedenleri Nelerdir?

Göz seğirmesi tıbben miyokimi yani adale seğirmesi şeklinde adlandırılmaktadır. Göz seğirmesine neden olabilen bazı hususlara değinmek gerekirse; özellikle yoğun stres, yorgunluk hali, dengesiz beslenme, göz kuruluğu, lens kullanımı, alkol, bilgisayar başında uzun süre kalma ve kafeinli besin tüketimi gibi çeşitli sebeplere dayandırılmaktadır.

Göz Seğirmesi Nasıl Tedavi Edilir?

Çok kısa ve anlık olarak gelişen göz seğirmelerinde bir süre beklenerek seğirmenin son bulması gözlenir.

Uzun süre devam eden ve geçmeyen göz seğirmesine karşı bir göz doktoruna başvurularak seğirmenin sebebi bulunarak gerekli tedavi uygulanmalıdır. Göz seğirmesi sorununda tedavi yöntemi olarak; geçmeyen seğirmelerde botoks enjeksiyon yöntemi ile kasılma hareketi yapan kas düzeltilerek tedavi gerçekleştirilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Antibiyotiklerin Neden Olduğu Hastalıklar Nelerdir?

Antibiyotik kullanmadan maalesef ki birçok iltihaplı enfeksiyonların tedavisi imkânsız olabilmektedir.

Antibiyotik ile kısa sürede kuruyan iltihaplar, hastayı kısa sürede ayağa kaldırarak fayda sağlasa da antibiyotik kullanımının diğer yandan vücuda büyük zararları bulunmaktadır.

Antibiyotik kullanımı sırasında oluşacak zararları gözden geçirdiğimizde; aşağıda bulunan yan etki durumlarını sayabiliriz.

 Çocuklar üzerinde sık sık kullanılan antibiyotikler, çocuğun yetişkinlik döneminde aşırı kilolu ve obez olmasına neden olmaktadır. Antibiyotik aldığımız dönemlerde vücudumuzdaki zararlı bakterilerin ölmesinin yanı sıra yararlı olarak bilinen helicobacter bakterileri de antibiyotik tarafından yok edilmektedir. Bu durum; sonucu kişiler üzerinde astım hastalığı oluşabilmektedir. Antibiyotikler, yararlı olan helicobacter bakterilerini yok etmesi sonucu mide de asit oluşumuna neden olarak mide hastalıklarını ortaya çıkarmaktadır. Çocukken tüketilen antibiyotikler; erişkinlik döneminde kişilerin şeker hastalığı ile karşı karşıya kalmalarına neden olmaktadır. Antibiyotiğin bağırsaklar içerisindeki yararlı bakterileri yok etmesine bağlı olarak bağışıklık sistemi bozulur, pankreas zarar görür ve bunların sonucunda da diyabet hastalığı oluşur. Antibiyotik kullanımı sonucu ilerde oluşabilecek hastalıklar içerisinde; bağırsak hastalıkları başı çekmektedir. Mide şişkinliği, mide ağrısı gibi çeşitli, mide sorunlarına yol açmaktadır. Sürekli antibiyotik ile tedavi olan çocuklar bir süre sonra antibiyotiğe bağışıklık kazanarak, vücut direncinin azalmasına ve daha fazla hastalanmalara neden olmaktadır. Bu süreçten sonra antibiyotikler tedavi amaçlı olarak işe yaramaz duruma gelmektedir.
Kesinlikle mecbur olmadıkça antibiyotik kullanmamaya özen gösterelim. Antibiyotik görevi gören besinleri alarak tedavi olma şekline yönelelim.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Ağız Sağlığını Mahveden 6 Besin

Rahatça gülmenizi önleyen etkenler vardır ki buna ana sebep beslenme alışkanlıklarıdır. Ağzınızı açıp güzelce gülemezsiniz.

Soda, diyet içecekler, şekerleme, şekerli yiyecekler, enerji içecekleri dişleri yorar çürütür bozar. Bakteri asitlenerek diş minesini yapısını bozar. Bu besinlerden mümkün oldukça uzak durmanız önerilir.

Turunçgiller meyveleri. İçindeki C vitamini diş etindeki kolajen için sakıncalı olabilir. Bu da hem sağlığı bozar hem gülüşünüzü etkiler ağzınızı kapamak zorunda kalırsınız. İçeceklerde de C vitaminine dikkat edin.

Badem. E vitamini içerir sizi tok tutar ve sağlıklı bir besindir. Buraya kadar çok güzel ancak gülüşünüzü diş ve ağzınızı etkiliyor. Diş yapısını bozabiliyor soyulmuş kavrulmamış olandan az miktarda tüketin.

Salamura turşu ürünleri. Büyük bir lezzettir kalorisi boldur sandviçlerde bolca tüketilir. Ancak beyaz dişleriniz için ideal değildir. Onun yerine peyniri tercih edin.

Kuru meyveler, kahve ve fıstık ezmesi de az tüketilmesi gereken diğer dişleri bozan besinlerdendir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Diş Ağrısını Yok etmek İçin Pratik Çözümler

Diş ağrısı başımıza gelen diğer ağrı türlerine göre oldukça şiddetli ve canımızı yakan bir ağrı türüdür.

Dişlerinizde çürük veya dolgu bulunuyorsa;
• Dişlerinizi Fırçalamanız gereklidir. Bazen kocaman diş ağrısına sebep olan şey diş arasına sıkışmış bir besin maddesi olabiliyor. Fırçalama işlemi sıkışan besini çıkartmaya yardımcı olur.

• Kürdanın üzerine kolonya damlatarak çürüğün bulunduğu bölgeye dokunarak çürük diş üzerindeki birikmiş besinleri almaya çalışın. Bu sayede diş ağrınızı hafifleyecektir.

• Ağzınızı tuzlu su veya elma sirkeli su yardımı ile gargara yapınız.

• 1 diş sarımsağı ezerek tamda çürük olan dişin üzerine yerleştirmek var olan diş ağrısını hafifletmek konusunda büyük fayda sağlar. Sarımsak bakteri yok edebilme özelliğine de sahiptir.

Dolgu veya kaplamaya sahip dişiniz ağrıyorsa;

• Ağrıyan dişlerinizi soğutmaya bakın. Bir buz yardımı veya soğuk su ila yapılan gargara diş ağrınızı hafifletebilir.
• Dişler dolgulu olduğu için dişin özüne inmek imkansız olduğundan ağrı kesici kullanarak diş ağrınızı hafifletebilirsiniz.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Dişleri Doğal Yoldan Beyazlatan Besinler

Çilek. Bu yaz meyvesindeki malik asit diş yüzeyini doğal yoldan beyazlatır. Diş lekelerini sararmasını önler ve giderir.

Badem ve ceviz. Plak oluşumunu önler ve diş yüzeyinde lekelenmeleri giderir. Sağlıklı yağlar, protein içerir inci gibi dişleriniz olur.
Soğan. Ağız kokusu yapsa da ağız ve diş sağlığı için çok önemlidir. Renklenmeleri önler ve giderir.
Elma. Yeşil elma diş dostudur. Diş etlerini güçlendirir çürüğü önler ve rengi açar.

Kabartma tozu veya karbonat diş macununda bu sebeple kullanılır diş rengini açar.
Havuç dişleri temizler ağzı ferahlatır dişleri beyazlatır.
Brokoli. Öğle yemeğinde çiğ veya haşlama brokoli hem sağlıklıdır hem diş dostudur. Doğal bir diş fırçası ve macunu gibidir.
Peynir. Nefesi kokutsa da diş dostudur. Portakal, su, armut, süt ve yoğurt da dişleri beyazlatır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Grip Aşısı Kalbi Koruyor mu?

Ateşli ve ağrılı hastalıklar özellikle grip kalbi yoruyor. Grip aşısı olarak gripten ve benzeri hastalıklardan korunmak aynı zamanda kalbi de koruyor.

Kalp yetmezliği ve kalp krizi gibi kalp sorunları bu aşı sayesinde önlenmiş ve oranı azaltılmış oluyor. Bu da grip aşısı olmak için başka bir sebep. Grip hastalığına neden olan virüs kalp sorunlarına da yol açıyor. 6 yaş ve üzeri herkes grip aşısı yaptırabilir.

Kalp hastalığı olanları daha büyük sorunlardan koruyor olmayanların kalp riskini azaltıyor. Araştırmalarda katılımcıların %36 oranında kalp rahatsızlıklarından grip aşısıyla korunduğu ortaya çıkmıştır. Hiç başlamayan kişileri de kalp sorunlarına karşı %55 oranında koruyor.

Aşının koruyucu etkileri üzerine klinik çalışmalar devam etmektedir. Grip ve eşlik eden iltihaplı hastalıklar kalbi savunmasız bırakır. Bağışıklık sistemi zayıflar ve kalp kendini koruyamayabilir. Grip iltihabını önleyen bu aşı mevsimden önce yaptırılmalıdır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Gebelikte Grip Olmanın Anne ve Bebek Üzerindeki

Gebelik döneminde kadınların bağışıklık sistemleri çok daha hassas ve korunmasızdır.

Zayıf düşen bünyeleri kolayca grip gibi viral hastalıklara yakalanabilir. Son dönemlerde salgın halinde yayılan grip vakaları da gebeleri bir hayli korkutuyor. Kadın doğum uzmanları anne adaylarını uyarıyor. Enfeksiyon ve komplikasyonlar açısından kendinize çok daha fazla özen göstermelisiniz. Hastalık riski olan ortamlarda bulunmamalı bu kişilerle temas etmemelisiniz.

Kapalı ortamlarda çok fazla kalınmamalıdır. Bulunulan ortamların çok iyi havalandırılmış olması gerekmektedir. Bilinen grip belirtileriniz hamilelikte ortaya çıkarsa hemen bir doktora gitmelisiniz. Gebelikte grip olmak eğer ileri seviyelere giderse zatürreye dönebilir. Bu da çok korkulan anne ve bebek ölümlerine sebep olabilir. Hafif ilaçlar verilebilir, beslenmeye dikkat edilir, bol su içilir.

İstirahat etmek ve beklemek gerekir. Birkaç gün düzelme görülmez ve ateş de yükselirse hemen doktora gidilmelidir. Sağlıklı beslenmeli, çok fazla temas halinde olmamalı ve temiz hava almalısınız. Hamilelikte istenmeyen durumları önlemek ve sağlıklı bir 8 ay geçirip bebeğinizi kucağınıza almak istiyorsanız bu önerilere kulak verin.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Sinüs Problemlerine Doğal Çözümler Nelerdir?

Yatak odanızda ve diğer odalarda hava nemlendiricisi bulundurun. Kuru havalar sinüsleri tahriş edebilir.

Tıkanıklığı önlemek adına havanın nemlenmesini sağlayın. Buhar banyosu yapın özellikle burundan içeri sıcak buhar uygulayın. Duşta ve banyoda sıcak su kullanın. Sigara, sert temizlik ürünleri, boya, saç spreyi, parfüm gibi maddelerden kaçının sinüsleri çabucak tahriş eder. Kokusuz, doğal, yeşil ürünlere yönelin.

Sinüs sorunları olanlar daha fazla su içmelidir. Kafeinsiz içecekler, sıcak çay, alkol ve kahve dışındaki tüm içecekler özellikle sıcak bitki çayları iyi gelir. Nazal sprey ve damlalar ile burnu sıcak suyla yıkamak da iyi gelecektir. Ağzınızı açın burnunuza sıcak buharı ve damlayı verdikten sonra burnunuzu iyice kapatın ve biraz bekleyin.

Ilık temiz su ve tuz karışımını bir şişe yardımıyla burnunuza sprey şeklinde uygulayın. Kolayca tıkanabilen kış aylarında sertleşen bu sinüs problemleri soğuk algınlığı, sigara veya alerjiden de kaynaklanabilir. Tüy, toz akarları gibi alerjenlerden de uzak durun. En doğru tedavi için doktorunuza danışın.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Kış Aylarında Enfeksiyon’dan Korunma

Kış aylarına girdiğimiz şu günlerde havaların değişmesi ve soğuk havanın kendini iyiden iyiye hissettirmesiyle birlikte ortaya çıkan bazı hastalıklar oluyor.

Genellikle her birimizin başından geçen hastalıklardan nezle, grip, faranjit, sinüzit gibi hastalıklar başta geliyor. Soğuğa bağlı gelişen enfeksiyonlar da özellikle çocuklar, yaşlıları ve hamileleri ilk planda etkilemektedir.

Engelli vatandaşlarımızda hastalıkları ile ilgili soğuğa bağlı olarak enfeksiyon kapma durumu vardır. Kış mevsiminde soğuk havaya uyum sağlamak için vücudumuz daha fazla enerji harcamaktadır.

Vücut direnciniz düşer, enfeksiyon kapma riski bulunur.

Soğuk iklimde devamlı yaşayan insanların durumu ılık havaya çıktıklarında nasıl tepki veriyorsa, soğuğa çıkan ılıman ortam insanları da enfeksiyon kapma riskine açıktır. Soğuk özellikle akciğer hastalarını ve kronik hastalığı olanların dikkat etmeleri lazımdır.

Bronşit ve astım hastalıkları ilk planda daha sık olmaya başlar. Böbrek hastaları, diabet hastaları, Kalp hastaları ilk planda tehlikede olurlar.

Kış hastalıklarına kısaca bakacak olursak; En tehlikeli hastalık olarak görülen zatürredir. Bu hastalığa yol açan 30 civarında mikrop cinsi bulunuyor.

Bu hastalığın oluşumu genelde kış aylarına denk gelmektedir. Çünkü mikroplar bazı bakteriler ve virüsler yoluyla insana bulaşır.

Çocuktan ihtiyarlara kadar her kesin başına gelebilecek olan bu hastalık vücut direncinin düşük olduğu kış aylarındaki mikroplardan etkilenen kronik rahatsızlığı olan insanlara hızla bulaşmaktadır. Kış hastalıklarına dikkat etmeli ve vücut direncimizi düşük tutmamalıyız.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Boğaz Ağrısında Antibiyotik Kullanımı Sakıncalı

Bazı hastalar ilaç tedavisine cevap veremeyebilir. Gereksiz antibiyotik kullanımı da çok risklidir.

Antibiyotikler sadece bakteriyel enfeksiyona karşı savaşabilir. Virüslerin neden olduğu bronşit, boğaz ağrısı gibi durumlarda antibiyotik kullanılmaz. Ancak %10 oranında özel durumlarda reçete edilebilir. Antibiyotiklerin doğru kullanımı hakkında teşvikler sayesinde gereksiz durumlarda kullanım oranı %70 azalmıştır.

Hastaların talebi de doktorları zor durumda bırakabiliyor. Boğaz ağrısı ve bronşit rahatsızlıklarında bu ilaçların etkisi olmayacaktır. Kendiliğinden geçmesi ve bitkisel tedavi ile istirahat etmek iyileştiricidir. Bakteriler antibiyotiklere dirençlidir ve bir noktada dirençlerini bu ilaçlar kırar.

Virüs içerikli gribal hastalıklarda ise başka ilaçlar etkilidir. Ayrıca gereksiz antibiyotik kullanımı, döküntü, alerjik reaksiyonlar, ishal ve mantara yol açabilir. Akut bronşit için acil servisleri dolduran hastalar öncelikle çarenin antibiyotik olmadığını bilmeli.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Piriformis Sendromunu Önleme Yolları

Ağırlıklı olarak piriformisin sıkılaşarak kısalması ile hastalık oluşur.Piriformis kasının siyatik sinire basması sonucu siyatik nöropati oluşması ile ortaya çıkan patolojik bir durumdur. Piriformiste sinir sıkışması ve pelvik çıkışında pelvik çıkış sendromu ile görülen sıkıştırma nedeniyle doğrudan bir yaralanmaya neden olabilir. Bu sendroma yol açabilecek diğer faktörler:
Spinal stenoz(üzerine basınç uygulana omurilik daralması), herniye diskler(spinal sinirlerin tahriş olmasına neden olur), alt sırt bölgesinde aşırı stres ve ağırlık, düşük vücut mekaniği, kötü duruş, uygunsuz yürüyüş ve biyomekanik verimsizliktir.

Belirtileri:
Kalça bölgesinde bacaklara doğru yayılan ağrı gözlemlenir.
Kalça eklemlerinde iç rotasyon yani döndürmede hareket açıklığı azalması,
Zayıf ve sınırlı kalça pozisyonlama,
uyluk ve arkasında karıncalanma uyuşma , ayaklara doğru siyatik boyunca görülen sinirlerde uyuşma,
kalçaya ağırlık verilmesiyle siyatikte yetersizlik ve basınç nedeniyle eksterimite, kısalma zorluğu ve bel ağrısı.

Tedavisi:

Semptomatik rahatlama ve ağrı azaltma amacıyla anti enflamatuar ilaçlar verilir. Analjezik ilaçlar, enjeksiyon ve ameliyat olabilir. Fizik tedavi başlatılabilir. Kas enerji tetkikleri yapılır. Yumuşak doku açıklaması yapılır. Düzenli germe tedavileri uygulanır.

Önleme:

Nüksetme oranı yüksek olduğundan önlem almak gereklidir. Bazı önemli önleyici tedbirler, doğru duruş bakımını içerir. Minderli ergonomik koltuklarda rahat olabilmek ve konfor önemlidir. Isnma ve germe egzersizleri yapılabilir. Düzenli egzersiz gereklidir. Vücuduna yeteri kadar dinlenme ve mola sağlayın. Yorucu ve ağır fiziksel aktiviteler yapmayın. Doğru ve erken tanı ile her hastalık kolayca atlatılır.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Huzursuz Bacak Sendromu – Dr. Hamit Toprak

Pek çok kişi özellikle bacaklarında bazen da kollarında karıncalanma, elektriklenme, kaşınma, çekilme ya da yanma gibi rahatsızlıklar hisseder. Çoğu zaman hissedilen rahatsızlık tarif edilemeyecek yapıdadır ve hasta doktora gitse bile derdine çare bulamaz.

Bunun nedeni hastanın dile getirdiği rahatsızlakların birçok farklı hastalığı işaret etmesidir. Nöroloji Uzmanı Dr. Hamit Toprak huzursuz bacak sendromunun nedenleri, teşhisi ve tedavisi hakkında bilgi veriyor!

Huzursuz Bacak Sendromu nedir?
Huzursuz bacak sendromu (HBS) toplum içinde yaygın olan ancak çoğu zaman teşhis edilemeyen nörolojik bir rahatsızlıktır. Oturduğumuz veya uzandığımız zaman bacaklarda başlayıp yerimizden kalkıp dolaşmadan kaybolmayan oldukça rahatsız edici bir durumdur. Aynı şikayetler bazen eş zamanlı kollarda da görülebilmektedir.
Toplumda görülme oranı %8 civarindadır. Genelde erken yaşlarda başlar, yaş ilerledikçe artar. Kadınlarda görülme olasılığı erkeklere göre daha fazladır.

HBS’nin nedenleri nelerdir?
Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte son yıllarda yapılan araştırmalar kasların kontrolünde rol alan beyindeki dopaminin dengesizliği üzerinde durulmaktadır. Bu dengesizliğe sebep olan sorumlu genlerdeki kromozomlar teşhis edilmiştir.
Çoğu zaman HBS’un eşlik ettiği bazı durumlardan söz etmek mümkündür. Hamilelik, obezite, sigara kullanımı, tiroid hastalığı, anemi, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği, bazı ilaçlar, aşırı kahve ve alkol tüketimi bunlardan bazılarıdır. Genetik geçiş, genç vakalar başta olmak üzere, vakaların yarısından fazlasında gösterilmiştir.

HBS’nin belirtileri nelerdir?
Hastalar sıklıkla baldır, uyluk, ayak ve kollarda hoş olmayan bu duyuyu ; karıncalanma, sızlama, çekilme, ağrı, kramp, elektriklenme, kaşınma, kemirme veya yanma gibi ifadelerle anlatmaya çalışırlar. Bazen duyunun tarifi hasta tarafından imkansızlaşır, bacaklarını hareket ettirme isteğini anlatmakla yetinirler. Uykuyu böldüğünden dolayı kişide gündüz sersemliği ve uyuklamaya neden olur. Bulguların şiddeti değişkenlik göstermekle birlikte zaman zaman tamamen kaybolabilir. HBS’u başka ciddi hastalık ve durumlara yol açmasa da uykusuzluktan kaynaklanan tedirginlik ve hayat kalitesini düşürecek kadar ruhsal rahatsızlıklara neden olabilir.

HBS’un karakteristik üç özelliğinden söz etmek mümkündür:
1- Hareketsizlik sırasında başlar. Genellikle uzanınca veya arabada, uçakta veya sinemada uzun bir süre oturunca ortaya çıkar.
2- Hareket ile rahatlar. HBS hissi ayağa kalkınca ve hareket edince azalır. Hastalar germe, sarkıtma, sallama, adımlama, yürüme veya egzersiz ile şikayetleri gidermeye çalışırlar.
3- Akşamları artar. Belirtiler çoğunlukla akşam saatlerinde artış göstermektedir.

HBS neden kolay teşhis edilemiyor?
HBS hastaların çoğu şikayetleri ciddiye almadıkları ya da nasıl anlatacaklarını bilemedikleri için doktora başvurmazlar. Başvuranların büyük bir kısmında ise maalesef stres, uykusuzluk ve kramp gibi hatalı teşhisler ile karşılaşırlar. Son yıllarda özellikle medyanın bu konuya daha çok eğilmesi neticesinde insanlar duruma daha çok vakıf olmaya başlamışlar. HBS’a ait belirti ve bulgularını yaşıyorsanız, mutlaka bir nöroloji veya uyku uzmanına başvurmanız gerekmektedir.

HBS’un teşhisi çoğu zaman hastanın verdiği bilgi ile konulduğundan randevu öncesi rahatsızlığınız ile ilgili hikayeyi toparlamanızı tavsiye ediyorum. Belirtilerinizi, şikayetlerin başlangıç zamanını, gün içinde yayılışlarını ve zamanla artış gösterip göstermediklerini, başka hastalıklarınızı, kullandığınız ilaçları, aile hikayenizi gözden geçirin.
HBS’unda benzer klinik özellikler gösteren kas ve eklem hastalıkları, şeker hastalığı, fibromyalji, damar tıkanıklığı ve Parkinson hastalığı gibi başka muhtemel hastalıkları dışlamak için kan, sinir ve kas testleri yapılır. Bazı durumlarda dokor tarafından tavsiye edildiği takdirde bir uyku laboratuarında uyku davranışları incelenebilir.

Huzursuz Bacak Sendromu tedavisi nasıl yapılır?

Tedavi olarak çoğu zaman demir eksikliği gibi altta yatan nedenin tedavisi ile HBS’un belirtilerinde belirgin bir düzelme gözlenir. Dopamin benzeri yapıya sahip olan Parkinson ilaçları HBS tedavisinde kullanılır. Yaygın olarak tavsiye edilen uyku ilaçları, huzursuzluk hissi üzerinde belirgin etkileri olmamakla birlikte gündüz uyuklamasına da neden olabilir. Çevresel sinir ağrısı üzerinde etkili olan ilaçlar ve bazı epilepsi ilaçları zaman zaman faydalı bulunmuştur. Şikayatlerin başında alınan ağrı kesiciler hastanın rahatlamasını sağlayabilir. Ayrıca banyo ve masaj, sıcak veya soğuk uygulamalar, düzenli hafif egzersizler şikayetlerin azalmasına yardımcı olabilir. Yoga veya meditasyon gibi gevşeme teknikleri zaman zaman faydalı olabilir. Yorgunluğun HBS’un belirtilerini artırdığı bilinmektedir, serin, sessiz ve ışıksız rahat bir ortamda uyumaya, aynı saatlerde yatma ve kalkmaya özen gösterilmeli. Kafein içeren kahve gibi içecekler veya çikolata gibi gıdaları azaltmak faydalı olur. Yatmadan önce beynin uyanık olmasını sağlayan bulmaca gibi aktiviteler şikayetleri azaltır.
Tedavide en önemli nokta tedavinin vakaya özel olduğunu unutmamaktır. Bazen hastaya özgü ilaç ancak birkaç denemeden sonra bulunabilir. Dikkat edilmesi gereken başka önemli nokta tedavi için seçilen ilacın dozaj yeterliliğidir. Böyle bir durumda ilaç dozu ve alım saati tekrar gözden geçirilmelidir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Neden Bazı İnsanlar Birden Fazla Kansere

Genelde kadınlarda bu sorun yaşanıyor, yumurtalık, rahim, göğüs kanseri sırayla belli dönemlerde ortaya çıkabiliyor.

Habis tümörler kolonlara ve diğer bölümlere hızlıca yayılabilir. Acil cerrahi müdahale gerekmektedir ve ameliyatla ilgili kısımlar temizlenmelidir. Kemoterapi gibi tedaviler de ruhsal ve fiziksel olarak zorlu bir süreçtir. Bilim adamlarının yeni çalışmalarının konusu neden bazı insanlar birden fazla kanser türüne birden yakalanıyor sorusudur.

Yumurtalık kanseri rahim ve karın bölgesine bütün olarak yayılır ve gelişimi daha hızlı aynı zamanda kolaydır. Işın tedavileri ile DNA gen değişimlerine neden olarak habis taklit yetenekleri ile birçok doku organ ve bölgede yayılabilir. Kemoterapi görmek zor olsa da kanserin tekrarlama riski azalır. Hücreler birbirine çarparak genetik mutasyon değişimlerine uğrar. Çoklu komplikasyonlar malign tümörler yoluyla yayılır. Meme ile yumurtalık kadınlarda çoklu görülürken, pankreas ve prostat kanserleri erkeklerde bir arada görülebilir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Çiğ Süt İçmek Ne Kadar Zararlı?

Çocouklarımıza ve başkalarına içirmemeliyiz ve içmemeliyiz.. Çiğ sütün zararları var mı varsa nelere iyi gelmiyor hangi sonuçlar ortaya çıkıyor?

Batı toplumunda bile insanların çiğ süt içerek tedavisi mümkün olmayan hastalıklara yakalandığnıı belirten Konya Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nihat Akın, "Süt, dişi memeli hayvanların yavruları için salgıladığı biyolojik bir sıvıdır. Dolayısıyla beslenme açısından düşündüğümüzde içerisinde yavrunun belli bir süre bütün ihtiyaçlarını hem büyüme ve gelişme hem de yaşam için gerekli besin maddelerini içeriyor." dedi.

Biyolojik olarak düşünüldüğünde çiğ sütün çok değerli bir besin maddesi olduğunu belirten Prof. Dr. Akın, "Ayrıca fizyolojik olarak düşünüldüğünde herbir memeli hayvanın sütü kendi yavrusu için salgılanmakta ve yararlılığı da kendi yavruları için maksimum düzeydedir. Ancak bu bizim anne sütünün dışında bir süt tüketemeyiz anlamına gelmez ve ayrıca diğer tür sütler ide anne sütü gibi çiğ olarak tüktetmemizin güvenli olduğu anlamına gelmez. Günümüzde bu işi bilen de bilmeyen de konuşuyor. Televizyonda birçok bilim adamı olduğunu söyleyen konuşmacı var. Kendi konusu olmadığı halde bir uzmanmış gibi kulaktan dolma bilgilerle endüstriyel süt içmeyin yoğurt tüketmeyin gibi tavsiyelerde bulunmaktadır. Bence bunların önemli bir kısmı yanlış bilgi ve halkı korkutuyor." diye konuştu.
ÇİĞ SÜT İÇEREK TEDAVİSİ MÜMKÜN OLMAYAN HASTALIKLARA YAKALANMAYIN

Prof. Dr. Akın, "Televizyonlarda basının diğer kurumlarında söylenildiği gibi teknolojik kurallara uygun olarak üretilen pastörize süt ve UHT süt içmek tehlikeli değil veya endüstriyel yoğurdu tüketmek tehlikeli değil. Aksine onların tavsiye ettiği kaynağı ne olduğu bilinmeyen sokakta organik veya doğal ürün diye satılan denetimsiz ürünleri tüketmek çok daha tehlikeli olabilir. Hele bizim ülkemiz için onların tavsiye ettiği kadar çiğ süt tüketmek hiç de sağlıklı bir tüketim yöntemi değildir. Çünkü bizim ülkemizdeki hayvanların büyük bir kısmı sağlıksız şartlarda tutulduğu ve yemlerle beslendiği ve uygun olmayan merada otlatıldığı belirtilmektedir. Bu şartlardaki hayvanların sütünde patojen bakterilerin olmaması mümkün değil. Tabi ki hayvanlarını uygun şartlarda yetiştiren bir çok çiflik de var. Ancak sütler karışık toplandığı için mikrobiyolojik kaliteleride uygun olmayabilir." dedi.
DEVLETİN OKULLARA VERDİĞİ SÜT DOĞRU BİR UYGULAMA

Okul sütü projesini de değerlendiren Prof. Dr. Akın, "Merada da yayılsa ahırda da beslesek hayvan sağlıklı değilse yine hastalık yapabilen mikroorganizmaları içerebilir. Dolayısıyla kesinlikle çiğ süt içmek hayvanın özelliklerini bilmeden sağlıklı olup olmadığını bilmeden temin edilen çiğ sütleri içmek doğru değil. Örneğin çiğ keçi sütlerinde Brusella mikrobu çok yaygındır. Burisella mikrobunu taşıyan çiğ keçi sütünden yapılmış süt ürünlerini tüketmek hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu hastalığın tedavisi de uzun süren bir hastalıktır. Aynı şekilde Tüberküloz mikrobunu taşıyan çiğ sütten yapılmış ürünleri tüketmekte verem hastalığına yakalanmamıza neden olabilir. Günümüzde devletin yaptığı okul sütü bence doğru bir uygulama . Tabi bunun da eksikleri olabilir.

Devletin süt üreticisine yönelik bu destekleri farklı şekillerde de değerlendirilebilir. Bu destek bu haliyle daha çok kutu ambalajı üreten firmaları destekliyor gibi görünüyor. Bu sütler günlük olarak dağıtılacaksa ürünler çeşitlendirilerek ulaşımı kolay olan bölgelere daha ucuz ambalaj maliyeti olan pastörize süt verilebilir. Daha değişik süspansiyon yöntemleri uygulanabilir. Gelişme çağındaki çocuklara 200 ml de olsa devletin bir süt desteği sağlaması onların sağlıklı kalmasına dolayısıyla devletin sağlık giderlerini kısmende olsa düşürebilir. Çünkü biz ilacı da kendimiz üretmiyoruz. İlaca vereceğimiz parayı halkımıza vererek daha az hastalanan işine daha çok gidebilen işinde daha çok verimli olabilen insanlara dönüştürebiliriz. Keşke devletin gücü olsa bunu daha çok sağlayabilse daha fazla miktarlarda bunu yapabilse. Bu tabi ki olumlu bir şey. Geçmiş yıllarda bazı problemler oldu. Bunun sebebi de laktoz intolarant dediğimiz toplumda yaygın olan bir rahatsızlık. Çünkü bizim toplumumuzda istatistiklere baktığımızda toplumun %35-40’ı laktoz intolerant. Yani süt içtiği zaman laktozlu bir şey tükettiği zaman sütün içerisinde bulunan süt şekeri dediğimiz laktozu aldığı zaman bunu sindiremez. Çünkü vücutlarında bunu sindirebilmesi için yeteri kadar enzim üretmiyor. Dolayısıyla sindirim sistemlerinde bulunan gaz üreten organizmalar laktozu kullanarak bundan bol miktarda gaz üretiyor. Bu da karın kramplarıve ağrıları, şişkinlik gibi rahatsızlıklar olabilir.

Geçen yıl bunlar oldu dolayısıyla bu tip çocuklara süt içmeyi zorlamamak lazım içebiliyorsa içinden geliyorsa içmesi içinden gelmiyorsa sütünü eve götürebilir evindeki başka bir birey tüketebilir. Bu teknoloji uygun bir şekilde kullanıldığında UHT yöntemi uygun şekilde kullanıldığında sütün raf ömrnü 4-6 ay arasında soğukta muhafaza edildiğinde uzatabilir. Dolayısıyla bunun içerisine şunu katıyorlar bunu katıyorlar dolayısıyla sütün raf ömrünü uzatıyorlar gibi söylenen dedikodular doğru değil. Yani bu teknolojiyi kullanabilmesi için bir işletmenin en kaliteli sütleri seçmesi gerekiyor. Dolayısıyla en kaliteli sütleri kullanmadığın takdirde bu tip standart kalitede sütü (UHT) üretebilmesi mümkün değildir. Tabiî ki sütün raf ömrünün uzamasının önemli sebeplerinden biriside başlangıçta kullandığı çiğ süt kalitesi ve kullanılan yüksek teknolojiden kaynaklanıyor. Bunun için velilerin müsterih olmaları gerekiyor bu sütlerin yani tekniğine uygun şartlarda üretilmesi durumunda kişinin sağlığı üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmadığından emin olmaları gerekiyor.

Bazen diyorlar bu sütten yoğurt yapamıyoruz. Tabiî ki bu sütten yoğurt olmaz . Çünkü bu süt yüksek sıcaklık uygulandığı için proteinlerinin bir kısmı değişikliğe uğruyor dolayısı ile beklenilen kalitede yoğurt pıhtısı oluşamıyor. Bunu da bilmeyen insanlar bir olumsuzlukmuş gibi öne sürüyor. Bu bir olumsuzluk değildir. Çünkü bu uygulama sonucunda elde edilen süt yoğurt yapımına uygun değildir. Aynı şekilde peynir yapımınada uygun değildir. Niye pastörize süt yoğurt oluyorda bu olmuyor diye düşünebiliriz . pastörize süt üretiminde kullanılan sıcaklık 72 C civarında uluslararası standartlarda ülkemizde bu sıcaklık 80 C’ de 1 dakika olarak kabul ediliyor. Bunun sebebi çiğ süt kalitemizdeki yetersizliklerdendir. Dolayısı ile düzenlemeyi yapanlar halkın sağlında olası riskleri dikkate alarak onlar için gerekli tedbiri almışlardır. Biyolojik olarak beslenme açısından daha iyi ama ülkemizde çiğ süt kalitesinin düşük olması dolayısıyla bunun daha dayanıklı hale getirilebilmesi için de mutlaka daha yüksek sıcaklık uygulaması işletmeler tarafından tercih ediliyor.

Önümüzdeki yıllarda çiğ süt kalitesinin gelişmesine bağlı olarakta pastörize süt üretiminin artacağını ben düşünüyorum. Ama mevcut şartlarda bu sütleri daha uzun süre dayandırma şansına sahip değiliz. Tabi tüketicilerin süt içme alışkanlıkları fazla değil dolayısıyla bu sütlerin raf ömürleri sınırlı olduğu için birkaç günle , bu sütlerin satışı fazla olmadığı için işletmelerde bu tip süt üretmeyi tercih etmiyor veya tüketicilerde bu tür sütlere fazla güvenmiyor. Bunun içinde tabi UHT süt Türkiye de fazla miktarda üretiliyor ama batı toplumlarında çiğ süt kalitesi yüksek olduğu için süt tüketim alışkanlığı fazla olduğu için daha çok pastörize süt üretimi ve tüketimi mevcut." şeklinde konuştu.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Tüp Bebek İçin Uygun Beslenme Düzeni

Tüp bebekle bebek sahibi olmak isteyen kadınların bu beslenme programına uymaları önemlidir. Bu planda hangi gıdalar yer alıyor ne zaman ne yenmeli öğrendik..

Tüp bebek isteyen kadınların potasyumdan zengin fındık badem, balık ile C vitamini içeren limon, biber, portakal, mandalina gibi meyveler tüketerek tedavide başarıyı artırabileceklerini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Ferin Batman, örnek beslenme menüsü verdi.

Bebek sahibi olmaya karar verdiyseniz, sağlıklı hamilelik geçirmek, sağlıklı bir bebek sahibi olabilmek için öncelikle doğru düzenlenmiş bir beslenme programını uygulamalısınız. Özellikle de anne olmak isteyen ancak yardımcı üreme yöntemlerine ihtiyaç duyan bir kadının tüp bebek tedavisini uygulamaya başlamadan önce ideal kilosunda olması gerekiyor. Şişman olan bir kadının tüp bebek uygulamasında başarısız olma ihtimali artar.

Anne olmak isteyen bir kişinin hem kilolu hem de polikistik over (çok sayıda kist içeren yumurtalık) rahatsızlığı varsa tüp bebek uygulamasının başarılı olma şansı iyice düşer düşer. ‘Polikistik over metabolik sendrom dediğimiz insülin direncine sebep olabiliyor. Bu da kadının karın bölgesini yağlandırıyor. Karında yağlanma ise tüp bebek uygulamasının başarısını düşürür.

Tüp bebek tedavisinin başarısını desteklemek için nasıl beslenmeli?

- Günde en az 2,5-3 lt su içmelisiniz.

- Sigara içen kadınların gebe kalma oranı içmeyenlere göre daha düşük. Üreme sistemine zarar veren alkol ve sigarayı içmemelisiniz.

- Haftada üç gün balık yemeyi ihmal etmemelisiniz.

- Suni tatlandırıcılar diyet programında kullanılabilir fakat tüp bebek tedavisinde kullanmayın.

- Çay ve kahve tüketimini azaltmalısınız. Hatta kahveyi tümden bırakın, çayı da çok seviyorsanız açık içmeye çalışmalısınız.

- Pişirme tekniği en uygun ve yüksek şekilde vitamin, protein, mineral alınması için çok önemli. Kızartmalar yerine ızgara veya fırında az yağlı pişirilmiş yemekleri tercih etmelisiniz.

- Makarna ve sebzeleri az suda haşlayarak pişirmelisiniz.

- Gebelik öncesi tedavide anne adayının folik asit alması, folik asitten zengin besinlerle beslenmesi şart. Folik asit yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde yoğun bir şekilde bulunmaktadır. Bu yiyeceklerin miktarları da önemlidir. Haftada 3 kez kuru baklagil, haftada 50 gr. badem, haftada 50 gr. fındık yemelisiniz.

- İyi kaliteli bir uyku ve yürüyüş de önemlidir. Haftada 3 defa düzenli yürümelisiniz.

- C vitamininden zengin gıdalar seks hormonlarının iyi çalışmasını sağlar. Bol miktarda kivi, limon, portakal, mandalina, biber yemelisiniz.

- Bezelye, brokoli, havuç vitamin ve mineral açısından zengin sebzelerdir. Günde 1 havucu salatada; bezelye ve brokoliyi de zeytinyağlı sebze olarak tüketmelisiniz.

Örnek tüp bebek diyeti-1

Sadece kiloluysanız, sodyumu düşük potasyumdan zengin bir diyet programı uygulamanız yeterli. Bu diyette balığa ağırlık vermelisiniz.

SABAH: 1 bardak süt + 7 kaşık müsli veya 50 gr. yarım yağlı beyaz peynir+2 dilim bol tahıllı ekmek+domates (tuzsuz)

ÖĞLE: 1 tabak sebze yemeği (zeytinyağlı ve yeşil sebzeler olmalı, ıspanak, kabak-fasulye gibi) + 1 dilim ekmek + salata (bu mevsimde daha çok marul, kırmızı lahana salatasını tercih edebilirsiniz).

ISPANAĞIN EN LEZİZ HALİ! PRATİK ISPANAKLI KİŞ TARİFİNİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN.

ARA: 1-2 porsiyon meyve (1 portakal +1 elma gibi).

AKŞAM: Kırmızı eti haftada 1 defa, balık haftada 3 defa, tavuk haftada 2 defa, kuru baklagillerden de özellikle mercimeği haftada 1 defa tüketin. Bu mönünün yanında 1-2 dilim ekmek alabilirsiniz, 1 kase yoğurdu eklemeyi de unutmayın.

ARA: 1 muz yiyebilirsiniz. Potasyumdan zengin bir meyve olan muz ödem de atar.

Örnek tüp bebek diyeti-2

Hem kiloluysanız hem de polikistik over rahatsızlığınız varsa kilo verebilmeniz için vücudunuzdaki insülin direncini azaltacak bir diyet uygulamanız gerekir.

SABAH: 1 bardak süt +8 kaşık müsli veya 2 yumurtalı omlet+1 dilim ekmek veya 50 gr yarım yağlı beyaz peynir + 1 dilim ekmek.

ARA: Proteinli yiyeceklerle karbonhidratlı yiyecekleri karışık yemeliyiz yoğurt + meyve gibi.

ÖĞLE: 1 tabak sebze yemeği (etli olabilir) + 1 ince dilim ekmek + 1 kase yoğurt + salata.

ARA: Muzlu süt veya 1 tost+ayran veya peynir+ekmek.

AKŞAM: Kuru baklagil veya et, balık, tavuk (et, tavuk 200 gr. balık 400 gr olmalı) + 1 dilim ekmek veya çorba (çorbalardan mercimek, tarhana, yayla çorbalarını tercih edin) + salata.

ARA: Yoğurt + meyve veya 2 galeta + 30 gr. light beyaz peynir.
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com

Bu Öneriler Yaza Fit Girmenizi Sağlayacak

Beslenme alışkanlığınızı hem güzellik-estetik hem de bir ömür boyu sağlıklı yaşamanız için değiştirin. Sağlıklı beslenme sağlıklı yaşam demektir. İşte öneriler..

Doğal gıdalarla beslenin
İşlemden geçmiş gıdalardan uzak durun
Bol su tüketin (kadınlar için günde 8, erkekler için 12 bardak)
Aktif hareketli olun
İyi uyuyun
6 saatten az uyumak karar verme mekanizmanızı üç bira içmek kadar etkiler
Bunları yiyin…
SEBZE
BAKLİYAT
MEYVE
TAM TAHIL
FISTIK, CEVİZ
ÇAYLAR
YEŞİL İÇECEKLER
PROTEİNLER (Yumurta, organik tavuk, avlanan balık, deniz mahsulü, kırmızı et)
SAĞLIKLI YAĞLAR (Yağlı balıklar, avokado, halis zeytinyağı, hindistancevizi yağı)
Bunlardan Kaçının…
İŞLEMDEN GEÇEN GIDALAR
KARBONHİDRAT
GAZLI İÇECEKLER
KIZARMIŞ GIDA
SÜT ÜRÜNLERİ
ALKOL
GLUTEN
Kaynak Siteye Teşekkürler.7gunsaglik.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...